Sosyolojik Marksizm Nedir?
“Günümüzde, insanlar özel yaşamlarının bir dizi kapanla dolu olduğunu hisseder. Gündelik dünyaları içerisinde sıkıntılarıyla başa…
Sosyolojik Marksizm Nedir?
“Günümüzde, insanlar özel yaşamlarının bir dizi kapanla dolu olduğunu hisseder. Gündelik dünyaları içerisinde sıkıntılarıyla başa çıkamadıklarını sezerler bu sezgilerinde de gayet haklıdırlar: Sıradan insanların dolaysız farkındalıkları ve çabaları, içinde yaşadıkları kişisel çevreyle sınırlıdır; görüş alanları ve güçleri, çalışma, aile ve komşuluk hayatına fazla yakından odaklanmış sahnelerle kısıtlıdır; kendi çevrelerini aşan muhitlerdeyse temsilen hareket etmekte ve aciz birer izleyici olarak kalmaktadırlar.”
Wright Mills, Sosyolojik Tahayyül

Giriş
Sosyolojik Marksizm üzerine bir tartışmaya Wright Mills’in meşhur tasviri ile başlamanın uygun olduğunu düşündüm. Mills, kitabında 1950’lerde Amerikan toplumunun eleştirisini sunar. Buna göre insanlar bireysel sorunlarını toplumsal meselelerle ilişkilendirme konusunda sorun yaşamaktadır. Kişisel sorunlar ve kamusal meseleler birbirinden keskin bir şekilde ayrışmıştır ve bunların arasındaki bağlantıları açığa çıkarabilmek için, yani tarih, toplum ve birey ilişkisini kavrayabilmek, eleştirel düşünebilmek için sosyolojik bir tahayyül gereklidir.
Bana göre Mills’in 1950’lerdeki toplum eleştirisi ile 2020’lerin dünyası arasında çeşitli paralellikler var. Bu benzerliği ortaya çıkaran en temel nedenlerden biri kapitalist küreselleşmenin doğası ve mantığıdır. Kapitalizm daimî olarak genişleme eğilimindedir, kendi suretinden bir dünya yaratır, toplumun ve toplumsallığın altını oyar ve dolayısıyla bireyselleşmeyi teşvik eder. 1990’lardan itibaren ABD öncülüğünde yaşanan küreselleşme, bu mantığı gündelik yaşamda yerleşik hale getirmiştir. Diğer bir ifadeyle Margaret Thatcher’ın “toplum diye bir şey yoktur ayrı ayrı bireyler ve aileler vardır” ifadesi kapitalist gelişmenin sosyopolitik bir hedefini yansıtır. Mills, dahil olduğumuz ilişkilerin kendi yaşamımız üzerindeki önemli etkilerini görmeye, düşünce biçimimizi değiştirmeye ve dünyayı sosyolojik olarak tahayyül etmeye çağırır. 2020’lerin dünyasında ise sosyolojik bir tahayyülün ötesi gereklidir. Sadece sosyolojik olarak düşünmek değil, çoklu krizlere, yıkımlara ve toplumsal çalkantılara neden olan kapitalizmin bilimsel ve normatif bir eleştirisi, bugünün önemli konularından biri haline gelir. Elbette ‘sosyolojik Marksizm’ bunu yaptığını iddia eden tek ekol değildir. Yine de Sosyolojik Marksizmin 1990’lardan itibaren Marksizmi özgürleştirici bir sosyal bilim olarak inşa etmeyi hedeflemesi ve çağdaş koşullara yönelik uyarlama çabası bu anlamda verimli bir tartışma zemini sunmaktadır.
Bugün neden bu tartışmaya gerek vardır sorusuna gelirsek: Bireysel deneyimler önemlidir ancak bu deneyimlerin arkasında yatan toplumsal, ekonomik ve siyasal süreçler giderek görünmez hale gelmektedir. Çağdaş dünyanın çalkantılı ve çatışmalı hali, kapitalist istikrarsızlığı her geçen gün görünür hale getirmektedir. Bu istikrarsızlığın ortasında dünyanın “olması gereken” haline yönelik beklentiler güçlenmektedir. Fakat bunlar bir tür temenniye dönüşmektedir. Normatif anlatılar ve beklentiler bireysel sınırlara hapsolup toplumsal tahayyülünü kaybettikçe, bunlar giderek yargılara dönüşmektedir. Bireysel deneyimlerin arkasında yatan yapılar, mekanizmalar ve bağlantı noktalarının silikleşmesi kolektif siyasetin ve tahayyülün altını oymaktadır. Sonuç olarak günümüzde herkes olması gereken hakkında konuşsa da dünyayı değiştirme yönündeki hedefler kişisel söylenme ve yargılarda ifadesini bulmaktadır. Sosyolojik Marksizmi her daim canlı tutan ve sürekli yenilenmesini gerektiren ikili saç ayağı da bu noktada başlar: Dünyayı anlama ve onu değiştirme. Bana göre Sosyolojik Marksizmi çağdaş dünyada önemli bir sosyal bilim pratiği haline getiren en önemli nedenlerin başında bu gelmektedir.[1]
Analitik Marksizm
Marksizmi özgürleştirici bir sosyal bilim olarak inşa etme sürecinde Analitik Marksistler önemli bir rol oynamıştır. Bu grup, G. A. Cohen, Jon Elster, Adam Przeworski, John Roemer, Robert Brenner, Philippe Van Parijs, Robert Van der Veen, Pranab Bardhan, Hillel Steiner, Sam Bowles ve Erik Olin Wright’dan oluşur. Politik bir birlik değildir, hatta normatif teorileri farklılık gösterir. Bazen de temel Marksist savlardan bazılarını -örneğin emek değer teorisi, diyalektik yöntem gibi- tartışmaya açarlar. Yine de ortaklaştıkları dört temel unsurdan söz edilebilir. Bunlar sırasıyla,
-
Teori oluşturma ve araştırma yürütme süreçlerinde geleneksel bilimsel normlara bağlılık.
-
Sistematik kavramsallaştırmanın, özellikle de Marksist teorinin merkezinde yer alan kavramların önemine vurgu. Bu, hem kavramların tanımlarına hem de birbirine bağlı kavram repertuarlarının mantıksal tutarlılığına dikkat etmeyi içerir.
-
Kavramları birbirine bağlayan teorik argümanlardaki adımların nispeten ayrıntılı bir biçimde belirtilmesi, argümanların ayrıntılı bir şekilde oluşturulması ve incelenen süreçlerin açık ve sistematik modellerinin kullanması.
-
Açıklayıcı ve normatif teorilerde bireylerin kasıtlı eylemlerine verilen önemdir. (Wright 1994, 181–182)
Birinci başlık en sorunlu görünenidir ve pek çok eleştiri almıştır çünkü Marksizmin kendi yöntemini yani ‘burjuva sosyal bilimlerden’ ayrıksı tarafını bir kenara bırakmayı, aksine var olan bilimsel gelişmelerden yararlanmayı önerir. Bazı analitik Marksistlerin rasyonel seçim ve oyun teorisi gibi çağdaş teorileri Marksizm ile birleştirme çabasının arkasında bu çaba vardır. İkinci ve üçüncü başlık, kullanılan kavramlarla ifade ettiği toplumsal süreçler, mekanizmalar ve sonuçlar arasında herhangi bir boşluk ya da belirsizlik olmamasını, bu akıl yürütme sürecinin eksiksiz yapılmasını önerir. John Roemer’in sömürü üzerine argümanları bunun örneğidir. Sömürü, Marksizmin temel kavramlarından biridir ve üretim süreci içerisinde tanımlanmıştır. Roemer bu kavramı üretim sürecinin dışına genişleterek hem mülkiyet ilişkilerini kapsayacak, hem mikro ölçekte nasıl gerçekleştiğini hem de sömürünün piyasa dışında da ortaya çıkabileceğini gösterecek şekilde genişletmiştir. Son nokta ise rasyonel seçim teorisiyle ilişkilidir ve insan öznelliğini, çevrelendiği maddi koşulların içerisinde ve çoğunlukla bireysel bir ölçekten başlatır.
Marksizmin özgürleştirici bir sosyal bilim olarak inşasında reel sosyalizmin çöküşünün önemli bir payı vardır. Erik Olin Wright, 1990’larda sosyalist rejimlerin çöküşünün bir bütün olarak Marksizmin çöküşüyle eşitlendiğini ve Marksizmin bir sosyal bilim pratiği olarak dışlandığını ifade eder. Wright’a göre sosyalizmin çöküşünün Marksizmi geride bırakmak anlamına gelmez. Yine de Marksizmin yeniden inşasında üç ana noktanın altına çizer. Bunlar sırasıyla sınıf analizi olarak Marksizm, tarih teorisi olarak Marksizm ve özgürleştirici normatif teori olarak Marksizm’dir (Wright 1994, 236).[2]
Sınıf analizi olarak Marksizm, Erik Olin Wright’ın özgün çabalarını içerir. Marx’ın kendisinin de iddia ettiği gibi sınıfların keşfi Marksizm’e ait değildir ve Marksizm, sınıf analizi içeren tek kuram da değildir. Durkheim ve Weber dahil olmak üzere sosyolojinin kurucuları ve onların çağdaş takipçileri sınıf analizini kullanır. Bu nedenle Wright sınıf analizinin bağımsız bir değişken olduğunu iddia eder: örneğin savaş, din, yoksulluk, suç gibi farklı toplumsal konular kendi başına bir araştırma konusu olduğu kadar bağımsız bir değişken olarak sınıf analizinin dahil olmasıyla da zenginleşir.
Tarih teorisi olarak Marksizm, tarihsel yönelimi ifade eder. Buna göre insan uygarlığının tarih öncesi dönemiyle insanlığın geleceği arasında dönemsel bir yörünge vardır. Tıpkı kapitalist gelişmenin feodal dönemde ortaya çıkan dinamiklerin gelişimine dayandığı gibi kapitalizmi nihai çöküşüne götürecek çağdaş gelişme dinamikleri de bugünün üretim ilişkilerinde ortaya çıkmaktadır. “Her iki durumda da Marksizm, tarihsel değişimin belirli bir yörünge ve belirli bir yönelim izleme eğilimini teorileştirmeye çalışır.” (Wright 1994, 237–238)
Özgürleştirici normatif teori olarak Marksizm, Wright’a göre çok vurgulanan ama en az detaylandırılan çerçevedir. Özgürleştirici teorinin temelinde insan özgürlüğünün, potansiyelinin ve arzusunun bütünlüklü gerçekleşmesinin ancak ‘sınıfsız’ bir toplum içerisinde mümkün olacağı fikri vardır. Yani sömürünün ortadan kalktığı, toplumsal üretim kaynakları üzerindeki özel mülkiyetin sonlandığı, dağıtımın ise ‘herkese ihtiyacı kadar, herkesten yeteneğine göre’ ilkesi etrafında şekillendiği bir fikirdir (Wright 1994, 238). Dolayısıyla Marksizmin normatif teorisi aynı zamanda Marksist sınıf analizini ve tarih teorisini de şekillendirir. Marksist sınıf analizini diğer sınıf analizlerden ayırt eden nokta başından itibaren ‘sınıfsız’ bir toplumu hedeflemesi ve doğası gereği sınıflı toplum karşıtı olmasıdır. Aynı şekilde tarih teorisi sınıfsız topluma gidişatın olasılıklarını ve tarihsel gelişme dinamiklerini ifade eder.
Wright’ın Gerçek Ütopyalar Tasarlamak adlı çalışması Marksizmin özgürleştirici normatif teorisini detaylandırmaya yönelik önemli bir çabadır. Wright burada özgürleştirici sosyal bilimin görevlerini üç ana başlık etrafında toplar:
1- Teşhis ve Eleştiri: Bu, başlangıç noktasıdır. Var olan toplumsal kurumlar ve toplumsal yapıları sistematik olarak incelemeye, insanlar üzerinde nasıl zarar verici etkiler yarattığını ortaya çıkarmaya davet eder. Teşhis ve eleştiri, toplumsal adalet ve normatif teori ile doğrudan ilişkilidir. Wright’a göre toplumsal adalet, kapitalizm eleştirisini canlandırır ve üç ana başlık altında alternatif arar; insan gelişimi, maddi ve toplumsal araçların gerekliliği ve geniş anlamda eşit erişim. Teşhis ve eleştiri içerisindeki bir diğer unsur ise siyasi adalettir. Siyasi adaletin ikili bir çerçevesi vardır: Bunlardan ilki “özgürlüktür” ve bireyin kendi yaşamı üzerinde karar verme gücünü ifade eder. Diğeri ise “demokrasidir” ve bu da “daha geniş bir toplumun üyesi olarak kişinin hayatını etkileyen kolektif seçimlerin etkin kontrolüne katılma gücüdür” (Wright 2010, 18).
2- Uygulanabilir Alternatifler: Özgürleştirici sosyal bilimin ikinci görevi uygulanabilir alternatiflerin oluşturulmasıdır. Wright’a göre burada üç aşamalı bir kriter vardır; istenebilirlik (desireability), uygulanabilirlik (viability) ve elde edilebilirlik (achievability). İstenebilirlik doğrudan ütopyacı toplumsal teori ve normatif politik teori ile ilişkilidir. Örneğin Marksizm için “sınıfsız toplum” hedefi bunun bir örneğidir. Uygulanabilirlik, var olan toplumsal yapıların ve kurumların bu çerçevede dönüştürülme hedefini taşır. Her ne kadar bu alternatifler “kağıt üstünde güzel ama asla çalışmaz” olarak nitelendirilse de eşitsizliği ve çatışmayı yeniden üreten çağdaş toplumsal yapıların ve kurumların aslında tersten bir uygulanabilirlik pratiği sergilediği söylenebilir. Bu nedenle uygulanabilir alternatifleri düşünmek sadece zihinsel bir egzersiz değil, toplumsal olarak desteklendiğinde gerçekleşmeye yönelik bir hedefe dönüşebilir. Bu da bizi üçüncü noktaya yani ‘elde edilebilirliğe’ götürür. Buradaki temel görev toplumsal değişim için pratik stratejiler üretmektir (s. 20).
3- Toplumsal Dönüşüm: Özgürleştirici sosyal bilimin üçüncü görevi toplumsal dönüşümdür. Wright, toplumsal dönüşümün doğrudan var olan toplumun teşhis ve eleştirisi ile uygulanabilir alternatiflerinden meydana geldiğini söyler (s. 26). Ayrıca dönüşüm teorisinin dört ana bileşeni vardır; bunlar sırasıyla “yeniden üretim teorisi”, “yeniden üretim sürecindeki boşluklar ve çelişkilerin teorisi”, “istenmeyen toplumsal değişimin altında yatan dinamikler ve gidişat” teorisi ve son olarak “kolektif aktörler, stratejiler ve mücadelelerin teorisi”dir.
Toplumsal yeniden üretim teorisi, “baskı ve toplumsal zarar biçimlerini üreten yapı ve kurumların” toplumsal teşhisine ve eleştirisinden meydana gelir ve bunların hangi mekanizmalarla yeniden üretildiğini, bu yeniden üretim sürecinde insanların bu baskı ve zarara karşı nasıl direndiğini ve bu kurum ve yapıların nasıl dönüştürülebileceği ile ilgili bir çerçeve sunar.
Yeniden üretim sürecindeki boşluklar ve çelişkiler teorisi, toplumsal yeniden üretimin tutarsızlığından ve bütünleşmiş bir sistem olmamasından hareket eder. Buna göre yeniden üretim süreci, toplumsal dönüşüm stratejilerini mümkün kılan boşluklar, çelişkiler ve yapılarda çatlaklar yaratır. Dolayısıyla yeni mücadele olasılıkları yeniden üretim sürecindeki bu boşluklardan ve çelişkilerden meydana gelir.
İstenmeyen toplumsal değişimin altında yatan dinamikler ve gidişat teorisi, özgürleştirici sosyal bilim açısından sadece sosyolojik bir incelemeyi değil, toplumsal değişimin olası gidişatlarını da hesaba katmayı gerektirir. Yani, “İkna edici uzun vadeli toplumsal dönüşüm projeleri formüle etmek için, sadece günümüz stratejilerinin önündeki engelleri ve fırsatları anlamak değil, bu engellerin ve fırsatların zaman içinde nasıl gelişeceğini anlamak da açıkça arzu edilir.” Wright’a göre bu, tarihsel materyalizmin temel dayanağıdır ve geleceğin ana hatlarını hesaba katmayı, aktörlerin mücadele içerisindeki stratejilerinin ve mücadele önündeki engellerin ve fırsatların zamanla hangi yönde gelişebileceğine dair bir teorik çerçeveyi gerektirmektedir.
Son olarak kolektif aktörler, stratejiler ve mücadelelerin teorisi, uygulanabilir alternatiflerin ve özgürlükçü perspektiflerin insanların bilinçli stratejilerinin bir sonucu olduğunu ifade eder. “Bu nedenle, toplumsal dönüşüm teorisinin son merkezi bileşeni, kolektif eylem ve dönüştürücü mücadele stratejileri teorisidir” (s. 25–29).
Sonuç
Sosyolojik Marksizmin ana gündemi, Marksizmi özgürleştirici bir sosyal bilim olarak inşa etmektir. Bu çerçevede Marksizmin üç ana damarını yani, sınıf analizi, tarih teorisi ve özgürleştirici normatif perspektifini bütünlüklü bir şekilde ele almayı önerir. Wright’ın detaylandırdığı özgürleştirici normatif pratikler, var olan toplumu teşhis eder ve eleştirir, uygulanabilir alternatifleri önüne hedef olarak koyar ve kolektif mücadele ve stratejiler aracılığıyla bunu hayata geçirmeye çalışır. Burada sınırları çizilen ana hatlar, aynı zamanda sosyolojik Marksizmin ve özgürleştirici sosyal bilimin güncelliğini de çerçevelemektedir.
Teşekkürler
Metnin ilk halini okuyup yorumlarını sunan Ayşenur Gürel, Gökhan Atılgan, Güney Çeğin, Melih Kuran, Mustafa Üstbaş, Nuri Günay ve tartışmalar için Sosyolojik Marksizm okuma grubunun üyelerine teşekkürlerimi sunarım.
Kaynakça
Wright, Erik Olin. 1994. Interrogating Inequality: Essay on Class Analysis, Socialism and Marxism. London; New York: Verso.
— — — . 2010. Envisioning Real Utopias. London; New York: Verso.
[1] Bu metin, Erik Olin Wright’in Wisconsin Üniversitesi’nde ‘efsanevi’ olarak nitelendirilen ‘Sosyolojik 621’ doktora dersinin izlencesini takip etmek üzere kurulan bir okuma grubunda yapılan tartışmalar vesilesiyle yazılmıştır. Haftalık olarak yayınlamayı planladığım bu metinleri kişisel notlarımdan ve kaynakçaların özetinden sunmaya çalışacağım. Metinler okuma grubunda yapılan tartışmalarından hareket etmektedir ancak gruptaki herkesin dahil olduğu ortak bir görüşü ya da deklarasyonu yansıtmamaktadır.
Bunun dışında izlencede analitik Marksist ekolün önemli bir yeri vardır ama sosyolojik Marksizm sadece bununla sınırlı değildir. Hatta bazen Marksizm dışı sosyal bilim pratiklerini de içermektedir. İzlence, Marksizmin en temel konularıyla ilgili özgürleştirici bir sosyal bilim sunmayı hedeflemektedir.
[2] Wright’ın vurguladığı bu üçlü kümelenme, Marksist gelenek içindeki diğer bölünmelere bir alternatif sunar. Gelenek içindeki bu bölünmeler deterministik-bilimsel Marksizm ve iradeci-hümanist Marksizm ya da ‘kaba Marksizm’ ve indirgemeci olmayan Marksizm biçimindedir. Daha önce de vurgulandığı gibi Wright özgün katkısı sınıf analizini bağımsız bir değişken olarak dahil etmesidir. Ayrıca bana göre diğer iki başlığı konumlandırma biçimi Marksizm içerisindeki “paradigma savaşlarını” aşacak biçimde bir bütünsellik de taşır. Diğer ifadeyle bugünün dünyasında eskisi gibi “bilimsel-hümanist”, “kaba-indirgemeci olmayan” gibi düalizmleri yeniden üretmek bakış açımızı büyük ölçüde sınırlandıracaktır.
메타데이터
- post_id
- 833490c80ea0
- slug
- sosyolojik-marksizm-nedir-833490c80ea0
- url
- https://medium.com/@yenerciraci/sosyolojik-marksizm-nedir-833490c80ea0
- canonical_url
- https://medium.com/@yenerciraci/sosyolojik-marksizm-nedir-833490c80ea0
- author_url
- https://medium.com/@yenerciraci
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-08-06 10:34:58