← Back to list

Önemsizleştirme

Bir yazı yazdığımızda, bir fotoğraf paylaştığımızda, bir video ya da podcast metnini bitirdiğimizde kimse bize “bunu yazma!” demiyor…

Yalcin Arsan in Çağdaş, Özgün, Yaratıcı ve Türkçe · 2026-06-27 19:42 · 227 claps · 4.1 min read paywalled
#kişisel #modern-hayat #yazmak
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🎵 · Music & Audio

Photo by Christopher Windus on Unsplash

Photo by Christopher Windus on Unsplash

Önemsizleştirme

Bir yazı yazdığımızda, bir fotoğraf paylaştığımızda, bir video ya da podcast metnini bitirdiğimizde kimse bize “bunu yazma!” demiyor. Hiçbir editör masada oturup kırmızı kalemiyle satırlarımızı çizip bize geri bildirim vermiyor. İstediğimiz konuda, istediğimiz tonda, istediğimiz uzunlukta yazıyor, çiziyor, paylaşıyoruz. Teorik olarak hiç olmadığı kadar özgürüz.

Ama tuhaf bir durum var ortada. Bu özgürlüğün içinde bir şeyler eksik gibi duruyor. Ağırlığı yok sanki…

Ursula K. Le Guin’in 1970'lerde yazdığı denemelerden birinde ilginç bir kavramla karşılaştım son zamanlarda: trivialization. Türkçesi tam oturmuyor, “önemsizleştirme” diyebiliriz, ama Le Guin’in kastettiği şey bundan biraz daha keskin.

Şöyle diyor: Modern sanatçıya tanınan “neredeyse sınırsız form özgürlüğü” aslında gerçek bir özgürlük değil. Çünkü her şey serbestse, hiçbir şey önemli değil demektir. Ve öylesi özgürlüğe sahip olan sanatçı, sanat yaptığını sanır ama aslında sadece iş üretiyordur.

Bunu okuduktan sonra kendi yazdıklarıma farklı bakmaya başladım.

Çünkü gerçek bir seçim, diğerini reddetmek anlamına gelir. Bir şey söylemek, diğerini söylememeyi gerektirir. Bir cümleyi yazmak, yazmadıklarımızla ilgili bir tercihtir. Eğer akışta hiçbir reddediş yoksa, o zaman seçimden de bahsedemeyiz. Sadece akıştır: Bir dizi paylaşım. İçerik. Gönderi. Adı ne olursa olsun, eğer ifade ettiğinizin içinde, tartışılacak kadar ağırlığı olan bir düşünce, yapılan bir tercih, ödenen bir bedel yoksa bir fikir içermez. Çoğunlukla kuru ve hızla tüketilen bir metin ya da görsel parçasıdır. Tartışılmadığı, ağırlıksız olduğu için ömrü de olmaz. Saniyeler içinde tükenir, zihninizin içindeki sonsuz uzaya karışıp yok olur.

Le Guin bir adım daha ileri gidiyor: bu önemsizleştirme, otoriter baskıdan bile daha kötü olabilir, diyor.

Önce abartılı geldi. Yasak kötüdür. Sansür kötüdür, ceza kötüdür, hapis kötüdür — bunlardan kötüsü olur mu?

Olabiliyor sanırım.

Çünkü yasaklar ve sansür baskısı altında en azından ne kaybettiğinizi, neden kaybettiğinizi, neyin yasaklandığını biliyorsunuz. Yasaklanmış cümlenin ağırlığı yok olmuyor. Çıkarılmış bir paragrafın yeri belli. Ve geriye kalan, yasaktan sonra hayatta kalan, hayatta kaldığı için değerli. Onun için ödediğiniz bir bedel var. Hoşunuza gitmese de ödediğiniz, üretken benliğinize kazınmış, anlamlı bir bedel. Okuyanın bilinç ya da bilinçaltı düzeyde farkında olduğu bir bedel.

Oysa önemsizleştirme ortamı içinde hiçbir şey yasak değil, çünkü hiçbir şey yasaklanacak kadar önemli değil. Sanatçı kendi özgürlüğünü kutlarken, kimseyi rahatsız etmeyen, değiştirmeyen, hiçbir risk almayan şeyler üretir. İçinde oldukları kafes görünmezdir, içindekiler özgürce dans ettiğini sanır.

Bu son cümleyi yazarken biraz duraksadım. Çünkü ben de o kafesin içindeyim aslında; hepimiz öyleyiz. Sonsuz kaydırma. Sonsuz seçim. Sonsuz kayıtsızlık. Her şeyi izleyebiliyoruz, her şeyi okuyabiliyoruz, her şey “açık.” Bil(e)mediğimiz hiç bir şey yok. Yanıt bulamadığımız soru kalmadı.

Halbuki gerçek bir kitabı okuduğunda o kitap senden bir şey ister. Zamanını ister, dikkatini ister, bazen okudukların sayesinde değişmeni ister. Sen ona zaman ayırırsın, o da seni biraz dönüştürür; ısrarla, üzerine basa basa. “Beni ciddiye al” der bir bakıma. İşte modern tüketimde olmayan şey bu: hiçbir şey bizden bir şey istemiyor artık. Hepsi rıza bekliyor, zaman istiyor, ama ısrar etmiyor. Dikkatimiz dağılırsa peşimizi bırakıyor. Hepsinin arkasından bir sonrakine geçebiliyoruz.

Tüketmek özgürse ama tüketilen hiçbir şeyin bizi kendinde tutmaya gücü yoksa — bu nasıl bir özgürlüktür?

Klasik anlamıyla özgürlük, önümüze açılan seçeneklerin genişliği. Pazar ekonomisi de bunu vaat eder: On milyonlarca kitap, sayısız film, sınırsız makale, ne istersen! Eskiden mahalleye bir kütüphane düşerdi; şimdi cebimizde dünya kütüphanesi var. Buna bir tür özgürlük demek yanlış değil.

Ama burada gizli bir varsayım yatıyor: tükettiğimiz şeyin gerçekten bize bir şeyler yaptığı varsayımı. Yani bir kitabı seçtiğimizde o kitabın bizi biçimlendireceği, bir filmi izlediğimizde içimizde bir yer açacağı, bir denemeyi okuduğumuzda zihnimizde iz bırakacağı ön kabulü. “Seçim”in sadece bir tıklama değil, bir tür teslimiyet olduğu.

Bu varsayım modern tüketimde giderek yanlışlanıyor sanki. Çünkü tüketim sürtünmesiz hale geldi. Hoşumuza gitmeyen bir şeyden saniyeler içinde sıyrılabiliyoruz. Bir paragraf yormaya başlarsa, başka sekme bekliyor. Bir film yavaş gelirse, bir başkası bir tıkla ve saniyeler içinde orada. Bu sürtünmesizlik özgürlük olarak sunuluyor. Ve teknik olarak da gerçekten öyle. Ama bu özgürlüğün bedeli var: Hiçbir şey bizi yakalayamıyor artık. Çünkü yakalamak için zaman, dikkat ve emek gerekir, ve biz hep bir sonrakine atlama hakkını saklı tutuyoruz. Zamanımızı, emeğimizi, dikkatimizi hemen hiç bir şeye vermiyoruz.

“Tüketim” kelimesi ilginçtir. Yemekten gelir. Yediğimizde, yiyecek bizim olmaz sadece — bizim parçamız olur. Et, ekmek, su; bedenimize girer, hücrelere karışır, bizim bir parçamız olur. Gerçek tüketim, bir dönüşümdür. Tükettiğimiz şey bizi değiştirir, çünkü bize katılır.

Modern içerik “tüketimi” bu anlamda bir tüketim değil. Daha çok içinden geçmek gibi. Yoklamak. Bir kitabı “okuduk” diyoruz, ama belki “kitaba uğradık” demek daha dürüst olur — çünkü uğramak, içeri girip oturmak değildir. Gerçekten okumak bizi orada tutardı; oysa biz hep gitmeye hazırız.

Tüketmenin özgür olduğu ama tüketilenin bizi içinde tutamadığı bu durum; işte bu garip bir özgürlük. Hareket etmekte özgürüz ama hareket bizi bir yere götürmüyor. Seçmekte özgürüz ama hiçbir seçim bizi başkalaştırmıyor. Bir tür ebedi başlangıç hali — hep yeni bir şey, hep bir sonraki, ve dolayısıyla hiçbiri.

Belki gerçek özgürlük başlangıcın değil, sahiplenilmenin özgürlüğüdür. Bir şeyin bizi tutmasına izin vermenin. Bir kitabı bitirene kadar yanından kalkmamanın. Bir filmi etkisi geçene kadar üzerimizde taşımanın. Bir yazara, bir fikre, bir düşünceye kendimizi gerçekten kaptırmanın. Çünkü bu olmadan değişmek mümkün değil. Ve değişmeden, özgürlük dediğimiz şey hareketsizlik olarak kalıyor — sürekli yer değiştiriyoruz ama hep aynı insanız.

Bunu kendi okuma alışkanlıklarımda da görüyorum. Bir yazı beni yakalamaya başladığında, fark etmeden başka bir yazıya ya da sekmeye geçtiğim oluyor. Sıkıldığımdan değil — tam tersine, çok yakaladığı için. Yakalanmak istemiyorum. Bağlanmak istemiyorum. Çünkü bağlanmak, bir şeyi ciddiye almak demek, ve ciddiye almak, sonsuz seçeneklerin kapısını biraz daraltmak demek.

Le Guin bunun karşılığını güzel anlatmış: sanatı (ve özgürlüğü) ciddiye almak. Bedeli olan seçimler yapmak. Bir şeyi seçtiğinde, diğer bir şeyi reddettiğini bilmek. Yazdığında, yazmadıklarınla bir hesabın olduğunu hissetmek.

Bunu yapmanın zor olduğunu biliyorum. Konuları önemsizleştirmek büyük rahatlık. Görünmez kafesin güvenliğinde dans etmek, ortada edilecek bir dans olmadığını bilmekten daha kolaydır. Ama belki yapacak tek dürüst şey var: zaman zaman duvarları yoklamak. Bir cümle yazdığımda kendime sormak: bu cümle bir şeyi reddediyor mu, yoksa sadece amaçsızca bir yerlere doğru mu akıyor? Bir kitap kapadığımda sormak: Bu kitabın benim üzerimde bir hakkı oldu mu, yoksa sadece gelip geçti mi?

Önemsizleştirmenin panzehiri bu olabilir: Yazdığımıza, ürettiğimize, tükettiğimize bir bedel atfetmek. Hiçbir şey yasak değilse, kendi yasaklarımızı kendimiz koymak. Görünmeyen kafesimizi önce farkedip sonra tarif etmek. En azından özgürce dans etmediğimizi kendimize itiraf edebilelim.

Sonrası? Bilemiyorum. Henüz oraya ben de gelemedim…

Yalçın Arsan — Haziran 2026


메타데이터
post_id
8df507a0a601
slug
önemsizleştirme-8df507a0a601
url
https://medium.com/dili-turkce-in-turkish/%C3%B6nemsizle%C5%9Ftirme-8df507a0a601
canonical_url
https://medium.com/dili-turkce-in-turkish/%C3%B6nemsizle%C5%9Ftirme-8df507a0a601
author_url
https://medium.com/@yalcinarsan
status
ok
fetched_at
2026-07-09 15:12:33