← Back to list

Otomatik Portakal

Otomatik Portakal, gerek sert şiddet sahneleri gerekse kara mizah içeren anlatımıyla, iyilik, kötülük, özgür irade, adalet ve etik gibi…

Özge · 2024-09-15 12:03 · 0 claps · 3.1 min read
#otomatik-portakal #anthony-burgess #stanley-kubrick
Open on Medium ↗

Otomatik Portakal

Otomatik Portakal, gerek sert şiddet sahneleri gerekse kara mizah içeren anlatımıyla, iyilik, kötülük, özgür irade, adalet ve etik gibi kavramları hem keyifli hem de düşündüren bir yerden ele alıyor. Antony Burgess’in anlatım tarzı kitaptaki şiddet sahnelerini kolayca okumamızı sağlıyor çünkü bu şiddet sahnelerini kitabın ana karakteri olan Alex’in gözünden görüyoruz. Alex her ne kadar toplum için kötü, hatta çok kötü diyebileceğimiz davranışlarda bulunuyor olsa da kendisi bir bakıma karmaşık ve zeki bir kişilik. Yaptığı bu “kötü” eylemleri, kötü veya yanlış olmak yerine zevk için oynanan bir oyun, hatta bir sanat formu olarak görüyor. Yani bu eylemlerin onun için estetik bir tarafı var. Bir insana zarar verme şekilleri ve bu insanın verdiği tepkiler onların sanatının bir parçası olarak görülüyor. Kan ve gözyaşı da onun için vazgeçilmez. Ayrıca klasik müziğe olan aşırı ilgisi de kitap boyunca gece sokaklarda terör estiren Alex karakterine bir zıtlık oluşturuyor. Sonuç olarak Alex yaptığı eylemleri iyi, kötü veya yanlış olarak değerlendirmektense, sebepsiz yere gerçekleştirdiği, zevk veren ve eğlendiren birer macera olarak görüyor. Bu noktada bize, iyi veya kötü olsun bazı eylemlerin nedensiz olabileceği gerçeğini anlatmaya çalışıyor olabilir. Çünkü Alex, aslında iyi bir aileye sahip zeki bir çocuk, haliyle kimse gösterdiği “yanlış” davranışların sebeplerini anlayamıyor. Belki de yazarın tüm olayları bir çocuğun, yani Alex’in gözünden görmemizi istemesinin sebebi budur.

Kitapta bahsedilen tedavi, yani Ludovico Yöntemi, klasik koşullanma yoluyla bireyin davranışlarının bedensel olarak engellenmesini amaçlar. Temelde, kitapta ortaya çıkan kavramsal sorunlar bu tedavi yönteminin uygulanmasının ne kadar etik ve kullanışlı olduğuyla ilgilidir. Alex, uygulanan bu yöntem sonucunda kendini kötü hissetmek ve kötülük yapmak arasında bir bağlantı kurmuştur. Hedeflendiği gibi artık her “kötülük” yapmaya çalıştığında kendini kötü hissedecek ve bu eylemi gerçekleştiremeyecektir. Kitabın sonlarında bu yöntemin artık işe yaramadığını, Alex’in “kötülük” yapabildiğini fakat bunu yapmak artık ona zevk vermediği için yapmadığını görürüz. Başlarda bu tedavinin işe yaradığına ve Alex’in toplum için zararlı olan tarafının törpülendiğine, siyasilerin istediği gibi artık toplumun huzurunu bozmayan bir birey olduğuna şahit oluruz. Fakat Alex’in içindeki “kötülük” gerçekten yok olmuş mudur? İyilik ve kötülüğü seçme şansımız olmadığında bu kavramlar bir anlama gelir mi? Seçemediğimiz kötülük, iyi bir insan olduğumuza dair bir kanıt sayılabilir mi? Kitaptaki bakan ve papaz karakterleri iki farklı görüşü savunur. Bakan duruma faydacı bir yerden yaklaşmaktadır ve eğer bu durum toplum yararınaysa o zaman uygulanabilirdir ve kullanışlıdır. Öte yandan papaza göre, seçilmiş kötülük, mecbur bırakılmış bir iyilikten daha iyidir. Fakat bakan, Alex ve onun gibi hayatı boyunca özgür iradesiyle “kötülüğü” seçmiş insanların toplumda yaşayabilmelerinin tek çaresinin özgür iradelerinin ellerinden alınması olduğuna inanır.

Bu ikilinin çatışmasından doğan en önemli soru şudur: İdeal düzen yalnızca bireyin özgür iradesinin ortadan kaldırılmasıyla mı mümkündür? Bu soruya cevaplar aramış farklı düşünürlerin gözünden bakacak olursak aklımıza gelecek ilk isim Platon’dur. Platon, ideal düzenin ahlaki ve entelektüel bir düzen olduğunu savunur. Ona göre, bireylerin özgür iradesi, doğru eğitildikleri takdirde ideal düzenin bir parçası olabilir. Platon’un “Devlet” adlı eserinde ideal toplum, filozof-kralların yönetiminde, insanların adalet ve erdem temelinde yaşadığı bir düzen olarak tanımlanır. Bu toplumda bireylerin özgür iradesi, eğitim ve bilgelik yoluyla doğru yönde geliştirilebilir. Bu konuya daha farklı bir açıdan bakan diğer bir düşünür ise Thomas Hobbes’tur. Hobbes, özgür iradenin sınırlandırılması gerektiğine inanır. “Leviathan” adlı eserinde, doğal durumda insanların bencil ve rekabetçi olduklarını ve bu nedenle sürekli bir çatışma içinde olduklarını savunur. Hobbes’a göre, barış ve düzenin sağlanması için güçlü bir merkezi otoritenin (Leviathan) bireylerin özgür iradesini kontrol altına alması gerekir. Bu otorite, toplumsal sözleşme ile kurulmalı ve herkesin güvenliğini sağlamak amacıyla özgürlükleri sınırlamalıdır. Son olarak, bu konuda danışabileceğimiz bir diğer düşünür de Jean-Jacques Rousseau’dur. Rousseau, bireylerin özgür iradesinin toplumsal sözleşme ile uyumlu hale getirilmesi gerektiğini savunur. “Toplum Sözleşmesi” adlı eserinde, bireylerin özgür iradelerini genel irade (volonté générale) doğrultusunda kullanmalarının ideal düzeni sağlayacağını belirtir. Genel irade, toplumun ortak çıkarlarını temsil eder ve bireylerin özgür iradeleri bu iradeyle örtüştüğünde gerçek özgürlük ve düzen sağlanır.


메타데이터
post_id
9192ff56f40c
slug
otomatik-portakal-9192ff56f40c
url
https://medium.com/@dilanboz951/otomatik-portakal-9192ff56f40c
canonical_url
https://medium.com/@dilanboz951/otomatik-portakal-9192ff56f40c
author_url
https://medium.com/@dilanboz951
status
ok
fetched_at
2026-06-09 15:37:30