Odaklanma Sorunumuz Yok, Hırsızlık Sorunumuz Var!
Mesele sadece dikkat süremizin çok kısalmış olması değil.

İllüstrasyon: Adam Maida
Odaklanma Sorunumuz Yok, Hırsızlık Sorunumuz Var!
Mesele sadece dikkat süremizin çok kısalmış olması değil.
Geçen yıl, dikkatimi koruyabilmek adına radikal bazı kararlar aldım. Bunun başlıca nedeni kitap okuma alışkanlığımın yok denecek düzeye inmesiydi. Kendisini okuma ve yazma eylemleriyle tanımlayan biri olarak bu benim için, gerçekleşmesinden en çok korktuğum kâbusun gerçekleşmesiydi. Atılabilecek en sert adımı atarak bir süreliğine ev interneti aboneliğimi iptal ettim. Evet evet, yanlış duymadınız, ciddi ciddi! Hâlihazırda sokakta fiber internet için altyapı çalışması varken, “Yeni aboneliğimi fiberden başlatırım nasılsa, telefonda internet var, evdeki bir süre yok olsun bakalım,” dedim.
Yılın sonlarındaysa elimdeki iPhone’u satıp orta segment bir Galaxy’ye geçtim. Tam teşekküllü bir akıllı telefon kullanmayı iyiden iyiye reddetmeye başlamıştım zaten. iPad ve MacBook da hem üretken olmama hem de içerik tüketmeme yeterince katkı sağlıyordu. **Cebimden koca, kalabalık, ağır, kirli ve gereksiz bir evreni çıkartmak istedim**; öyle de yaptım. Üstelik karşılığında ciddi bir gelir elde ettim. O parayı da yatırım amaçlı kullandım. Twitter, Facebook ve LinkedIn hesaplarımı zaten seneler evvel kapatmıştım.
Gelin görün ki tüm bunlara rağmen, gece yarılarımı bu kez de telefonumdaki Netflix uygulamasından* saçma sapan diziler izleyerek, uçak kazası raporlarını inceleyerek ya da YouTube’daki eski Beyaz Show bölümlerine gülerek heba etmeye başladım. “Bir yerden kısarsan bir yerden mutlaka yırtarsın,”* demişlerdi. Fazlası oldu…
İnternetsizliğe üç ay dayanabildim, fiber internetin rahatlığıyla muslukları kontrol etmekte daha da zorlandığım bir döneme geçtim. Orta segment telefonu ise geçen ay amiral gemisiyle yeniledim.
İnanır mısınız, internet fikrine karşı koymak bile içten içe kendime öfkelendiğim, yıpratıcı ve bol efor gerektiren bir sonuçsuzluk döngüsüne girmeme neden oldu. İnternetin, özellikle Instagram’ın beni aptallaştırdığına ikna olmuştum ve kendimden başka suçlayacak kimsem de yoktu. Kendi üstünde deneyler yapan doktorlara dönmüştüm. İşe yaramadı. Yani belki bir nebze, çünkü kitap okuma iştahıma kavuşmayı başardım. En azından onu geri aldım…

İllüstrasyon: Lucy Naland / Getty Images
Dikkatin Hasadı
Bugünlerde dikkat, pek çoğumuzun saflığını korumaya çabaladığı ya da yozlaşmasına çaresizce göz yumduğu, doğuştan getirilen kutsal bir erdem statüsüne kavuştu. Dikkat sürelerinin kısalması artık kişisel bir zayıflık veya daha da beteri entelektüel bir çöküş işareti olarak algılanıyor.
Sosyal medyada insanlar “kedi kadar” dikkat süreleri kaldığından şikayet edip, bu durumlarını “beyin çürümesi” gibi popüler kavramlarla etiketliyorlar. Genel olarak işletilen mantığa göre ise; insanın dikkat süresini yitirmesi, bir bakıma insanlığını yitirmesiyle eş tutuluyor.
Ancak bu, dikkat kavramına dair fazlasıyla modası geçmiş bir tavır olabilir canım okur; üstelik bireyi, aslında kendisinden çekilip alınan bir şeyi boşa harcamakla suçlayan acımasız bir bakış açısına da sebebiyet veriyor olabilir. Ne de olsa gezegenin en çok kazanan şirketlerinin başında, insan dikkatini hasat eden şirketler geliyor. Bunu bize onlar yapıyor olamaz mı? Planlı, programlı, usul usul… Kendimizi suçlamayı bıraksak mı?
Belki de hepimizin dikkat sürelerimiz konusunda bu kadar kötü hissetmemizin ardında yatan asıl sebep, bu sürenin çok kısalması değil; çok değerli bir doğal madenin, değerinin çok altında bir fiyata başkalarına peşkeş çekiliyor olmasıdır.
Nörologlar pek çok farklı dikkat türümüz olduğunu söylüyor. Örneğin, fabrikadaki bir montaj hattında hareket eden parçaları takip ederken “sıralı” dikkati kullanıyormuşuz; etraftaki gürültüyü görmezden gelip sadece bir sese odaklanabilme yeteneğimize ise “uzamsal” dikkat deniyormuş. Ne var ki, günümüzde odaklanma becerimizin zayıflamasına dair ortaklaşa ettiğimiz o meşhur şikayetler, genellikle uzun bir süre boyunca tek bir nesneye veya işe kilitlendiğimiz “sürdürülebilir” dikkatimizi hedef alıyor.
CUNY’deki sinirbilim profesörü Tony Ro’nun söylediğine göre, insanlar günümüzde o kadar çok dikkat dağıtıcı unsura maruz kalıyor ki, tek bir noktaya odaklanma kapasiteleri yapısal değişime uğruyor.
İlk iPhone’un piyasaya sürüldüğü 2007 yılında, o zamanlar UCLA’de edebiyat profesörü olan N. Katherine Hayles, bu geçişi bir roman okurken kullanılan “derin dikkat”ten; farklı görevler ve bilgi akışları arasında odağı hızla değiştirmek olarak tanımlanan “hiper dikkat”e geçiş olarak adlandırıyor. Bu değişim beraberinde katı bir yargılamayı da getiriyor; Hayles’ın yazdığına göre şimdilerde hiper dikkat, “bilişsel işlevden bile sayılmayan, kusurlu bir davranış” olarak görülüyor.

Getty Images
Kedilerden Öğreneceklerimiz Var!
Dikkat üzerine yaşadığımız modern çağ güvensizliğinin en büyük ironisi ise, hayvanlar âleminin geri kalanıyla kıyaslandığında, insanın dikkat süresinin aslında baştan beri o kadar da etkileyici olmamasıyla ilgili.
Dalhousie Üniversitesi’nden deneysel psikolog Raymond Klein, soyut düşünme gibi pek çok olağanüstü bilişsel yeteneğe sahip olsak da, fare deliğine gözünü dikmiş bir ev kedisinin, sıradan bir insandan çok daha muazzam bir dikkat kaynağını amacı uğruna seferber edebileceğini söylüyor. Yani “Kedi kadar dikkatim kaldı,” yakınışı burada çürütülmüş oluyor…
Kedi kadar dikkatimizin kalması aslında iyi bir şey. Lüks bile sayılabilir!
Belki “kuş kadar dikkatim kaldı” demek daha doğrudur, emin değilim.
Şimdilerde sahip olduğumuz bu nispeten zayıf “sürdürülebilir dikkat süresi” bile aslında yakın geçmişin icadı…
İlkel çağlarda yaşayan toplayıcı atalarımız, etraftaki tehditleri sürekli gözetleyebilecekleri esnek ve atik bir dikkat türüne ihtiyaç duyuyorlarmış. Bu da pek çok senaryoda hayatta kalabilmelerini sağlıyormuş. İnsanoğlunun odaklanma becerisini mahsullere, dokuma tezgâhlarına, çitlere ve televizyondaki yarışma tekrarlarına adaması ise ancak yerleşik hayata geçildikten sonra kendi kontrollerinden çıkıp birileri için faydalı hâle gelebilir olmuş.
O birileri bugün şirketleşmiş kompleks organizmalar. Mark Zuckerberg’in Meta’sı gibi…
Modern insandan talep edilen hiper dikkatin bedeline gelecek olursak: astronomik ölçeklerde.
*Odaklanmak, beyindeki oksijenli glikozu tüketir canım okur. Bunu ben değil, bilim söylüyor. Yani ister sabit bir şekilde tek bir nesneye kilitlenin, ister odak noktaları arasında hızlı geçişler yapın; her iki dikkat türü de mecazi anlamda aynı yakıt deposunu kullanır (ki bu deponun genetik veya çevresel faktörlere bağlı olarak kişiden kişiye değişebileceğini de belirtmekte fayda görüyorum). *Bu yakıt tükendiğinde, odaklanma kapasiteniz de tükenir.
Tıpkı sürekli dur-kalk yapan bir otobüsle otobanda dümdüz ilerleyen bir arabanın aynı yakıtı harcamaması gibi; dikkatimizi farklı şeyler arasında sürekli oradan oraya savurmak da bize onu tek bir şeye sabitlemekten çok daha fazla enerjiye mal oluyor.
Zira artık sadece anlık haber bildirimlerinin, acil teslim tarihli Slack çağrılarının veya absürt Instagram Reels’lerinin bombardımanı altında kalmıyoruz; aynı zamanda beyinlerimiz varsayılan olarak kabul edilen “en verimsiz modda” çalışmaya şartlandırılmış biçimde yaşamaya çabalıyoruz.
Bu da bizi fazlasıyla bitap düşürüyor.
Böyle bir yorgunluk hâli içindeyken ısrarla kendimizi zorlamaya devam etmemiz ise kaçınılmaz bir çöküşle sonuçlanıyor.

Josephine Vyeda / Unsplash
Gözbebeklerimizin Ticari Değeri
Fabrika işçiliğinin ilk günlerinde çalışanlar, montaj hatlarında saatlerce dikilmek, sürekli tekrarlanan görevlere odaklanmak ve acımasız bir tempoda çalışmak zorundaydılar. Bu iş fiziksel olarak ne kadar yorucuysa, zihinsel olarak da bir o kadar yıpratıcıydı. Joshua B. Freeman, fabrikaların tarihini anlattığı Behemoth adlı kitabında, işçilerin bu yorgun ve aşırı yüklenilmiş dikkat hâline “Fordit” (Forditis) adını verdiklerini yazar.
Öyle ki Ford işçilerinin eşleri, kocalarının eve huysuz bir ruh hâliyle gelip doğrudan yatağa gittiklerinden, hatta Fordit’in kocalarını iktidarsızlaştırdığından bile şikayet etmişler.
Montaj hattını çıkarıp yerine ekranları ve sosyal medyayı koyduğunuzdaysa, “Fordit” bana günümüzün dikkat süresi eksikliği adını verdiğimiz hastalığı için oldukça isabetli bir analoji gibi görünüyor: Tükenmiş, sömürülmüş ve başka hiçbir şeye yer açamayan zihinler.
Yine de salt yorgunluk hissi, dikkatle ilgili yaşanan bu toplumsal paniği tam olarak açıklamaya yetmiyor. Başkalarının “dikkat sürelerinden” rahatsız olmamızın asıl sebebinin, kendi içimizdeki değerli bir şeyin elimizden zorla alındığını hissetmemiz olduğu düşünüldüğünde, cevap da kendiliğinden yüzeye çıkıyor.
Kimse kimseyi zorla TikTok izlemeye mahkûm etmezken, neden binlerce kişi dikkatlerinin TikTok tarafından gasp edildiğini iddia ediyor o zaman? Aslında bir bakıma öyle de oluyor. Ama ne değneği yontanı ne kırmaya çalışanı suçlayabiliyoruz, çünkü teknoloji şirketleri dikkatimizi kelimenin tam anlamıyla “para basan” ticari veri kaynakları hâline getiriyor.
*E, buna kim izin veriyor? -*Bizler.
Madem bu bilgiye vakıf hâldeyiz, o hâlde niye elimizde son model telefonlar sürekli ekran kaydırmaya devam ediyoruz?
**Bizzat kendi gözbebeklerimiz sayesinde yaratılan bu değerin ufak bir kısmını bile paraya çevirmekten aciz durumda olanlarsa yine bizleriz. **Ayrıcalıklı kesim influencerları hariç tutuyorum. Ekranlar onların kalp, beyin, ciğer ve hatta mideleri kadar önemli bir diğer hayati organları çünkü.
Normal bir ekonomide insanlar emeklerini veya mallarını serbest piyasaya sunarlar; bunun karşılığında kiraya, yemeğe, takviye edici ek gıdaya ya da kot pantolona harcamak üzere para kazanırlar. Oysa dikkat ekonomisinde her birimiz kendi ürünlerimizi (dikkatlerimizi) bedavaya dağıtıyor ya da karşılığında ne aldığımızı bilmeden takas ediyoruz…
İş arkadaşımızın kahvaltı fotoğraflarıyla mı? Komşumuzun yemek tarifi videolarıyla mı?* *Tam olarak ele avuca gelir, fayda sağlar neyle?

Boston Public Library / Flickr
Dijital Mesainin Bedeli
Geçen yıl yayınlanan bir davranış araştırmasına göre, ortalama bir yetişkin günde altı saatten fazla zamanını akıllı telefonuna bakarak geçiriyor. Birçoğumuz sadece sosyal medya uygulamalarında beş saat harcıyoruz ki, bu da temelde yarı zamanlı bir işte mesai yapmaya denk geliyor. Tabii ki bu mesainin karşılığı bize bir şekilde ödeniyor. Ama sadece eğlenceyle değil… haset, kıskançlık, körüklenen öfke ya da “can sıkıntısı” bile denilemeyecek kadar uçucu bir “bilgilendirme” anlayışıyla. Günün sonunda geriye kalansa uyuşturulmuş, sersemletilmiş ve motor becerileri pataklanmış bir beyin…
Herkes telefona bakmaktan, dikkat ekonomisindeki yerini unutmuş ve sömürüldüğünü sorgulayamayacak kadar yorgun düşüp yalnızlaşmış hâldeyken; benim kendi kendimi suçlamam, odağımı geri kazanmak için yeminler edip çareler üretip “farkındalığımı” (mindfulness) geliştirmeye çalışmam da kolaya kaçmak, hatta bencillik olmuyor mu? Ya da ne bileyim, dağ başındaki kulübesinde medeniyetten uzak yaşayan aksi bir ihtiyar gibi dikkatimi sadece kendime mi saklamam gerekiyor? Nedir bunun doğrusu, çıkar yolu? Bilen varsa söylesin.
Dikkat ekonomisinden kaçış arzusu, aslında dikkatimizi esir almak için uğraşanlara daha fazla kapı aralamaktan başka bir işe yaramıyor maalesef. **Denedim, olmadı, biliyorsunuz. TikTok ve Instagram maksimum bağımlılık için algoritmalarına ince ayarlar çekerken, diğer tarafta peyda olan yeni girişimler bize “meditasyon uygulamaları” ve “beyin geliştirici takviyeler” satıyor. Maalesef bunlardan biri olan Calm uygulamasına da düştüm. Ama o başka bir yazının konusu.**
Modern insanın dikkat süresi için belki de en isabetli metafor, endüstriyel bir mandıradaki ineklerdir canım okur. “Nasıl mı?” dersiniz. Şöyle ki: Bir yandan hormon iğneleriyle şişirilen, diğer yandan acımasızca sağılan tek tip inekler düşünün bakalım. Kapiş?
Sonuç:
Dikkat ekonomisinin geleneksel ekonomiyi yutması o kadar hızlı gerçekleşti ki, pek çoğumuz birer çiftlik hayvanı misali “sağıldığımızı” henüz yeni yeni fark etmeye başlayabildik. Çok değil, 2013 yılında dünyanın en büyük şirketi fosil yakıt devi ExxonMobil’di; sadece birkaç yıl sonra bu taht Google’a geçti. Amazon, Apple ve Microsoft derken yakın geçmişteki tüm büyük servetlerin çoğu zaman kurnaz hamlelerle elde edildiği ortaya çıkmadı mı? Henüz ayırdına varmadıysanız diye sizin için bazılarını derledim, buyurunuz:
Amerika’daki ilk petrol kuyusunu barındıran çiftlik sadece 5.000 dolara satın alınmış. Efsaneye göre Manhattan adası ise yalnızca bir avuç cam bilye ve değersiz bazı incik boncuklarla takas edilmiş.
Bu tarz “söğüşlenmeler” ağızda genelde** kötü bir tat bırakır. **Bugünlerde hepimizin dikkatlerimiz konusunda böylesine kaygılı, huzursuz ve hüsrana uğramış olmamız şaşırtıcı mı?
Hemen hemen aynısını yaşıyoruz. Kandırılıyor, soyuluyoruz.
Ekranı kaydırmakla uçup giden bir saatimizin ardından hissettiğimiz garip mide bulantısı; kirlenmiş bir erdem duygusundan, zihinsel tükenmişlikten ya da çok daha köklü ve modern bir dehşet hissinden kaynaklanıyor olabilir:
Sadece bilinçaltımızda olsa bile, kendi zihinlerimizi yok pahasına sattığımızın nihayet farkına varmış olmamızdan.
Sevgiyle ♡
Yazının düşünsel fonuna şekil verirken başvurduğum bazı kaynaklar:
- Wu, Tim. (2016). Dikkat Tacirleri: İnsan Zihnine Girmek İçin Amansız Mücadele. The Kitap Yayınları
- Hayles, N. Katherine. (2007). “Hyper and Deep Attention: The Generational Divide in Cognitive Modes.” Profession, 130(1), 187–199.
- Freeman, Joshua B. (2018). Behemoth: A History of the Factory and the Making of the Modern World. W. W. Norton & Company.
- Odell, Jenny. (2019). Hiçbir Şey Yapmama Kitabı. Siren Yayınları
- Zuboff, Shoshana. (2019). Gözetleme Kapitalizmi Çağı: Ürünün “Sen” Olduğu Çağda İnsanın Geleceği İçin Savaş. Okuyan Us Yayınları
- Hari, Johann. (2022). Çalınan Dikkat: Neden Odaklanamıyoruz? Metis Yayınları
메타데이터
- post_id
- 7f25d9ecb869
- slug
- odaklanma-sorunumuz-yok-hırsızlık-sorunumuz-var-7f25d9ecb869
- url
- https://medium.com/@gurcanozturk/odaklanma-sorunumuz-yok-h%C4%B1rs%C4%B1zl%C4%B1k-sorunumuz-var-7f25d9ecb869
- canonical_url
- https://medium.com/@gurcanozturk/odaklanma-sorunumuz-yok-h%C4%B1rs%C4%B1zl%C4%B1k-sorunumuz-var-7f25d9ecb869
- author_url
- https://medium.com/@gurcanozturk
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-24 09:50:29