Mutlak Butlan ve Komünistler
18–19 Mart ile birlikte AKP-MHP hükümeti CHP’ye yönelik tavrını değiştirerek Türkiye ve Dünya için de kritik olan bir dönemde iktidarını ve…
Mutlak Butlan ve Komünistler

18–19 Mart ile birlikte AKP-MHP hükümeti CHP’ye yönelik tavrını değiştirerek Türkiye ve Dünya için de kritik olan bir dönemde iktidarını ve kontrolünü sağlamlaştırmaya yöneldi. Bunun sonucunda CHP’ye alışılagelmişin -En azından CHP için- ötesinde fiziki bir zor gücü de kullanılmaya başlandı.
19 Mart’ta gençliğin başlattığı ülke çapındaki direniş pratiği ve AKP’nin devam eden saldırıları CHP’yi Gezi’den beri görmediği bir ikilemde bıraktı. İki seçenek vardı; ya gelişen toplumsal muhalefeti içerisindeki devrimci ve demokrat özneleriyle birlikte benimseyip somut bir iktidar mücadelesi içerisine girecek yada sermaye çıkarlarını tehdit etme imkanını taşıyabilecek bu dinamiğin oluşmasını kendine yönelik saldırıları kabul etme pahasına engelleme konusunda devlet ile ortaklaşacaktı.
Şaşırtıcı değil ki, Gezi’de gördüğümüz gibi bir kez daha ikinci seçeneği CHP’nin sınıfsal konumu mecburi kıldı. Buradaki hikaye kısaca böyle özetlenebilir CHP için, ekstra bir hainlik ithamının veya “sattı” söyleminin gereği yoktur. Sınıfsal çıkarları CHP için ne gerektiriyorsa kendi örgütsel varlığını da feda etmeyi göze alarak sermaye için bir tercih yapmıştır. Halkların düşmanı olan burjuvazinin saflarındaki sınıf bilinci bir kez daha ne kadar güçlü olduğunu kanıtlamıştır.
Aynı sınavda ise yine şaşırtıcı olmasa da, dostça duygular besleyen herkes için utandırıcı olarak bir çok çeşitli “komünist” ve “devrimci” kurum ve şahsiyet büyük bir hüsrana uğramıştır. Demokrasi, saray rejimi, halk iradesi gibi kulağa çok da hoş gelen laf kalabalıkları kullanılarak kendi çizgisinde ilerlediği takdirde yeni mevziler kazanarak bir sonraki büyük ayaklanmanın temellerini atma yolunda ilerleyebilecek bir toplumsal enerjinin CHP’nin kuyruğuna takılmasına önayak olunmuştur. CHP kendisi dahi kendini savunmaktan imtina ederken süslü laflar ile kitleleri CHP’nin kalkanı yapmaya kendini adamıştır.
Gel gelelim böylece 19 Mart’ta başlayan o direniş de pek de ciddi bir mevzi kazanamadan CHP’nin teslimiyetini takip ederek sönümlenmiştir. Günümüze gelene kadar AKP’nin CHP’ye yönelik tasfiye siyaseti sürerken CHP de her tokada diğer yanağını dönmeyi sürdürdü. “Mutlak Butlan” davasının da sonuçlanması ile faşist devletin polisi CHP genel merkezini de işgal etti. Medya şovu yaparak meclise yürüyoruz diyen Özgür Özel başarılı bir PR çalışması yaptı ki, akabinde devletinden gelen uyarılara özü gereği boyun eğerek meclis parkına kitleyi toplayıp ardından dağıtmış ve buradan çeşitli zafer pozları çıkarmayı başarmıştır.
CHP tarafında tüm bu alışılagelmiş tavır sürerken de reformistlerimiz, revizyonistlerimiz ve sosyal şovenlerimiz CHP’nin önüne yine flamalarıyla kendini sergilemek için dizilmiş sıra sıra fotoğraf vermeye geçmiştir. Yaşanan öyle bir saçmalık ve rezalettir ki, CHP genel merkezi önünde CHP’nin koynunda Çayan’ın ismini anacak ve devrimci savaşın çağrısını Özgür Özelin megafonundan bekleyecek bir hale düşmüştür “solumuz”.
Halk içerisinde CHP’ye yakın veya temelde AKP karşıtı kitlelerce CHP’nin Kılıçdaroğlu destekçilerini bugüne kadar kabarık maaşlarla beslemeyi sürdürmesi eleştirilirken ve bundan beteri de olmaz diye beklenirken, tabi ki reformistler bunun da altında kalmadı. Halkevleri Genel Yönetim Kurulu (GYK) üyesi ve CHP milletvekili olan Orhan Sarıbal bizzat AKP’nin polisinin yanında CHP genel merkezine saldırmaya yürümüştür. Halkevleri de tabi duruma dair “işbirlikçilik” diyerek ve ihraç süreci başlattığını söyleyerek yanıt vermiştir, doğrudur. Yapılan işbirlikçiliktir, şerefsizliktir.
Peki sormak lazım, SHP ve CHP’de ömür geçirmiş, ADD’nin yerel yöneticiliğini yapmış ve CHP’den 4 dönem milletvekilliği yapmış ve yapmakta olan Hasan Sarıbal gibi bir şahsiyeti yönetim kurulunda barındıracak kadar nasıl düştü Halkevleri? CHP ile bunca yıl kurulan sarmaş dolaş ilişkiler tabi Halkevlerine özgü değil. Burada yalnız Halkevlerine değil, söylemde devrimcilikten es vermeyip gerçeklikte devletin “sol” yanından kopamayan tüm işbirlikçi siyasetlere bu tavır.
Böyle hainliklerle, işbirlikçiliklerle mücadele etmek için gerekli olan yol da buradan bellidir. Düşmanı düşman olarak tanımak, devletin sağ veya sol olarak öne sürdüğü farklı sermaye grubu sözcülerinin arkasına poz vermeye sıralanmamak, bağımsız devrimci siyaseti büyütmek. Sınıfının çıkarları için kendini feda etmeye hazır CHP’deki tavrı yalnızca korkaklık veya iradesizlik üzerinden okuyan ahmakça tavır, sınıf savaşındaki tarafları bulandırmak, görmemektir.
CHP sınıf çıkarının gerektirdiğini yapıyor. Komünist olma iddiası taşıyanlardan aynı yönde en azından bir çabanın beklenmesi ve suyu süslü laflarla bulandırma durumunun bırakılması da en temel başlangıç adımı olacaktır. Ortadaki savaşın iki tarafı var, bu taraflar CHP ve AKP değil; Burjuvazi ve işçi sınıfı.
메타데이터
- post_id
- 90da06890aec
- slug
- mutlak-butlan-ve-komünistler-90da06890aec
- url
- https://medium.com/@alternatifdergi/mutlak-butlan-ve-kom%C3%BCnistler-90da06890aec
- canonical_url
- https://medium.com/@alternatifdergi/mutlak-butlan-ve-kom%C3%BCnistler-90da06890aec
- author_url
- https://medium.com/@alternatifdergi
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-10 18:44:10