← Back to list

Tanrı’nın Nefesi İlham Üzerine

İlham.

Ferhan Gökçek in Türkiye Yayını · 2025-11-08 05:10 · 182 claps · 2.7 min read paywalled
#yaratıcılık #sezgi #ilham #ruh #iyileşmek
Open on Medium ↗

Tanrı’nın Nefesi İlham Üzerine

İlham.

Adı güzel kendi güzel kelime.

Arapça “yutmak, içine almak, kalbe atmak” anlamına gelen “lhm” kökünden türeyen bu kelime “kalbe gelen ilahi söz”,“kalbe gelen mana”, “içe doğma, insan ruhunu ele geçiren tanrısal güç, esin” olarak geçiyor sözlüklerde.

Inspiration.

Latincede “inspirare” kelimesinden gelir ki anlamı “içine nefes üflemek” tir. Aynı kökten gelen “spirit”(ruh) ve “respiration” (nefes alma) kelimeleri. Yani, Tanrı’nın insana nefesini üflemesi olarak geçen ilham.

Antik Yunan’da Platon’un benzetmesi ile “divine madness” yani “ilahi delilik”, Hinduizm’de “prana” (yaşam nefesi) ve “śruti” (içerden duyulan/sezilen bilgi), Budizm’de bir vahiy değil, bir uyanış anı.

Bu anı yaşayanınız oluyordur elbet. Sizde nasıl seyrediyor bilemiyorum ama kelime anlamından da anlayacağımız üzere oldukça ilahi ve sihirli buluyorum ben de. Çünkü bazen öyle bir geliyor ki, o an o konuyla ilgili ne bir fikriniz ne bir hissiniz olmadan dökülüyor kelimeler. Bir bir. İçerden ve derinlerden yükselen bu fısıltıyı duymak ve hemen, hiç vakit kaybetmeden duyduklarımızı dışarı aktarmak gerekiyor.

İlhamın gelme zamanı ilginç bir şekilde yok. Günlerce oturup misafirliğini beklesen bile o hiç planlamadığın bir vakitte gelip karşında durur senin. Kapıyı çalmaz ve izin istemez içeri girmek için. Sen o sırada kim bilir hangi şarkının tam ortasındasın, hangi kalabalığın yüksek sesinde ya da hangi sessizliğin en derininde?

O geldiği an aniden bir kıvılcım yükseliyor ve o kıvılcım harekete geçiriyor ruhunu. Müthiş bir an.

Peki nasıl gelir bu özel misafir?

Bazıları onun sezgiden doğduğunu söyler. Sezgi zihnin değil kalbin, hatta kalpten öte ruhun çok iyi bildiği bir şeydir. Oraya o bilgi ezelden yazılmıştır aslında ve siz bir “sezen”seniz o bilgiyi yalnızca hatırlarsınız.

Üzerine düşünmeden, hesaplamadan, sadece hissederek.

İlhamın ilk soluğu buradan gelir belki. İçimizde ezelde yer etmiş bir bilginin ya da bir yaratımın, tam da doğru anda yüzeye çıkması. Düşünsenize tarih boyunca yaratılan sanat eserlerinin hepsi dünyaya aktarılmak üzere birilerinin sisteminde kayıtlı duruyor. Yaratılacak eser bile belli. Sana düşen o sesi dinlemek kalıyor sadece.

Michelangelo’nun, Sistine Şapeli Tavanı’ndaki freski için “Bu eseri Tanrı’nın eli yönlendirdi” sözü, Rumi’nin “Ben kalem oldum, O yazıyor” demesi ve Beethoven’ın 9. Senfoni’ si için “Duyamıyordum ama içimde yankılanıyordu” cümlesi…

Muazzam ve ötesi.

Dünyevi bağı kuvvetli olan bazılarınız için ilham çok normal olarak tesadüfi görünüyor olabilir. Rastgele gördüğün bir yüz ifadesinden, rüzgarın taşıdığı kokuya kadar her şeyin bir çağrışım yarattığını düşünebilir ve ilhamı ‘sağ temporal lob aktif oluyor, beyinde alfa ve gama dalgaları arasında bir etkileşim artıyor’ olarak anlatabilirsin.

Ama ve fakat o rastlantı gibi duran şeyin, aslında evrenin bizimle olan konuşma biçimi olduğunu duysan ah. Kitaplardan billboardlara, filmlerden reklamlara, şarkılardan şiirlere sana bir şekilde temas eden her şeyin yalnızca ve yalnızca sana ilham olduğunu görsen ah.

Hiç ayırt etmeden, herkese her an gelebildiğini bilsen.

Ve “Bu ilahi kıvılcım ziyaretini neye göre gerçekleştiriyor?” diye sorsak, cevabımız ne olurdu diye düşünüyorum. İçimde altın harflerle üç başlık beliriyor: Aşk, acı ve boşluk.

Aşk.

Arşa yükselmiş bir uyanıklık hali. İnsanı içindeki en deriniyle yüzleştiren bir simya. Kendini ne kadar özlemişsen o kadar aşık olursun birilerine. İşte ilham önce bu duygunun içinden geçerken çoğalır çünkü insanın en çıplak en savunmasız hali vardır orada. İlham o aşkın içinde yaşanan güzelliğe, sevince gelir, sevginin büyüklüğündeki hayrete gelir, mucize gibi yaşanan anlara gelir. “Aşk bir denizdir, içine düşen ilham olur.” demiş ya Rumi. Öyle bir şey.

Acı.

İnsanın en sert kabuğunu kıran demirden tokmak. Ruhun sebep sorguladığı bir sarsıntı hali. İster ayrılıktan gelir, ister kayıptan. Günlerce, aylarca gelmeyen ilham, canın acımasını pusuda bekler gibi biter pencerede. O sessizlik, kimsesizlik ve çaresizlikte söylenir kulağına. Ve acı maskesiz olur, işte bu yüzden onunla yazılanlar, söylenenler en sahici olur.

Boşluk.

Ve bazen hiçbir şey hissetmediğimiz o durgun anlarda. Belki bir meditasyonda, bir duada, bir sessizlikte, bir oluş halinde. Bir bakmışsın gelmiş. En kabul edilesi zamanda. Buyur kabul etmeksizin. Seninle oturup karşılıklı o da durur duaya.

Tüm bunların yanısıra *“İlham niçin gelir?” sorusu en mühim sorudur bence. Çünkü o anın gelmesi, sana getirdikleri ve içerden döktüklerine bakacak olursak, amacın yalnızca ve yalnızca iyileştirmek olduğunu görmemek elde değil.*

Ve bu İYİleştirmek öyle ki, yalnızca geleni değil, o kitabı okuyanı, o şarkıyı duyanı, o esere dokunanı iyileştirmek.

Yani biri değil yalnızca.

Bütünü.

Bütünü iyileştirmeye niyetle. Yine. Ve daima.


메타데이터
post_id
7a9fd140b3cc
slug
tanrının-nefesi-i̇lham-üzerine-7a9fd140b3cc
url
https://mediumturkiye.com/tanr%C4%B1n%C4%B1n-nefesi-i%CC%87lham-%C3%BCzerine-7a9fd140b3cc
canonical_url
https://mediumturkiye.com/tanr%C4%B1n%C4%B1n-nefesi-i%CC%87lham-%C3%BCzerine-7a9fd140b3cc
author_url
https://medium.com/@lumelento
status
ok
fetched_at
2026-06-24 11:06:28