← Back to list

Cemal

Dostum değil mi yalnızlık seni bir başkasında kaybolmaya iten o dayanılmaz güç. Anlaşılmak umuduyla içine düştüğün gözlerin çekimser kaçak…

Hüseyin Haydar Duran · 2026-03-16 09:45 · 0 claps · 2.4 min read
#edebiyat #öykü #varoluşçuluk #anlam #kurgu
Open on Medium ↗

Cemal

Dostum değil mi yalnızlık seni bir başkasında kaybolmaya iten o dayanılmaz güç. Anlaşılmak umuduyla içine düştüğün gözlerin çekimser kaçak bakışları, kaygılı annenin mirasları.. Farklı hayatlar farklı diller en çok sen hissediyorsun bunu. Senin eksiklik duygun dokunduğun şeylerde kalan tamamlanmamışlık duygusuyla öcünü alıyor hayattan. Kopuk, bir halta yaramayan uzaktaki o ağaç gibi.

Mermer kolona yaslanmış bekliyordu Cemal. Uzunca bir süre kimi beklediğini bilinçli biçimde hatırlamadan, gelip geçen insanları seyretti. Ağır akan geçmişle durmamaya yemin etmiş kalabalık arasındaki çatışma onda tarif edilemez bir boşluk hissi uyandırıyordu. Paltosunun altından girip belini kavrayan soğuk rüzgar ona bedeninin orada olduğunu hatırlattı. Bir süre kuşları seyredip bir kuş olsa nerelerin üstünden geçmek isteyeceğini düşündü ve sırtını yasladığı kolondan ayrıldı. Belirsiz bir yola girmişti Cemal ve bunun epey farkındaydı. Şimdi önünde koca şehrin tüm caddeleri, tüm sokakları, tüm mekanları karşısına dizilmiş iken hiçbirini seçmeden olanı izlemekle yetinen Cemal, başka insanların alışveriş mizansenlerine bakıp onlara bir geçmiş ve anlam verme işine girişmişti. Onu buna iten şey herhangi bir itici kuvvetin onu bulunduğu sabit yerden hayatın içine itemiyor oluşuydu. Onun yaşamla ilişkisi başkaları hakkında anlayışını güçlendirdiği müthiş bir eylemsizlik ideali etrafında şekilleniyordu. Hareket etmenin sorumluluğunu alamazken zihninin keskinleşmesini isteyen Cemal, gözleme koyuldu. İlk kurbanı kısa boylu, davranışlarında bir tutukluk sezilen, gösterişli giyinmeyi seven bir genç erkekti. Bu çocuk üniversitede olmalı diye düşündü. Verinin azlığı ya da yeteneksizliğinin farkına varmasından mıdır bilinmez Cemal gözlemi kısa sürede bıraktı. Şimdi hiç görmediği binaları görmeye karşı beklenmedik bir arzu gelişmişti içinde. Kahverengi düştü aklına, her duvarı ve her süslemesi kahvenin ayrı bir tonu olan 19.yy dan kalma o bina tasarladı. Girişinin yalnızca o bir geçmişe sahip evlerde olduğu gibi değişik türlerde objelerle dolu, ağırlıklı cam nesnelerden oluştuğu için çocuksuz bir ev olduğu belliydi. Kapının tam karşısında abanoza yakınsayan merdivenin ucu evin bolca güneş alan güney cephesiydi. Sağ taraftaki duvarlarda her biri farklı bir yaşlı kadını ifade eden yağlı boya tabloları asılı, halıların desenleriyle mistik ile absürd karışımı bir ruh dolanırdı etrafta. Her kafa çevirişte farklı bir anlama bürünen bu evin bilinçdışındaki anlamını sorgulamadan edemedi Cemal. Ev çok tanıdık ve kalabalık bir caddenin üstündeydi. Bu evin önünden geçerim umuduyla uzun zaman sonra bir hayal ürünü için dahi olsa amaçlı bir eyleme yönelmişti Cemal. Bu durum onu rahatsız etmiyor farklı bir haz veriyordu. Gerçeklik üstünde kurabileceği bu baskı fikri, önce hayale düşen bir gerçeklik fikri onu büyülemişti. Şimdi hiçbir rüzgar ona bedenini hatırlatmak için yetmiyordu. Güneşin tam tepede olduğu saatlerde elinde şarküteriden yaptırdığı peynir ekmekle o meşhur caddeye uğradı. Hayalindeki evin hayalinde kalmasından hoşnut olduğu için kaygısız bir biçimde adımlarıyla salındı caddenin üzerinde. Algımız üzerindeki bilinçli kontrolü acınası bularak hunharca güldü çevresindekilere. Ne önemi var sorusu bir tek hayal içinde rafa kalkıyordu. Zaman akmaya devam ettikçe gerçeğin ağırlığından kaçmanın başka yollarını buluyordu insanoğlu ve Cemal. Kendi diyaloglarına pek yakın zamanda başlamıştı. Onlarda başka bir his, yabancılığın farklı bir türünü keşfetti. Ben diye bildiği şeyin daha üst bir bilinçten kendisine adıyla hitap edildiğinde bedeninde oluşan izleri duyumsadı. Kiraz kokusu eşliğinde dudaklar ve mucizeler. Bir belirsiz aralığa kulak kesilmişti. İnsanların yanındaki boş vermişliği önce abartı bir sevgiye ardından ürküntüye ve üstünlüğünü kanıtlama ihtiyacına evrilmeye başlamıştı. İşte bunun belirtisiydi bu sağlam duyuş ve belirsize kulak kesiliş. Cemal bilinciyle kavgada olan biri değildi. Yalnız ondan dışa vurulan her materyalde onun bir yandan bir köşeden dahil olduğu hissi hakimdi. Asla tam kontrolü eline alamamış Cemal bırak geleceğini ne sokağa gideceğini dahi bilmez haldeydi. Kendine az acır ama bu hali her şeyi az yaşamasından kaynaklanırdı. İmkanını bulsa aşağılanmadan zevk alır gibiydi. Dayak yemekten aldığı çocuksu zevki kendisi dahi anlayamamıştı. Cemal boğaz köprüsüne çıktı son bir kere derin bir nefes aldı ve kendini İstanbul boğazı semalarındaki kuşların kanatları üstüne attı. Birkaç saat ardından son sözlerini haykırdı tüm boğaza Cemal: ‘’Ey sen karanlık, sonsuza dek hoş geldin’’ Derin bir uykuya dalmakla derin bir hiçlik huzuruna kavuştu sevgili Cemal.

07.01.2026 00.49


메타데이터
post_id
7ff99b3eb799
slug
cemal-7ff99b3eb799
url
https://medium.com/@dhuseyinhaydar/cemal-7ff99b3eb799
canonical_url
https://medium.com/@dhuseyinhaydar/cemal-7ff99b3eb799
author_url
https://medium.com/@dhuseyinhaydar
status
ok
fetched_at
2026-06-22 12:55:45