Sonrası
“Sevdiğini kaybedince, insanın yüreğinde kırk mum yanarmış. Sonra her geçen günde mumlardan biri sönermiş. En sonunda geriye bir mum…
Sonrası
“Sevdiğini kaybedince, insanın yüreğinde kırk mum yanarmış. Sonra her geçen günde mumlardan biri sönermiş. En sonunda geriye bir mum kalırmış. O tek mum, yaşam boyu sönmezmiş, insan ölünceye dek içinde yanarmış.”
İlhan Selçuk
“Ben gittikten sonra
Tüm pencereleri sıkıca kapatın
Renkler güzellikler uçup solmasın
Sevemedim gözyaşını sevinçli buruk
*Kimse ağlamasın**
Babamı uğurlayışımız üzerinden koca bir hafta geçti. Bir yıldır hekim ve hastane ziyaretlerimiz artmıştı. Son altı ayda kardiyoloji, göğüs hastalıkları muayeneleri ardından üç gün hastaneye yatış. Bir ay geçmeden yeni nesil ilaçlar ve tedaviler. En son olarak da bir perşembe sabahı başlayan her anı bilinmezler yumağı yoğun bakım günleri.
On dokuz gün. Yoğun bakımdaki her gün, farklı duygulanmalar yaşattı. Ne güzeldi ilk iki günün ardından yeşeren umutlar. Babam daha iyiydi. Saatini, gözlüğünü istemişti. Dört gün Cumhuriyet’i okumuş, bulmacalarını çözmüştü. Fenerbahçe’nin, Samsunspor’un Avrupa galibiyetleri sevindirmişti babamı.
Akşamları evden gelen çorbaları içmeye başlamıştı. Hatta uzun yıllardır gün aşırı tıraş olan bir öğretmen olarak “Sakalım uzadı bana bir berber bulsana,” demişti. Servis hemşiresi de not almıştı hafta sonu için.
İki gün sonra berber gelemeden tablo değişmeye başladı. Oksijen desteği arttı. Gazete okuyamadı, çorba içemedi. Umudun yerini endişe ve bilinmezler aldı. Hayal kırıklıklarının yarattığı tükenmişlik duygusu egemen oldu zamana.
Ben gittikten sonra
Kimbilir neleri merak eder dururum
Nereye nasıl ne zaman giderim bilmiyorum
Siz beni dinleyin duymasanız da
En güzel denizlerde olun
Pazartesi öğleyin üzerimde mavi tulum, elimde mavi eldiven, ağzımda beyaz maskeyle ziyaretine gittiğim babamı alnından, yanağından öptüm. Yüzünü, gözlerini, bakışlarını daha iyi gördüm. Belleği her zaman olduğu gibi apaçıktı.
“İyi görünüyorsun koca Çerkes. Bugün daha iyisin değil mi?” dediğimde ağzındaki hortumdan ötürü kaşlarını “yok” dercesine kaldırdı. Bir şeyler söylemek istedi, anlayamam diye hemen vazgeçti. Şaşırdım, oysa ben geçen iki-üç güne göre daha iyi görmüştüm.
“Özlem kapının önünde. Kapı açıldıkça sana el sallıyor,” deyince yatağa bağlı ellerine karşın kızını görebilmek için doğrulmaya çalıştı. Kaldırmaya çalıştığı başıyla gözlerini açılır kapıya yöneltti. Sonradan Özlem, babamı başını kaldırdığında gördüğünü söyledi.
Biz yoğun bakımda olmaktan bıkmış babamla uzun uzun bakışırken hekim geldi. Tedavi süreci devam ediyor türünden, günlerdir duyduğumuza benzer bir açıklama yaptı. Ziyaret bitince öptüm babamı, veda ettim ona.
“Çarşamba günü Özlem yanına gelecek,” demeyi de unutmadım giderken. Nereden bilebilirdim çarşambanın olmayacağını…
Ben gittikten sonra
Değişmesin yaşantınız
Düşünüp durmayın vardığım noktayı
Değişen büyüyen sevginiz olsun
Gün değişip 14 Ekim’e döndüğünde yirmi dört saatin her anıyla bu kadar uzun geçebileceğini düşünemezdim. 14 Ekim 2025 Salı’yı yaşamım boyunca unutmam herhalde.
Saat 01.40’da acı acı çalan telefonun ekranında Gazi Hastanesi belirince duyacaklarımı tahmin ettim saniyeler içinde.
“Coşkun Ersöz’ün yakınıyla mı görüşüyorum?”
“Oğluyum,”
“Babanız yaklaşık bir saat önce vefat etti. Hastaneye gelebilir misiniz?”
Ayşen’le yoğun bakım servisinin kapısına gittiğimizde yarım saat olmamıştı. Ne zaman ölüm belgesini aldık ne zaman babamı hastaneden mezarlık morguna götürdük ve ne zaman ertesi günü düşünerek eve döndük bilemiyorum. Anlatamayacağım hüzün dolu anlar yaşadım.
Sabaha kadar babamın altmış üç yıllık hayat arkadaşına, anneme, “Anam, kuzum,” diye seslendiği kardeşime nasıl haber vereceğimi düşündüm, durdum. Bulamadım.
Ben gittikten sonra
Özlemim bitmez biliyorum
Küçük mutluluklarda bulun beni
En güzel ezgilerde dağılan
En güzel dünyalardaki sevgiyi
Benim için duyun
Yaşayın beni”
Salının ilk saatlerinden çarşamba öğleden sonrasına dek devinimi yüksek bir zaman geçirdik. Babaannemin ilk kuzusu babamı, annesinin yanına bırakmamızla hüzün dolu hareketlilik yerini bir sessizliğe bıraktı. Mezarlıktan çıkarken hafif hafif yağmaya başlayan yağmur, dönüş yoluna çıktığımızda sağanağa dönüştü.
Beni kucağında taşıyan adamı, babamı ben kucağıma alıp mezara indirmiştim. Mezarlıkta apayrı duygulardaydım, hâlâ öyleyim. Gözümü kapattığımda o anı tekrar tekrar yaşıyorum.
Geçen zaman kuzenlerle, akrabalarla, arkadaşlarla, komşularla; babamın arkadaşları ve öğrencileriyle geçti. İzin bitti, işime, okuluma döndüm. Hani hep denir ya “hayat devam ediyor.”
Yakında çamlar, serviler altındaki mekâna gideceğim. Ziyaret edeceğim -küçükken nasıl uydurdumsa- “Babales” diye seslendiğim babamı. “Zaman en iyi ilaçtır,” sözünü yaşayıp göreceğim. “Ne mi yaşarım?” bilemiyorum.
- Tut Gözlerimi Koştur, Coşkun Ersöz, Cem Ofset, Temmuz 1996
AKIN ERSÖZ
메타데이터
- post_id
- 7be6fddf2f97
- slug
- sonrası-7be6fddf2f97
- url
- https://medium.com/@aaersoz/sonras%C4%B1-7be6fddf2f97
- canonical_url
- https://medium.com/@aaersoz/sonras%C4%B1-7be6fddf2f97
- author_url
- https://medium.com/@aaersoz
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-23 03:48:11