“Hayallerim Fazla Geldi”
Toplumun “gerçekçi ol” baskısına karşı hayallerin tarafında duran bir anne anlatısı.
“Hayallerim Fazla Geldi”
Toplumun “gerçekçi ol” baskısına karşı hayallerin tarafında duran bir anne anlatısı.

Görsel yapay zeka tarafından oluşturulmuştur.
“Hayallerim Fazla Geldi”
Bu cümleyi sabah kızım bana mesaj olarak atmış… “Bugün bunu yazar mısın annem” diye…
Dürüst konuşmak istiyorum, içim burkuldu biraz.
Çünkü ben kızımı hiçbir zaman kısıtlamadım. Hayallerine asla ket vurmadım. Aksine onu hep daha büyük, daha cesur, daha çılgın hayallerle buluşturdum. Kendi hayat hikâyemden örnekler vererek; bir hayal gerçekten isteniyorsa ve doğru emekle besleniyorsa, zamanı geldiğinde mutlaka yolunu bulur da dedim. Ben ona sınırlar değil ihtimaller gösterdim. Korku değil cesaret aşıladım. Çünkü biliyorum ki insanın kaderini belirleyen şey, hayallerinin büyüklüğü değil; o hayallere yürürken vazgeçmemesidir. Çok defa tanık oldum mucizelere çünkü…
Hayallerim fazla geldi dedi kızım… Belki de mesele fazla gelmesi değil, alışılmamış olması. Aslında sık sık dile getirir çok büyük başarılara imzalar attığını… Bilir de haddini, kutlar kendini, tıpkı onu seven, takdir eden bizler gibi… Onun da var elbet gerçekleşemeyen hayalleri… Çoğunluktan ayrı süzülüşleri…
Yine de sorarsanız bana iyi ki benim kızım derim. Kuzguna yavrusu şahin gibi göründüğü için değil, bu iki minik kadın olarak “kendimizden taviz vermeden” çok şey başardığımız için sebebi.
O mesajı attıktan sonra uzun süre yazamadım ona. Çünkü annelik bazen cevap vermek değil, birlikte susmayı bilmektir. Sadece bu satırlarda şunu yazıyorum ona: “Eğer hayallerin sana fazla geliyorsa, demek ki büyüyorsun. Korkma, uç. Ve ben hep yanındayım.”
…
Evet, kabul… Bizim toplumumuzda büyük hayal kurmak ayıplanır. “Gerçekçi ol” denir ama aslında kastedilen şudur: “Biz yapamadık, sen de yapma.”
Bu ifade kulağa sert gelse de tamamen temelsiz değildir. Toplumsal hafıza, dogma ya da öğretilmiş çaresizlik diye tanımladığım toplumsal gerçeklik büyük hayallerden çok “garanti yolları” ödüllendirir. Eğitim sistemi risk almayı değil uyum sağlamayı öğretir. Aile yapısı çoğu zaman başarıdan önce güvenliği merkeze koyar. Başarısızlık sosyal olarak “ayıp” sayıldığı için insanlar sadece kendileri denemekten değil, başkalarının denemesinden de bilinçsizce rahatsız olurlar.
İnsan kendi korkusunu, cesaretsizliğini ya da yarım kalmış hayallerini “tecrübe” diyerek karşısındakine, sözünün geçtiği herkese aktarır. Psikolojide buna ne denir bilmiyorum ama benim dilimde bu resmen bir toplumsal baskı yani el-alem dediğimiz o korku. Böylece içimizdeki huzursuzlukla yüzleşmek yerine, başkalarının bize çizdiği kaderin neticesi yani “başkalarının heveslerini yaşayarak” ve onları “kendi hayallerimize, gerçekliğimize” dönüştürüp bastırarak kendimizi yatıştırırız.
Kendimizle yüzleşmediğimiz, yüzleşemediğimiz en somut gerçekliktir bu tercih ya da teslimiyet mi desem…
Ama burada durup şunu da dürüstçe söylememiz gerekir, bu tabloyu toplumun tamamına yaymak eksiktir. Aynı topraklardan girişimciler, sanatçılar, bilim insanları, risk almayı göze alan cesur insanlar da çıkıyor.
Evet…
Yani mesele kolektif bir “kötücül niyet” değil.
Asıl sorun daha derinde: riskten kaçma kültürü, belirsizlik korkusu, başarının bedelini göze almama hali ve uzun vadeli düşünme kasının yeterince gelişmemiş olması ve sair… Öğretilmiş çaresizliğin kaderimizdeki yansıması bir tür.
Bu yüzden meseleyi sadece “kıskançlık” ya da “çekememezlik” üzerinden okumak yüzeysel kalır. Asıl mesele, bireyin kendi iç konforunu koruma refleksi ve zihinsel tembelliğidir.
Hepimiz bunu yaşadık. Bir masa başında, bir aile toplantısında, bir çay sohbetinde… “Boş ver”, “Ayağını yorganına göre uzat”, “Çok uçma” cümleleri havada süzülürken bir anda tüm sertliğiyle yüzüne çarpıverir. Hatta bazen en mutlu olduğun anda… İşte hayaller çoğu zaman tam orada törpülenir.
Hayal Kurmak Cesaret İster
Hayal kurmak cesaret ister. Hayalin arkasından yürümek disiplin ister. Beklemek, düşmek, yeniden kalkmak sabır ister. Çoğu insan bu bedeli ödemek yerine, hayalini küçültmeyi seçer. Çevremde o kadar çok ki örneği, siz de bir düşünün?
Oysa gerçek dönüşüm, başkasının sınırlarına takılmadan, kendi potansiyelinin sesini dinlemeyi göze alabilenlerde başlar. Büyük hayaller tehlikeli değildir. Tehlikeli olan, insanın kendi hayatını küçük alışkanlıkların içine hapsetmesidir.
Yine dürüst olmam gerekirse kısmen bu dogmaya katılmakla beraber tam olarak da toplumun hayal düşmanı olduğuna inanmıyorum ben.
Esasında her halükârda hayal kurabilen bir coğrafyayız. Haddimizi de hayallerimizi de iyi biliriz. “Coğrafya kaderdir” diyenlere inat bugünün şartları altında bile sisteme karşı hayatta kalmayı başarabilen insanlarız. Umudu diri tutmayı severiz. Gözü kara, cesur kişilikleriz.
Bizi hayal etmekten alıkoyan şey “biz yapamadık sen de yapma”dan çok daha derin bir yerde duruyor bence.
Cahilliğimiz.
Eğitimsizliğimiz.
Hayatın tek düze olduğunu sanmamız.
“Nasıl olsa öleceğiz” diyerek fazlası için çabalamayı anlamsız bulmamız.
İnancımızı yanlış yorumlayıp güvenli olanı kutsallaştırmamız.
Risk almamayı erdem sanmamız.
Fazla sorgulamamayı, kurcalamamayı, çoğunluğun sesine ayak uydurmayı seçiyoruz. Farklı fikir üretmek yerine hazır ezberlerle yaşamayı, toplumdan dışlanmaktansa kalabalığın içinde kaybolmayı seçiyoruz.
Çünkü hayal kurmak kolay bir iş değil.
Hayal kurmak, o hayalin peşinden gitmeyi gerektirir. Ter dökmeyi gerektirir. Zaman vermeyi gerektirir. Bazen gözyaşı gerektirir.
Ve insan bu bedeli düşününce korkar.
Üstelik idealini ortaya koyduğun an dedikodular da başlar. El-alem baskısı… Sorgulanırsın. Küçümsenirsin. “Kim bu?” denir. “Olmaz” denir. “Boş hayal” denir. İnsanoğlu çoğu zaman bu yükü taşımaktansa sıradan olanla yetinmeyi seçer. Ataları gibi yaşamayı. Güvenli ama küçük bir alanı tercih eder.
Ben mi, insanoğluna da yaşadığım coğrafyaya da inat hep hayal kurdum.
Büyük hayaller kurdum. Dev hayaller.
O gün kurduğum hayaller bugün 3 kat, 5 kat, 10 kat fazlasıyla gerçekleşti. Hâlâ zamanı gelmemiş olanlar var. Sırası arkada bekleyenler… Zamanı geldiğinde gerçekleşeceğine inandıklarım var. Bu arada her hayal gerçekleşmeyebilir de… Ama hayal kurarak yaşamak bile insanı başka bir insana dönüştürür.
Yalan söylemek istemem… Bazen ben de yoruldum. “Artık yeter” dediğim geceler oldu. Yastığa başımı koyup ağladığım, kimseye belli etmeden vazgeçmeyi düşündüğüm zamanlar da yaşadım. Yine de kendimle gurur duyuyorum; ben acırken, kanarken, dibe düştüğümde ya da tamamen kaybettiğimde bile hayal kurmaktan vazgeçmedim. Karşılığını da gördüm.
O yüzden kızımın “Hayallerim fazla geldi” cümlesi beni üzse de öyle çok da korkutmadı. Aksine umut verdi. Çünkü bana göre hayaller fazla gelmez. Ona böyle bir şey öğretmedim ben. Evet, insan bazen kendi kabına küçük gelir. Ama sabır ve gayret; kader bu ikisine aşıktır denir. Ve dahası zaman; her derde deva değil midir?
Hayaller bulaşıcıdır. Cesaret de öyle…
Sen kır atın yanında büyüdün kızım.
O yüzden prangaların sesiyle değil, rüzgârın uğultusuyla yürü. Sana “dur” diyenlere inat koş. Sana “olmaz” diyenlere inat dene. Çünkü bu dünya itaat edenlerin değil, hayal kurmaktan vazgeçmeyenlerin omuzlarında yükselir.
Ve unutma, sen sadece kendi kaderini yazmıyorsun. Arkandan gelenlere de yol açıyorsun. Sana olan inancım ve bir sürü daha gerçekliğin itici gücü yeter seni ayakta tutmaya…
메타데이터
- post_id
- 6f80dc4628ff
- slug
- hayallerim-fazla-geldi-6f80dc4628ff
- url
- https://mediumturkiye.com/hayallerim-fazla-geldi-6f80dc4628ff
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/hayallerim-fazla-geldi-6f80dc4628ff
- author_url
- https://medium.com/@murvetgunday
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-13 06:23:13