← Back to list

Überraschungsmoment

Sinyal Krizi ve Batı’nın Büyük Çıkışsızlığı

Mehmet Doğu · 2026-05-14 16:22 · 2 claps · 5.0 min read
#iran #savaş #dünya #siyaset #ortadoğu
Open on Medium ↗

Überraschungsmoment

Sinyal Krizi ve Batı’nın Büyük Çıkışsızlığı

Hoover Institution, 2013

Hoover Institution, 2013

Şubat ayının son cumartesi sabahında dünya yeni ve kaotik bir sürece uyandı. ABD ve İsrail, İran’a karşı daha önce görülmemiş çapta hava saldırıları başlatmış ve İran’ın dinî lideri Ali Hamaney de dahil olmak üzere pek çok üst düzey yöneticiyi öldürmüştü. Kimileri bu savaşı Mesih’in dirilişini müjdeleyen “Armageddon”, kimileri Üçüncü Dünya Savaşının başlangıç perdesi, kimileri ise — sevindirik bir hâlde — İslam Cumhuriyeti’nin son günleri olarak gördü. Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmedi — şimdilik. Gerçekleşen, ABD ve İsrail’in beklemedikleri bir dirençle karşılaşmasıydı. ABD, kesin üstünlüğüne güvenerek girdiği bu savaştan bir “Überraschungsmoment” (Sürpriz/Gaflet Anı) yaşayarak çıktı. Savaşın akıbetiyse henüz kesinleşmiş değil. Bizler için önemli olansa kısa ve uzun vadeli sonuçlarını ve devamında nereye gittiğimizi anlayabilmek.

Sinyal Krizi

ABD ve İsrail saldırıları başladığında gördüğümüz (veya bize gösterilen) tek şey Tahran’ın alev alev yanan, dumanlar içindeki görüntüleriydi. İlk hafta boyunca neredeyse her gün yeni bir İranlı komutanın ölüm haberiyle veya İran’ı mahvettiklerini açıklayan Trump’la muhatap oluyorduk. Ancak süreç ilerledikçe işler değişti; görüntülerde Tahran’ın yerini Tel-Aviv, Hayfa, Doha ve Dubai aldı. Haberlerde de isabet alan bir F-35, İran semalarında düşen ABD helikopterleri, iki Amerikan askeri için girişilen alelacele bir kurtarma operasyonu ve Amerikan askerlerine verilen yetersiz yemekler yer almaya başladı. İşler öyle ironik bir hâle gelmişti ki Savunma Bakanı Hegseth ne zaman çıkıp “İran’ı mahvettik!” dese akşamında İran’dan yeni bir füze dalgası gelmekteydi. Çatışmaların son bölümüne yaklaşıldığında ABD’nin sakarlık derecesi iyice artmıştı ki ardından da ateşkes ve halen devam eden müzakere süreci başladı. İran ödediği bedellere rağmen hem ABD’nin bölgedeki unsurlarına ve müttefiklerine ciddi ekonomik zarar vermeyi hem de Hürmüz üstünde fiilî egemenlik kurmayı başardı. Böylece, ekonomik ve diplomatik baskılarla ABD’nin stratejik hedeflerine ulaşmadan masaya oturmasını sağladılar.

Bu durumu anlamak için Giovanni Arrighi’nin “Sinyal Krizi” kavramını kullanabiliriz. ABD, tıpkı Vietnam ve Irak’ta olduğu gibi üstün askerî gücü ve hegemon konumuna rağmen İran’ı alt etmeyi veya hızlı bir zafer elde etmeyi başaramadı. Oysa ABD ve İsrail, hava sahasında üstünlük kurmayı başarmış, İran’ın komuta kademesine seri suikastler düzenlemiş, kilit altyapı unsurlarınıhavaya uçurmuş, donanmasını da büyük oranda yok etmişlerdi. Ancak sadece ayakta kalmayı bile zafer sayacak olan İran’a stratejik düzeyde yenildiler. Bu, ABD’nin hegemon konumunun sağladığı rıza ve baskı üretebilme gücünü artık etkin kullanamadığını gösteriyor. Avrupa Birliği ve NATO’nun kalanı bu savaşa adım atmaya ikna olmadı. Suudiler de dahil olmak üzere doğrudan İran’ın misillemelerine hedef olan Körfez ülkeleri dahi savaşa girmedi. Inter Alia, en önemlisi, Trump hükümeti kendi kamuoyunu ve seçmenini bu savaşa ikna edemedi. “Sinyal krizi”, hegemonun dünya sistemindeki konumunun ayrıcalıklarını artık amaçları yönünde kullanma yeteneğini yitirdiği ve hegemonyasının imaj olarak çatırdadığı süreçtir. Vietnam da böyleydi, Irak bataklığı da. Amerikan İmparatorluğu, aşırı genişlemenin ve dünya sisteminde merkezileşmenin getirdiği imkanları sonuna kadar suistimal ederek (bkz. Çiftçi, Mehmet Doğu. “Şimdi Canavarların Zamanı” Inter Alia, no.9, s.13) bir bakıma bu krizi de tetiklemiş oldu. Savaş basit kişisel hırs ve deliliklerden değil, İran’ın da etkili olduğu küresel bir dinamik olarak petro-dolar sisteminin çatırdamasının engellenmesi için başlatıldı. Oysa gafil avlanan ABD emperyalizmi, tam tersine kendi gücünü aşındıran bu çatlağı daha da büyütmüş olabilir.

Halihazırda yaşananlar, Arap sermayesinin ABD-İsrail rejimlerinin onları savunabilme kabiliyetini sorgulamasına sebep oluyor. Kendi savunma sistemlerini sağlamlaştırmak adına Çin, Pakistan ve Türkiye gibi ülkelerle işbirliklerini genişletme istekleri artıyor. Diğer bir sonucu ise İran’ın egemenliğini pekiştirdiği Hürmüz’ü baypas geçebilmek için uzun vadede alternatif enerji rotalarına yatırım yapılması olacak. Arap petro-sermayesi bu amaçla Hint Okyanusu, Kızıldeniz ve Akdeniz’e bağlanan enerji hatları üstündeki çalışmaları genişletip hızlandıracaktır. Suudiler mevcut Doğu-Batı hatlarını geliştirecekken Kuveyt ve Irak da Basra ile Akdeniz bağlantısını Türkiye ve Ceyhan üstünden sağlamak isteyebilir. Buna karşılık, BAE ise Füceyre Boru hattına odaklanacaktır. Asıl dikkat edilmesi gereken, İsrail’in enerji aktarımının merkez üssü olmaya kendini aday göstermesi ve örneğin Hayfa limanı üstünden İtalya yahut Yunanistan’a uzanacak; Arabistan ve Doğu Akdeniz enerji kaynaklarını Avrupa’ya aktaracak bir projeyi sunması olmalı. Tutsun ya da tutmasın, Netanyahu çoktan bu fikri ortaya attı ve bunun için yoğun lobicilik ve arka kapı diplomasisi de yapacaklarından şüphe yok. Ancak İsrail’in böylesi bir aktarım merkezine dönüşmesi, bilhassa AB’nin zaten korkak tavır aldığı siyonist teröre karşı daha da pısırık bir konuma düşmesine sebep olacaktır. Hürmüz’deki İran egemenliği, İran’a karşı anlamsız bir savaş başlatılmadıkça bir tehdit değil ancak Gazze, Lübnan ve Batı Şeria’da soykırımcı politikasını durmaksızın uygulayan İsrail’in Doğu Akdeniz’in enerji üssüne dönüşmesi tam bir kabus olur. Arap sermayesi ilk etapta bundan çekinebilir ancak onların da işbirlikçi niteliğini düşünürsek bu ihtimal yine de göz önünde tutulmalı.

Turnusol

Bu savaşın diğer önemi ise Batılı siyaset ve medyaya Gazze soykırımından bu yana en büyük turnusolü tutmuş olmasıydı. Bu olaylar Kanada’ya, İngiltere’ye, Almanya’ya AB’nin kalanına tövbe etme fırsatı verdi. Ancak hiçbirisi ilk etapta buna cesaret edemedi. Önceki yazımızda da değindiğimiz üzere Davos’ta küresel sistemin adaletsiz ve işlevsizleşen yanlarına eleştiri yağdıranKanada başbakanı uslu bir çocukmuşcasına ABD’nin haksız işgaline ve uluslararası hukuku güçlüden yana ihlal etmesine gıkını çıkarmadı. İngiltere ise Trump ve kamuoyu tepkisinden de eşit düzeyde korktuğu için bir geldi bir gitti. Önce üsleri ABD’nin kullanımına açtı, sonra kapattı, bir daha açacağız dedi ve en sonunda yine kapattı. Geçen seneki 12 Gün Savaşında “İsrail bizim yerimize kirli işleri yapıyor!” diyerek siyonist terör rejimine destek çıkan Almanya Başbakanı Merz ise bu sefer de etkili ve dik bir duruş sergilemedi. Medya kanadına baktığımızdaysa daha da büyük bir çürümeyle karşılaştık. Mesela savaşın ilk günü katledilen 168 kız çocuğu için “yaşasalar da özgür olmayacaklardı zaten” diyerek ABD’nin terör eylemini gazetecilik kisvesi altında meşrulaştırmaya yeltenenleri gördük.

İran’ın rejimini “tercih edilebilir” veya ideallerinize uygun görmeyebilirsiniz. Sorun da burada başlıyor: Reelpolitik söz konusu olduğunda tercihler önemli değil. Cevap verilmesi gereken soru İran’daki baskıcı siyasi iktidarın “iyi” veya “kötü” olup olmadığı değil, İran’ın mevcut hükümeti olarak ülkesinin uğradığı saldırıya karşı gösterdiği direncin meşru olup olmadığı. İstediğimiz kadar İran’da temel hak ve özgürlüklerin senelerdir nasıl çiğnendiğini tartışabiliriz. Ancak İran gibi bölgemizin aydın ve demokratik birikimi zengin bir ülkeyi bombalayarak siyasetini havadan dizayn etmeyi meşrulaştırmak, bu onurlu ve kadim halkın kendi geleceğini tayin etme hakkına hakarettir. Alem biliyor ki İsrail dünyadan sakladığı bir nükleer silah cephaneliğine sahip. Buna rağmen kimse, hiçbir hükümet veya ana akım medya İran’ın nükleer programı yerine İsrail’i sorgulamaya kalkmıyor. Bu apaçık ikiyüzlülük karşısında İran’a dönüp nükleer programını askıya almasını söylemek adil midir? Orta Doğu’da yalnızca İsrail’in nükleer kapasite barındırdığı bir statükoyu reddetmeliyiz. İsrail biz istedik diye nükleer silahlarını teslim etmeyeceğine göre, İsrail’in devamlı saldırılarının hedefi olan İran’ın nükleer programa sahip olması nasıl gayrimeşru ilan edilebilir?

Sorun ne İran’ın nükleer programıyla başladı, ne de onunla bitecek. İsrail İran’ı hem büyük ve güçlü bir ülke hem de ideolojik varoluşuyla kendine tehdit olarak görüyor. Keza İran’ın gösterdiği direnç ve dayanıklılığa rağmen İsrail için kırmızı ışığın yandığı yanılgısına kapılmamalıyız. 2023'ten beri Orta Doğu hızla içinden çıkılmaz bir çatışma evresine sürükleniyor ve bir yandan da İsrail’in önündeki stratejik engeller hedef alınıyor: Suriye’de Esad’ın birdenbire devrilmesi, Hamas’ın köşeye sıkıştırılması, Hizbullah’ın ağır saldırılarla zayıflatılması, Husiler’e karşı BAE fonlarıyla Yemen’deki savaşın körüklenmesi, Sudan’daki çatışmaların aynı aktörlerin desteğiyle korkunç bir iç savaşa dönüşmesi ve en sonunda İran’a karşı görülmemiş ölçekte bir saldırı başlatılması. Tüm bu gelişmeler açıkça gösteriyor ki bölgemizde Gazze soykırımıyla korkunç bir boyut kazanan çatışma ortamı İsrail’in hem kendi eylemleriyle alevlendirdiği hem de lehine istifade ettiği bir durum. Tam da bu sebeple İran gibi ülkelerin gösterdiği dirence uluslararası kamuoyunun gösterdiği dayanışmayı baltalayacak şekilde “ne Tahran ne Tel-Aviv” denilmemeli. Böylesi bir söylem tam tersine ABD-İsrail rejimlerinin kendi canice ve hukuka aykırı eylemlerini İran’ın iç siyasi dinamikleriyle meşrulaştırmalarının önünü açıyor. Yapılması gereken, İran’a, egemenlik haklarına ve bağımsızlığına kasteden bu saldırı karşısında tavizsiz destek verilmesi ve Batı’nın bahsettiğimiz ikiyüzlülüğünün her fırsatta ifşa edilerek protesto edilmesidir. ABD’yi Vietnam’da da uğradığı fiyaskonun ardından dünya halklarının ve iç kamuoyunun tepkisi geri çekilmeye zorladı. Burada da ABD’yi — İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin tabiriyle — “terbiye etme fırsatı” kaçırılmamalı.

Şairin dediği gibi: Zulüm ile abad olanın sonu berbad olur.


메타데이터
post_id
7e7755c8bb71
slug
überraschungsmoment-7e7755c8bb71
url
https://medium.com/@doguciftci06/%C3%BCberraschungsmoment-7e7755c8bb71
canonical_url
https://medium.com/@doguciftci06/%C3%BCberraschungsmoment-7e7755c8bb71
author_url
https://medium.com/@doguciftci06
status
ok
fetched_at
2026-07-10 15:36:45