İSRÂ VE MÎRÂC MÛCİZESİ
İsrâ: Mekkeden Kudüse kadar Cebrail aleyhisselam ile Mikail aleyhisselam’ın refakında dünya üzerindeki Burak’la yapılan yolculuğun adıdır.
İSRÂ VE MÎRÂC MÛCİZESİ
İsrâ: Mekkeden Kudüse kadar Cebrail aleyhisselam ile Mikail aleyhisselam’ın refakında dünya üzerindeki Burak’la yapılan yolculuğun adıdır.
Mi’raç: Beyti Makdis’in yanından semalara ve yukarısına Cebrail aleyhisselam’ın refakatında sidretül-müntehâ´ya kadar yapılan yolculuğun adıdır.
Gâbe ğavseyn: Sidre ağacının dibinden Mevâ cennetinden yukarılara, Allah Celle Celalühü´nün huzuruna tahiyyat oturuşunda Refrefle yapılan yolculuktur.
(Receb 621 M.)
a) Peygamber (sallallahu teala aleyhi ve sellem)’in Mîrâcı
Üçüncü Akabe görüşmesinden sonra, Mekke Devri’nin 12. yılı Recep ayının 27. gecesi (Hicretten yaklaşık altı ay önce) Peygamber Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem’in “İsrâ ve Mîrâc” mûcizesi gerçekleşti.
İsrâ, gece yolculuğu ve gece yürüyüşü; Mîrâc ise, yükseğe çıkmak ve yükselme âleti demektir. Bu büyük mûcize, gecenin bir bölümünde cereyân ettiği ve Rasûlullah (sallallahu teala aleyhi ve sellem) bu gece semâlara ve yüce makamlara yükseldiği için bu mûcizeye “İsrâ ve Mîrâc” denilmiştir.
RECEBİN 27. GECESİNDEKİ KUTSAL YOLCULUKTA EFENDİMİZ SALLALLAHU TEALA ALEYHI VE SELLEM´İN BİNİTLERİ, YOLCUKTAKİ KILAVUZU VE YOL REFİKİ.
- BURAK; Kabeden Kudüse kadar olan yolculuktaki biniti. Beyti Makdisde daha önceki Peygamberlerin Burağı bağladığı yere bağladılar. Burakla o gece bütün dünyada uğraması ve görmesi gereken her yere uğradı ve gösterildi.
İsrâ gecesindeki meâriycler; on tanedir.
2/ 1) Mİ’RÂC; Mescidi Aksadan Birinci kat semaya kadar,
MELEKLERİN KANADI;
3/2) Semâ,
4/3) Semâ,
5/4) Semâ,
6/5) Semâ,
7/6) Semâ,
8/7) Semâ,
9/8) Semâ,
Birinci kat semadan itibaren yedi kat sema meleklerin kanadında geçilmiştir. Her kat semanın melekleri onunla şereflenmek için kanatlarında taşıdılar.
10/9) CEBRAİL ALEYHISSELAM´IN KANADI; Yedinci kat gökten Sidretül-müntehâya kadar Cebrail aleyhisselam kanadında getirmiştir,
Kalemlerin sesini işittiği ve mukadderatın yazıldığını işittiği “ El-Müntehâ”, kadar Cebrail aleyhisselam kanadında götürdü.
Cebrail aleyhisselam burda kalmıştır. Burasının Mevâ cennetinin yanında olduğu veya arşın gölgesinde olduğu rivayet edilmiştir.
11/10) REFREF; ( Arşa olan yolcuğun yapıldığı binit,) Ettehiyyetünün okunduğu, Rabbimizi görüp onun hitabını dinlediği hakiki mükâfeha ( yüz yüze gelme ) sübhanehü ve muâye makamına olan “Ev Ednâ” makamın gerçek keşfin yaşandığı hal ki bunun keyfiyyeti ve kemmiyeti bizce ğâib olup imanı farz olan bir konudur. O makam mak-adı sıdk, mev-ıdı hak ve vesile makamıdır. Burada bakaranın son iki ayeti vasıtasız verildi.
Meâriycle ilgili kaynak: el-mevâhibül-ledünniyye bil-minahıl-Muhammediyye c. 2 s. 344 ( darul-kütübil-ılmiyye Beyrut.)
“…قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنْ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى؟ قَالَ: «سِدْرَةٌ فِي ظِلِّ الْعَرْشِ، إِلَيْهَا يَنْتَهِي عِلْمُ كُلِّ عَالِمٍ مَلَكٍ مُقَرَّبٍ، أَوْ نَبِيٍّ مُرْسَلٍ، وَمَا خَلْفَهَا غَيْبٌ لَا يَعْلَمُهُ إِلَّا اللَّهُ”.
الزهد والرقائق لابن المبارك ج:١ ص: ٤٣٤
“ Bana sidreden haber ver dedi, dediki “ Sidre, Arşın gölgesindedir, her alimin, mukarreb meleğin, Rasul ve Nebilerin ilminin son bulduğu sınırdır, onun arkasında ğayb vardır, onu Allah Celle Celalühü´den başka kimse bilmez.”
Ez-züht ver-Regâik ibnil-Mübarek c.1 s.434
Bu yolcukta CEBRAİL ALEYHISSELAM kılavuz, MİKAİL ALEYHISSELAM Kudüse kadar yol refiki idi ve Mikail aleyhisselam Burağın arkasında idi.
Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem; “ Benim iki semada ikide yerde vezirim ( bakanım ) var, semadakiler Cebrail ve Mikail aleyhisselam, Yerdekilerse Ebu Bekir radiallahu anh ve Ömer radiallahu anh´dır “ buyurdular.
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيِّ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: “مَا مِنْ نَبِيٍّ إِلَّا لَهُ وَزِيرَانِ مِنْ أَهْلِ السَّمَاءِوَوَزِيرَانِ مِنْ أَهْلِ الأَرْضِ، فَأَمَّا وَزِيرَايَ مِنْ أَهْلِ السَّمَاءِ فَجِبْرِيلُ وَمِيكَائِيلُ، وَأَمَّا وَزِيرَايَ مِنْ أَهْلِ الأَرْضِ فَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ”.
المسند الموضوعي الجامع للكتب العشرة ج: ٢٠ ص:٢٧٥
فضائل الصحابة لأحمد ابن حنبل ج:١ ص:١٦٤
سنن الترمذي ت بشار ج: ٦ ص:٥٧
سنن الترمذي ت شاكر ج:٥ ص:٦١٦
Ebi Saıyd El-Hudri radiallahu anh dediki “ Rasulüllah sallallahu teala aleyhi ve sellem şöyle buyurdu : “ Her Peygambere iki gök ehlinden iki yer ehlin bakan verilmiştir. Amma benim gök ehlinden bakanlarım Cebrail aleyhisselam ve Mikail aleyhisselam´dır. Amma yer ehlinden bakanlarım ise Ebu Bekir radiallahu anh ve Ömer radiallahu anh´dır.”
El-müsnedül-Mevdû-ı c:20 s:275
Kur’ân-ı Kerîm’de el-İsrâ Sûresi’nin 1. âyetinde:
“Kulu Muhammed (sallallahu teala aleyhi ve sellem)’i, bir gece Mescid-i Beytullahıl-Harâm’dan, kendisin bütün âyetlerimizi göstermek için, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya( beytil-makdise) götüren Allah’ın şânı ne yücedir. Doğrusu O işitir ve görür.” buyrulmuştur.
Rasûl-i Ekrem (sallallahu teala aleyhi ve sellem)’in Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya olan yolculuğu yukarıda anlamı yazılan âyet-i kerime ile İsrâ olarak sâbittir.
Mescid-i Aksâ’dan semâlara ve yüce makamlara yükseldiğini Allah Celle Celalühü Necm suresinde ((İki ok yayı kadar yada ondan daha az bir mesafede yaklaştı ve kuluna ( Muhammede sallallahu teala aleyhi ve sellem) dilediğini vahyetti)) beyanında geçen abd kelimesiyle miracın ruh ve cesetle uyanıkken olduğunu açık bir şekilde beyan eder.
Peygamber Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem´den nakledilen sahîh hadîs-i şerîflerde tavâtür yoluyla öğrenmekteyiz. Hadîs-i şerîflerde anlatılanların özeti şöyledir.(114)
Rasûlullah (sallallahu teala aleyhi ve sellem) bir gece Kâbe’nin “Hatîm” denilen kısmında veya Ümme Hâninin evinde uyur iken, Cebrâil aleyhisselam ve Mikâil aleyhisselam alıp zemzem kuyusunun başına getirdiler. Orada kalbini zemzem ile yıkayıp hikmetle doldurdular ve yanlarında getirdikleri “Burak” binerek Kudüsteki Mescid-i Aksâ’ya gelip burada namaz kılmıştır. Buradan da “Mi’râc” binerek, semâlara yükselmiştir.
1'inci semâda Âdem aleyhisselam,
2'inci semâda Yahyâ aleyhisselamve İsâ aleyhisselam,
3'üncü semâda Yûsuf aleyhisselam,
4'üncü semâda İdrîs aleyhisselam
5'inci semâda Harûn aleyhisselam,
6'ıncı semâda Mûsâ aleyhisselam ve
7'inci semâda beyti mamura sırtını yaslanmış şekilde İbrâhim aleyhisselam ile görüştü. Bunlardan her biri Rasûlullah (sallallahu teala aleyhi ve sellem) ‘i selâmlayıp tebrik ettiler, “hoşgeldin sâlih kardeş,” dediler.
Daha sonra “Sidretü’l-müntehâ”ya yükseldi. Orada kazâ ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesler duyuluyordu. Sidretü’l-müntehâ’dan ötesi, sözle anlatılması mümkün olmayan bir âlemdi. Buraya kadar beraber oldukları Cebrâil aleyhisselam da buradan öteye geçememiş, “benim için burası sınırdır, parmak uçu kadar daha ilerlersem, yanarım…” demiştir.
Mı’râcta Cenab-ı Hakk, sevgili Peygamberine sallallahu teala aleyhi ve sellem nice âlemler gösterdi. Kuluna vahyedeceğini vâsıtasız vahyetti. Bu makamda Peygamber (sallallahu teala aleyhi ve sellem)’e sayısız nimetler verildi. Bunlardan üç tanesi şunlardır.(115)
-
Namaz ibadeti beş vakte çıkarılıb iki rekat olarak ve vakitli olarak bir gece ve gündüz normal yerlerde, anormal yerlerde ise 24 saatte beş vakit namaz farz kılındı.(116)
-
Bakara Sûresi’nin son iki âyeti (Amene’r-rasûlü…) vahyedildi.
-
Ümmetinden şirk koşmayanların Cennet’e girecekleri müjdesi verildi.
b) Mîrâc Mûcizesine Karşı Müşriklerin Tutumu:
Peygaber Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem, isra ve mîrâcda gördüklerini ertesi sabah anlattı. Mü’minlerin çoğunluğu Rasûlullah (sallallahu teala aleyhi ve sellem)’i tasdik ve tebrik ettiler, bazı zayıf olanlar ise inkara giderek dinden çıktılar, Müşrikler ise inkâr ettiler. Bir gecede dünyayı gezib sonra Kudüs’e gidip gelmek imkânsız bir şey, dediler. İçlerinde Kudüs’e gitmiş ve Mescid-i Aksâ’yı görmüş olanlar vardı.
Mescid-i Aksânın kaç kapısı var? Şurası nasıl, burasında ne var? diye Rasûlullah (sallallahu teala aleyhi ve sellem)’i soru yağmuruna tuttular.(117)
Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem bu konuyu daha sonra şöyle anlatmıştır:
“Kureyş bana seyâhat ettiğim yerler, özellikle Mescid-i Aksâ ile ilgili öyle şeyler sordular ki, İsrâ gecesi bunlara hiç dikkat etmemiştim. Fakat Cenâb-ı Hakk, benimle Beyt-i Makdis arasındaki mesâfeyi kaldırdı. Ne sordularsa, oraya bakarak cevâp verdim”.(118)
Bu durumda ne yapacaklarını şaşıran müşrikler Ebû Bekir’e radiallahu anh koştular. Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem dün dünyayı gezmiş sonra gece Kudüs’e gidip geldiğini, göklere çıktığını… söylüyor. Buna da mı inanacaksın, dediler. Ebû Bekir radiallahu anh, hiç tereddüt göstermeden:
“Bunu O söylemişse inandım gitti. Ben O’nu bundan daha önemli olan konularda tasdik ediyorum. Akşam- sabah göklerden vahiy geldiğini söylüyor, buna inanıyorum…” dedi. Bu yüzden Ebû Bekir’e radiallahu anh “Sıddîk” denildi.
Ehli- sünnet bilginlerinin çoğunluğuna göre, İsrâ ve Mîrâc aynı gecede; Rasûlullah (sallallahu teala aleyhi ve sellem) ‘in rûh ve vücuduyla birlikte uyanık hâlde iken olmuştur. İsrâ ile Mîrâcın ayrı gecelerde olduğunu, rüyâ hâlinde ve rûhâni olarak vuku bulduğunu kabûl eden bilginler de vardır; fakat bunların sayısı azdır(119), görüşleri şazdır. Bu tür tevillere gidenlerde ehli sünnet olmaktan zaten çıkmıştır. İsrâ ayetle sabit olduğu gibi Mi’râcta ayetle sabittir. Her iki ayettede abdehü ile ifade edilmiştirki arap lisanında abd kelimesi ruh ve cesedin beraber olduğu şeye verilen isimdir. Ehli sünnet olduğunu söyleyip şaz görüşlere sapanlara itibar edilmemiş ve Sahabe radiallahu anh´dan bu güne kadar İsrâ ve Mi’râcın recebin 27 gecesi bir defa hicretten önce gerçekleştiği konusu itikadi mütevâtir olmuştur. Aksini iddiaya kalkan bu yoldan saf dışı olmuş, sürüden ayrılıncada şeytana yem olmuştur. Zamanımızda dahi İsrâ ve Mi’râc mucize özelliğini devam ettirmekte ve her sene bu tarih gelince nice gemiler denizde batarak boğulmaktalar. Allah Celle Celalühü kalbimizi iman üzere sabit eylesin.
c) Gâbe Gavseyde Konulan Hükümler
Kur’ân-ı Kerîm’de, Mi’râc’ın en yüksek hâli anlatılırken:
“(Rabbına) iki yay kadar veya daha da yakın oldu. Allah Kulu’na vahyettiğini o anda vahyetti…” (en Necm Sûresi, 9–10) buyrulmaktadır.
Bu âyetlerden Rasûlullah (sallallahu teala aleyhi ve sellem)’e, Mi’râc’ta pek çok esrâr ve maârifin bildirildiği anlaşılmaktadır.
Baştan sona Mi’râc ve Mi’râc’ta teşri kılınan hükümlerin anlatıldığı el-İsrâ Sûresi’nin 80'inci âyetinde Peygamber (sallallahu teala aleyhi ve sellem)’e: “Rabbim, beni şerefli bir girişle (Medine’ye) koy, sâlim bir çıkışla da (Mekke’den) çıkar” diye dua etmesi emredilerek yakında hicretine izin verileceğini; 81 ‘inci âyetinde ise:
“De ki: Hakk geldi, bâtıl yok olup gitti, esâsen bâtıl yok olmağa mahkûmdur” buyurularak çok yakında İslâm’ın küfre ğalebe çalacağına, neticede Mekke’nin Rasûlullah (sallallahu teala aleyhi ve sellem) tarafından fethedilip Kâbe’nin putlardan temizleneceğine işâret olunmuştur. Yine aynı sûrenin 23–29'uncu âyetlerinde dinin temelini teşkil eden hükümler yer almıştır. Bu âyetlerin anlamları şöyledir:
“Rabb’ın şunları kesinlikle hükmetti: Kendisinden başkasına kulluk etmeyin. Ana-babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlayacak olursa, onlara “öf” bile deme, onları azarlama, her ikisine de hep tatlı söyle. Onlara şefkatle tevâzu kanadını ger ve ‘Rabbım, onlar, küçükken beni nasıl ihtimâmla yetiştirmişlerse, sen de kendilerini öylece esirge..’ diye onlar için duâ et.
Rabbınız, içinizdekini en iyi bilendir. İyi kimseler olursanız, kendisine yönelip tevbe edenleri bağışlar.
Hısıma, yoksula, yolda kalmışa, herbirine hakkını ver. Elindeki malını saçıp savurma, saçıp savuranlar, şüphesiz şeytânla kardeş olmuşlardır. Şeytân ise Rabb’ına karşı son derece nankördür.
Rabbından umduğun rahmeti elde etmek için hak sahiplerinden yüz çevirmek zorunda kalırsan, bâri onlara yumuşak söz söyle (sert davranma).
Elini boynuna bağlayıp cimrilik etme, onu büsbütün açıp hepsini de saçma. Yoksa pişmân olur, açıkta kalırsın,
Şüphesiz Rabbin, dilediği kimsenin rızkını genişletir, dilediğininkini daraltır, ölçü ile verir. O, kullarını gören ve her şeyden haberdâr olandır.
Çocuklarınızı yoksulluk korkusu ile öldürmeyin. Onları da sizi de Biz rızıklandırırız. Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur.
Sakın zinâya yaklaşmayın. Doğrusu bu çirkindir ve çok kötü bir yoldur.
Allah’ın harâm kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın. Haksız yere öldürülen kimsenin velisine bir yetki vermişizdir. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Çünkü o, ne de olsa yardım görmüştür.
Erginlik çağına ulaşıncaya kadar, yetîmin malına, en güzel şeklin dışında yaklaşmayın. Bir de verdiğiniz sözü yerine getirin. Çünkü verilen sözde sorumluluk vardır.
Ölçtüğünüz zaman ölçeği tam yapın, doğru terâzi ile tartın. Bu daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir.
Bilmediğin şeyin ardına düşme. Doğrusu kulak, göz ve kalb, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur.
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü ne yeri delebilir, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin, (onlarla büyüklük yarışı yapabilirsin). Rabb’ının katında bunların hepsi, beğenilmeyen kötü şeylerdir.
Bunlar Rabb’ının sana bildirdiği hikmetlerdir. Sakın Allah’la beraber bir başka tanrı edinme. Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak Cehennem’e atılırsın.” (İsra Sûresi, 23–29).
Bu âyetlerdeki ilâhî emirler şöylece özetlenebilir:
-
Allah’tan başkasına kulluk etmeyin,
-
Anne-babaya iyi muâmele edin,
-
Hısıma, yoksula, yolda kalmışa haklarını verin,
-
Ne hasis, ne cimri, ne de müsrif (savurgan) olun,
-
Çocuklarınızı öldürmeyin,
-
Zinâya yaklaşmayın,
-
Hukuki bir sebep olmadıkça cana kıymayın,
-
Daha iyiye götürmek amacı dışında yetim malına yaklaşmayın,
-
Verdiğiniz sözü yerine getirin, sözünüzde durun,
-
Ölçü ve tartıyı tam yapın,
-
Hakkında bilginiz olmayan şeyin peşine düşmeyin. Bilmediğinize biliyorum, duymadığınıza duydum ve görmediğinize gördüm demeyin,
-
Yeryüzünde kibir ve azametle yürümeyin, alçak gönüllü olun.
(114) Bkz. Buhârî, 1/91–93 ve 4/247–250; Tecrid Tercemesi, 218–232 (Hadis No: 227) ve 10/60–80; (Hadis No: 1550–1552)
(115) Müslim, 1/157, (K.el-İmân, B.,76, Hadis No: 173/279)
(116) Mîrâc’dan önce namaz, akşam va sabah olmak üzere günde iki vakit kılınıyordu. “Ey örtüsüne bürünen Peygamber! Kalk, azâb ile korkut. Rabbinin adını (namazda tekbir ile) yücelt…” (Müddessir Sûresi, 1–3) anlamındaki âyetler inince, Rasûlüllah (sallallahu teala aleyhi ve sellem) Cibril (aleyhisselam)’ın târifi ile abdest alıp namaz kılmıştır. Rasûlüllah (sallallahu teala aleyhi ve sellem)’in Cibril’e uyarak kıldığı bu ilk namaz, sabah vaktinde kılınmıştır. Aynı gün akşam namazını Hz. Hatice ile cemâatle kıldılar. Ertesi gün bu cemâate Hz. Ali, daha sonra Hz. Ebû Bekir ve Zeyd b. Hârise de katıldı. Böylece, (Mîrâc’da 5 vakit namaz farz kılınmadan önce) Risâletin başlangıcından itibâren Rasûlüllah (sallallahu teala aleyhi ve sellem) ve Müslümanlar, akşam ve sabah olmak üzere, günde iki vakit namaz kılıyorlardı.
Bu iki vakit namazdan başka, “Müzzemmil Sûresi”nin ilk âyetleri ile “gece namazı” farz kılınmıştı.
Müslümanlar geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılıyorlardı. Gece namazı bir sene kadar farz olarak devâm ettikten sonra, aynı sûre’nin son âyeti (Müzzemmil Sûresi, 20) ile farziyeti kaldırıldı, nâfile (tatavvu) namaz oldu. Mîrâc’da farz kılınan 5 vakit namaz ile bütün bu namazlar kaldırıldı. Ancak, Hz. Peygamber (sallallahu teala aleyhi ve sellem)’e hâs, ona âit olmak üzere gece namazının farziyeti devâm etti.
(Bkz. İsrâ Sûresi, 79; Tecrid Tercemesi, 2/231–232, Hadis No: 227'nin açıklaması; Tahir Olgun, İbâdet Târihi, 28–38, İst., 1946)
(117) Tecrid Tercemesi, 10/64
(118) Buhârî, 4/248;Müslim, 1/157; (K.el-İmân, B., 75); Tecrid Tercemesi, 10/63. (Hadis No: 1550)
(119) Bkz. Zâdü’l-Meâd, 2/126–127
İGMG ESKİ DİK VE AVRUPA FIKIH KONSEYİ ÜYESİ,
NİHAT ÇİFTCİ.
메타데이터
- post_id
- 8ceb2d15bc8d
- slug
- i̇srâ-ve-mîrâc-mûci̇zesi̇-8ceb2d15bc8d
- url
- https://medium.com/@MakalatiGuddusiyye/i%CC%87sr%C3%A2-ve-m%C3%AEr%C3%A2c-m%C3%BBci%CC%87zesi%CC%87-8ceb2d15bc8d
- canonical_url
- https://medium.com/@MakalatiGuddusiyye/i%CC%87sr%C3%A2-ve-m%C3%AEr%C3%A2c-m%C3%BBci%CC%87zesi%CC%87-8ceb2d15bc8d
- author_url
- https://medium.com/@MakalatiGuddusiyye
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-21 05:25:43