← Back to list

Eski Harflere Nasıl Veda Ettik (11.1)

Vücud Bir Bina

Ömer F. Özkan · 2026-04-26 06:25 · 100 claps · 6.9 min read
#yunus-emre #tapduk #anadolu #ahilik #bektaşilik
Open on Medium ↗

Eski Harflere Nasıl Veda Ettik (11.1)

Vücud Bir Bina

Yûnus Emre Divanı’nın Süleymaniye Nüshasının İlk İki Sayfası*¹

Yûnus Emre Divanı’nın Süleymaniye Nüshasının İlk İki Sayfası¹*

*Anadolu’nun Türkler tarafından fethedilmesiyle birlikte, en uç köşelerde bile, ribat (kale, tekke) ve zâviyeler inşâ edilmiş, bu imâretlerdeki faaliyetler neticesinde fethedilen topraklar üzerinde mühim bir İslâmî ve tasavvufî tesir vücûda gelmiştir. Söz konusu fütûhât, Anadolu’daki fetih hareketleri, yıllarında, sûfîler, en faal zümreyi teşkil etmekteydiler.*² Osmanlı’nın kuruluşunda rol alan *Abdâlân-ı Rûm, Gaziyan-ı Rûm, Bacıyân-ı Rûm, ve Ahîyân-ı Rûm teşkilatları birer sûfî teşkilâtıdırlar.

Abdalân-ı Rûm (Anadolu Abdalları/Dervişler), tarikatlara mensup, halk arasında manevi rehberlik yapan ve gaza hareketlerine manevi destek veren dervişlerdir. Gâziyân-ı Rûm (Anadolu Gazileri) Anadolu’daki Türkmen savaşçılar ve uç beyleridir. Sınır boylarında fetih hareketlerini gerçekleştiren askerî sınıftır. Bâciyân-ı Rûm (Anadolu Bacıları) Anadolu’daki kadınlar teşkilatıdır. Kadınların eğitim, üretim ve gerektiğinde savunma faaliyetlerinde bulunmasını sağlayan sosyal bir yapıdır. Ahiyân-ı Rûm (Anadolu Ahileri) ise esnaf, zanaatkâr ve gençlerden oluşan, tasavvufi temelli sosyal ve iktisadi bir teşkilattır. Ahiler, hem ticari hayatı düzenlemiş hem de toplumsal disiplini sağlamıştır.

*Bu kuruluşlar hakkında yazdığı Âşıkpaşazâde Târihi’nde bilgiler veren Aşıkpaşazade, ilk standart Osmanlı tarihi yazanlardan biridir. Bu eserinde Osmanlı padişahlarını birer “mücahid gazi” olarak görmüş, devletin kuruluşunda ve bilhassa Anadolu’da İslâmî Türk kültürünün yerleşmesinde büyük rolleri olan*³ bu teşkilatları *zikretmiştir.

*Yûnus’un hocalarının işte bu Anadolu ve Rumeli’nin fütûhatında bulunmuş teşkilatlara mensup olduğu söylenebilir.*² *Yûnus Emre bir beytinde de tarîkat şeceresini şöyle sıralar:

Yûnus’a Tapduğ-u Saltuğ-u Barak’dandır nasîb Çün gönülden cûş kıldı ben niçe pinhân olam*²

  • *(Yûnus’a nasip Barak Baba’dan, Sarı Saltuk’dan ve Tapduk’tan gelmiştir. Gönülden coşarak geldi; ben bu azîzleri yahut kendimi nasıl gizleyebilirim ki?)**²

Yûnus Emre’nin kendisini Tapduk Emre ve Barak Baba vâsıtasıyla Sarı Saltuk silsilesine bağladığı beytinin arka plandaki tarihî gerçeğin net bir izahı mümkün görülmemekteyse de, bu isimlerle ilgili bilinen bazı detaylar vardır. Barak ismi, Eflâkî’nin Menâkıbü’l-Ârifîn’inde de geçmektedir. Bu eserden öğrendiğimize göre, Barak, Hz. Mevlânâ devrinde yaşamış olup Konya’ya da uğramıştır. *Sarı Saltuk ise Ebu’l-Hayr Rûmî’nin kaleme aldığı Saltuknâme’ye göre asıl adı Şerîf Hızır olan, gayr-ı müslimlerle savaşan bir velîdir. Sarı Saltuk miladi 1263 senesinde Rumeli’ye geçmiş, fetih hareketlerinin çoğunda bulunmuş tur. Nihayet o II. İzzeddin Keykavus’un emrindeki Türkmen boylarından birinin başında bulunan dervîş gazilerden ve alperenlerdendir. Bu Türkmen Babası, Müslüman Türklerin Balkanlara doğru göçleri sırasında tarih sahnesine çıkmıştır. İşte bu bilgiler ışığında denebilir ki Barak Baba ile Sarı Saltuk Anadolu ve Rumeli’nin fütûhatında bulunmuş Abdâlân-ı Rûm’dan iki Türk sûfîsidir.*² Tapduk Emre’nin Horasan’dan Anadolu’ya geldiği tahmin edilmektedir. Âşıkpaşazâde onun Orhan Gazi zamanında (1324–1362) yaşadığını ve Yıldırım Bayezid devrinde (1389–1402) öldüğünü kabul eder.**⁴

Ayrıca Yûnus Emre’nin Bektaşî olabileceği konusunda da çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. *Bazı kaynaklarda Hacı Bektaş-ı Velî’ye bağlanan Yûnus, Hacı Bektaş’ın Ahmed Yesevî’yle ilgisinden ötürü Yesevî takipçilerinden kabul edilmiştir.*² Tarihî kişiliği menkıbelerle iç içe giren Yûnus Emre’nin destanî hayatına dair ilk ve en geniş mâlûmat Uzun Firdevsî’nin (ö. 918/1512) yazdığı sanılan Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî’de yer almaktadır. Vilâyetnâme’de, Yûnus’un mürşidi Tapduk Emre’nin Hacı Bektaş-ı Velî’nin halifesi olduğu söylenir. Yûnus, bu esere göre, evvelâ Hacı Bektaş-ı Velî’ye, daha sonra da Tapduk Emre’ye gitmiş ve “Tapduk’un tapusunda/huzûrunda” kemâl bulmuştur.**²

Bektaşi olduğu düşüncesi göz önüne alındığında dikkat edilmesi gereken bir nokta daha vardır. *Yunus Emre’nin yaşadığı yıllarda bu topraklarda henüz oluşmaya başlayan iki ana yol (tarikat) vardır. Bunlardan birisi Mevlevîlik diğeri de Bektaşîlik’tir. Ancak Dîvânında mensubu olduğu manevî yol ile ilgili olarak açıkça bir şey söylemez. Mesela Hacı Bektaş-ı Velî’den söz etmez. Buna karşılık Mevlânâ’nın ismi dört yer de geçer. Ancak, Mevlânâ’dan bahsettiği yerlerde kendisinin Mevlevîliğe bağlı olduğuna dair en küçük imâ yoktur.**²

Meşhur bir rivayet vardır ki, Azîz Mahmûd Hüdâyî’nin “Vâkıât” adıyla kaleme aldığı Arapça bir eserde geçer. *Yûnus Emre’nin, Tapduk Emre’ye otuz yıl hizmet ettiği, tekkeye odun taşıdığı ve nihayet şeyhinin kızıyla evlendiği yazılıdır: “Yûnus Tapduk’a otuz yıl sadakatla hizmet etti. Odun taşımaktan sırtı yara oldu. Fakat kimseye belli etmedi. Şeyhi onu severdi. Bu, öbür dervîşlere ağır geldi. Şeyhin kızını seviyor da onun için bu ağır hizmete katlanıyor, dediler. Bu dedi-koduyu Tapduk’a duyurdular. Tapduk, Yûnus’un hâlinibilirdi. Onları doğru yola getirmek, şüphelerini gidermek için, bir gün Yûnus’a tekkeye hep düzgün odun getirmesinin sebebini sordu. Yûnus:-Doğru olmayan bu kapıya lâyık değildir! diye cevap verdi. Tapduk:-Söyle Yûnus’um söyle!” dedi. Yûnus bu nefesin bereketiyle şâir oldu. Sonra Tapduk, dervîşler yalancı çıkmasınlar, utanmasınlar diye kızını da Yûnus’a verdi. Bu kız Kur’ân okurken akan sular durur, dinlerdi.”**²

Yunus Emre Türbeleri ve Makamları*⁵

Yunus Emre Türbeleri ve Makamları⁵*

*Yûnus Emre; Maraş, Kayseri, Şam, Bağdat, Tebriz, Şiraz, Nahcivan gibi pek çok yeri gezip gör müş, hatta “Yukaru iller” dediği Azerbaycan (Gah)’a kadar seyahat etmiştir. Vardığı illerde, safalı gönüllere Tapduk Emre sırrını ifşâ eden mutasavvıf, şöyle der:**²

Vardığımız illere şol safâ gönüllere Baba Tapduk mânâsın saçdık elhamdülillâh*²

Yukarıda anlatılan detaylar hiç şüphesiz Yunus Emre’nin Türkçesinin yoğrulmasında etkilidir. Onun net bir mezarının olmayışı, Anadolu’nun ve Azerbaycan’ın farklı diyarlarındaki nice makamları onun Türkçesiyle kadim coğrafyamızın yoğrulduğuna da delildir. Bu Türkçe’nin bir örneğini görmek için yazımda bir kısmını da alıntıladığım şiirinin tamamını veriyorum.

Vücûd bir binâ durur sırr-ı hikmet içinde Gönül bir bünyâd durur nakd ol bünyâd içinde

  • (Bünyad: yapı, bina; nakd: kusurlu sözle kusursuz sözü ayırt etme, tenkit; Ol: o)

Gönül sultân hâkim cân cümle iş ona kurbân Dil dahı bir tercümân yürür kudret içinde

  • (Hâkim: Adaletle hükmeden; cân: ruh; cümle: bütün; Dahı: dahi, bundan başka, ayna zamânda, hem de)

Gönül oturur tahta hükm eder Kâf’dan Kâf’a Nefis durmuş ırakda meyli işret içinde

  • (Kâf’tan Kâf’a: Baştan başa, bir uçtan bir uca; İşret: Tasavvufta sufi/dervîş meclisi. İlâhi sohbet ve dem.)

Ol nefs kim câna uyar mânâdan sanma duyar Her dem ana uymayan bil inâyet içinde

  • (Nefs: Nefes, hayât, can, asıl varlık, öz, iç, kötülük duygusu vb. anlamları olan bir kelimedir; Dem: An, zamân, vakit, soluk, nefes; A: O; Ana: Ona; İnâyet: Yardım, lütuf, medet.)

Evvel kapı şerîat geçse andan tarîkat Gönül evi marifet aşk hakîkat içinde

  • (Şerîat: Doğru yol. Hak yolu. Allah’ın emirleri. Din kuralları. Büyük ve geniş cadde. Nur, aydınlık, ışık. Kur’ân-ı Kerîm ve Hazret-i Peygamber’in târif ettiği ve bildirdiği gerçek yol. Allah (c.c.) tarafından Peygamber Aleyhisselâm vâsıtasiyle vaz’ ve tebliğ olunan hükümleri kapsayan ilâhî kanunların tamamı; Marifet: Allah’ın zatına ait bilgi. İrfan; Tarikat: Allah’a ulaşmak maksadıyle tutulan yol; bir mürşide bağlanıp belli şartlara uyarak ahlâkını güzelleştirmeyi, kötülüklerden arınmayı, tevhîdin hakîkatine varmayı ve Allah’a ulaşmayı amaç edinen tasavvuf yolu)

Şerîat şîrîn olur işidene hoş gelir Ne kim dilerse kılar ol şerîat içinde

Tarîkat cân yoldaşı cân ile olur işi Tarîka giren kişi dün gün ibret içinde

  • (Dün ü gün: Gece ve gündüz; İbret: Ders, insanı gaf letden uyaran hadise, tuhaf, acayib.)

Marifet gönül ile dün-ü gün zârı ile Söylesem gelmez dile sırr-ı sıfat içinde

  • (Zâr: Ağlayış, inleme; Sırr-ı sıfat: Allah’ın sıfatlarının (niteliklerinin) derin, gizli ve anlaşılması zor olan hakikatlerini, tecellileri)

Hakîkat aşkdır ayân görsün ol şebih beyân Hakîkat donun giyen ağır hil’at içinde

  • (Şebih: Benzeyen, benzeme; Hil’at: Eskiden devlet büyüklerine ihsân ettikleri süslü elbise, kaftan)

Şerîat sûret evi tâate girer kavî Âleme çıkdı çavı ubûdiyyet içinde

  • (Sûret: Şekil, yüz, resim, tarz, biçim; Tâat: Allah’ın emirlerini yerine getirme, itaat etme, ibâdet etme; Kavî: Kuvvetli, sağlam, berk, pek; Çav: Şöhretli bir yer. Meşhûr. İklîm, memleket; Ubûdiyyet: Bendelik, kulluk, kölelik)

Tarîkat câna gelir tâatına cân kılur Girmeyen ziyân kılur iş bu devlet içinde

  • (Devlet: Saadet, mutluluk)

Hakîkate erenler hakîkati bulanlar Ne bahtlıdır cânları hep muhabbet içinde

Her kim şerîat bile hem okuya hem kıla Ol gerek kim er ola dün gün tâat içinde

  • (Er: Mürşid, insân-ı kâmil anlamındadır.)

Ger tâat kılmaz ise üstâda varmaz ise Şer‘iden olmaz ise adı la‘net içinde

  • (Ger: Eğer; Üstâd: Ehil, usta. Mürşid.)

Şerîat ana eydür ana abes ol addır Onun makâmı oddur şol âhiret içinde

  • (Od: Ateş, cehennem.)

Her kim tarîka gire gerek mâl terkin ura Yola doğru cân vere bu tarîkat içinde

  • (Terkin urmak: Terketmek, bırakmak, vazgeçmek.)

Ger doğru durmaz ise mâl terkin urmaz ise Yola cân vermez ise duymaz sohbet içinde

Tarîkat onun değil ol kılmış yolun melûl Hak kılmaz onu kabûl bulmaz rahmet içinde

  • (Melûl: Kırgın, üzüntülü, usanmış.)

Ger bahrî olmaz ise denize dalmaz ise Seyrânın bilmez ise yokdur kıymet içinde

  • (Bahrî: Bir cins deniz ördeği, balıkçıl, balık; Seyrân: Bakıp seyretme, temâşâ.)

Marifet gönül şehri makâmın bulur fakrı Bahrî gerekdir bahrî bu marifet içinde

  • (Makâm: Sâlikin Allah yolunda ulaştığı kalıcı mertebe, mânevî rütbe.)

Marifet andan ırak anın değildir durak İşi olsa da yavlak anın bu ad içinde ,

  • (Yavlak: Pek çok, gâyet.)

Her kim hakîkat süre kahrı lutfu bir göre İş aça doğru dura bu hakîkat içinde

Ger doğru durmaz ise yoluna ermez ise Kahrı hoş görmez ise adı yok ad içinde

  • (Ad: Şöhret, nam, şan, değer, kıymet)

Anın değil hakîkat ol devlet ol nasîhat Evvel âhir âkıbet bulunca mât içinde

  • (Mât: Saf dışı olmuş, yenik, yenilmiş, mağlup.)

Bu dört menzildir utan ledün makâmın tutan Oldur menzile yeten tamâm murâd içinde

  • (Ledün: Allah katı, Tanrı huzûru; Tamâm: Bitme, tamamlanma, sona erme, Murad: Erişilmek istenen, olması, gerçekleşmesi arzu edilen şey, istek, dilek, amaç)

Ol menzile yetenin dört nişânı var anın Ol nişânı kılanın yeri rahmet içinde

  • (Nişân: Alâmet, iz, belirti, eser.)

Sûretin halka düze Hakk’ın yolunda ize Çıka seyir eyleye ol semâvât içinde

  • (Sûret: Şekil, yüz, resim, tarz, biçim; Semâvât: Gökler, semalar.)

Tevekkül işi ola kanâat aşı ola İnâyet başı ola nûr-ı rahmet içinde

  • (Tevekkül: İşi Allah’a havâle etmek. Kadere razı olmak; Kanâat: Aza rıza gös termek, hırs göstermemek. Allah’ın verdiği ile yetinmek; : Yemek)

Kıyl-u kâle mecâl yok ol hâldir ona kâl yok Hergiz ana ecel yok ezel-ebed içinde

  • (Kıyl-ü kâl: Dedikodu, kuru laf; Hâl: Kulun gayreti ve kastı olmadan sırf Allah’ın bir lutfu olarak kalbe gelen mânâ, feyiz, bunun dervişe geçici olarak verdiği coşkunluk ve cezbe; Kâl: Söz; Hergiz: Asla.)

İşdir bunca âvâzlar dediğim mânâ sözler Tapduk Yûnus’u gözler bu vilâyet içinde*²

  • (Âvâz: Sadâ, yüksek ses, şöhret. Tapduk/Tapduk Emre: Yûnus Emre’nin şeyhi. Barak Baba veya Hacı Bektaş-ı Veli’nin halifesi.)

Yunus Emre

(Orijinal Eski Türkçe el yazması nüshadan latinize transkribe edilmiştir.)

Günümüzde çok kullanılmayan Türkçe’ye mal olmuş kelimelerin günümüz karşılıkları metinde geçtiği ilk seferinde italik olarak beyitin altında verilmiştir.

Kaynakça:

¹:Tatcı, M. (2013). Yunus Emre. TDV İslâm Ansiklopedisi içinde (Cilt 43, ss. 600–606). TDV İslâm Araştırmaları Merkezi. https://islamansiklopedisi.org.tr/yunus-emre ²:Tatcı, M. Yunus Emre Divânı Seçmeler, DİB Yay., Ankara, 2021. https://dijital.diyanet.gov.tr/File/Download?path=4232_1.pdf&id=4232 ³:Özcan, A. (1991). Âşıkpaşazâde. TDV İslâm Ansiklopedisi içinde (Cilt 4, ss. 6–7). TDV İslâm Araştırmaları Merkezi. https://islamansiklopedisi.org.tr/asikpasazade ⁴:Tatcı, M. (2010). Tapduk Emre. TDV İslâm Ansiklopedisi içinde (Cilt 39, ss. 595–596). TDV İslâm Araştırmaları Merkezi. https://islamansiklopedisi.org.tr/tapduk-emre ⁵:Tarz-ı Vefa Kervanı. (t.y.). Türbeler ve makamlar*. Yunus Emre Yolu. https://tarzivefakervani.com/yunus-emre-yolu/turbeler-ve-makamlar/


메타데이터
post_id
7d5b86f458f9
slug
eski-harflere-nasıl-veda-ettik-11-e-1-7d5b86f458f9
url
https://medium.com/@ozkan.omer/eski-harflere-nas%C4%B1l-veda-ettik-11-e-1-7d5b86f458f9
canonical_url
https://medium.com/@ozkan.omer/eski-harflere-nas%C4%B1l-veda-ettik-11-e-1-7d5b86f458f9
author_url
https://medium.com/@ozkan.omer
status
ok
fetched_at
2026-07-10 04:39:04