Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da Dünden Bugüne / 1: TUNUS
Bu yazımızda, Arap Baharı’nın ilk kibritini çakmış, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’yu da bu ateşin peşine takmış olan Tunus’un tarihinden…
Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da Dünden Bugüne / 1: TUNUS

Bu yazımızda, Arap Baharı’nın ilk kibritini çakmış, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’yu da bu ateşin peşine takmış olan Tunus’un tarihinden, siyasi gelişmelerinden ve günümüzdeki durumundan Türkiye-Tunus ilişkilerini de içine alarak bahsedeceğiz.
Coğrafi ve Sosyal Perde
Resmi kuruluşu 20 Mart 1956 olarak kabul edilen Tunus, Kuzey Afrika’nın en küçük ülkesidir. Büyük kısmı Sahra Çölü ile kaplı olsa da nüfusun %60’ı tarımla uğraşır. %98 ile Araplar çoğunlukta, azınlık olarak Berberiler, İtalyanlar ve Fransızlar vardır. Anadil Arapça, para birimi dinardır. Birleşmiş Milletler, Arap Devletleri Birliği, İslam Konferansı Teşkilâtı, Afrika Birliği Teşkilatı ve Arap Mağrib Birliği’ne üye olan ülke tek meclisli, çok partili cumhuriyetle yönetilir.
İslam Öncesi Dönem
Bölgenin ilk sakinlerinin Avrupa ve Batı Asya’dan gelenler olduğu söylenir. Sonrasında buraya Berberiler yerleşmiştir. M.Ö. 11.yy’da denizci bir topluluk olan Fenikelilerin Suriye’den gelmesiyle Kartaca kurulur. Aldıkları zaferlerle Batı Akdeniz’i hakimiyet altına alırlar ve yedi asır boyunca bölgeyi bir imparatorluk olarak yönetirler. Fakat daha sonra Roma ve Kartaca arasındaki siyasi ve ticari rekabetlerin bir sonucu olarak bir asır süren Pön Savaşları gerçekleşir. Bu savaşın ardından Kartacalılar Tunus’tan sürülürler. Romalılar, Afrika Eyaleti olarak burayı yönetir. 4.yy’ın ortalarında İspanya’dan gelen Vandallar, Roma hakimiyetine son verir. Tunus ve civarı daha sonra 535 yılında Bizans’ın eline geçer ve Müslümanların fethine değin öyle kalır.
İslami Dönem & Osmanlı Dönemi
Hz. Osman zamanında 647 yılında fethedilip ilk kez İslam hakimiyetine alınmasından sonra Hz. Ali ve Muaviyenin halifelik mücadeleleri arasında kaybedilip yeniden kazanıldı. Emevi hakimiyetine giren Berberiler arasında İslamiyet yayıldı. Berberiler isyanlar çıkardılar ve bu isyanların da etkisiyle sahil şeritleri Bizans eline geçti. Emeviler isyanları bastırdı ve Tunus’un tamamına hakim oldu. Emevilerin Arap ırkçılığını temel alan politikaları (mevali) bölgede Haricȋlerin türeyip çoğalmasına sebep oldu. Abbasi Halifeliği döneminde bile bu Haricȋ kesimlerin isyanları devam etti. Daha sonra Haricȋler, İbazîler, Ağlebîler, Fatimȋler gibi Arap topluluklar arasında çalkalanan Tunus bir dönem Fransa Kralı 9. Louis’in Haçlılar ile saldırısına da sahne oldu fakat orduda çıkan veba salgını yüzünden askerlerin telef olmasının da etkisiyle savaş kaybedildi.
Osmanlı Fethinden İşgale
Avrupa devletlerinin sahillere saldırıları zamanla yoğunlaşsa da 1534 yılında Hızır Reis’in fethiyle Tunus, İspanyolların elinden çıkıp Osmanlı’ya bağlı hâle geldi. 1535’te kaybedilip, 1574’te yeniden alındı ve eyalet oldu. 1705’te bağımsızlık kazanarak “Tunus Beyliği” haline geldi ve Osmanlı’nın vasalı olarak varlığını sürdürdü.
1881 yılında Fransa, Tunuslu aşiretlerin Cezayir’e yaptıkları akınları ve toprak taleplerini bahane ederek ve Osmanlı’nın da güçsüzlüğünden faydalanarak Tunus’u işgal etti ve Bardo Anlaşması ile “Fransız Tunusu” adıyla sömürgesi haline getirdi.
Bağımsızlık Mücadelesi
Tunus’taki 78 yıllık Fransız hakimiyetinden sonra 1930’larda Habib Burgiba önderliğinde halk bağımsızlık için mücadeleye girişti. Habib Burgiba, Tunuslular için önemli bir isimdir. Türkiye’den, Atatürk’ten ilham aldığı bilinir. (ilgililer H.B.’nın TBMM’de yaptığı 7 Mart 1965 tarihli konuşmasını okuyabilir) Bağımsızlık mücadelesine önderlik etmek için bazı genç arkadaşlarıyla Düstur Partisi’ni kurdu. 2. Dünya Savaşı’nın araya girmesiyle Tunus, Kuzey Afrika Cephesi’nin bir parçası oldu ve Nazi Almanyası (Mihver Devletler; İtalya, Japonya) ile Birleşik Krallık (Müffetik Devletler; ABD, Rusya) çarpışmalarına sahne oldu. Cephe, 1943’te başında müttefiklerin zaferiyle kapanacaktı iki yıl sonra da 2. Dünya Savaşı tamamen sona erecekti.
1940’ların başında Tunus bir savaş alanıydı. 1934’te Destur Partisi’nin fazla ılımlı ve hatta işbirlikçi bulunmasıyla ayrışmalar yaşanmıştı. Genç Destur partililerin ayrılması ve Hareket Partisi’nin (Parti de L’Action) doğması, Tunus bağımsızlık mücadelesi açısından önemli bir dönüm noktası olarak görülmektedir. İyi bir hatip olan Burgiba halkları ve kalabalığı meydanlara toplamasını bilmişti. Öte yandan siyasi faaliyetleri yüzünden kısa sürede Fransız sömürge yönetiminin dikkatini çekti, 1934–1945 yılları arasında 11 yılını hapiste geçirdikten sonra deniz yoluyla Kuzey Afrika’ya kaçtı. 8 Eylül 1949 tarihinde de ülkesine döndü. Tekrar özgürlüğüne kavuştuktan sonra Tunus’un bağımsızlığı için mücadelesini sürdürdü. 1946'da kurulan Arap Birliği’nin desteğini kazandı. Sürekli olarak diplomasi yoluyla ve görüşmelerde Tunus’un bağımsızlığını sağlamaya çalıştı. Milliyetçilerin 1952–1954 arasında giderek artan şiddet hareketlerine yönelmeleri üzerine, önce baskıcı önlemlere başvuran Fransız yönetimi, yöntemlerinin etkisiz hale gelmesi üzerine Burgiba ile görüşmelere başladı. 20 Mart 1956'da Fransa başbakanı Guy Mollet ile Tunus’a bağımsızlık verilmesini öngören bir antlaşma imzaladı. 1957'de krallığın kaldırılmasından sonra cumhurbaşkanlığına seçildi. Bu siyasi mücadele sonucu Tunus 1955’te özerklik, 1956’da Tunus Fransa’dan sıyrılıp bağımsızlığını kazandı. 1957’de Burgiba, bu sefer de Cumhuriyet rejiminin Monarşi üzerindeki zaferinde etkili olup Devlet Başkanı oldu. 1959'da, İslam’ı devletin resmi dini olarak korumakla birlikte bir laikleştirme sürecine girildi. Çokeşliliği yasaklayan, evlilik ve boşanmada hukuki yöntemlerin izlenildiği, dini bağışların kontrol altına alındığı ve Ramazan ayında iş yaşamının aksamamasını sağlayan yeni bir anayasayı yürürlüğe koydu. Bu dönemde pek çok Arap ülkesinde olduğu gibi otoriter bir rejim hüküm sürmeye başlamıştı. Habib Burgiba döneminde yapılan anayasa ile yasama ve yürütme yetkilerinin pek çoğu Cumhurbaşkanına bırakılmıştı. Nasırcı Arap sosyalizminden yana olan Burgiba, 1974 yılında yapılan anayasa değişikliği ile ömür boyu cumhurbaşkanı ilan edilmiştir. Yönetimi boyunca Fransa ile sürekli sürtüşme içindeydi.

Habib Burgiba
Arap Baharı’na Dek Tunus
Burgiba, İsrail’e karşı verilen savaşta Filistin Kurtuluş Örgütü’nü destekledi. 1979'da Mısır’ın İsrail ile Camp David Antlaşması’nı imzalamasıyla Arap Birliği Örgütü’nün merkezinin Tunus’a taşınmasını sağladı. 1982'de İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesiyle Lübnan’ı boşaltmak zorunda kalan Filistinlilerin büyük bölümünün ve Yaser Arafat’ın ve FKÖ karargâhının Tunus’a yerleşmesine izin verdi. 1983'ten sonra Yeni Düstur Partisi’nin ve Tunus İşçi Sendikaları Federasyonu’nun desteğine karşın fiyatların protestosu ve grevler karşısında yönetimi zor günler yaşadıysa da bazı ekonomik yeniliklerle yönetimini sürdürmeyi başardı. 1987 yılına kadar görevini sürdüren Burgiba, o sene kansız bir müdahale ile görevden uzaklaştırılmıştır. 1987’den itibaren “sağlık sorunları ve yaşlılık” gerekçesiyle “devrildi” aslında. Ölümüne kadar Monastir’deki evinde ev hapsinde tutuldu.
Arap Baharı ve Yasemin Devrimi
Arap Baharı’nın doğum yeri, ilk demokrasi çiçeğinin(!) açıldığı, “ekmek, onur ve özgürlük” diye bağırdığı yer Tunus. Zeynel Abidin bin Ali döneminde laiklik çok katı bir biçimde uygulanıyordu dinȋ özgürlükler kısıtlanıyordu. Ayrıca insan hakları ihlalleri, demokratik gelişimin sağlanamaması, belirli gruplara sağlanan imtiyazlar ülkede istikrarın kaybolmasına sebep olmuştu. Peki ne oldu da olaylar, 23 yıldır iktidarda olan Zeynel Abidin’i ülkeden kaçırtacak seviyeye geldi?
Üniversite mezunu olan Muhammed Buazizi, seyyar satıcılık yapıyordu. Devlet görevlilerinin tezagâhına el koyması üzerine 17 Aralık 2010’de kendini yaktı. İşte bu ateş, koca bir coğrafyaya sıçramadan önce Tunus’ta Yasemin Devrimi’ne sebep oldu. Yüzlerce insan; ülkede yaşanan işsizliği, yönetimin baskıcı uygulamaları, gıda fiyatlarında yaşanan aşırı yükselişleri protesto etmek için sokaklara döküldü. Sokaklarda aktif olan genç grupların ve kitle iletişim araçlarının de etkisiyle bu olaylar yayıldı. 22 Aralık’ta bir protestocu Lahsin Naci, bir elektrik direğine tırmandı ve kendini elektriğe verip öldürdü. Yalnız değildi, kendini öldüren protestoculardan sadece biriydi. Tüm bunlar, Tunusluların dikkat çekici protestolarının haberleri, her ne kadar devlet tarafından kısıtlanmaya çalışılsa da kısa sürede dünyaya yayıldı. Ülke birkaç gün içinde büyük bir kaosa sürüklenmiş; yaşanan olaylarda onlarca kişi yaşamını yitirirken yüzlercesi de yaralanmıştı. 27 Aralık’ta birlik çağrısı yapan yaklaşık 1.000 vatandaşla birlikte, protestolar Sidi Bu Zeyd kentinden başkent Tunus’a ulaştı. Sınır Tanımayan Gazeteciler, gelişmeleri aktaran blogcular… Bir sürü insan tutuklandı. 14 Ocak’ta Zeynel Abidin hükümetini dağıttı, altı ay içinde bir seçim yapılacağını söyledi ve insanların gruplar halinde dolaşmasını yasakladı ama bu ikna edici değildi, insanlar vazgeçmiyordu. Derken, baskılara daha fazla dayanamayan Zeynel Abidin 24 Ocak 2011’de ülkeyi terk etti. 2019’da Cidde’de kanser sebebiyle vefat edecekti.

Tüm bunlar olurken şaşılacak şey, Fransa’nın Tunus’taki gösterilere ve rejimin göstericilere şiddetle karşılık vermesine sessiz kalmasıdır. Bu sessizliği kimileri Fransa’nın Kuzey Afrika’daki gelişmelere ayamaması, kimileri de Fransa’nın Zeynel Abidin rejimine açık çek vermesi olarak yorumlamıştır. Fransa’nın Tunus’un iç işlerine karışmak istemediği yönündeki açıklamaları ise, ülkenin Tunus’ta ve diğer birçok eski sömürgelerindeki müdaheleci geçmişi göz önüne alınınca inandırıcı bulunmamıştır. Özellikle de Fransa’nın yıllık 90 milyon Avroluk yatırımı ile Tunus’ta en çok şirketi bulunan ve Tunus’un en büyük ticaret ortağı olan ülke konumunda olması baz alındığında.

Devrimden Demokrasiye
İşte bu Yasemin Devrimi’nin ardından, ülke demokrasi namına yeni bir arayış içine girdi. Ocak ayının sonlarına doğru Zeynel Abidin döneminin eski başbakanı Muhammed Gannuşi (vekaleten) tarafından ‘Ulusal Birlik Hükümeti’ kuruldu. Tunus Meclis Başkanı Fuad Mebazaa 15 Ocak’ta geçici cumhurbaşkanı olarak atandı. Eski sistemin (otoriter rejim; bireysel özgürlüklere değil mutlak itaate dayanan sistem) sonlanması talebiyle baskılar devam etti ve Başbakan Gannuşi, 27 Ocak’ta ilk hükümette yer alan 12 bakanı dışarıda bırakan ikinci bir Ulusal Birlik Hükümeti kurulduğunu duyurdu. Fakat tepkiler hâlâ son bulmuyordu. Ekim ayına gelindiğinde yeni bir rejimin ve anayasanın temellerini atmakla yükümlü Ulusal Kurucu Meclis üyelerini belirlemek için bir seçim yapıldı. Tabii Tunus’ta bunlar olurken devrimin öncülüğünde; 25 Ocak 2011’de Mısır’da ortalık karışmıştı. Hüsnü Mübarek de Mısır halkıyla uğraşıyordu.
Tunus halkı nihayet 23 Ekim 2011 günü yapılan Kurucu Meclis seçimlerinde, tarihinde ilk defa sözünü özgür iradesiyle, bireysel olarak söyledi. 55 yıl sonra yapılan ilk çok partili seçimde En Nahda partisi sandalyelerin yüzde 40'ından fazlasını kazandı. En Nahda Partisi (Hizb’un Nahda): Müslüman Kardeşler’den ilham alan bir grup Tunuslu düşünür tarafından 1981’de kurulmuş, Zeynel Abidin döneminde laik rejimi silah zoruyla devirmeye teşebbüsle suçlanan hareketin binlerce üyesi tutuklanmıştır. Seçilmeden önce 1 Mart’ta resmi faaliyet izni alan En Nahda, uluslararası basın tarafından merkez sağ veya ılımlı İslamcı olarak tanımlanır. Ayrıca parti lideri Raşid El Gannuşi, modernite ve İslam arasındaki dengeyi sağlamaya çalışırken Türkiye’yi örnek aldıklarını belirtmiştir.
Seçim sonrası Nahda Hareketi %40’ın üzerinde oy aldı ve merkez-sol ve pan-Arap eğilimleri olan Cumhuriyet için Kongre ve yine merkez-sol Demokratik Forum partileriyle koalisyon aşamasına girerek üçlü hükümet kurdular. En Nahda hareketinin kalitesinin en önemli göstergesi, mecliste milletvekilliğini kazanan 49 kadın adayın 42’sinin İslamcı En Nahda hareketinden olmasıdır, diyebiliriz. Koalisyon anlaşmasına göre, Laik Cumhuriyet Kongresi Partisi’nin lideri Munsif El Marzuki cumhurbaşkanlığını, En Nahda Partisi Genel Sekreteri Hamadi El Cibali başbakanlığı, Ettakatol Partisi lideri Mustafa Bin Cafer ise meclis başkanlığını aldı. Sonraki seçime dek bu süreç zaman zaman laiklik ve şeriatçılık tartışmalarıyla ilerledi.
Yıl 2014’e geldiğinde, seçim öncesi Meclis; 26 Ocak 2014 günü, 4 çekimser, 12 ret oyuna karşılık 200 kabul oyu ile yeni Tunus Anayasası’nı kabul etti. Aynı yılın Ekim ayında ise En Nahda’nın ilk seçimdeki başarısını bu seçimde elde edemediğini görürüz. Zira seçimi bu kez kazanan seküler parti Nida Tunus oldu. Seçimden sonra Zeynel Abidin rejiminin işlediği suçların araştırılması için komisyon kuruldu, 2015 yılında sivil toplum örgütlerinden oluşan Ulusal Diyalog Dörtlüsü’ne anayasa çalışmalarındaki yapıcı tavırdan ötürü Nobel Barış Ödülü verildi. IŞİD ve diğer terörist gruplar terör saldırıları ile ülkedeki askeri teşkilatları ve polisi hedef aldı.
Üçüncü ve son seçimini 2019 yılında yapan ve bağımsız aday olan sosyal muhafazakâr Kays Said’in zaferiyle sonuçlandı. Uzun ve badireli yollardan geçen Tunus, Arap Baharı’ndan ümitle yola çıkan ve ayaklanan ülkeler arasında şu anda en iyi durumda olanı.
Dilruba Yıldız / Istanbul, Turkey
메타데이터
- post_id
- 8e5c140e2cc3
- slug
- kuzey-afrika-ve-orta-doğuda-dünden-bugüne-1-tunus-8e5c140e2cc3
- url
- https://medium.com/@dlrb99/kuzey-afrika-ve-orta-do%C4%9Fuda-d%C3%BCnden-bug%C3%BCne-1-tunus-8e5c140e2cc3
- canonical_url
- https://medium.com/@dlrb99/kuzey-afrika-ve-orta-do%C4%9Fuda-d%C3%BCnden-bug%C3%BCne-1-tunus-8e5c140e2cc3
- author_url
- https://medium.com/@dlrb99
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-28 06:17:56