EBEVEYNLİK TRENDLERİ GÜRÜLTÜSÜNDEN ‘’SAĞLAM KURTULAN BİR EBEVEYN’’
‘’İyi ebeveyn miyim?’’ sorusunu sordun mu hiç kendine?
EBEVEYNLİK TRENDLERİ GÜRÜLTÜSÜNDEN ‘’SAĞLAM KURTULAN BİR EBEVEYN’’
‘’İyi ebeveyn miyim?’’ sorusunu sordun mu hiç kendine?
‘’İyi ebeveynin’’ tanımı nedir sizce? Gün geçtikçe sayısı artan ebeveynlik trendleri, yaklaşımları, metotları arasında ne düşüneceğini, ne yapacağını şaşırmış anne babalar!
Aynı soruları kendime yönelterek iki çocuk (4 yaş-6 yaş) annesi olarak çıktığım bu yolculuğa nereden başladım, yolculukta nereye vardım, bu süreçte neler öğrendim…hepsini kendi gerçek hikayelerimle birlikte paylaşmak istiyorum.
Siz de iyi anne baba olma yolculuğundaysanız ve gün geçtikçe sayısı artan trendlerin arasında yolunuzu bulamıyorsanız buyurun başlayalım!

Image created with ChatCPT(OpenAl)
Ebeveynlik Trendleri ve Gürültüde Kaybolan Çocuk Sesi
Son yıllarda ebeveynlikle ilgili sık sık yeni trendler görüyoruz. İlk bakışta, geçmişimizin ‘’sert’’ anlayışından uzak; çocuğu daha çok ‘’dinleyen’’, ona alan tanıyan bir tablo sunuluyor.
Ancak uygulamaya geçildiğinde işler pek de umduğumuz gibi gitmiyor!
Üstelik bazı anlayışların, eski yöntemlerin yalnızca daha ‘’cilalı ve pazarlanabilir’’ sürümleri olduğunu fark ediyoruz.
Yine de her bir trende, ebeveynlik modeline ya da yaklaşımlarına ayrı ayrı teşekkür etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü en işe yaramaz modelden bile bir şeyler öğreniyoruz mesela;
‘’çocuğumuza nasıl davranmamamız gerektiğini!’’
Bende hem bir öğretmen hem de anne olarak çocuk gelişimi alanında sayısı hızla artan bu yaklaşımları, metotları takip edebilmek için mücadele vermeye devam ediyorum.
Ama artık okuduğum, takip ettiğim yüzlerce kitap ve yaklaşımların arasındaki mücadelemden zaferle çıkabildiğimi hissediyorum ve yolunuza ışık tutabilmek amacıyla buradayım!
Geçmişe Bakınca
Bir zamanlar, çocuk yetiştirmenin ve ebeveynliğin yalnızca ailelerin keyfine bırakıldığı; toplumun bu konuda sesini çıkarmadığı, dahası kimsenin üzerine bile düşünmediği bir dünya vardı. Bu ‘’sessizlik’ ’ tek başına her şeyden daha ‘’ürkütücüydü.’’
‘’Biz nasıl büyüdüysek, onlar da öyle büyür…’’
“Büyükler ne derse o olur.”
“Çocuğu fazla sevme.”
“Dayak cennetten çıkmadır.”
“Kocaman adam olmuş, hâlâ ağlıyor.”
Photo by Birmingham Museums Trust on Unsplash
Bu söylemlerden tamamen koptuğumuzu söyleyemem. Zaman zaman “Bu çocuğu fazla mı şımartıyorum?” diye içimizden geçirdiğimiz olmuştur. Yine de bu anlayıştan uzaklaşıyor olmamız oldukça sevindirici.
Bugün ise tam tersine, ebeveynlik üzerine sayısız yaklaşım ve trend konuşuluyor. Ancak sayının artması, niteliğin arttığı anlamına gelmiyor. Aksine, ‘’gürültü’’ çoğaldıkça çocuğun gerçek sesini duymak zorlaşıyor.
Peki ne yapmalıyız? Bu işin içinden nasıl çıkarız?
Ben bu süreci iyi yönettiğimi ve kendimi ‘iyi’ bir ebeveyn olarak gördüğümü söyleyebilirim. Bunu, üstten bir bakışla ‘’başardım” gibi algılamayın. Sadece deneyimlerimin ve birazdan okuyacağınız hikayelerimin size yol gösterebileceğine olan inancım tam.
Ama yine de en başında sorarsanız “İyi bir ebeveyn olduğunu anlamamın yolu nedir?” diye cevabım kısa:
’’yolculukta olup olmadığına bak’’
Bu ‘’yolculuk’’ meselesine sık sık değineceğim. Ama önce, fikir vermesi açısından örnek birkaç yaklaşım, yöntem veya trende birlikte göz atalım.
Burada amacım sizi yaklaşımların içinde boğmak değil; öyle olsaydı bilimselliği kanıtlanmış birçok harika teorileri yazımda sıralardım.
Amacım sayısı her geçen gün artan yöntemler veya trendlerden kendime pay olarak neler çıkardığımı ve kendi hikayemi sizlerle paylaşmak..
MODERN EBEVEYNLİK TRENDLERİ
Gentle Parenting (Nazik Ebeveynlik)
Nazik ebeveynlik, bilimsel kanıtlara dayalı; temelinde empati, saygı ve anlayışın olduğu bir yaklaşımdır. Çocuğu gerçek dünyaya hazırlıksız bırakma riski vardır.
FAFO Parenting (F-around and Find Out Parenting)
İsminin açılımı tartışmalı olsa da temelde, çocuğun davranışlarının doğal sonuçlarıyla öğrenmesi fikrine dayanır.
Örneğin, ödev yapmazsa sonuçlarına katlanır.
Yani çocukların yaşadıkları deneyimlerden ders çıkarmasını savunur. Resmi bir ebeveynlik modeli değil; internet dilinde ortaya çıkan tepkisel bir yaklaşım olarak görülür.
Helicopter Parenting (Helikopter Ebeveynlik)
Çocuğun hayatına aşırı müdahale eden, sürekli onun üzerinde “uçan”, her sorununu çözen, risk almasına izin vermeyen ve her adımını kontrol eden ebeveynlik tarzıdır.
Aşırı korumacılık, ‘’çocuğun bağımsızlık gelişimini engeller’’ ve ‘’risk almayı öğrenmesini zorlaştırır.’’
Sharenting Parenting (Dijital Ortamda Paylaşan Ebeveynlik)
Ebeveynlerin çocuklarının fotoğraf, video ve kişisel bilgilerini sosyal medyada sıkça paylaşmasıdır. Bu bir ebeveynlik yöntemi değil; günümüzde yaygınlaşan bir trenddir.
Çocuğun mahremiyetini ihlal eder.
Tiger Parenting (Kaplan Ebeveynlik)
Çocuğun başarısını garanti altına almak için yüksek beklenti ve sıkı disiplin uygulayan katı bir ebeveynlik şeklidir. Akademik başarıya, azme ve dışa dönük olmaya büyük önem verir.
Bireyselliği bastırır. “Neden 100 değil de 95 aldın?” sorusunun somut karşılığıdır.
Lighthouse Parenting (Deniz Feneri Ebeveynlik)
Çocuk doktoru Dr. Ginsburg tarafından tanımlanmıştır. Onun sözleriyle:
“Çocuklarımızın yolunu aydınlatan, tehlikelere karşı uyaran ama rotasını çizmeye kararlı ve güven veren bir deniz feneri olun.”
Lighthouse Parenting, denge ve rehberlik odaklı, bilimsel dayanaklara sahip bir ebeveynlik modelidir.
Tiger ve Helikopter ebeveynliğe tepki olarak ortaya çıkmıştır. Kontrollü serbestlik vardır.
Modern Ebeveynlik Trendleri Arasında Kaybolmak ve Kendi Yolumu Aramak
Photo by Ryan Stefan on Unsplash
Bu örneklere baktığımızda; trendlerin birçoğunun pek de çocuğumuzun yararına olduğunu söyleyemeyiz.
Ama özellikle internet dili ile ortaya çıkmış trendlerin baş kahramanları da bizleriz! (burada bilimselliği kanıtlanmış muhteşem teorilerden bahsetmiyorum tabi)
Aynı zamanda evet ‘’harika bu’’ dediğimiz yaklaşımda vardı ‘’ Lighthouse Parenting’’.
Bu ebeveynlik yaklaşımı bana, “olduğum” ya da “olmak istediğim” ebeveyni tanımlıyor gibi gelmişti ilk bakışta!
Sanki aradığımı bulmuştum. Fakat iş uygulamaya gelince, işler pek de planladığım gibi gitmedi.
Biraz düşündüğümde, diğer trendlerin — Helicopter, Sharenting, FAFO, Tiger, Gentle — birçoğunda da kendime yer bulduğumu fark ettim.
Güvenlik tehdidi olmasına rağmen, Sharenting Parenting içinde nasıl bir rol aldığımı görmek beni rahatsız etti.
Helikopter ebeveynlik kısmında ise, “Ne helikopteri… uçağa dönüştüğüm bile olmuştu!” diye geçirdim içimden.
Şöyle bir göz gezdirince bu trendlere , aman tanrım böyle trend mi olur dediğim her yerde rol alıyordum!
Ne demiştim en başta, en azından ‘’neleri yanlış yaptığımı görebiliyordum araştırdıkça!’’
Deniz Feneri Anne Olma Çabamın Kırıldığı Gün
Photo by Daniel Gregoire on Unsplash
Bir sabah işe gitmek için uyandım. Hazırlanıp evden çıkmak için tam 1 saat 45 dakikamız vardı. Planım basitti: Altı yaşındaki kızımı anaokuluna, dört yaşındaki oğlumu babaannesine bırakacak, ardından işe gidecektim.
Son aylarda hazırlanma süresini uzatabilmek için daha erken kalkıyordum. O sabah da öyle yaptım. Çocuklarımın tüm sorularına cevap verdim, duygusal taleplerinde yanlarında oldum, ilgi ve isteklerini karşıladım. Çantalarını hazırlamalarına, kıyafet seçmelerine yardım ettim.
Kapıya geldiğimizde, çıkmamız gereken saatin üzerinden 10 dakika geçtiğini fark ettim. Oğlum kış ortasında sandalet giymek istiyordu. Onu bot giymeye ikna etmem beş dakikamı aldı. Bu süreçte zorlandım ama hâlâ “Deniz feneri bir anne” gibi sakin davranmaya çalışıyordum. Evden çıkmış, çocukları gidecekleri yerlere bırakmıştım.
İşe geç kalmam dışında ortada hiçbir sorun yoktu ama işe geç kalmak benim için ‘’büyük bir sorundu’’ ve bir şeyler yapmam gerekiyordu.
Ertesi gün işleri hızlandırdım: Çantalarını ben hazırladım, giyinmelerine yardım ettim. Sordukları her soruya yanıt verdim. Oğlumun en sevdiği kışlık ayakkabısını görünür bir yere koydum. Hiç sorun çıkarmadan giydi — daha doğrusu ‘’ben’’ giydirdim. Zaten çantalarını da ‘’ben’’ hazırlamıştım. Zamanında çıktığımız için mutluydum ama biliyordum ki bunu ‘’ben başarmıştım.’’ Bu yüzden hafifleme hissedemedim ortada bir sorun vardı ve ben bunu görmezden gelemiyordum.
‘’Bu sorunsuz hazırlanma süresini benim başarmış olmam büyük bir sorundu.’’
Çocukların tüm ihtiyaçlarını kendim karşılayıp, onlara sorumluluk vermeden tüm süreci istediğim gibi yönetmiştim. Üstelik hala bir deniz feneri gibi pozitif görünmeye çalışıyordum.
Üzücü tarafı da çocuklarımın bu durumdan memnun olması, ‘’sorun çıkarmamasıydı.’’ Çantalarını bana hazırlattıkları için mutluydular. Onlara benim tarafımdan verilmiş bu bihaber mutlulukları beni rahatsız etti.
Deniz feneri anne rolünü bırakıp çoktan bir ‘’helikopter’’ olmuştum.
Sorumluluklarını ellerinden alarak adeta onlara ödül vermişim gibi görünüyordu ama bunun bir ‘’ödül’’ olmadığını ben biliyordum ve
istediğim tek şey ‘’hem deniz feneri bir anne olmak hem de işe vaktinde gidebilmekti.’’
İdeal Sandığım Yöntemin Eksikleri
O gün şunu fark ettim: Okuduğumda beni büyüleyen yaklaşımlardan biri olan Deniz Feneri ebeveynliğinin de eksikleri vardı.
Özellikle sınırlar konusunda net değildi.
Zaten insan davranışlarının önceden belirlenemez olduğu gerçekliği ile hareket edersek hiçbir yöntem, teknik veya yaklaşımın tek başına tamamıyla işe yarayacağını düşünemeyiz.
Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki; yıllardır enine boyuna araştırdığım, bilimselliği kanıtlanmış ‘’İŞTE BU’’ dediğim yaklaşımların neredeyse tamamı bize ‘’aynı tavsiyeleri’’ veriyor.
Yazımda bahsetmediğim; harika bilgiler öğrendiğim her bir yaklaşıma teşekkür ederken meselenin sadece öğrenmek olmadığını, uygulamaya geçtiğimde bazı noktalarda yetersiz kaldığımı söyleyebilirim.
Bu yetersizlik durumumda da sorun görmüyorum artık! Çünkü eksik kaldığımız noktada imdadımıza yetişen biri var: ‘’Çocuğumuz’’
Birazdan bunu size açıklayacağım. Şimdi gelelim nereden başladığıma?
BENİM HİKAYEM
Photo by Sandy Millar on Unsplash
“İyi Bir Ebeveyn Değilim” Cümlesi ile Yüzleşmek
Bu başlığı, etkileyici bir kitaptan ve söylemden aldım. Alice Miller’ın temellerini attığı, Nihan Kaya’nın yeniden yorumladığı “İyi Aile Yoktur” kitabını mutlaka araştırmanızı öneririm.
Bu kitap birçok teorik yaklaşımdan çok daha fazla faydalandığım bir başlangıç oldu.
Nihan Kaya’nın “İyi aile yoktur” sözü, provokatif görünse de aslında derin bir sorgulamaya davet eder. Bu, “hiçbir aile iyi değildir” gibi yüzeysel bir yargı değil; toplumda idealize edilen aile kavramının sorgulanmasıdır.
Toplumda “iyi” diye sunulan aile yapılarında bile; bastırılmışlık, görünmeyen şiddet ve bireyselliğin yok sayılması olabilir.
Gerçek sevgi; bireyin sınırına, duygusuna ve varoluşuna saygı duyar. Bu yoksa, o aile iyi değildir.
“İyi aile yoktur” bir yıkım değil, bir uyanış çağrısıdır. Körü körüne idealleştirilen aile yapısını sorgulamaya, bireyin psikolojik bütünlüğünü merkeze almaya ve sevginin gerçek anlamını yeniden düşünmeye davettir.
İyi Bir Ebeveyn Olmadığımı Kabullenmek
Her şey, iyi bir ebeveyn olmadığımı kabullenmemle başladı.
Tabii ki iyi bir anne olduğumu biliyordum, ama bu kabulleniş bana muhteşem kapılar açtı.
“İyi anne değilim” maskesini taktım ve araştırmaya başladım:
• Hangi davranışlarım yanlıştı?
• Çocuklarıma iyi bir ebeveyn olabilmek için nasıl davranmalıydım?
• Onların hayatını zorlaştıracak davranışlarımı nasıl tespit edip değiştirebilirdim?
Bu sorular beni ikinci adıma sürükledi.
Kendi Çocukluk Cehennemime Dönmek
Photo by SHAMBHAVI SINGH on Unsplash
Ne de olsa ben de bir zamanlar çocuktum. Tüm kötü anılarımı gün yüzüne çıkardım:
• Utandığım, üzüldüğüm, ağladığım anlar…
• Bana rahatsızlık veren davranışlar ve sözler…
Zihnimde not aldım. Çocuklarıma aynı cehennemi yaşatmayacaktım.
Her insanın “cehennemi” farklıdır.
Biliyorum benim çocukluk cehennemim, onlarınkiyle birebir aynı olmayacaktı.
‘’Ama en azından, beni yakan ateşe onları maruz bırakmayacaktım!’’
Peki onların cehennemi tam olarak nasıl bir şeydi? Bunu nasıl tespit edecektim?
Bu soruda beni bir sonraki adıma itti:
Araştırmak, Okumak, Öğrenmek
Araştırmaktan hiç vazgeçmedim. Çocuk yapma kararı aldığım günden itibaren çocuk gelişimi üzerine çok kitap okudum. Hayatımın hiçbir döneminde bu kadar çok kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Artık bir kitabı elime aldığımda bunu daha önce okumuştum galiba hissine kapılıyordum. Araştırdığım yaklaşımlardan, okuduğum kitaplardan tabi ki çok önemli bilgiler edindim ancak;
Size ‘’çok okuyun, bütün yeni yaklaşımları takip edin, hiç durmadan araştırın ‘’ tavsiyesi vermiyorum. Bunu zaten yapıyorsanız ne mutlu! Ama yapmıyorsanız bile birinin sesine kulak verin : ‘’çocuğunuzun’’
Çocuğumu Dinliyorum
Araştırdığım onca makale, kitap, yaklaşımdan sonra itiraf etmeliyim ki bazen şunu bile düşündüm:
‘’o kadar da endişelenmeye gerek yokmuş, çocuğum ne yapmam gerektiği konusunda zaten bana yol gösteriyormuş’’
Yani ebeveynlik hakkında kendinizi bilgisiz, yetersiz, araştırmayan bir ebeveyn olarak görüyorsanız; yapabileceğiniz tek şey ‘’onları dinlemektir.’’
‘’Dört yaşındaki oğlum sarılmayı, öpmeyi, sevdiğini söylemeyi seven bir çocuk. Altı yaşındaki kızım ise bebekliğinden beri daha mesafeli, sevme sevilme konusunda sınırlarını belirleyen, öpülmekten pek hoşlanmayan bir çocuk.
Bana yanaklarından öpülmeyi sevmediğini o yüzden öpmek istediğimde kafasından öpebileceğimi bile söylemişti!
Yine bir gün oğlumla sevgi gösterilerine girmiş, birbirimize sarılıyor, sevdiğimizi söylüyorduk. Onu yanaklarından öperken kızım neden kendisini öpmediğimi sordu.
Aslında hoşlanmadığını bildiğim halde ara sıra yanaklarından öpüp sınırlarını ihlal ediyordum ama yine de bu soruya şöyle cevap verdim ‘’sen öpülmekten çok hoşlanmadığını söylemiştin o yüzden seni daha az öpüyorum, seni rahatsız etmek istemiyorum’’ dedim.
Kızım ‘’ben az öpmeni söylemedim anne sadece kafamdan öpebileceğini söyledim’’ dedi.
Gerçekten de az öpmemi söylememişti.
Yani kızımın önceden söylediklerini gerçekçi bir şekilde dinlememiş, onu anlamamıştım bile. Sonrasında onun istediği gibi davranışımı değiştirdim ve bu meseleyi çözdük.
Ama şunu söylemeliyim ki kızım bana bu dersi vermeden önce, onlarca teoride çocukları can kulağı ile dinlememiz gerektiğini okumuştum!
Bu hikayenin beni cezbeden ‘’harika’’ tarafı ise:
- ‘’Kızımın herhangi bir talebini bana açıkça söylüyor, benim yanıtımı düzeltiyor- yol gösteriyor olmasıydı!’’*
Kendisini bu şekilde ifade edebiliyor olması bile aslında benim ‘’çok da kötü bir dinleyici olmadığımı’’ gösteriyordu.
Çocuğunuz herhangi bir şey anlatırken cümlelerindeki istekleri, talepleri, altında yatan gizli çağrıları yakalamaya çalışın; çünkü bütün kitaplar, yaklaşımlar bir kenara, bize ışık tutacak en önemli şey ‘’onun cümleleri’’ olacaktır.
Küçük İhlallerin Büyük Dersleri
Kendime ‘’çocuklarımın kişisel alanlarını ihlal etmemeye’’ söz vermiş biri olarak, bunu her zaman başaramadığımı söylemeliyim.
Bu sınır ihlalini güvenlik tehdidi oluşan durumlarda hepimiz yapıyoruz ancak; acele ettiğimde, çok üzgün ya da yorgun olduğumda da bu sınırları yıktığım anlar oluyor.
Peki gerçekten sebepleri ‘’yorgun, üzgün ya da acele içinde’’ olmak mı? Birazdan buna bir bakalım…
Çocuklarıma insanların kendilerine ait özel alanları ve sınırları olduğunu, buna saygı göstermeleri gerektiğini ve kendilerinin de kişisel alanları olduğunu ve insanların bu alanlara saygı göstermesi gerektiğini onlara öğretirken bir gün bana karşı bunu uygulamaya koyacaklarını biliyor, bu anı dört gözle bekliyordum.
‘‘Bir gün aceleyle evde gezinirken kızımın odasına girdim. Kızım neden kapıyı çalmadığımı sordu. Bende ona hak verdim, ondan özür diledim ve çıktım odadan. Bir daha odasının kapısına vurmadan girmedim. Yapmam gereken de buydu zaten! ‘’
Daha sonra bu olay üzerine biraz düşündüm…
Acele ettiğim için mi kapısını çalmadan girmiştim? Sadece iki saniye mi alabilirdi ya da önemsememiş miydim? Bu da olabilirdi evet yüksek ihtimalle önemsememiştim!
‘’Çocuğunuza kazandırmaya çalıştığınız davranışlar listesine’’ bir göz atmanızı öneriyorum bunlardan kaçını gerçekten tam olarak uyguluyorsunuz?
Çocuğunuza kötü kelimeler söylememelisin dediğinizde; telefonda arkadaşlarınızla konuşurken argo ya da kötü kelime kullanıp kullanmadığınıza dikkat edin mesela.
Çocuğumun iyiliği için diye araştırıp öğrendiğiniz her bilginin, her davranışın zamanla sizde de ne kadar büyük değişiklikler yarattığını keşfedeceksiniz!
Çocuğunuza kazandırmaya çalıştığınız o davranış listesi aslında sizin de listeniz olacak!
Az önce bahsettiğim bu yanlış davranışımdan çıkardığım ‘’pencere’’ tam olarak bu yola çıkış bakış açımla örtüşüyor! ‘’ben mükemmel bir ebeveyn değilim’’
Eksikliklerimle, hatalarımla yolculuğuma devam ediyorum. Benim ebeveynlik tanımım da tam olarak bu zaten ‘’birlikte büyüdüğümüz yolculuk’’… O öğreniyor, ben öğreniyordum. Bu birlikte öğrenme yolculuğumuza ‘’duyguları’’ da dahil ettiğimiz an biliyorum ki eninde sonunda kendine güvenen, sınırlarını bilen, huzurlu ve hayata karşı güçlü yetişkinlerimiz olacak.
Duygusal Bağ Kurmak
Çocuklarım sıkıntı içindeyken kurduğum duygusal bağ ile onları zaferle o sıkıntının içinden çıkaramadığım neredeyse hiç olmamıştır!
Photo by Anna Hecker on Unsplash
Burada çok yararlandığım araştırmanızı tavsiye edeceğim ‘’The Whole Brain Child (Bütün Beyinli Çocuk)’’ Dr Daniel K Siegel ve Tina Payne Bryson tarafından yazılmış çocuk gelişimi ve beyin nörobilimini ebeveynlik stratejilerine uyarlayan bir kitaptan kısaca bahsedeceğim.
Kitabın temel fikri: ‘’Beynin farklı bölgeleri farklı işlevler görür. Sağlıklı gelişim, bu bölgelerin uyum içinde çalışmasına bağlıdır. Ebeveynler, beynin bu bölgelerini birbirine bağlayan iletişim yöntemleri kullanmalılar.’’
Mükemmel dediğimiz her bir yaklaşımda olduğu gibi benzer tavsiyeler var:
-Çocuğunuza empati ile yaklaşın -Çocuğunuzla fiziksel yakınlık kurun -Çocuğunuzun duygusunu kabul edin -Ortak bir dil kullanın
Kısaca söylemek gerekirse:
‘’ Kriz anında çocuğunuzun duygularını anlayan bir sohbet ortamı yaratırsanız, çocuğunuzun üst beyni devreye girerek çocuğunuz öğrenmeye ve sakinleşmeye açık bir hale gelir ve kriz kolaylıkla çözülür.’’
Nasıl deneyimlediğime bir bakalım:
‘’Markette alışveriş yaparken dört yaşındaki oğlum reyondaki tıraş bıçaklarını fark etmiş ve almak istediğini söyleyerek krizi başlatmıştı bile.
Tıraş bıçağının oğlumun en sevdiği renk olan mavi olması biliyorum ki en önemli etkendi.
Acelem olduğu için alamayacağımızı söyleyip geçiştirdim.
Tabii ki krizin dozu arttı, ağlamalar, bağırmalar başladı.
İstediği tek şey tıraş bıçağı değil anlaşılmak olduğunu biliyordum.
Yanına doğru yürüdüm ve çömeldim.
Tıraş bıçağını elime aldım. ‘’Aaa ne kadar güzel görünüyor değil mi? üstelik rengi de mavi; tam senin istediğin gibi, paketi de eğlenceli görünüyor” dedim.
Gözyaşları içinde gülümsemeye başladı.
Oğlum o anda duygularının anlaşıldığını hissetmişti.
Daha sonra paketten görünen bıçak kısmını gösterdim ‘’ bu metal görünümlü kısım nedir acaba bir bakalım, aman tanrım oğlum bu bir bıçak elimize değdiğinde kesip canimizi yakabilir ve elimiz kanlar içinde kalabilir, sence de tehlikeli görünmüyor mu’’ gibi konuşmalar yaparken; oğlum çoktan tıraş bıçağını unutmuş diğer reyonlara doğru yürüyordu.
Bazen çocuklar sadece ilgi görmek ya da anlaşılmak için inat ederler tıraş bıçağı oğlumun en sevdiği renk olan maviydi, bunda anlamayacak ne vardı?’’
“Ne yani, çocuğu ikna etmek bu kadar kolay mı?” diye sorarsanız; bu yöntemi uyguladığım çoğu zaman krizi ‘’çözebilme açısından’’ evet kolaydı ama her zaman da değildi.
Bu yöntemle nadiren krizi çözemediğimde en azından ‘’kriz üstüne kriz eklemediğime’’ şahit oldum.
Çocuğumun duygularını bir kenara atıp ‘’bırak onu elinden, senin onunla ne işin var?’’ demediğim için krizi en hafif haliyle atlattığımı söyleyebilirim.
Ayrıca erken çocukluk döneminde sık sık duygusal bağ kurarak krizlerle mücadele etmek, bazen ‘’vaktinizi fazlasıyla alması’’ sebebi ile de zor olabiliyor.
Ancak hepimiz biliyoruz ki, 10 dakika uğraşıp çözmediğimiz ilk kriz; tamamen çocuğun ilgi görme ve anlaşılma isteğinden doğuyorsa, bazen tüm günümüzün krizlerle devam etmesine sebep oluyor. (Bu çözmediğimiz krizlerin yıllara yayılması durumunda, çocuğunuzun ve sizin nelerle karşılaşacağınızdan bahsetmek bile istemiyorum!)
Ayrıca bu zorlukların sayısının gitgide azaldığını görmekte var işin sonunda!
Vakit ayırıp çözdüğünüz krizlerden sonra, çocuğunuz artık size sadece ‘’gerçekten ihtiyacı olduğunda’’ ve ‘’nadiren’’ yardım talebinde bulunur. İşte o zaman, işler artık ‘’kolaylaşmıştır!’’
Mükemmel Ebeveynlik Diye Bir Şey Yok
Ebeveynlik ve çocuk gelişimi üzerine ortaya atılmış yaklaşımların, belli bir matematikle tıkır tıkır işlemesi mümkün değil.
“Bu yöntemi kullan, sonucu gör,” gibi kesin reçeteler yok.
Sadece iyi ebeveyn olma kararlılığınız varsa ve işin içinden çıkamadığınızı düşünüyorsanız kendinizi iyi hissetmenin yolunu bulmalısınız!
Ve bence ‘’en azından’’ işin içinden çıkamadığınız fikrine kapılmışsanız zaten ‘’iyi bir ebeveynsiniz!’’
Tabi ki benimde çokça engelle karşılaştığım, öfkeme ve yorgunluğuma yenik düştüğüm, çocukların taleplerine karşılık vermek istemediğim birçok an oldu. Bu anlardan birini anlatmak istiyorum:
‘’Bir gün işten yeni gelmiş, mutfakta kahvemi içiyordum. Oldukça zor bir gün geçirmiş, sakinleşmeye çalışıyordum. Kızım ve oğlumun kavga sesleri geliyordu içeriden. Müdahale etmedim, bekledim.
Kızım öfkeli bir şekilde yanıma geldi: “Ben ona iyilik yaptım ama o bana iyilik yapmıyor. İstediğim oyuncağı vermiyor” dedi.
Odaya gidip oğlumla da konuşarak bu sıkıntıyı çözebileceğimi biliyordum ama o kadar yorgundum ki meseleyle ilgilenmek istemiyordum.
“Anlıyorum seni. Ona iyilik yapmışsın, doğal olarak onun da sana aynı şekilde davranmasını istiyorsun,” dedim.
Başını sallayarak onayladı.
“Hayatta hep böyle olmuyor. Bazen biz iyilik yaparız ama karşımızdaki kişi aynı şekilde davranmaz. Bu durumda onu iyilik yapmaya zorlayamayız. Belki sakinleşene kadar kardeşinden uzak kalmak sana iyi gelebilir,” diye ekledim. Kızım hiçbir şey söylemeden gitti.
Ne ‘’yaptığımız iyilikler için karşılık beklemememiz gerektiğini’’ detaylandırdım, ne de odaya gidip ‘’oğlumla ilgilendim.’’
Kriz elimde yavan bir şekilde kalmıştı.
Ama ne yapmadım?
“Git başımdan, çok yorgunum, bir gün de kavga etmeyin, bıktım artık bu tartışmalarınızdan!” demedim.
Sadece kızımı dinledim ve duygularını anladığımı gösterdim. İçim huzursuz değildi; çünkü bu krize ‘’tamamen tepkisiz’’ kalmamıştım.
Biliyordum ki bu konu aklımın bir köşesinde kalacak ve kendimi iyi hissettiğim bir an, aynı krizle karşılaştığımda telafi edecektim.
Bazen çocuklarımın nezaketsizliklerine ve şımarıklıklarına da göz yumdum.
Photo by Kristin Brown on Unsplash
Her olumsuz olay karşısında ‘’hayat dersi’’ vermeye çalışmadım.
“Olabilir anneciğim, bazen fazlaca şımarabiliriz. Duygularımızı kontrol edemediğimiz anlar da olabilir. Bu olayı aklımızda komik bir anı olarak kalsın,” dediğim de oldu.
Ne de olsa elimizde üç-beş kilo kil ya da alçı yok; en mükemmel heykeli de yapmaya çalışmıyoruz!
Kim bana çocuklarının ne kadar mükemmel olduğunu söylese biraz şüpheyle bakıyorum.
Bir çocuğun bir şey talep etmemesi kolay ve iyi olması genellikle iyi bir şey olarak kabul edilebilir ama bir çocuk sizin üzerinizde az etki ediyorsa, uyum göstermesi konusunda fazlaca manipüle etmiş olabilirsiniz!
Aynı durum iyi ebeveyn için de geçerlidir. ’’Keşke Anne Babam da Okusaydı Dediğiniz Kitap’’(Philippa Perry) kitabında şöyle bir cümle ile karşılaşmıştım:
‘’Anne babalara iyi ve kötü olarak atıfta bulunmayı bir kenara bırakalım. Hiç kimse tam anlamıyla bir aziz ya da günahkar değildir. Huysuz, dürüst bir ebeveyn, normalde kötü diye algılanan bal gibi bir tatlılık maskesinin arkasına saklanan sinirli ve bıkkın bir ebeveynden daha iyi bir ebeveyn olabilir. ‘’
Bu cümleyi sık sık hatırlatırım kendime ve bence:
İyi ebeveyn olmak mükemmel olmak demek değil sadece çocuğunla birlikte ‘’öğrenme yolculuğunda’’ kalmaktır. ‘’Yolculukta’’ olduğunuz sürece kendinizi ‘’iyi’’ görmenizde hiçbir engel yoktur.
Ancak ebeveynlik adına hiçbir şey araştırmıyor, öğrenmiyor; ‘’tabii ki iyi bir ebeveynim, içgüdülerime güveniyorum, her şey yolunda, hiçbir sorun yok’’ diyorsanız siz o ‘’yolculukta’’ değilsiniz.
Hiçbir sorun yok derken aynı durumun ‘’çocuğunuz için de geçerli olduğuna, yüzüne mutluluk maskesi takmadığına, sizin otoriteniz altında itaatkar olmak zorunda kalmadığına’’ emin olun!
Son Bir Anı
4 yaşındaki oğlum bir resim çizmiş, göstermek için yanıma geldi.
Resimde üç kişi vardı. “Anne bak, ailemizi çizdim” dedi.
Resimde ben, eşim ve oğlum vardık ama kızım yoktu. Dikkatimi hemen bu çekti. Biraz resim hakkında konuştuk. “Neden ablanı çizmedin?” diye soramadım ama içimi hafif bir huzursuzluk kaplamadı değil.
Ne demek istiyor acaba? diye düşünmeye başladım.(Her şeyden anlam çıkarmaya çalışan bir yanım da var elbette.)
Bir gün sonra, oğlum teyzesiyle görüntülü konuşurken aynı resmi ona da gösterdi: “Bak teyze, sizin ailenizi çizdim” dedi. Şaşırdım! demek fikrini değiştirmişti. Teyzesi de henüz yeni ebeveyn olmuş ve benim gibi hassasiyetlere sahip biri olarak; “Bence de bizim ailemizi çizmişsin. Biz üç kişiyiz, sizin aileniz dört kişi” dedi. Hala ablasını neden çizmediğini soramıyorduk. Ablası üzülür mü diye düşünüyorduk. Neyse ki konuyu dolaylı yoldan oraya getirmeyi başardım: “Bence de sizi çizmiş, bizi çizseydi resimde bir kişi daha olurdu” dedim kız kardeşime. Kızım, yüzünü bize çevirip konuya dahil oldu: “Anne, kardeşim o resmi çizdiğinde ben okuldaydım belki de.. o yüzden beni çizmemiş olabilir” dedi. Kız kardeşimle birbirimize bakıp güldük.
Bu kadar üzerine düşündüğüm bir meseleden kızım kendini ne kadar ‘’hızlı ve olgun’’ bir şekilde sıyırmıştı. Olumlu düşünme biçimi ve akıl yürütme şekli beni büyülemişti!
Resimde yer almamış olması karşısında “Beni neden çizmedin, beni sevmiyor musun?” da diyebilirdi. ‘’Üzülmeyi’’ de seçebilirdi. Ama o, duygularını güçlü bir şekilde yönetebilmişti.
Oğlum bizi mi çizmişti, yoksa teyzesinin ailesini mi hâlâ bilmiyorum. Ama artık bu meseleyi gönül rahatlığıyla bırakabiliyordum.
“Bunlar bu kadar önemli meseleler mi? Üzerine bu kadar düşünmeye değer mi?”
diyebilirsiniz.
Ama benim için bu küçük anlar, hep ‘’yolculukta’’ kaldığımı gösterdi.
Oğlum, beni dahil etmediği bir aile resmi çizse, “Neden ben yokum? Beni istemediği bir ortam mı hayal ediyor?” diye düşünürdüm muhtemelen. Demek ki hâlâ duygularını tam olarak sağlıklı yönetmeyi öğrenememiş bir ebeveyndim.
Kızım ise bana, duygularını ve mantığını ne kadar dengeli yönetebildiğini gösterdi. Bu, inanılmazdı. ‘’Ben öğreniyordum, o öğreniyordu.’’
Yani, eksikliklerimizle ve hatalarımızla birlikte ‘büyüme yolculuğumuz’ devam ediyordu.
‘’Ve ben, sadece bu ‘’yolculukta’’ kalabildiğim için, iyi bir ebeveyn olduğumu düşünüyorum.’’
(Sizler de kendi deneyimlerinizi yorumda paylaşırsanız ‘’yolculuğa’’ birlikte devam edelim:)
Photo by Ana Curcan on Unsplash
메타데이터
- post_id
- 6f5ad5dfdc2c
- slug
- ebeveynli̇k-trendleri̇-gürültüsünden-sağlam-kurtulan-bi̇r-ebeveyn-6f5ad5dfdc2c
- url
- https://mediumturkiye.com/ebeveynli%CC%87k-trendleri%CC%87-g%C3%BCr%C3%BClt%C3%BCs%C3%BCnden-sa%C4%9Flam-kurtulan-bi%CC%87r-ebeveyn-6f5ad5dfdc2c
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/ebeveynli%CC%87k-trendleri%CC%87-g%C3%BCr%C3%BClt%C3%BCs%C3%BCnden-sa%C4%9Flam-kurtulan-bi%CC%87r-ebeveyn-6f5ad5dfdc2c
- author_url
- https://medium.com/@cosarpnr
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-28 03:53:24