Mevlana’nın Günlüğü — 4.Gün/Kûfe Sokaklarında Hz. Ali’nin İzinde
Tarih: M.S. 660 Mekân: Kûfe
Mevlana’nın Günlüğü — 4.Gün/Kûfe Sokaklarında Hz. Ali’nin İzinde
Ve sesini daha da yükselterek haykırıyordu: Zulüm, sadece zalimin eliyle gelmez, adil olanların susmasıyla da yükselir.

Yazar tarafından ChatGPT ile oluşturuldu
Tarih: M.S. 660 Mekân: Kûfe
Ashâb-ı Kehf’in mağarasının önünde üzerinde oturduğum taş, çağın suskunluğunu sırtlayan bir yürek gibi sabırla misafir etti beni. O suskunluktan öğrendiğim şey, adaletin kimi zaman çığlıkla kimi zaman da teslimiyetle yankılandığıydı.
Şimdi, o sessizliğin içinden doğan bir başka soruyla yola çıkma vaktiydi: Adalet, yalnızca zulümden kaçmak mıdır, yoksa zulme karşı ayakta durmak mı?
Bu soruyla yürüdüm.
🔹 *Devamını okuyamıyorsanız buradan devam edebilirsiniz! *🔹
Adımlarım beni, adaleti kelamla ayakta tutan bir şehre, Kûfe’ye taşıdı. Yıl altı yüz altmış. Şehirde yalnızlık büyüyor, zihinler bölünüyor. Ama hâlâ bir adam var ki, hakikati eğmeden konuşan sesiyle, adaleti her şeyin üstünde tutuyor. Ali… Ali bin Ebî Tâlib… Onun gölgesinin ardı sıra yürüyerek yola çıktım.
Kûfe’ye vardığımda hava kuru ve sarıydı. Toprak, günlerdir yağmur görmemiş gibiydi. İnsanlar ise gökyüzünden değil, yeryüzünden umut bekliyordu burada.
Sokaklar sade, evler alçak gönüllüydü. Her şey, kökleri toprağa uzanan bir tevazu hâlinde duruyordu.
Ama bir şey vardı bu şehirde… Henüz taşlara sinmiş, konuşmayan bir keder. Evet, o keder Ali bin Ebî Tâlib’in hatırası idi.
Kûfe, onun şehri. Hükmettiği, acı çektiği, sustuğu ve sabrettiği şehir.
Eski bir mescidin avlusuna girdim. Duvarlar suskun, taşlar yorgundu. İmamlık yaptığı minber hâlâ yerli yerindeydi. Gel gör ki, onun sesi yoktu artık. Yalnızca rüzgâr, minberin kıvrımlarında bir hatıranın izini sürer gibi dolaşıyordu.
Orada oturdum. Başımı duvara yasladım. Gözlerimi kapattım. Ve kalbimde onunla konuştum. Sessizce… İçimin derinliklerinden gelen bir saygıyla…
Ey Allah’ın aslanı… Adalet senden geçti… Bizde eksik kaldı. Sen hükmettin… Hükmederken adaletinin eli hiç kılıca gitmedi. Sen konuştun… Konuşurken kelamın suskun ve kusursuz bir teraziydi. Sen savaştın… Savaşırken nefretsizdin. Sen yönettin…Yönetmeye kendinden başladın.
Biri yaklaştı… Mescidin görevlisiymiş. “Sen de onun gibi düşünenlerden misin?” dedi. “Ben sadece onun gibi düşünenleri düşünenlerdenim.” dedim.
Gülümsedi… “Bugünlerde onun adını çokça zikrediyorlar, ama onun gibi yaşamıyorlar.” Bu sözün arkasında öyle bir hüzün vardı ki… Sustuğumuz yer aynıydı artık.
Bir köşe başında durdum sonra. Esnaf arasında bir mesele çıkmış, biri haksız yere bir başkasının mallarına el koymuş. Kadıya gidilmiş. Kadının kararını kimse beğenmemiş. “Haklı olanın yerine, güçlü olan kazandı,” sözü dilden dile dolanmış.
İster istemez düşündüm o an: Hani, Hz. Ali’nin adaleti, sadece doğru hüküm vermek değil, hüküm verirken kendi nefsini de dışarıda bırakabilmekti. O, en yakınlarını bile haksız bulduğunda yüz çevirebilmişti. Bununla birlikte, zalimi gördüğünde bile nefrete meyletmeyen bir kalbi vardı.
İşte bu, adaletin en zor hâlidir: Sevdiğine haksızsın diyebilmek, düşmanına dahi merhametle yaklaşabilmek.
Devam ettim gezinmeye. Sokakta taşlara vurarak yürüyen bir çocuk dikkatimi çekti. Giydiği entari yamalıydı ve ayağında tek bir çarık vardı. Elinde, üzeri kavrulmuş bir parça ekmek tutuyordu. Belli ki o ekmek çocuğun azığıydı ve sadece bir ısırık almıştı.
Yanıma yaklaşınca başını kaldırdı. Gözlerinde bir yetişkinin suskunluğu vardı.
“Anam dedi ki… bazen haklı olsan da susman gerekir.” dedi. Sesindeki tını, adeta oynanmamış oyunların ve yutulmuş cümlelerin tonundaydı.
“Sen sustun mu hiç?” diye sordu, gözlerini yerdeki bir karıncaya dikmiş halde.
Ben cevap vermedim. Çünkü o an, onun sormadığı bir sorunun cevabı kalbimde yankılandı: “Susmak da bir adil olma biçimi midir acaba?”
Daha ben ona adını bile soramadan, çocuk birkaç adım geri çekildi. Sonra arkasına bile bakmadan uzaklaştı.
Arkasından bakarken, asırları kuşatan o söz düştü zihnime:
“Zulme karşı susan, dilsiz şeytandır.”**
Adını öğrenemediğim çocuk susmuştu. Anası sus demişti ona. Şehir de suskundu zaten. Ve bu suskunluk, bir hakikati daha da gürleştiriyordu: Adalet, bazen de sesi çıkmayanların dudaklarından dökülür hayatımıza.

Yazar tarafından ChatGPT ile oluşturuldu
Akşam ezanı okunurken tekrar mescide döndüm. Minberin taş basamaklarına elimi koydum. Soğuktu, ama kalbime dokunan bir sıcaklık taşıyordu. Sanki hâlâ oradaydı Emîrü’l-Mü’minîn. Sanki hâlâ konuşuyordu. Adalet, düşmanı cezalandırmak değil, dostu kayırmamaktır, diyordu. Devletin büyüklüğü, halkın kalbine adaletle ulaşabilmesidir, diyordu. Ve sesini daha da yükselterek haykırıyordu: Zulüm, sadece zalimin eliyle gelmez, adil olanların susmasıyla da yükselir.
Bu son cümle adeta Damad-ı Nebi’nin dudaklarından kalbime dökülmüş gibi beni etkisi altına aldı.
O gece uyumadım. Kûfe’nin yıldızsız göğü altında, minberin taş basamaklarına sırtımı yasladım. Kalbimden yükselen dua, bir rüzgâr olup uzaklara savrulurken, gözlerim dalıp gitti.
Ve işte orada… Birdenbire mana âleminin kapıları aralandı.
Hz. Ali, ay ışığı gibi belirdi önümde. Gözlerinde savaş meydanlarının vakarıyla sabrın yumuşaklığı iç içeydi. Elinde Zülfikar yoktu. Yoktu ama sesinde, bin kılıçtan daha keskin bir hakikatin çağlayanı vardı.
“Ey Mevlânâ,” dedi, “adalet, zalime karşı olmakla tecelli etmez, kendi nefsine karşı adil olmakla başlar.”
Dizlerimin üzerine düştüm…
“Ey Emîrü’l-Mü’minîn… Ben, kendi içimde adaleti kuramadım. Kalbim, çoğu zaman iki yöne çekildi. Biri nefrete, diğeri suskunluğa…”
Yaklaştı. Avucunu göğsüme koydu. “Kalbin iki yönü olması, onun insan oluşudur. Ama yönünü Hakk’a çevirmek senin iradendir. Zülfikar iki ağızlıdır. Biri nefsini, diğeri düşmanını kesmek içindir. Önce nefsini adaletle terbiye et.”
Gözyaşlarım süzüldü.
Minberin gölgesi bir dua gibi üzerimize uzandı. Ve Hz. Ali kayboldu. Kayboldu, ama sesi kalbime kazındı.
Sonradan bilecektim: Bu karşılaşma, adaletin omzundaki Zülfikar kadar ağır yükü, secdede alnıyla taşıyan o yiğit insanın, bir hançerle susturulmasından tam bir yıl öncesine denk gelmişti.
— — — ❊ — — —
İç Dökümü
Ey kalbimin terazisini tutan Rabbim, Bugün, içimdeki en derin adalet arayışını bir kere daha tarttım. Zulmün gölgesinden çok, sabrın ve suskunluğun hizasında yürümeye çalıştım. Öğrendim ki, susmak her zaman sabır değildir. Bazen korkudur, bazen alışmaktır. Ve en tehlikelisi, adaletsizliğe alışmaktır.
Hz. Ali’nin mescidinde bir taş basamağa başımı koydum bugün. O taş, sanki bin yıllık bir mahkeme kürsüsüydü. Ve yargılanan bendim… Nefsimdi… Düşüncelerimdi…
Ey Emîrü’l-Mü’minîn, Sen ki adaleti sadece sözle değil, suskunluğunla da öğrettin. Bugün seninle konuştum. Konuşurken, içimdeki terazinin hangi kefesi daha ağırsa oradan döküldü cümlelerim. Sen gözlerime baktın, ne öfke ne şefkat… Yalnızca bir bekleyiş vardı bakışlarında: “Önce kendini yargıla.”
Ben ne bir kadı oldum ne de bir halife. İçimde, her gün yeni hükümler verilen bir mahkeme kuruldu. Bazen nefretim kazandı, bazen suskunluğum. Nihayet anladım ki, adalet, dışardan ziyade, çoğu zaman içerden bozulur. Ve en büyük zulüm, kalbin doğru bildiği şeyi, dilin söylememesidir.
O çocuk… Ayağında tek bir çarıkla yürüyen o çocuk, Bir mahşer günü gibi dikildi vicdanımın karşısına. O sormadı, ben cevaplayamadım. Ama ikimiz de anladık: Adaletin kıvılcımı kâh bir annenin sus demesiyle, kâh bir çocuğun gözlerindeki eksiklikle başlar.
Ey Rabbim, Bugün Kûfe’nin taşlarında yürürken, Halife’nin adaletiyle birlikte, Kendi içimde kurmam gereken dengeyi de aradım.
Ben artık biliyorum ki, Zülfikâr gibi iki ağızlıdır adalet: Biri düşmana, Biri nefse dönüktür.
Benim elimde bir kılıç yok, Varsın olmasın, Elimde titreyen bir kelam var. Ey hükmü her şeyin üstünde olan! Beni, adaleti sadece dilde değil, kalpte, niyette ve suskunlukta da diri tutan kullarından eyle.
Amin!
İmza: Celâleddîn-i Hâmûş
📜 Mevlana’nın Günlüğü… Tarih ile bugün arasında, kurguyla örülü bir anlatı… Neresi gerçek, neresi hayal? Takdir okurun.
메타데이터
- post_id
- 88b8fb78a005
- slug
- mevlananin-gunlugu-4-gun-kufe-sokaklarinda-hz-ali-nin-izinde-88b8fb78a005
- url
- https://mediumturkiye.com/mevlananin-gunlugu-4-gun-kufe-sokaklarinda-hz-ali-nin-izinde-88b8fb78a005
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/mevlananin-gunlugu-4-gun-kufe-sokaklarinda-hz-ali-nin-izinde-88b8fb78a005
- author_url
- https://medium.com/@erdalturna.tr
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-17 14:15:42