Ey İnsan Duyuyor musun? Hissediyor musun?
Orhan Kemal (1914–1970) Bereketli Topraklar Üzerinde, Michel Eyquem de Montaigne (1532–1592) Denemeler, Andrei Tarkovsky (1932–1986) Zaman…
Ey İnsan Duyuyor musun? Hissediyor musun?
Orhan Kemal (1914–1970) Bereketli Topraklar Üzerinde, Michel Eyquem de Montaigne (1532–1592) Denemeler, Andrei Tarkovsky (1932–1986) Zaman Zaman İçinde: Günlükler
Notlar — 26 Temmuz 2025 Cumartesi
Bakış Açımızı Değiştirmeliyiz
Orhan Kemal (1914–1970) *Bereketli Topraklar Üzerinde* romanında ne yapmış oldu? Roman ilk defa 1954 yılında yayınlanmış; konteksti kaçırmayalım. Sivas’ın Ç. köyünden Çukurova’ya, Adana’ya ilk defa çalışmak için giden üç köylü hemşeri: İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali. Şehre dair hiç bir şey bilmiyorlar. Tam bir köyden indim şehire vakası! Şehir hepsini yutuyor. Bir mevsimde — üç-dört ay — geçen zaman içinde sadece İflahsızın Yusuf köyüne geri dönebiliyor. Köse Hasan çalışma şartlarının ağırlığından hasta oluyor ve Pehlivan Ali patoz makinesine bacağını kaptırıp ölüyorlar. Bu üç köylü de okuma yazma bilmiyorlar. Neden? Üç hemşeri, hemşerilik çok önemli onlar için! Ama sonra en iptidâî bir şekilde hemşerilerine yardım etmiyorlar! Bu sadece hayat şartlarının zorluğuyla mı ilgili? Hayır! Bu bir toplumun olgusu! Hemşericilik büyük bir dert memleket için! Romanda her yerde kötülük var. Neredeyse tek bir iyi yok! Zıtlar çarpışsaydı biraz iyi olsaydı — öyle ideal bir iyi olmasına gerek yok — daha iyi olmaz mıydı? En azında kötünün içinde biraz iyi olsaydı. Belki de Kemal bunu yapmaya çalışmıştır da her şey yarım kalmış sanki!

Orhan Kemal (1914–1970)
Orhan Kemal burada proleteryacılık yapmış mıdır? Gariban köylü, zavallı iççi, zalim ağa, acımasız burjuva vs? Bilemiyorum öyle bir vurgu da yapmak istemiş olabilir. Ancak romandaki her karekterin kötülüğü ve ahlâksızlığı bize daha büyük bir şey gösteriyor. Hani bu günlerde toplumun çürümüşlüğünden bahsediyoruz ya! Yoksa bu çürümüşlük hep bizimle var olan bir şey mi? Tâ 1954 Türkiye’sinden 2025 Türkiye’sine bir ayna değil mi bu? Artık hâlimize vah edelim de kurtuluş çaresi arayalım olmaz mı! Ama ne çare ki kurtuluş çaresi aramak yetmez! Bakış açımızı değiştirmeliyiz.
Ben Bir Entellektüellim Diyenin
Michel Eyquem de Montaigne’in (1532–1592) *Denemeler’inden bir seçkiyi Sabahattin Eyüboğlu’nun (1908–1973) çevirisinden okudum. Eyüboğlu kendisi seçmiş denemeleri. Kitap ilk defa herhalde 1940'da yayınlanmış. Eyüboğlu’nun tam dört önsözü var kitapda: 1940, 1950, 1952 ve 1970. Eyüboğlu’nun çevirisini çok sevdim. Çevirilerle büyük derdim var! Hele çevirmenler bilsinler ki kitapları okurken bol kepçeden hepsini eleştiriyorum! Tabii bu bir Montaigne’nin Denemeler’inden bir derleme. [Denemeler](https://www.goodreads.com/book/show/30735.The_Complete_Essays)’in* tamamını okumak istiyorum. Bilmiyorum tamamı Türkçe’ye çevrilmiştir mi acaba? İngilizcesi’ni okusam da iyi olur aslında!

Michel Eyquem de Montaigne (1532–1592)
Daha önce Sarah Bakewell’in *How to Live: A Life of Montaigne in One Question and Twenty Attempts at an Answer (Nasıl Yaşamalı? Bir Soru ve Yirmi Cevap Denemesinde Montaigne’in Hayatı) kitabını okumuştum. Bakewell’in Montaigne hakkındaki hârika kitabı! Yalın bir biyografi kitabı değil! Stefan Zweig’ın (1881–1942) da kısa bir [Montaigne](https://www.goodreads.com/book/show/36257901-montaigne)* biyografisi var; okusam iyi olacak.
Ben bir entellektüellim diyenin mutlaka okuması gereken kitaplar listesinin en başında yer alan kitaplardan birisi Montaigne’in *Denemeler’i.*
Çok İlginç, Hayatımız Çok İlginç!
Andrei Tarkovsky’nin (1932–1986) Zaman Zaman İçinde: Günlükler’ini okuyorum. Seda Kervanoğlu İngilizce’den (*Time Within Time: The Diaries 1970–1986) çevirmiş. Olmadı şimdi! Aslı Rusça, o zaman Türkçe’ye Rusça’dan çevrilmeliydi! Kitabın orijinal ismi [Мартиролог](https://www.goodreads.com/book/show/846732._), yani Martyrology ve sesini ve telaffuzunu Türkçeleştiriksek Mertiloji ama martyr şehit demek. O zaman Мартиролог / Martyrology / Mertiloji, Şehitloji gibi yani Şehitler Bilimi* gibi bir şey oluyor. Çeviri zor iş! Şimdi merak ettim Tarkovsky acaba günlüklerine bu ismi kendisi mi vermiş? Kitap ilk defa 1989'da yayınlanmış, Tarkovsky 1986'da vefat ediyor. Günlükler ölümünden sonra yayınlanmış. Öyle olmaz mı zaten günlükler biz öldükten sonra yayınlanmız mı?
Andrei Tarkovsky (1932–1986)
Kitap öyle pek hacimli değil ama Tarkovsky’nin 1970–1986 yılları arasında tuttuğu günlükler. Bak tam burada “günlük” kelimesi açığa düşüyor. Tutulan günlükler günlük değil! Tarkovsky bazen aylarca hiç bir şey yazmıyor. Tarkovsky tabii ki günlüklerini yayınlansın diye yazmadı, nitekim ölümünden sonra yayınlanmış. Okurken bunların günlük olduğuna bile şüpheleniyorum. Günlükten ziyade kısa kısa alınan notlar gibi. Neyse günlük okuma merakım devam edecek. Daha çok günlük okuyunca daha iyi bir değerlendirme yaparım.
Anti parentez: “günlük” kelimesinin hem Kubbealtı Sözlük de hem de TDK Sözlük de doğal olarak daha başka anlamları var. Tabii ya bir de “günce” vardı. Daha iyi değil mi “günce”? Gel gelelim Kubbealtı Sözlük “günce” kelimesine müstakil bir kelime olarak bile yer vermemiş! TDK Sözlük de “günce” günlüktür demiş, bitirmiş işi! Ah bu sözlüklerin kısırlığı beni kahrediyor! Sözlükçü arıyorsanız ben bedavaya çalışırdım!
Tarkovsky 1978'de kalp krizi geçiriyor. 46 yaşında kalp krizi geçireceğim hiç aklıma gelmezdi diyor. Nitekim— bu kelime burada çok münasebetsiz oldu! — Tarkovsky 1986'da ölecek, daha 54 yaşında! Nasıl ölecek acaba? Ölünce günlükleri kesileverecek! Günlükleri de ölecek. Hatırası bizimle yaşayacak. Çok ilginç, hayatımız çok ilginç!
Tarkovsky sanatçı adam. SSCB’deki bürokrasi ne yorucu iş! Yaşıyor, duyarlı, yoruluyor. Tarkovsky’nin filmlerini Mosfilm’de bulabilirsiniz. Günlüklerinde filmlerinden bahsediyor. Bu hafta Ayna (Mirror) filmini seyrettim. 1974'de yaptığı bir film. Bir çok kişi filmden hiç bir şey anlamıyor. Ben de onlardan biriyim. Anlaması zor bir film! Ayna bize kendimizi gösteriyor! Bize acılarımızı hissettiriyor! Acılarımız, bizim acılarımız! Ey insan duyuyor musun? Hissediyor musun? Daha ağlamayacak mısın kendine?
Bu yazıya Henry Purcell’in (1659–1695) The Indian Queen eseri eşlik ettti. Teodor Currentzis yönetmenliğinde Julia Bullock’dan dinleyelim.
[embed]
[embed]Notlar Yazmak istediğim şeylerden biri de sadece not almak, yani notlar.medium.com
메타데이터
- post_id
- 91cd79fe616d
- slug
- ey-i̇nsan-duyuyor-musun-hissediyor-musun-91cd79fe616d
- url
- https://medium.com/@TuncayKaraca/ey-i%CC%87nsan-duyuyor-musun-hissediyor-musun-91cd79fe616d
- canonical_url
- https://medium.com/@TuncayKaraca/ey-i%CC%87nsan-duyuyor-musun-hissediyor-musun-91cd79fe616d
- author_url
- https://medium.com/@TuncayKaraca
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-08-02 06:10:57