← Back to list

RÜYA TUTSAĞI

Bölüm I: Mirasın Gölgesi

Berkay Bağcı in Türkiye Yayını · 2025-04-03 18:39 · 51 claps · 2.4 min read paywalled
#korku-hikayeleri #psikolojik-gerilim #kozmik #kisa-hikaye #seri
Open on Medium ↗

RÜYA TUTSAĞI

Bölüm I: Mirasın Gölgesi

Yağmur, apartman camlarına şiddetle çarpıyordu. Her damla, gecenin derin sessizliğinde yankılanıyor, Elif’in içindeki huzursuzluğu daha da artırıyordu. İstanbul’un eylül ayı bu yıl bir tuhaftı — gökyüzü hep gri, rüzgâr ise yapraklara dokunmadan geçiyor gibiydi. Her şey biraz donuk, biraz yavaş… sanki dünya tam olarak uyanamamıştı.

Elif, pencere kenarındaki eski kadife koltuğunda oturuyor, ayaklarını göğsüne çekmiş, tam karşısındaki karton kutuya bakıyordu. Kutunun üzerinde sararmış bir etiket vardı. El yazısı tanıdıktı; çocukluğundan beri hafızasında yer eden o karakteristik, titrek ama özenli yazı. Üzerinde yalnızca iki kelime yazıyordu:

“Sakın Açma.”

Kutuyu Balıkesir’den, büyükannesi Gülizar Hanım’ın ölümünün ardından, avukat aracılığıyla almıştı. Gülizar, yıllarca Edremit’te, Kazdağları’na yakın bir köy evinde tek başına yaşamıştı. Komşuların anlattığına göre, son yıllarında neredeyse kimseyle konuşmaz olmuştu. Evine giren çıkan yoktu. Elif’in çocukluk hatıralarında ise Gülizar Hanım; uzun örgülü saçları, ağır kokulu bitki çayları ve durmadan tekrar ettiği garip cümlelerle yer etmişti.

“Görmediklerini tut, duymadıklarını unut…”

Ne zaman annesiyle Balıkesir’e gitse, Gülizar onu uzun uzun süzer, sonra odasına geçip saatlerce yazı yazardı. Ancak o yazıların hiçbirini kimseye göstermezdi.

Şimdi Gülizar Hanım ölmüştü. Miras bırakmamış, evi bir derneğe devretmişti. Sadece bu kutu... Elif’e özel olarak vasiyet edilmişti. “Sadece torunum Elif’e teslim edilecektir. Açılması hâlinde sorumluluk kendisine aittir.”

Elif, ellerini yavaşça kutunun kapağına uzattı. İçinde garip bir tedirginlik vardı. Kurumuş çam reçinesi gibi yapışkan ve tatlı bir korku. Kapağı kaldırdı.

Kutunun içinden, ince bir tülbente sarılmış dairesel bir nesne çıktı. Parmakları tülbentin yıpranmış kenarlarını çözerken, toz havaya karıştı. Kumaş açıldığında, eski bir düşkapanı ortaya çıktı.

Ama bu, alışıldık düşkapanlarından değildi.

Çemberi, siyah ve düzensiz biçimli dallardan örülmüştü. Ağ kısmı, klasik örümcek ağı deseninden çok, merkezine doğru sarmalanan bir spiral gibiydi. Boncuk yoktu. Sadece iç içe geçmiş iplikler… Ve merkezde, kemikten yapılmış gibi görünen küçük gri bir göz figürü duruyordu. Tüyler ise normalde aşağı sarkması gerekirken yukarı doğru yerleştirilmişti — sanki yukarıdan gelen bir şeyi yakalamak için.

Elif’in boğazı kurudu. Elini çemberin üzerinden çekti. Ama tülbentin içinde bir şey daha vardı: sararmış, kenarları yıpranmış bir kâğıt parçası. Gülizar’ın el yazısıyla yazılmıştı:

“Onu yatağının üstüne as. Rüya nehrine yalnız gitme. Göz kapanmasın.” – Gülizar H.

Elif derin bir nefes aldı. “Bu sadece... eski bir düşkapanı,” diye fısıldadı. Ama içindeki huzursuzluk artıyordu. Nesne, avucunun içinde çok hafifti ama ona bakarken sanki bir nabız atışı hissediyordu.

Gece yarısına doğru, yorgunluktan tükenmiş hâlde yatağına uzandı. Düşkapanını başucundaki duvara astı. Lambayı söndürürken bir anlık tereddüt yaşadı ama sonra iç geçirdi. “Saçmalık,” dedi kendi kendine ve yorganına gömüldü. Dışarıda yağmur hâlâ yağıyordu. Şehir, nefes almayı unutmuş gibiydi.

O gece, Elif bir orman gördü.

Sisle kaplı, ağaçların dalları gökyüzüne pençelerini uzatmış gibi duran, koyu gri bir orman. Yaprak yoktu. Hiçbir şeyin yeşili kalmamıştı. Toprak çamurdu; her adımında içine çekiliyordu. Ama yürümek zorundaydı. Uzakta bir ses onu çağırıyordu.

Ağaçların arasında gölgeler belirdi. İnsan siluetleri… Ama yüzleri yoktu. Hepsi boyunlarında düşkapanları taşıyordu — yanmış, tüyleri kopmuş, ağları çözülmüş düşkapanları. Ve ağızsız olmalarına rağmen şarkı söylüyorlardı:

"Rüya gerçek, gerçek rüya. Kapıyı açan uyumalı, Uyuyan görmeli, Gören… unutmalı."

Elif, bu şarkının ritmine kapılmış gibi yürümeye devam etti. Zamanın anlamı yoktu burada. Uzakta, ağaçların ortasında taşlardan oluşmuş bir çember vardı. Taşların üzerinde, Elif’in kendi el yazısıyla yazılmış cümleler vardı:

“Uyanırsan her şey başlar.”

Bir çığlık yankılandı.

Elif gözlerini açtı.

Sabah olmuştu. Yatakta ter içindeydi. Perdelerden sızan ışık griydi. Gökyüzü hâlâ kendine gelememişti.

Ama odaya baktığında... nefesi kesildi.

Parke zeminde, kapıdan yatağa kadar uzanan çamurlu ayak izleri vardı.

Ve başucundaki düşkapanı... hâlâ yerindeydi. Ama artık ortasındaki o gri göz figürü kapalı değil, açık gibiydi.

Sanki gece boyunca onu izlemişti.


메타데이터
post_id
6cddc90aaaac
slug
rüya-tutsaği-6cddc90aaaac
url
https://mediumturkiye.com/r%C3%BCya-tutsa%C4%9Fi-6cddc90aaaac
canonical_url
https://mediumturkiye.com/r%C3%BCya-tutsa%C4%9Fi-6cddc90aaaac
author_url
https://medium.com/@bagcberkay
status
ok
fetched_at
2026-07-20 10:50:46