İştar Kapısı: Babil’in Görkemli Mirası
İştar Kapısı, 1902 yılında Alman arkeolog Robert Koldewey tarafından, bugünkü Irak sınırları içindeki Babil’in bugünkü yeri olan Bağdat ili…
İştar Kapısı: Babil’in Görkemli Mirası

Babil, Dünya Mirası Listesi’ne Girdi, kaynak: arkeofili.com
İştar Kapısı, 1902 yılında Alman arkeolog Robert Koldewey tarafından, bugünkü Irak sınırları içindeki Babil’in bugünkü yeri olan Bağdat ili yakınlarında yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılmıştır. Bilindiği gibi, Bağdat o dönemde Osmanlı Vilayeti idi. Babil harabelerinde bulunan ve bu muhteşem kapıya ait olduğu anlaşılan bu buluntular, restore edilmek üzere geçici olarak Berlin’e gönderilmiştir. [1]
Ancak o günden bugüne Berlin Bergama Müzesi’nde en önemli eserlerden biri olarak sergilenmektedir. Mine ve sır kaplı binlerce renkli tuğladan oluşan İştar Kapısı, estetiği ve görkemiyle büyüleyici bir güzelliğe sahiptir.
İştar Kapısı, M.Ö. 575 yılında Mezopotamya medeniyetlerinden Babillilerin ünlü lideri II. Nebukadnezar tarafından şehrin girişine inşa ettirilmiştir. Şehrin savunmasını güçlendirmek ve kralın gücünü ve zenginliğini vurgulamak amacıyla dikilen bu kapı, Babillilerin dini ve özel günlerine ev sahipliği yapmıştır. Akitu adı verilen yeni yıl şenlikleri de bu seremonilere güzel bir örnektir.
Böyle olağanüstü büyük ve mimari üstünlükte bir kapının inşa edilmesi, ister istemez Mezopotamya Medeniyeti ve Mezopotamya’nın orta kısmına yerleşik olan Babilliler ve kralları II. Nebukadnezar döneminin nasıl olduğu konusunda büyük bir merak uyandırıyor.
Mezopotamya Medeniyeti Genel Görünüm

Mezopotamya Haritası, kaynak: “Introduction to World Civilizations” kitabı, Anadolu Üniversitesi, 2017
Bilinen ilk otonom medeniyet olan ve dünya tarihinin kurucu medeniyeti olarak kabul edilen Mezopotamya Medeniyeti, M.Ö. 4000 yıllarından başlayarak Dicle-Fırat nehirleri arasındaki bölgeye yerleşmiştir.
Son derece gelişmiş şehirler, kompleks kurumlar, hükümet binalarının varlığı, büyük ibadet merkezleri, yazının bulunması ile birlikte önemli olayların kayıtlarının tutulması, tekerleğin icadı, sulama sisteminin kullanılması gibi özelliklerinden dolayı da haklı olarak “Medeniyetlerin Beşiği” olarak kabul edilmiştir.
Mezopotamya topraklarının din konusundaki ortak inancı, evrenin tanrı ve tanrıçalar tarafından yönetildiği ve insanların da onlara dua, ibadet ve sunak yoluyla itaat etmeleri gerektiği yönündeydi. Dini seremonilerin merkezi ise tapınaklardı. Tüm tapınakları tanrı ve tanrıçaların heykelleri süslerdi. Ayrıca, ölümden sonra yaşama inanan Mezopotamyalılar, bazı dönemlerde ölüleri, sonradan ihtiyaç duyacaklarına inandıkları eşyaları ve yiyecekleri ile gömerlerdi.
Babilliler (M.Ö. 2004–1595 ve M.Ö. 625–539)
Sümerler ve Akadlardan sonra üçüncü medeniyet olarak ortaya çıkan Babilliler, Mezopotamya’nın en etkili şehri haline gelen Babil şehrini kurmuşlardır. Babillilerin bir diğer önemli özellikleri ise tarihte ilk hukuk sistemlerini kayıt altına almaları olmuştur.
Babil Kralı Hammurabi tarafından M.Ö. 2000 yılında hazırlanan ve tarihin ilk kanunları olarak bilinen bu kanunlar 282 maddeden oluşuyordu. Hırsızlık, ticaret, kiralama, miras, boşanma, evlat edinme, maaş oranları, kayıp ve yaralanma sonucu oluşan tazminat gibi önemli konuları kapsıyordu.
Hammurabi’nin bu kanunları hazırlama sebebi, tüm toplumu kontrol altına almaktı; çünkü bir şehrin kralı, diğer şehirleri kendi topraklarına kattığında, o şehirlerde yaşayan insanların da kanunlara uyduğundan ve barış içinde yaşadığından emin olmak istiyordu. [2]

Hamurabi kanunları kaydedilmişti ve okuma bilenler hazır bulunuyordu. Kaynak: “Introduction to Civilizations” Kitabı
II. Nebukadnezar Dönemi’ndeki Mimari ve Kültürel Gelişmeler
II. Nebukadnezar, krallığı döneminde geniş çaplı inşaat ve estetik amaçlı projelere imza atmıştır. Bunların en önemlileri arasında İştar Kapısı, ona eşlik eden Tören Yolu ve yine İştar tanrıçasını sembolize eden aslan heykelleri bulunmaktadır.

Babil Aslanı, kaynak: arkeofili.com
Kralın gücü ve şehrin ihtişamını sembolize etmek amaçlı inşa edilen bu projeler dini seremonilerde kullanılmıştır. Bu eserler, Babilliler için aşk ve savaş tanrıçası olarak kabul edilen İştar’a ithafen inşa edilmiştir.
İştar Kapısı Mimari Özellikleri
Bu muhteşem kapının görkemini vurgulayan en önemli özelliklerinden biri de tuğlalarının çoğunlukla parlak mavi renkli olmasıdır. Tuğlalar, ejderha (Babillerin baş tanrısı Marduk’u temsilen) ve boğa (fırtına tanrısı Adad’ı simgeleyen) tasvirleriyle süslenmiştir. Özellikle Tören Yolu’nda arka arkaya bir düzen içinde dizilmiş aslan motifleri de İştar tanrıçası ile özdeşleştirilmiştir.
Babilliler, şehri orijinal olarak Mezopotamya’ya has kurutulmuş kerpiç kullanarak inşa etmişlerdir; ancak bu taşlar herhangi bir onarım ve yenileme olmadan ancak 50–70 yıl boyunca dayanıklı kalabiliyorlardı. Bu sebeple, II. Nebukadezar, tüm kapı inşasında ve diğer anıtsal binaların yapımında bu çamur tuğlalar yerine dayanıklı pişmiş tuğlalar kullanmıştır. [3]
Tuğlaların üzerindeki parlak mavi renk, özel bir sırlama süreci ile oluşturulmuştur. Sır, silika (kum veya kuvars), alkali (bitki külünden) ve bir renklendiricinin birleştirilmesiyle elde edilirdi. Mavi sır için kullanılan birincil renklendirici, yüksek sıcaklıklarda pişirildiğinde canlı bir mavi renk üreten bakırdı.
İştar Kapısı’na eşlik eden Tören Yolu da benzer tasvirlerle bezenmiş ve büyük geçit törenlerine ev sahipliği yapacak şekilde geniş inşa edilmiştir. Aşağıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi, kapının büyüklüğü sosyal ve dini aktivitelerde önemli bir yer teşkil etmiştir:

İştar Kapısı, Berlin Bergama Müzesi. Fotoğraf: Rictor Norton, CC BY 2.0, Wikimedia Commons.
İştar Kapısı, yaklaşık 14 metre yüksekliğinde ve 30 metre genişliğinde devasa bir çift kapının parçasıydı. Herhangi bir antik kentin en büyük ve en görkemli girişlerinden biriydi. İştar Kapısı, Babil şehrine giren beş kapıdan biriydi. Hem şehrin ritüellerinin gerçekleşmesi hem de bir politik merkez olarak tasarlanmıştı.
Akitu: Babillilerin Yeni Yıl Festivali
Babillilerin kutladığı festivallerden en önemlisi, yılbaşı festivali olarak bilinen Akitu’dur. Mart ayının sonlarına doğru gerçekleşen ekinoks sonrası, ilk ay çıktığında doğanın yeniden doğuşu olarak birkaç gün boyunca kutlanır. Akitu kutlamalarında, Babil tanrı ve tanrıçalarının heykelleri şehrin caddelerinde yürütülürdü. Bu ritüeller sayesinde dünyanın temizlendiğine inanılır ve yeni yıla ve baharın gelişine hazırlık yapılmış olurdu. [4]
II. Nebukadnezar’ın İştar Kapısı Üzerindeki Yazıtı
Kendi krallığının önemini ve ondan sonra gelecek nesillere yaptıklarının kendi adıyla ölümsüzleşmesini istediğini gözlemliyoruz. Örneğin, İştar Kapısı üzerine de bir yazıt bırakması da bu nedenledir.
Çivi yazısıyla hazırlanmış olan bu yazıt, onun Babil şehrinin altyapısı ve yeniden kuruluşuna olan katkılarını anlatmaktadır. Bu yazıt kendi sözleriyle şu şekildedir:
“Ben, Babil Kralı Nebukadnezar, Marduk’un iradesiyle atanan sadık prens, asil prenslerin en yükseği, Nabu’nun kıymetlisi, bilgeliği kucaklamayı öğrenen, ilahi varlıklarını anlayan ve majestelerine saygı duyan, her zaman Esagila ve Ezida’nın inancının bakımını üstlenen ve her zaman Babil ve Borsippa’nın refahı ile ilgilenen yorulmak bilmeyen vali, bilge, alçak gönüllü, Esagila ve Ezida’nın bakıcısı, Babil Kralı Nabopolassar’ın ilk doğan oğlu.”
“Bu kapıları söktüm ve temellerini asfalt ve tuğlalarla su tablasına serdim ve üzerinde harika boğa ve ejderhaların tasvir edildiği mavi taşlı tuğlalar yaptırdım.” [5]
İştar Kapısı’nın Arkeolojik Yolculuğu
Bağdat Vilayeti dahilinde Babil harabesinde kazıda bulunan mine, sır kaplı, renkli binlerce tuğlanın tekrar bir araya getirilip restore edilmesinin bulunduğu yerde ya da İstanbul’da mümkün olmadığı inancıyla Berlin’e götürülmesine karar verilmiştir. Bu sürecin tamamlanmasıyla birlikte Müze-i Hümayun’a iade edilmesi zamanın Berlin Müzeler Müdürü tarafından dilekçe ile teklif edilmiştir. İştar Kapısı buluntuları, Osmanlı Sultanı’nın onayıyla 1902 yılında geçici olarak Berlin’e gönderilmişti. [6]
Ancak o dönem tarihi eserlerin sorumlusu olan Osman Hamdi, ölümüne kadar olan sekiz yıl boyunca bu önemli eseri geri istemedi. Ardından gelen zorlu savaş yılları nedeniyle de konuyla ilgilenilmedi ve hala Berlin’de Bergama Müzesi’nde sergilenmektedir.
Türkiye’ye Ait Eserlerin Yurt Dışına Götürülmesi
Türkiye’den kazılarda çıkarılmış, ancak bir şekilde farklı ülkelere gönderilmiş olan çok fazla kıymetli eserimiz yer almaktadır. Bu konuya gönül veren araştırmacı yazar Yaşar Yılmaz, tüm dünyadaki müzeleri tek tek gezip, bize ait olan eserlerimizin listesini çıkarıp fotoğraflarını çekmiştir. “Anadolu’nun Gözyaşları” ismiyle yayınladığı bu önemli eser ile bunu tüm dünyaya duyurmuş ve büyük bir farkındalık yaratarak tarih severleri harekete geçirmiştir.
Son kitabı olan “Osman Hamdi’nin Öteki Yüzü”nde ise Osmanlı Arşivinde yaptığı araştırmalarda karşılaştığı belgelerde İştar Kapısı’nın onarılıp geri iade şartıyla Berlin’e gönderildiğini rastlantı sonucu görmüş, 122 yıl boyunca unutularak geri istenmediğini yayınlamıştır. Ayrıca, Kültür Bakanlığına yazılı olarak bildirerek eseri hemen geri istememiz gerektiğini bildirmiştir. [7]

Yaşar Yılmaz, Osman Hamdi Bey’in Öteki Yüzü Kitabı Kapağı
Bu değerli eserler, tarihimizin dünya çapında tanınmasına katkı sağlasa da, ait olduğu topraklarda sergilenmesi, kültürel kimliğimizin korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından son derece önemlidir.
Kültürel Mirasımıza Sahip Çıkmalıyız
Medeniyetin beşiği olan Mezopotamya’nın önemli krallığı olan Babilliler, bundan 2500 yıl önce, bugünkü teknoloji ve imkanlarla bile yapılması son derece zor olan çok görkemli mimari eserler inşa etmişler ve bunları sonraki nesillere miras olarak bırakmışlardır.
Özellikle II. Nebukadnezar’ın bu konudaki girişimleri ile yapılan eserlerden biri olan parlak mavi ve devasa boyutlardaki İştar Kapısı’ndan detaylı olarak bahsettim. Tıp, astronomi, matematik, hukuk ve mimari alanda çok gelişmiş olan Babilliler, şu an dünyanın yedi harikasından biri sayılan Babil’in Asma Bahçeleri’nin de mimarıdır. Bu bahçelerin de II. Nebukadnezar zamanında yapılması şaşırtıcı gelmeyecektir.
İştar Kapısı’nın da yapılan araştırmalar sonucu hala geçerli olan yazılı anlaşma sonucu emaneten Berlin’e gönderildiğini duymak oldukça umut verici. Bakanlığımızın girişimiyle bu önemli eserin ait olduğu yere getirilmesi elzemdir. Türkiye’nin en etkileyici eserleri arasında sayılan ve Gaziantep Zeugma Müzesi’nde sergilenen Çingene Kızı mozaiğinin ABD tarafından 1960 yılında kaçırılan bazı parçaları, iki ülke arasında süren beş yıllık müzakereler sonucu 2019 yılında olması gereken yere getirilmiştir. Umarız bu ve diğer tüm tarihi zenginliği gösteren eserler, ait oldukları yere en kısa zamanda gelir ve kültürümüze sahip çıktığımızı tüm dünyaya gururla gösterebiliriz.
Referanslar:
1- Yaşar Yılmaz, Osman Hamdi Bey’in Öteki Yüzü, Kültür Sanat Yayıncılık, Haziran 2023, sayfa: 82
2- Dr. Andrew Targowski, Introduction to World Civilizations, Anadolu Üniversitesi, Ekim 2017, 2. Bölüm, sayfa: 32
3- Helen Gries, *Ancient Near East Today*, Babil’in İştar Kapısı: Bir Eser, Çoklu Anlatılar, Nisan 2023, Cilt:11, No:4
4- Evan Andrews, History, Beş Eski Yeni Yıl Kutlamaları, 31 Aralık 2012
5- Brittany Garcia, *World History Encyclopedia* (Dünya Tarihi Ansiklopedisi), 23 Ağustos 2013
6- Yaşar Yılmaz, Osman Hamdi Bey’in Öteki Yüzü, Kültür Sanat Yayıncılık, Haziran 2023, sayfa: 82
7- Yaşar Yılmaz, Osman Hamdi Bey’in Öteki Yüzü, Kültür Sanat Yayıncılık, Haziran 2023, sayfa: 83
메타데이터
- post_id
- 8d8eaf5010ae
- slug
- i̇ştar-kapısı-babilin-görkemli-mirası-8d8eaf5010ae
- url
- https://mediumturkiye.com/i%CC%87%C5%9Ftar-kap%C4%B1s%C4%B1-babilin-g%C3%B6rkemli-miras%C4%B1-8d8eaf5010ae
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/i%CC%87%C5%9Ftar-kap%C4%B1s%C4%B1-babilin-g%C3%B6rkemli-miras%C4%B1-8d8eaf5010ae
- author_url
- https://medium.com/@eceuyguc
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-27 18:20:27