← Back to list

Altay Spor Kulübü Yakın Tarihi

Giriş

Deniz Kemahli · 2025-06-28 09:17 · 0 claps · 19.2 min read
#altay
Open on Medium ↗

Altay Spor Kulübü Yakın Tarihi

  1. Giriş

Twitter’dan tek tek yazmak çok zor. Bu nedenle bazı yanlış bilinenleri düzeltmek, bazı bilinmeyenleri anlatmak ve kayıt altına almak için, mümkün olduğunca kronolojik olacak şekilde bu yazıyı yazıyorum.

Başlarken şunu bilmek çok önemli. Hayatta çoğu şeye siyah-beyaz bakmak sağlıklı değerlendirme yapmamızı etkiliyor. Çoğu kişi ya da eylem, mutlak kötü ya da mutlak iyi değil. Bu durum, doğal olarak Altay Spor Kulübü için de geçerli. Hiçbir başkan ve başkanlık dönemi, mutlak kötü ya da mutlak iyi olmadı. Tabii ki siyaha çok yakın griler — yani mutlak kötüye yakınlar, ya da çok açık renkli griler — yani mutlak iyiye yakınlar oldu. Ancak bu kişileri ya da olayları değerlendirirken, salt olarak kişinin karakteri üzerinden (ad hominem) değerlendirme yapmak, çoğu zaman hatalı sonuçlara ulaşmaya yol açıyor. Herkesin hataları ve doğruları var, bana göre önemli olan doğru sayısının fazlalığı ve art niyet olmaması.

Bu yazının başlangıç noktası aslında Özgür Ekmekçioğlu dönemi. Ancak bu dönemi anlamak için hem 2000'lere gelen sürece, hem de aslında Altay yakın tarihinin gerçek başlangıç noktası olan Cihangir Marmara dönemine de kısaca değinmek gerekiyor.

Altay Spor Kulübü, kuruluşundan bugüne, tartışmasız İzmir’in en başarılı spor kulübüdür ve bu rakamlarda da çok net gözükmektedir (İzmir şampiyonlukları, Türkiye kupası sayısı, Süper Lig’de oynanan sezon sayısı). Şüphesiz çeşitli dönemlerde sportif başarı anlamında rakiplerinin gerisinde kaldığı aralıklar olmuştur (1950'de ve 60 sonları 70 başları futbolda Göztepe, genel olarak basketbolda Karşıyaka ekolü), ancak bütünsel olarak en yakın iki rakibiyle nesnel bir sportif başarı farkı olduğu oldukça nettir ve bu farkın kapanması için hala neredeyse onlarca sene gerekmektedir.

Altay Spor Kulübü, kuruluşundan itibaren yönetimsel olarak çoğunlukla aristokrat bir karakter göstermiş, hatta bu aristokrat karakter çoğu zaman bir kapalılık refleksi göstererek taraftarının ekseri kesimini oluşturan orta-üst sınıfın ve yeni aristokratların kulübe katılımını engellemiştir (2000'li yıllara gelene kadar kulüp üyesi sayısı 200'ü geçmiyordu). Bu nedenle, İzmir’in en başarılı kulübü olmasına rağmen, bu başarıyı İzmir’de örgütlü kitlesel bir karşılığa çevirememiştir. 2000'li yıllara kadar oldukça dar bir kadro ile yönetilen kulüp bu tarihlerde yüzünü eski aristokrasinin dışına dönmeye başlasa da, özellikle 2000'li yıllarda iyice büyüyen ve endüstrileşen futbol ekonomisine adapte olamamış, 2010'lu yıllarda da o güne kadar süregelen yanlış politikalar sonucu bir çöküş sürecine girmiştir. 2000 öncesi gelirlerinin önemli kısmını bonservisten kazanan kulüp, 1995'te sonuçlanan ve literatüre Bosman kuralları olarak giren, sözleşmesi biten oyuncuların bonservissiz şekilde transfer olabilmesinin önünü açan kurallardan da oldukça olumsuz şekilde etkilenmiştir. Bugün sayısız taşınmaza sahip olabilecekken, tapusu üzerine olmayan bir tesis ve bir parça arsa dışında varlığı olmayan bir kulüp olmasına neden olan yanlışlar, 2000 öncesine dayanmaktadır. Bu süreçlerin hepsi çok uzunca ve detaylı şekilde ele alınabilir ve ele alınması gereken süreçler olmakla birlikte, yazıyı iyice uzatmamak için burayı kısa kesiyorum.

2000'lerde yapılan harcamalar ve yaşanan facialarla birlikte sonuç alınamaması (2001 Diyarbakır faciası, 2003 şike faciası, 2006–2010 arası kaybedilen üç play-off), 2011'de kulübün tarihinde ilk defa 2. Lig’e düşmesine sebep oldu. Burada da iki senelik Hızlıok, bir senelik Konuşmaz ve bir senelik Savaşan dönemlerinde başarı gelmedi ve stadın da yıkılmasının yadsınamaz etkisi o seneki kötü yönetim sürecini katmerleyerek kulübü 3. Lig’e yuvarladı.

2. Sabitleme

Tarihinde ilk kez 3. Lig’e düşmüş Altay Spor Kulübü, yıkılmış stadı, dağılmış kadrosu ve transfer yasağıyla kongreye gitti. Kongrede aday çıkmayınca yetkiler camianın tanınmış ismi Av. Cihangir Marmara liderliğindeki divana devredildi. Takip eden kongrede Cihangir Marmara başkanlığında, kulübe sahip çıkma şiarı ile mütevazi bir yönetim kurulu göreve geldi. Dört tecrübeli oyuncu (Burak Cengiz, Yiğit Yöney, Hayrullah Çelik, Bedri Can Özdoğan) dışında neredeyse tamamı altyapı patentli, yaş ortalaması 20 olan bir kadroyla Buca İlçe Stadı’nda başlayan zorlu sezon, düşme potasının 3 puan üzerinde tamamlandı. Altyapı oyuncuları Hüsamettin Yener ve İhsan Furkan Deniz’in 10'ar, sol bek Yiğit Yöney’in 6 gollük katkısı, kaleci Burak’ın, savunma bakanı Hayrullah’ın, Deli Bedri’nin ve diğer gençlerin eforlarıyla birleşerek, takımı ligde tuttu.

Ekonomik anlamda son derece kısıtlı kaynaklarla geçen bu sezonda, yönetim camiadan tam olarak istediği desteği alamadı. Sezon içerisinde bu yönetime sponsorluk desteği veren Özgür Ekmekçioğlu, kulübe üye olarak sezon bitiminde oluşan ikinci Cihangir Marmara döneminin asbaşkanı oldu. Burada önemli bir nokta: Bu kongrede açıklanan borç tutarı, o dönemin kuru ile brüt 5M€ civarına denk geliyordu. Ancak bu borç tutarı nette 4M€ civarıydı ve tamamı TL cinsinden borçlardı.

Kongre sonrası kısa bir süre içerisinde Cihangir Başkan sağlık sorunlarını sebep göstererek istifa etti ve görevi Özgür Ekmekçioğlu’na bıraktı. Özgür Ekmekçioğlu kongre ile başkan olma koşullarını tüzüğe göre karşılamıyordu, bu nedenle seçilerek başkan olamazdı. Cihangir Başkan gerçekten sağlık sorunları sebebiyle mi görevi bıraktı, baştan bir anlaşma mı vardı, yoksa yeni yönetim içerisinde oluşan bir sorun mu buna neden oldu, speküle edilebilir. Ama bu sorulardan bağımsız olarak günün sonunda, artık başkan Özgür Ekmekçioğlu’ydu.

3. Sportif Yükseliş, Maddi Çöküş

2016–2017 sezonunda Özgür Ekmekçioğlu başkanlığı devralmasıyla transfer tahtasını kapatan yaklaşık 1M TL’lik borcu çözerek tahtayı açtı ve sezona transferlerle girdi. Bu sezonun tamamında 20 transfer yapma başarısı gösterdi. Bu transferlerden en büyük katkıyı verenler yine kulübün evladı iki isim oldu, İbrahim Akın ve Murat Uluç. Yiğit Yöney, Hayrullah Çelik, Ulaş Zengin, Halil Yılmaz, Furkan Deniz, Atakan Çankaya ve Hüsamettin Yener gibi geçen seneden devam eden isimlerin büyük yükleri çektiği kadroda, bu 20 transferin ancak yarısından randıman alınabildi. Bu harcamaya rağmen takım 3. Ligden doğrudan çıkamadı, iki ayaklı Çorum mücadelesinden bir son dakika golüyle kurtuldu ve finalde transfer yasaklı Kocaeli’yi ancak penaltılar sonucunda eleyebildi. Bu esnada 4 farklı teknik direktörle çalışıldı ve şampiyonluk yine camianın evladı Cüneyt Biçer ile geldi.

2017–2018 sezonunda yetişmiş altyapı oyuncuları avantajı da biraz olsun kullanılarak sadece (!) 11 transfer yapıldı. Mevcut omurgaya ek olarak, Egemen Gençalp, Serkan Sözmen, İbrahim Öztürk, Ferhat Çulcuoğlu ve Muharrem Ozan Cengiz gibi kadroya eklenen isimlerin katkılarıyla son nefeste de olsa doğrudan 1. Lig’e çıkıldı. 3 teknik direktörle çalışıldı, şampiyonluk son düzlükte sportif direktörlükten geçiş yapan Özden Töraydın ile kazanıldı. Şampiyonluk maçına getirilmeyen kupanın, karga tulumba bir şekilde AKP’nin İzmir Büyükşehir Belediye aday tanıtım toplantısında verilmesi, hafızalarda kekremsi bir tat bıraktı.

Bu sezonun sonunda yapılan kongrede borç miktarı 60M TL olarak açıklandı. TL bazında sadece 2 senede borç en az 40M TL yani 7,5M € arttı, o günün 1 € = 5,22 TL döviz kuruyla, borç yaklaşık 11,5M € oldu. Ancak bu ürkütücü rakamların bir kısmı yine borcun tamamının TL olması ve birçok alacağın çok uzun vadelerde ödenmesiyle ilerleyen senelerde hatrı sayılır şekilde düşürülmüş oldu.

2018–2019 sezonu 1. Lig’e geri dönüşle birlikte hayatımıza yeni bir paradigma soktu. En son 8 sene önce 3 yabancıyla oynadığımız lig, artık 5+2 kuralıyla oynanıyor, kalite, rekabet ve maliyetler artarken, gelirler aynı ölçüde artmadığı için kulübümüzün döviz bazında çok ciddi yüklerin altına girmeye başladığı nokta burası oluyordu. Bu sezonda yakın dönemimizin tartışmasız en büyük efsanelerinden Marco Paixao takıma katılırken, adeta onu dengelemek için alınmış Ivanov ve yayını olmayan Kırşehir kupa maçına giden birkaç deli dışında pek kimselerin görmediği Daf gibi isimler de kadroda yer aldı. Kulüp bu sezonda da 20 transfer, 3 farklı hoca ve mütevazi bir onunculuk gördü.

2019–2020 sezonu 15 transfer ve 3 farklı hoca ile geçti. Yine yarı yarıya verim alabildiğimiz, ancak birkaç oyuncudan ekstra verim aldığımız bu sezonda Yalçın Koşukavak yönetiminde çok tırmalasak da son düzlükte play-off’a kalamayarak yedinci bitirdik. Özellikle Eskişehir deplasmanında aldığımız beraberlik, aynı maçta Yalçın Hoca’nın atılmasıyla takip eden haftalardaki puan kayıpları hafızamızda kaldı. Bu sezonda Okon gibi yine göremediğimiz yabancılara ev sahipliği yaparken, mali durum hakkında bir önceki sezon gibi pek bilgi alamadık. Tabii ki dönemin yönetimi bu bilgileri kasıtlı olarak paylaşmıyor, denetim kurulu da bunun yardım ve yataklığını üstleniyordu.

2020–2021 sezonu Altay Spor Kulübü tarihinin transfer rekorunun kırıldığı yıldı. Tam tamına 33 transfer yaptığımız ve Mustafa Denizli ile play-off şampiyonluğu yaşadığımız bu sezonda 3 farklı hocayla çalıştık ve Osman Özköylü’nün bir gece yarısı operasyonuyla karga tulumba gönderilmesine de tanıklık ettik. 3 sezon sonunda brüt borcumuz 122M TL artarak 182M TL oldu, 1 € = 10,46 TL kurundan da 5,9M € artarak 17,4M €’ye çıktı. Burada önemli nokta, kulüp yönetimini Özgür Ekmekçioğlu devraldığında tamamı TL cinsinden olan ve vadelenebilecek 4M-5M €’luk bir borcun, 12,5-13,5M € artarak artık büyük bir kısmı döviz olan ve ödenmediğinde yasaklara yol açacak, cezalarla, dosya masraflarıyla ve döviz bazlı faizle sürekli artan kısa vadeli bir 17,4M €’ya çıkmasıydı.

Tüm bu süreçte sportif başarılara rağmen eleştirmeye, içinde rakam olmayan denetim ve faaliyet raporlarına, hedef bütçe açıklanmayan kongrelere gerek kürsüden, gerek sokakta, gerek de sosyal medyada tepki göstermeyi hiç kesmedik. Ama tepkilerimiz desteksiz ve yetersiz kaldı.

4. Çöküşün Son Aşaması

2021–2022 sezonu Mustafa Denizli ve Özgür Ekmekçioğlu arasında yaşanan bir ego savaşına tanıklık etti. Sezon başındaki kongrede Süper Lig’e çıkmasına rağmen gerek mali tablolar, gerek kulüp yönetimi konularında şeffaflıktan uzak çizilen görüntü camiada güven oyunun alınamamasına yol açıyordu. Bu tabloda Denizli, Ekmekçioğlu’nun sigortası gibi algılanıyordu. Bu nedenle Ekmekçioğlu, Denizli’den vazgeçemedi. Tabii kulislerde, Mahmut Özgener’in Ekmekçioğlu’na Denizli’yle devam edilmesi konusunda baskı yaptığı da konuşulmuştu. Nihayetinde, sezona Denizli ile girilecekti.

Denizli yüksek standartlı bir kadro kurmaya çalışırken, yönetim daha bütçeye uygun bir kadro istiyordu. Ortaya biraz ondan biraz bundan bir tablo çıktı. Bu sezonda Altay dört bonservisli oyuncu alırken (Pinares 1,5M €; Lis 700K €; Björkander 300K €; Rodriguez 168K €), Rayan ve Thaciano’ya da kiralama bedelleri ödendi. Maaşlarla birlikte toplam kadro maliyetinin 10M € civarını gördüğü bu sezonda, Özgür Ekmekçioğlu yönetimi peşinatların üzerine yaptığı bir miktar prim ödemesinden sonra oyunculara ödeme yapmayı bıraktı. Bu da sezona müthiş giren takımın ilerleyen haftalarda giderek kötüleşen bir performans göstermesinde büyük rol oynadı. Bu süreçte Mustafa Denizli’nin Özgür Ekmekçioğlu ve yönetimine tesislere girişi yasakladığı da, Özgener’in Denizli ile sorunları çözmek adına Ekmekçioğlu’nu toplantıya çağırdığı da çokça konuşuldu. O günün yöneticileri, pandemi koşullarından ötürü takımın deplasmanlara özel uçakla gitmesini isteyen ve Swissotel’de kalan Denizli’yi sonradan müsriflikle eleştirdi ve kendince bıraktıkları enkazın faturasını ona kesmeye çalıştı. Günün sonunda haftalarca kazanamayan Altay’da, Mustafa Denizli istifa etmek durumunda kaldı. Yine bu süreçte İbrahim Akman tarafından yapılan, Denizli ve Altay’a sahip çıkacağı yönündeki açıklamaların, ne o gün ne de bugüne kadar büyük bir somut karşılığı olmadı. Denizli’nin ayrılmasını takip eden birkaç gün içerisinde, oyunculara gecikmiş alacaklarından hatırı sayılır meblağlar ödendi.

(Burada şunu belirtmeyi de önemli görüyorum, Denizli görevdeyken yapılan transferlerin bir kısmını ben de yanlış buluyorum. Bu transferlerin kaçı Denizli’nin talebiydi, kaçı yönetim tarafından yapıldı, burada da bir bilinmezlik var. Örneğin hoca bir konuşmasında Aka’nın kendi transferi olmadığını söylemişti. Özellikle Pinares gibi bir oyuncuya ödenen bonservisi ve kadro mühendisliğini beğenmedim. Ancak günün sonunda, hocanın sorumlusu da başkan ve yönetim. Mali olarak da oluşan büyük borcun Süper Lig senesinde oluşmadığı nesnel olarak ortada. O yüzden “Denizli şöyle böyle” gibi konuşmayı anlamsız buluyorum.)

Denizli sonrası zor fikstürde Mert Nobre çare olmayınca, nispi kolay fikstürün üzerine Serkan Özbalta geldi. Bu kolay fikstürde “acaba” dedirten sonuçlar, Sivasspor maçı öncesi Özbalta’nın yaptığı “maçın sonucu ne olursa olsun ayrılıyorum” anlamına gelen açıklamayla soğuk bir duşa dönüştü. Bu açıklama, tribünde istifa seslerinin çok daha gür şekilde dile gelmesine yol açtı. Özbalta yerine gelen Sinan Kaloğlu, mental olarak dağılma sürecindeki kadro ve kaos içindeki camia ile kalan haftalarda sadece bir galibiyet alabildi ve Altay bir senelik Süper Lig macerasını küme düşerek noktaladı.

Tabii tüm bunlar yaşanırken, paralelde birçok enteresan (!) gelişme de oldu. Yeni spor yasası Nisan ayında yürürlüğe giriyordu. Yasanın en can alıcı noktası, spor kulüplerinin ettiği zararlardan başkan ve yönetim kurulunun şahsen sorumlu tutulacak olmasıydı. Bu nedenle Ekmekçioğlu yasa yürürlüğe girmeden önce başkanlık görevlerini asbaşkanı Levent Doğanoğlu’na devretti ve kulüp Doğanoğlu başkanlığında kongreye gitti. Kongre öncesi ben de dahil olmak üzere birçok kişi yönetimi en üst perdeden eleştirirken, yönetimin ibra edilmemesi konusunda çağrılar yaptı. Bunun karşılığı da, bu çağrıları yapan kişilere kongre salonunda saldırılması oldu. Saldırı haberine öfkelenen taraftardan biri de, dışarıda Ekmekçioğlu’nun bir akrabasını yaraladı. O gün kongre salonunda yapılanlar muhtemelen önceden planlanmış olsa da, özellikle hedef seçilen ben dahil üç kişiye saldıranlar hakkında açılan davalarda, saldırganların hepsi bireysel cezalar aldı, bu saldırıyı organize edenler araştırılmadı. Saldırganların büyük çoğunluğu, Ekmekçioğlu ailesine ait olan A Yangın’da çalışıyordu. “Kongre iptal” duyurusuna rağmen yapılan oylamada Ekmekçioğlu yönetimi karga tulumba ibra edildi, ancak sonrasında kongrede saldırıya uğrayan üyelerden Erman Pektok ve Nedim Ekmekçiler tarafından açılan davada ibra oylaması mahkeme tarafından iptal edildi. O dönem yönetim asil üyesi olduğum için tarafı olmamamı uygun bulduğumuz bu davayı ben de tüm süreciyle destekledim ve takip ettim. Bu yazı yazılırken henüz tarihi gelmemekle birlikte, çoğu Altay’lının bildiği gibi bu ibra oylaması 8 Temmuz 2025 tarihinde tekrarlanacak.

Ekmekçioğlu yönetimi, arkasında en az 375M TL borç ile Altay’a veda etti. O tarihteki yaklaşık kurlarla bu rakam 22M €’ya denk geliyordu. Kulübü en az 17M € borçlandırarak 3. Ligden 1. Lige çıkarmış oldular. Bu altı yılda yönetimin tavrı ve ödemelerin vadeleride yapılmaması nedeniyle sayısız oyuncu tek taraflı fesih yaparak kontratının tamamı Altay’a borç bıraktı. Altay’da yıllık 350K €’ya oynayan Putsila, 1 sene sözleşmesi varken tek taraflı haklı fesihle gittiği Dinamo Minsk’te aylık 1.200 € aldı, aradaki 325K €’luk farkı Altay’a borç olarak yazdı. Altay’da yıllık 300K €’ya oynayan Amorim, gittiği Brezilya 4. lig takımından aylık 800 € aldı, yine aradaki farkı Altay’a borç olarak yazdı. Yabancı kontenjanı ayarlanamadığı için transfer edilip yarım sezon 0 dakika oynayan Blagojevic’lerden, Gnanduillet’e, Segbefia’ya ve nicelerine milyonlarca euro borçlanıldı. Lis ve Pinares gibi kayda değer bonservis ödenen ve bonservis kazanılabilecek oyuncular, alacakları zamanında ödenmediği için serbest kalarak en az 2.5M € civarı bonservis zararı yarattı. Bu isimlerden özellikle Lis’in son ödeme tarihi yanlış söylenerek kulübe kasıtlı olarak zarar verildi (Benzer durumdaki Björkander’in alacağı Akman tarafından ödenerek kulüpte tutulmuştu). Ekmekçioğlu döneminde transfer edilen 28 yabancı oyuncudan 23'ü kulüpten tek taraflı fesihle, Altay’da oynamadıkları dönemlerin de alacaklarına hak kazanarak ayrılmış oldu. Yerli oyuncuların ve hocaların da birçoğu benzer şekilde ayrılarak oynamadıkları/görev yapmadıkları senelerin milyonlarca TL hak edişlerini Altay’a borç yazdılar. Bunlar içerisinde en aklımızla alay edenlerden biri de Ekmekçioğlu döneminde Altay’dan alacaklı ayrılıp, Ekmekçioğlu’nun sahibi olduğu Menemen FK’ya transfer olan Ziya Alkurt’tu. Alkurt Ekmekçioğlu dönemindeki alacağını kulüp gelirlerine konulan temlikten almaya devam ederken, Ekmekçioğlu’nun sahibi olduğu Menemen FK’dan da maaşını alıyordu. Ama enteresandır ki, tüm bu somut delillere ve yaşananlara rağmen, kimileri Altay’ın bugün içinde bulunduğu durum için Denizli’yi, hatta Akman’ı sorumlu tutuyor. Takdir, kamuoyunun.

5. Bir Umut Işığı ve Sönüşü

Bu bölüme başlamadan önce ufak bir uyarı yapayım. Yazıdan buradan sonrasının, benim istifama kadar olan kısmı, biraz anı şeklinde olacağı için uzayacak, şimdiden okuyuculardan özür dilerim.

2022–2023 sezonu. Bugün “utanç kongresi” olarak anımsadığımız kongrede, yeni bir yönetim seçilemediği için yönetim yetkileri Çağdaş Karabaş başkanlığındaki divan heyetine kaldı. Yeni bir yönetim seçilene kadar Altay’ın idaresi onlarda kalacaktı. Karabaş, kulüp yönetimine talip çıkmadığı takdirde yönetimi kayyuma devredeceğini ya da dernek fesih işlemlerini başlatacağını bildirdi.

Son güne kadar devam eden umutlar, Cuma gününün ilk saatlerinde suya düştü. Ticaret Odası’nda Özgener hamiliğinde Akman ve Ekmekçioğlu arasında yapılan görüşmeler sonuç vermeyince, Akman tarafının bir liste çıkarmayacağını öğrendik. Böyle bir sonuç olabileceğini tahmin ettiğimizden birkaç kişilik ufak bir grup olarak bir yönetim listesi hazırlığımız vardı. Altay’ın kayyuma ya da Özgür Ekmekçioğlu ardıllarına kalmaması için, tıpkı birkaç yıl önce Cihangir Marmara ve dostlarının yaptığı gibi, biz de elimizi taşın altına koymaya karar verdik. Yönetim oluşturma sürecinde birçok telefon yüzümüze kapandı. O kapanan telefonlar, sonraki süreçte akıl vermeyi çok iyi bildiler.

Her türlü olumsuzluğa rağmen, Cuma günü öğle saatlerini biraz geçerken bizim gibi Altay’ı gönülden seven bir grup insanı ikna ettik ve bir liste oluşturduk. Niyetimiz aslında uzun soluklu bir yönetim olmak değildi. Belli başlı düzenlemeleri yaparak, daha kapsayıcı ve güçlü bir yönetim oluşturulana kadar kulübe zaman kazandırmak istiyorduk. Yaptığımız bu yönetimin bir başkan adayı da yoktu. Kongrede bir başka liste orada hazırlanıp karşımıza geldi. Bu karşı liste, seçim saati yaklaştıkça ortak liste kurma tekliflerinde bulundu, ancak hem bazı isimler sebebiyle hem de zaman darlığında yaşanan iletişim boşluklarıyla, liste birleşme işlemi bir şekilde gerçekleşmedi. Karşı listenin seçimden çekildiğini açıklamasıyla, daha az oy alan liste olmamıza rağmen seçimi kazanmış olduk. Anlık bir şaşkınlık ardından malum soru geldi, “Başkan kim olacak?”. Muhtemelen listeyi verirken çoğu kişi içinden Ayhan Abi’nin olacağını biliyordu ama ismi o dakikaya kadar konmamıştı. Çok kısa bir bakışma ve düşünme süresinin ardından, İzmir’de yaşaması, camianın çeşitli kesimleri tarafından iyi tanınması ve yeterli vakit ayırabilecek olması nedeniyle Ayhan Abi’nin başkan olmasının en doğru karar olduğuna dair hemfikir olundu. Altay tribünündeki 1990–1995 jenerasyonunun birçoğunun en sevdiği abilerden, Tayfa’nın reisi Ayhan Abimiz, Ayhan Başkan olmuştu.

Seçimden sonra hepimizin yüzünde anlamsız bir ifade vardı: Altay’da görev almanın verdiği gurur, devraldığımız enkazın yarattığı gerginlik, seçim kazanmanın verdiği sevinç ve ne yapacağını bilememenin verdiği mutsuzluk birleşerek yüzümüze hücum ediyordu. O geceyi ömrüm boyu asla unutmayacağım. Ne yapacağımızı bilmeden, evine dönmesi gerekmeyen birkaç yönetici ve dostları olarak, Alsancak’ta bir bara oturmuştuk. Hala birkaç saat önce tam olarak ne olduğunu idrak etmeye çalışan bünyelerimiz sessizliğe meyletse de, özellikle Ayhan Abi gelen tebrik telefonlarına cevap vermeye gayret gösteriyordu. Arada gelen telefonlardan birinde de kulüp müdürü Atakan Abi, Naderi’ye bu gece yarısına kadar 120K € ödenmesi gerektiğini, yoksa serbest kalacağını söylüyordu. Güldük. Hem de çok.

Kongre sonrası süreçte günlerce kulüpte yatıp kalkarak üyelik dosyaları, karar defterleri, muhasebesel evraklar, sözleşmeler vb. dosyaları toparlamak, öğrenmek, anlamak, dijitalleştirmek ve düzenlemekle uğraştık. Bir yandan yönetim kurulu toplantılarında çok sert tartışmalar eşliğinde yönetimde devam edilebilir mi sorusuna yanıt aradık. İlerleyen günlerde yapılan temaslar sonucu daha güçlü bir yönetim oluşamayacağı ortaya çıkıp, maddi kaynaklar konusunda belli mesafeler kat edilince devam etme kararı alındı. Tabii bu esnada kulüp kasasından zimmetine para geçirme suçlamasıyla yargılanıp ceza alan Ömer Hızlıok’un kulüp üyeliğinden ihracı, Ekmekçioğlu döneminde usulsüz şekilde yapılan üyeliklerin düşürülmesi gibi konuları ihmal etmedik.

Bu dönemle ilgili anlatılacak pek çok detay olmakla birlikte kısa kısa bahsedeceğim. Sözleşmesi devam eden ya da tek taraflı fesihle kulüpten ayrılan tüm oyuncularla birebir temaslar kuruldu. Lis de dahil olmak üzere, sözleşmesini feshetmiş olmasına rağmen tüm oyunculara mütevazi yeni teklifler yapıldı, tekliflere sıcak yaklaşmayan oyuncuların ise bazı alacaklarını düşebilmek için girişimlerde bulunuldu. Hemen hemen hiçbir oyuncu, önerilen rakamlara yanaşmadı. Sözleşmesi devam eden Björkander’e iyi bir bonservisle gideceği şekilde teklif toplarken, başkan ve yönetim kurulu kararıyla kendisiyle yola devam kararı alındı. Murat Akça “beni tutun ben bu takımı geri çıkarırım, beni kesseniz siyah beyaz akar” dedikten birkaç gün sonra, yurtdışında bir takıma gitmek istediğini söyleyerek, serbest kalmaması için kendisine yapılan ödemeyi bonservisi karşılığı iade edip serbest kaldı. Birkaç gün sonra da Pendikspor’a imza attı. Bir süredir futbol oynamadığı için hala lisansı bizde olan Jasmin Scuk’a kadar, bir şekilde oynatabileceğimiz tüm oyuncularla görüşüldü, ancak bildiğiniz gibi pek azı, konuşulan şartlara razı oldu. Bu esnada Martin Rodriguez’in serbest kalma bedeli sebebiyle DC United’a satışı yapıldı (buradan elde edilen gelir büyük çoğunlukla Rodriguez’in alacaklarına gitti), Kazım’ın transferi gerçekleşti ve İbrahim Akman’ın hatırı sayılır maddi destekleriyle sezona giriş yapıldı (Björkander’in serbest kalmaması için gereken ödemeyi de kendisi yapmıştı). Yine paralelde kulüp için bulunan ciddi bir sponsorluk, (ki aynı sponsorluk kadın futbol bütçesini de büyük oranda karşılayacaktı) dışarıdan gelen bir telefona istinaden iptal oldu. O telefonu açan kişinin ismi bende kalsın.

Tüm bu süreçte kendi adıma birçok hayal kırıklığı yaşadığımı da söylemeliyim. Altaylılığından şüphe etmeyeceğim, iyi niyeti ile ilgili en ufak bir soru işareti olmayan bir yönetim olsa da, yeterince demokratik ve kendi içinde bile şeffaf olamayan bir yönetim anlayışının en baştan itibaren artarak devam ettiğine tanık oldum. Bugün, hala o dönem içerisinde bulunduğum yönetimin mali tablolarını defalarca istememe rağmen göremedim, hangi futbolcuyla ne rakama anlaşıldığını öğrenemedim, sözleşmeleri okuyamadım. Ekmekçioğlu yönetiminin son sezonunun başında aldığım kadın futbol şube başkanlığı görevlerimin devam etmesi sebebiyle de, zaman zaman süreçlere yeterince dahil olamadım. Sinan Kaloğlu’yla devam edilmemesi gerektiği, kulüp personeli tarafında — kendileriye hiçbir kişisel ve hatta profesyonel problemim olmamakla birlikte — metal yorgunluğuna bağlı olarak özellike müdürümüz ve muhasebemiz başta olmak üzere devam edilmemesi gerektiği, Mahmut Gözüaçık’ın spor okulu sözleşmesinin feshedilmesi gerektiği gibi birçok konuda görüş belirtmeme rağmen, bu ve benzeri konularda aksiyon alınmasını sağlayamadım. Minimum maliyetle bu ligden kontrollü bir şekilde düşmemiz gerektiğini, bu liglerde harcayacağımız paraların mevcut durumda borç artırmak dışında hiçbir anlamının olmadığını savundum. Fakat yönetimin çoğunluğu, birçok tecrübeli ve maliyetli oyuncuyu play-off zorlamak/ligde kalmak adına kadroda tutmayı uygun buldu, benim ve birkaç üyenin desteklediği bu fikirler cılız kaldı. Belki de onlar haklıydı, belki de o kadro play-off yapacak ve bir şekilde kendini Süper Lig’e atacaktı. Ama Göztepe maçında yaşanacakları tabii ki kimse tahmin edemedi.

Göztepe maçında bir taraftarımızın bize yaşattığı olay, maalesef Altay Spor Kulübü’nün tarihinde Ekmekçioğlu dışında vurulan en büyük darbelerden biri oldu. Bir rakip taraftarın hayatı karardı, fişeği atan taraftar neredeyse ömür boyu cezaevine düştü, onlarcası haksız yere haftalarca zindanda yattı, yüzlercesi saatlerce aç ve susuz kötü muameleye maruz kaldı. Ve tabii ki hepsinin ötesinde, kırılgan ve çok güçlü olmayan bir yönetim, zayıf ama iyileşmeye çalışan Altay Spor Kulübü, bu olaydan sonra derin bir krize girdi. Hemen hemen tüm potansiyel sponsorluk görüşmeleri ve para kaynakları bir anda kapandı. Yürütmesi çok zor bir süreçte, tünelin ucunda belli belirsiz gözüken tüm ışıklar karardı. Ben de bu süreçte, eski tweetlerimden ötürü maruz kaldığım linç kampanyası, ve bunu takiben mülki amirin yönetime yaptığı talebe istinaden yönetimin istifamı istemesiyle, memnuniyetle istifamı verdim; bir buçuk yıllık kadın futbol görevimin sürekli üstüme bindirdiği yıpranmadan kurtuldum ve bundan sonraki süreci dışardan gözlemledim.

Çok sevdiğim, hala sevdiğim abi ve kardeşlerimden oluşan bu yönetimden çıkardığım iki ders oldu. Birincisi, İzmir’de yaşamıyorsan veya çok zengin değilsen Altay’da görev alma. İkincisi, insanlarla iyi dost olmak, birlikte iyi çalışacağın anlamına gelmez.

6. Kaos, kaos ve daha çok kaos

Göztepe maçından sonra her şey değişti. Hemen hemen potansiyel tüm dış para kaynakları bilinmez bir vade için kesildi. Bu dönemde Ayhan Dündar ve Süleyman Özkaral başta olmak üzere, yöneticiler, camianın verdiği maddi destekler ve ek sponsor destekleri bir şekilde geminin ayakta kalmasını ve kıyıya yanaşmasını sağladı. Tabii 6 Şubat’ta yaşanan korkunç deprem ve ligde yaşanan değişiklikler de ligde kalmamıza yardımcı oldu mu, yoksa işimizi zorlaştırdı mı, tartışılabilir. İnsanların, katil müteahhitler tarafından diri diri gömüldüğü bu korkunç vahşetin, Altay’ın küme düşme durumunu etkileyip etkilemediğini düşünmek bile midemi bulandırıyor. 6 Şubat’ta vefat eden tüm insanlarımızı, saygı, sevgi ve hasretle anarken, onları katleden tüm sorumluları öfke ve nefretimi diri tutarak hatırlıyorum.

2022–2023 sezonu tüm bu olumsuzluklara rağmen ligde kalınarak ve borç bilanço bazlı ciddi anlamda azaltılarak bitirildi. Bazı kontrat yükümlülüklerinden çıkılabilmesi ve elde edilen çeşitli gelirlerle rakamlar azaltılabildi. Bu dönemde borç 18M € civarına indi.

2023–2024 sezonu öncesi kulüpte belirsizlik hakimdi. Ayhan Başkan’ın döneminde birçok kontrattan zararların bir kısmı tazmin edilerek çıkılması, borcu bir miktar azaltsa da, büyük borç miktarı ve nakit akışı krizi devam ediyordu. Ayhan Başkan’ın maddi olarak ikinci döneme devam etmemesi gerektiğini herkes biliyordu. Ancak ortada bir alternatif de görünmüyordu. Sezon öncesi yapılan temaslardan sonuç elde edilemeyince, yeni bir yönetim oluşturuldu. Bir yönetici dışındaki tüm yöneticiler değişti, yerlerine camianın çeşitli kesimlerinden üyeler dahil oldu. Bu yönetimin maddi birkaç sac ayağı vardı. Birincisi, kongre öncesi yapılan temaslarda, Mahmut Özgener’in garantörlüğünde, Ekmekçioğlu’ndan temlikten gelecek paraların kulübe borç olarak geri iadesi konusunda söz alınmasıydı. İkincisi, Efe Sarıkaya’nın satışından hatırı sayılır bir bonservis beklentisiydi. Bu iki temel sac ayağının yanına bulunacak sponsorluklar, yönetim ve camia katkılarıyla, takım gittiği yere kadar götürülecekti. Björkander ve Naderi ayrılmıştı, ama olsundu, takımdaki abiler iyi çalışıyor, takımı ligde tutacaklarını söylüyorlardı. Ve tabii ki, bu dönemdeki en büyük hedef de takımı ayakta tutarken şirketleşme sürecini tamamlamak ve gelecek yatırım/yatırımcı/yatırımcılarla kulübü kurtarmaktı.

İşte tam da bu noktada, bugüne kadar süren ikinci kaosun temeli atıldı. Kulübün nakit akışı çok problemli olduğu için, çeşitli futbolcu peşinatları ve piyasa satın almaları için, Süleyman Özkaral’ın şirket çekleri kullanıldı. Temlik paraları, Efe Sarıkaya bonservisi ve sponsorluk gelirleri geldikçe, çekler iade alınarak ödemeler yapılacaktı. Net rakamı bilmemekle birlikte, bu dönemde 30–50M TL arasında bir çek kesildiği söylendi. Maalesef ne temlik paraları geldi, ne Efe satıldı. Çekler de patlamaya hazır bir bombaya dönüştü.

Sezon ilk anda çok kötü başlamasa da üçüncü haftadan yavaş yavaş rengini belli etmeye başladı. Geçen sezon bir şekilde gemiyi kıyıya yanaştıran Tuna Üzümcü 4–0'lık ağır Erzurum mağlubiyeti sonra istifa etti, yerine gelen Altay’ın çocuğu Özkan Kılıç merhem olamadı, kısa süreli “ya tutarsa?” hamlesi no-name Bahloul Djilali içeride Eyüp’ten 7 gol yemeyi başardı ve oynattığı futboldan çok işe İzban’la gitmesiyle gündem oldu. Djilali için kulislerde bir sponsorluğa binaen getirildiği konuşuldu ama bu sponsorluk hiç gerçekleşmedi, gerçekleştiyse de biz göremedik. Eyüp maçı sonrasında daha önceden ilan edilen kongre tarihinde yönetim değişti, Ayhan Dündar görevi bıraktı, yerine Murat Pervane geldi. Pervane yönetimi de Djilali’ye benzer bir Serkan Afacan hamlesi yaptı ama Djilali’nin yabancı olması ve neredeyse CV’sinde hiçbir anlamlı takım bulunmamasından kaynaklı şoku bünyelerimizde yaratamadığından, kendisinin ismini hafızalarımız şimdiden sildi bile.

Kısa süreli Afacan döneminin ardından Mustafa Denizli’nin devreye girmesiyle göreve Yusuf Şimşek geldi ve art arta aldığı üç galibiyetle camiaya “acaba?” dedirtti. Bu esnada Pervane yönetimindeki bir üyenin yönetim kurulu üyesi uygunluğu olmaması nedeniyle Pervane yönetimi düştü, ancak iş yoğunluğu sebebiyle istifa ettiği söylenerek maskelendi. Ocak ayında, Pervane yönetiminde de çekleri nedeniyle mecburcu olarak asbaşkan olan Özkaral, gerçek mecburcu rolüne, yani Altay Spor Kulübü başkanlığına geldi. Tabii bu esnada, Pervane yönetimi düştüğü için aslında gerçek yetkili yönetim, Ayhan Dündar yönetimiydi, ve yetki onlardan Süleyman Özkaral’a devredilmiş oldu. Bu esnada Süleyman Özkaral’ın şirketi olan Bluedoor’un konkordato ilan ettiğini ve verdiği çeklerden ötürü Bluedoor’un en büyük alacaklısı Altay Spor Kulübü olduğundan, kendi konkordatosunun yöneticisi pozisyonuna geldiğini de eklemiş olalım.

Urfa galibiyetinden sonra gelen sonuçlarla Yusuf Şimşek erken kaçarken, yerine bir başka kulüp emektarı Cüneyt Biçer geliyor, bu esnada ibra davasının iptali mahkemece onaylanıyor, Özkaral’ın bu konuyu görüşmek için Ekmekçioğlu’nu ziyaret etmesinden hemen sonra ne hikmetse Zeki ve Tolga takımdan ayrılma kararı alıyordu. Kulübün yakın dönemdeki en ikonik oyuncusu Marco da artık alacaklarını alamamaktan sıkılarak, alacaklarını alamayacağı bir başka takım olan Urfa’nın yolunu tutuyordu.

Tüm bu kaos sarmalının içinde hem kadro olarak büyük darbe yiyen, hem de mental kopuş yaşayan Altay, Urfa galibiyetinden sonra toplamda 5 puan alabildi ve puan silme cezalarıyla da birlikte kendinden beter tek takım olan Giresunspor’un üzerinde 10 puan ile lige veda etti. Özkaral’ın görev süresi, aslında camiadan hiçbir kimse ya da grubun topa girmemesi sebebiyle, çeklerini toparlamak için beklediği bir mecburculuk dönemine dönüştü.

7. Yokuş aşağı

Bu kısmı çok uzun uzadıya anlatmaya gerek yok, çünkü taze taze yaşadık ve yaşıyoruz. O yüzden olabildiğince kısa tutacağım.

Süleyman Özkaral, 2024–2025 sezonu öncesi yapılan kongrede Erdal Kırtaş karşısında tekrar başkanlığa seçildi. Yine bir başka Denizli müdahalesiyle kulüp emekçimiz Cüneyt Biçer ile yollar ayrılıp, Denizli’nin prensi Gökhan Karaaslan ile anlaşıldı. Sezona çok kısıtlı kaynaklarla girildiği için daha ilk haftalardan tecrübeli oyuncuların ödemelerini alamamalarını gerekçe göstererek deplasmana gitmediği ve idmana çıkmadığı durumlar yaşandı. Birkaç hafta sonra Ceyhun’un sezonu kapatması, orta sahadaki rotasyonu ciddi anlamda daralttı. Gökhan Hoca’nın zaman zaman formsuz görüntüsü, taktiksel anlamda inovatif çözümlere çok geç başvurması ve mevcut oyuncu grubundan ekstra katkılar çıkaramaması, sportif anlamda sezonun özeti oldu.

Bu esnada şirketleşme komisyonu şirket çalışmalarını tamamladı, üye temizliği yapılarak şirketleşme için gereken 2/3 üye oyu kongrede alınarak profesyonel futbol şubesinin yarışmacı haklarının Büyük Altay 1914 Sportif AŞ’ye devredilmesi yetkisi yönetim kuruluna verildi. Şirketin hisseleri de yediemin olarak Cemil Kaya ve Kenan Duymazoğlu’na devredildi.

Takip eden süreçte Vahdettin Heyal hayatımıza girdi. Girmesini istemesek bile bu sefer kapıyı kırıp girdi, bacadan sarkıp girdi. Özkaral ile yaptığı devir görüşmelerinde verdiği tapuların kayıtlı olduğu şirket batık olduğu için tapuların devredilemeyeceği söylendi, sonrasında “aa yanlış tapuları atmışız” diyerek başka tapular gönderdiği söylendi. Karşılığında Heyal bunların yalan beyanat olduğunu söyledi, bu konular çok açık bir şekilde Twitter’da ve görsel medyada konuşulmaya başladı ve bizim başkaları adına utanarak yerin dibine girme sürecimiz de böylelikle başlamış oldu. Devir konusu da bu anlaşmazlıklar sonucunda rafa kalktı.

Şirketleşme komisyonu ve çevresindeki çeper, şirketleşme sürecinde takımın ligden düşmesinin doğal olarak olumsuz etki yaratacağını düşünerek, devre arasında takımı maddi olarak destekleme kararı aldı. Yaratılan kaynak kulüp yönetimine verilmeyip yedieminler kontrolünde doğrudan yapılması gereken ödemelere kullanıldı. Fakat yapılan doping günün sonunda işe yaramadı ve son düzlükte nefesi yetmeyen Altay, tarihinde ikinci kez 3. Lig’e düştü.

Yine şirketleşme komisyonuyla bağlantı olarak İbrahim Akman’ın yatırımcı bulmak adına bu konularda tecrübeli bir kişiyi kendi şirketi bünyesinde istihdam ettiği kulislerde konuşuldu. Fakat bugün yaşadığımız üzere, ne camia içerisinde bir konsorsiyum kurulma girişimi, ne de dış yatırımcılı bir konsorsiyum girişimi başarılı olmadı. İlk başta Heyal’in başkan olacağı konuşulurken sonradan Heyal’in yönetim kurulu üyesi uygunluğu olmadığı öğrenildi. Kendisi her ne kadar Twitter’da anlamsız bir belge paylaşarak bunun yanlış olduğu yönünde bir algı yaratmaya çalışmış olsa da bugün kendisi değil, Yüksel Gürüz başkan. Böylelikle kendi olmasa da Yüksel Gürüz’ün pelerini altında gelen Heyal’e de kulübün kapıları açılmış oldu.

8. Belirsizlik, delilik ve umut kırıntıları

2025/2026 sezonu öncesi yapılan kongrede derme çatma yapılan iki yönetim listesi yarıştı, daha az derme çatma olan liste kazandı. Kongre öncesi bir yatırımcı grubunun sözcüsü şeklinde ortaya çıkan, şirketleşme komisyonuyla da görüşen Sinan Kurt’un da yönetim kurulu üyesi uygunluğu olmamasından ötürü başkan olamayacağı ortaya çıkıp adaylıktan çekilince, aslında kongreye tek liste gidilmesi bekleniyordu. Fakat tam olarak niye olduğu anlaşılamayan bir şekilde Altay Mol başkanlığında bir liste daha çıktı ve çıkış metoduna bakıldığında enteresan bir şekilde oldukça yüksek sayıda oy almasına rağmen seçimi kaybetti. Böylelikle, camianın tanınan isimlerinden olan, ancak aidat borcu sebebiyle şirketleşme kongresi sürecinde üyeliği onursal üyeliğe çevrilen Yüksel Gürüz, Altay Spor Kulübü başkanı oldu.

Gürüz’ün başkanlığı sonrası, Twitter’da yaşanan kitlesel delilik hali azalarak biter herhalde derken, çok daha kötü bir delilik süreci başladı. Önce şirket devri olmazsa zırnık koklatmam söylemi geldi, sonrasında da denilene göre Özgener’in, şirketin devredilmemesinin bahane olarak kullanılmamasını istediği için şirket devri bir anda gerçekleşti. Böylelikle Yüksel Gürüz yönetimi, yani Vahdettin Heyal, Altay Spor Kulübü’nün tüm iplerini eline geçirmiş oldu.

Vahdettin Heyal ve Heyal Holding’e baktığımda, derin bir boşluk görüyorum. Bir internet sitesi, bahsedilen yatırımlar ve şirketler, hiçbirinin içerisinde bir kurumsallık ya da gerçeklik göremiyorum. Bu şirketlerle ilgili sorgulamalarda bulunduğumda konkordatolar ve iflaslar görüyorum. Holdinge bağlı olan gayrimenkul projesinin sadece Google Maps yorumlarına baktığımda, dolandırılmış ve dolandırılma hali çözülmemiş insanlar görüyorum. Heyal Holding bu projeyi bu insanlar dolandırdıktan sonra almış olabilir — bunu bilmiyorum, ama görünen o ki Heyal Holding bu projeyi devraldıktan sonra da bu insanların mağduriyetleri giderilmemiş.

Heyal çeşitli ortamlarda işinin batık şirketleri alıp kurtarmak olduğunu söyledi. Kulislerde konuşulan bir başka konu, Yüksel Gürüz’ün mal varlıklarının lehine ipotek edildiği şirketinin maddi açıdan zora girdiği, şirketini kurtarması için hisselerini bilabedel devrettiği Heyal’in durumu çözmediği, hatta Gürüz’ün bu durumdan ötürü sonradan sildiği bir Facebook postunda bu duruma veryansın ettiği idi. Bu durum da akıllara şu soruyu getiriyor, Yüksel Başkan, Altay’ın şirketleşme sürecinde böyle bir rol oynayarak, kendi şirketini kurtarmak adına bir diyet borcu mu ödüyor?

Yine kulislerde geçen bir başka konu da sponsor olacağı söylenen Zeren Group Holding şirketi Alpet’in bağlı olduğu Zeren Group Holding Enerji Grubu Başkanı/Zeren Group Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Altay Spor Kulübü yöneticisi Cem Osman Sokullu’nun, bir süre önce Zeren Group Holding’teki görevlerine son verildiği bilgisi. Özetlemek gerekirse, uzaktan bakınca elle tutulur bir şey gözükmüyor, eğer bu kulübe bir para girecekse, başka “yerlerden” girecek.

Altay Spor Kulübü’nde kulis ve dedikodu bitmez. Bugün umabileceğim tek şey, son bölümde yazdığım her şeyin yalan ve uydurma olması, bizim gördüğümüz ve düşündüğümüz her konuda yanılıyor olmamız ve çok yakında güzel günler görmeye başlayacağımız.

Ama bu süreç dışarıdan çok kötü ve umut kırıcı gözüküyor, söylemeden edemiyorum. Bu yazının yazım sürecinden bir gün önce Heyal’in yaptığı açıklama da bunu destekler nitelikte.

Gönül isterdi ki bu yazıyı gerçek bir gazeteci yazsın. Ama maalesef Altay’la ilgilenen gerçek bir gazeteci yok. Dolayısıyla bu yazıyı tarihe bir not düşmek amacıyla yazdım. Umarım okuyan dostlara bir faydası dokunur.

HZHYEBA

Deniz Kemahlı

28.06.2025


메타데이터
post_id
8f0a4d76ecf4
slug
altay-spor-kulübü-yakın-tarihi-8f0a4d76ecf4
url
https://medium.com/@dkemahli/altay-spor-kul%C3%BCb%C3%BC-yak%C4%B1n-tarihi-8f0a4d76ecf4
canonical_url
https://medium.com/@dkemahli/altay-spor-kul%C3%BCb%C3%BC-yak%C4%B1n-tarihi-8f0a4d76ecf4
author_url
https://medium.com/@dkemahli
status
ok
fetched_at
2026-07-19 06:17:39