← Back to list

Ben Kendimden Kaçtım

Özgür Sakarya in Türkiye Yayını · 2024-11-26 07:18 · 275 claps · 3.0 min read
#kurgu #tarihi #biyografi #sylvia-plath #türkçe
Open on Medium ↗

Ben Kendimden Kaçtım

Adının hakkını veren buz gibi bir şubat sabahıydı. Çocuklarının uyanmasına birkaç saat vardı ve Sylvia ne yaparım da bu birkaç saatin hakkını en iyi şekilde veririm diye düşünürken zaman da hızla ilerliyordu. Un ve şeker varsa kurabiye yapabilirdi ama bitirmesi gereken yazılar da vardı. Ted şu an ne yapıyordu acaba. Birden aklına boşanma davası açtığı kocası geldi ve “Boyu devrilesice” diye geçirdi içinden. “Kesin Assia’nın yanındadır. Sabaha kadar zıkkımlanıp sevişmişlerdir” Assia’yı da, o kocası olacak boynuzlu herifi de günahı kadar sevmiyordu Sylvia. İçinden Assia’nın kafasını gaz ocağına sokup öldürmek geçti. Sonra da “Amaaan allahından bulsun kaşar, alsın Ted’i de turşusunu kursun” diye düşünüp bir miktar keyiflendi.

Evin ısınma sorunu ile ilgili bir şey yapılmalıydı. Kapıların altından soğuk girmesin diye bir sterlinciden aldığı sünger ve bantlar çok da işe yaramıyordu çünkü 1962 kışı Londra tarihinin en soğuk kışlarından biri olmuştu ve onu takip eden 63 yılının şubatında hava durumunda hiçbir düzelme emaresi bulunmuyordu. Aslında bu yeni taşındığı evini çok sevmişti ve kendini bu evde çok iyi hissediyordu. Üretkenliği de artmıştı burada.

Evi kiralayan emlakçı korku filmlerinde görmeye alıştığımız “Bu evin ilk sahipleri tekinsiz kişilerdi. Buraya kimsenin taşınmasına izin vermezler. Fortlak doludur bu ev ve ayrıca bodrumdan üst kata devamlı siyah sular sızar. Sizden önceki kiracı çüküne saat takıp çırılçıplak şekilde ormana koşarak gözden kaybolduğundan beri evi ilk soran sizsiniz” demedi elbette Sylvia’ya. Mesleğin inceliklerine hakim, kurt bir emlakçıydı. Sylvia’nın edebiyatla ilgili olduğunu öğrenip hemen vermişti gazı. “Bu evde daha önce ünlü İngiliz şair William Butler Yeats de yaşamıştı bir süre. Eminim siz de onun gibi çok önemli eserleri bu evde yaratacaksınız.” Sylvia’nın bu evi tutması için başka bir sebebe daha ihtiyacı yoktu. Komisyon, depozito + 3 ay kirayı peşin ödeyerek bu kelepir evi kimselere kaptırmadan kendi için tutmuştu aynı gün.

Yataktan kalkıp üzerinde çalıştığı romana devam etti. Bu kitabı önümüzdeki sene yayımlamayı planlıyordu. “64 benim yılım olacak, Ted’de daha fiski içsin karıyla kızla” diye düşündü. Kitaptan gelecek para ile neler yapacağını dahi planlamıştı. Ted tekrar düştü aklına. Ne kadar aşıklardı birbirlerine 3 sene öncesine kadar. Tamam Sylvia da çok kıskançtı ama Ted denen herif de az şerefsiz değildi hani. Kaç defa başka kadınlarla flört ederken yakalamıştı onu Sylvia. 2 sene önce evlerini bir çift kiralamak istemişti. Boyları devrilesice Wevill çiftinden kadın olanı yani Assia Wevill işte o sırada adeta göz dikmişti biricik kocasına. Ted’in de kadın ilgisine muhtaç ve aldatmaya teşne karakteri bu fırsatı kaçırmadı ve kaçınılmaz olarak Ted ile ayrılık süreci başladı. Tekrar sinirlendi. Tam o sırada şeytan kulağına “salla KVKK’yı şimdi, Ted ile birbirinize yazdığınız en özel şiirleri yayımla, paraya da para demezsin” diye fısıldıyordu. Güzel fikirdi aslında, şiirlerine haklı olarak çok güveniyordu. Yine keyfi yerine gelmişti. “Ay allah iyiliğimi versin” diye bir kahkaha attı. Evet ayrılık süreci zor geçmişti ama kendini bir an çok iyi hissetti. Kitabı tam istediği gibi gidiyordu, kış bitmek üzereydi ve artık neredeyse uyku hapı bile almadan uyuyabildiği günler oluyordu. Üst kattan bir ağlama sesi geldi. “Bugunluk bu kadar çalışabileceğim demek” diye düşünerek üst kata, çocukların odasına çıktı. Ağlayan 2 yaşındaki kızı Frieda’ydı. Küçük olan Nicholas bu sese rağmen mışıl mışıl uyuyordu. Annesini gören Frieda ağlamayı hemen bıraktı.

Sylvia çocuklarını bir süre seyretti, sonra ikisini de şefkatle öptü. “Kurabiye ister misiniz bakalım” diye sordu. Sanki evet sesi duymuşçasına “burada bekleyin” dedi ve kapattığı kapıyı 1 sterlinciden aldığı sünger ve bantlarla bir güzel izole etti. Alt kattaki mutfağa indi. Mutfak dolabında duran ilaç kutusunun içindeki uyku haplarının hepsini bir seferde yuttu. Ocağın gazını sonuna kadar açtı ve kafasını ocağa sokarak hayatına son verdi.

Daha sonra çalışma odasına girenler çalışma masasındaki kâğıdın üzerinde aşağıdaki yazıyı gördüler:

“Hayatımın önümde bir hikâyedeki yeşil incir ağacı gibi dallara ayrıldığını gördüm. Her bir dalın ucundan, tombul mor bir incir gibi, harika bir gelecek beni çağırıyor ve göz kırpıyordu. Bir incir bir koca, mutlu bir yuva ve çocuklardı; bir diğeri ünlü bir şair, bir diğeri parlak bir profesör, bir diğeri Ee Gee, muhteşem bir editördü; bir diğeri Avrupa, Afrika ve Güney Amerika; bir diğeri Konstantin, Sokrates, Attila ve garip isimleri ve sıra dışı meslekleri olan bir sürü sevgiliydi; bir diğeri ise Olimpiyat şampiyonu bir kadın kürekçiydi. Ve bu incirlerin ötesinde ve üstünde, tam olarak seçemediğim daha birçok incir vardı. Kendimi bu incir ağacının çatısında otururken, hangi inciri seçeceğime karar veremediğim için açlıktan ölürken gördüm. Her birini ve hepsini istiyordum, ama birini seçmek, diğer hepsini kaybetmek demekti ve ben orada oturup karar verememişken incirler kırışmaya ve kararmaya başladı, birer birer ayaklarımın dibine düşüp yere çarptılar.” Sırça Fanus / Sylvia Plath


메타데이터
post_id
845a9e01f2c7
slug
ben-kendimden-kaçtım-845a9e01f2c7
url
https://mediumturkiye.com/ben-kendimden-ka%C3%A7t%C4%B1m-845a9e01f2c7
canonical_url
https://mediumturkiye.com/ben-kendimden-ka%C3%A7t%C4%B1m-845a9e01f2c7
author_url
https://medium.com/@ozgursakarya
status
ok
fetched_at
2026-07-22 00:25:55