Görünmeyen Kırıklar
Herkesin gördüğü kırıklarla ilgileniyoruz. Oysa en çok görünmeyenler acıtır. Bir düğün daveti, bir aşk yarası ve taşıdığımız maskeler…

“Gülümsediğimiz her an, aslında içimizde sustuğumuz bir şey olabilir.”
Görünmeyen Kırıklar
Herkesin gördüğü kırıklarla ilgileniyoruz. Oysa en çok görünmeyenler acıtır. Bir düğün daveti, bir aşk yarası ve taşıdığımız maskeler üzerine içten bir anlatı.
Neden hep dışarıya bakarız? Neden hep dışımız görünür, önemsenir? Ayak kırılınca muaf olursun her şeyden. Ama kalp kırılınca? Kalbin görünmez olur. Deli olursun, dışlanırsın.
Kalbin kırıksa doktora gidemezsin. Rapor da alamazsın. “Üç gün iş göremez” yazmaz hiçbir kağıtta. Ama kolun alçıdaysa… Of! Ne kadar haklısındır bir anda. Hep böyle değil mi? Kırıkla değil, alçıyla ilgileniyor herkes.
Ben ki ilişkilerde çıplak olmayı severim. Duygusal olarak, maskesiz. Utanmadan üryan gezerim bir yakınlığın içinde — duygum neyse odur. Gerçek ilişkilerde olmayı, kalbimi masaya koymayı severim. Bu yüzden mazeret uydurmak bana göre değil.
Çıplak olmanın bedeli büyük ama. Anlaşılmamayı göze almak gerek. Belki de sırf bu yüzden, bazen ben bile maskelere sarılıyorum. Ama hâlâ umuyorum ki bir gün, bir yerde, maskesiz durmanın yadirganmadığı bir dünya olur.
“Kalbim kırık,” diyorum. “Gelemem.” Defalarca söylüyorum, ama sanki duymuyorlar. Çünkü fiziksel bir bahanen yoksa, kalp acısı sayılmıyor. Çünkü insanlar gözle görülmeyeni anlamakta zorlanıyor.
Hiç yaşadınız mı, yapmanız gerekenle yüreğinizin birbirine ters düştüğü anları? Ben yaşadım. Zamanı eski bir aşk acısına gidiyor bu hikâye. Gençtim. Kalbim yeni kırılmıştı. İçimde fırtınalar koparken, dışarıdan sessiz görünüyordum.
Tam da o günlerde bir düğün daveti aldım. Üstelik ısrarlı… Telefonum susmak bilmedi. Gideceğim düğün, aşkını tamamlamış bir çifte aitti. Belki de ben o aşkı yarım yaşamışken, onlar tamamlamıştı. Görmek en son isteyeceğim şeydi bu. Ama hayat bazen anlamaz iç acısını. “Fiziksel bir hastalığın mı var?” derler. Yoksa neden gelmiyorsun?
En sonunda, çantamı karıştırdım. O hep orada duran maskelerden birini taktım yüzüeme — ne olduğuna bile bakmadım. Ağzımdan, refleks gibi, “Ayak kırık…” yalanı dökülüverdi. Kalp kıklığı yetmediğine göre, ayak kırıklığı belki işe yarardı.
Ayağım kırıktı evet — ama içten. Görünmeyen bir yerden. Yürüyebiliyordum ama gitmek istemiyordum. Gülümseyebiliyordum ama içimde bir şey çatlamıştı.
Niye taşıdığımı bilmediğim bir çanta bu: maske çantası. Bu dünyada anlamlandıramadığım şeylerden biri. Ama herhalde yalnız değilim. Çünkü hepimiz birbirimize benzeriz.
Egosantrik varlıklarız işte; en önemli olmak, en doğru görünmek, en haklı hissetmek — çeşitli şekillerde “bizlik” peşinde koşarız. Belki de bu yüzden maskelere ihtiyaç duyarız. En önemliyim ya da en önemlisin diyebilmek için…
Çıkar çantadan bir maske — gülücüklü, mutlu, etkilenmiş bir yüz. Takarız kolayca. Ve söyleyiveririz: “Ne kadar güzel olmuş saçların!”
Sonra başka bir karşılaşma, başka bir maske: “AAA… ayrıldınız mı? Ben zaten hiç yakıştıramamıştım onu sana.” Böyle devam eder gider. Rolümüz hazır, sahne hep açık.
Ama içten içe hep bir yerimiz kırık kalır. Görünmese de, sarmasa da kimse… Bazı kırıklar sadece bizde yankılanır. Ve biz susarız.
Bu satırlar, maskelerin altında bir kalp taşıyanlara. — bir yolcunun defterinden
메타데이터
- post_id
- 78cd2999222b
- slug
- görünmeyen-kırıklar-78cd2999222b
- url
- https://medium.com/@zsultan.isik/g%C3%B6r%C3%BCnmeyen-k%C4%B1r%C4%B1klar-78cd2999222b
- canonical_url
- https://medium.com/@zsultan.isik/g%C3%B6r%C3%BCnmeyen-k%C4%B1r%C4%B1klar-78cd2999222b
- author_url
- https://medium.com/@zsultan.isik
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-25 16:53:31