Yola Devam
Şimdi derin bir nefes al — hele hava şöyle serin ve dinginse — ve yola devam et…
Yola Devam
Şimdi derin bir nefes al — hele hava şöyle serin ve dinginse — ve yola devam et…
Doğum Günleri — 28 Mart 2026 Cumartesi
Zihnimde bir hikâye filizleniyor; yazmazsam ruhum sükûnete ermeyecek, biliyorum. Ancak öncelikle, şu gecikmiş doğum günü yazısı için klavyenin başına geçtim. Barış Özcan’ın o meşhur telkiniyle söyleyelim: Zinciri kırmayalım.
Şükür ki geride bıraktığımız sene her şey yolunda gitti. Çok çalıştım, hayata bütün gücümle tutunmaya gayret ettim. Ailesinin rızkını helâlinden kazanan bir babanın o vakur onurunu iliklerime kadar hissettim. Ancak hayatın o sert yüzüyle karşılaşmam pek uzun sürmedi. Tam her şey yoluna girdi derken, geçtiğimiz bayramın ilk günü o talihsiz haberi aldım. Büyük umutlar bağladığım, bütün emeğimi harcına kattığım o iş, maalesef bitiyor.
Photo by Geoffrey Faber on Unsplash
Şimdi içimde derin bir kırgınlık, tarif edemediğim bir yılgınlık ve yorgunluk var. Yeniden derin bir nefes alıp, kim bilir kaçıncı kez en baştan başlamanın o sancılı eşiğindeyim. Yine de çok şükür; aç değiliz, açıkta değiliz. ‘Ya nasip’ deyip yola devam etme vakti… Çünkü asıl mesele varmak değil, o yolda vakarla yürüyebilmekmiş. Dudaklarımda ise şimdi, hayata karşı direnen, biraz hüzünlü ve zoraki bir gülümseme var.
Güzel bir haber vereyim; lafı hiç uzatmadan anlatacağım. Malum, son iki yıldır şu sol uyluk kemiğimin ağrısı beni hem bedenen hem de ruhen epey yordu. Yazılarımda bu derdin detaylarından, doktor randevularından, hatta bir ara koltuk değneği kullandığımdan bahsetmiştim. Şehrin o meşhur üniversitesindeki profesörün koyduğu teşhisler arasında bir iyileşip bir kötüleşen sol yanım…
Peki, işin aslı neymiş biliyor musunuz? Bir gün aniden gelen bir ilhâmla gerçeği keşfettim. Meğer bunca acının sebebi, çalışma koltuğunda rahat edeyim diye altıma koyduğum o basit yastıkmış! Yastığı kaldırıp attım ve sol bacağım günden güne düzeldi.
Aylar boyunca doktor kapılarında harcadığım zamana mı yanayım, çektiğim o ince sızıya mı? Üstelik radyolarda reklamı dönen o meşhur doktora, “Acaba fizik tedaviye mi gitsem?” diye sormuştum. “Hayır,” demişti, “kemikte küçük bir kırık var.” Gerçekten mi? Önce emarlar, sonra her ay çekilen röntgenler… Sonunda, “Bana şu iyileşmeyen kırığı bir gösterin, ben bir gelişme hissetmiyorum,” dediğimde aldığım o soğuk cevapla her şey netleşti. Meğer o koca profesör beni bir hasta değil, sadece bir “veri kaynağı” olarak görüyormuş! Yaşım, tahlillerim, röntgenlerim… Hepsi bir veri tabanına işleniyor, faturası da tıkır tıkır bana kesiliyordu!
Neyse, bu konuyu kısa kesecektim ama zihnimdeki bu parantezi kapatmadan huzur bulamayacaktım! Meğer bunca azabın tek çaresi, o yastığı bir kenara fırlatıp atmaktan ibaretmiş. Şimdi çok şükür iyiyim; kendi halimde, karınca kararınca esneme egzersizlerimi de yapıyorum. Yine de içimdeki o soruyu susturamıyorum: Hani en erdemli insan, işini en iyi yapandı? Alacağın olsun koca profesör, alacağın olsun!
Ailecek çok heyecanlıyız; bu yaz inşallah Türkiye’ye gitme planları yapıyoruz. Sevdiklerimiz burnumuzda tütüyor. Bu defa sadece bir yerde sabit kalmayıp biraz yollara düşmeyi, memleketi gezmeyi de düşünüyoruz. Çocuklara da şimdiden söylüyorum: Belki bedenen yorulacağız ama zihnen bu yolculuk hepimize ilaç gibi gelecek.
Anneme kavuşmayı iple çekiyorum; Leyli’nin anne ve babası da artık yaşlanıyorlar, onları ziyaret etmek bizim için çok kıymetli. Çocuklarımızın Türkiye’ye gitmesi, büyüklerinin ellerini öpüp hayır dualarını alması; halaları, dayıları, teyzeleri ve amcalarıyla kucaklaşıp kuzenleriyle vakit geçirmesi her şeyden önemli. Bizim için gerçek tatil, sevdiklerimizle yan yana olmaktır.
Oldukça yoğun bir yılı geride bıraktım ve bir yaş daha aldım. Ailecek hepimiz bir işin ucundan tuttuk; meşgulüz, çalışıyoruz, üretiyoruz. Bu yazıyı şimdiden uzun bir mektuba dönüştürmeyeyim! Hayat tüm hızıyla devam ediyor. Geçen gün hikâyesini yazacağım o programda ne kadar eğlendiğimi, yaşadığımı hissettim. Yaşasın!
Meğer iyi yaşamanın formülü ne kadar basitmiş: Yediğinin yarısını ye, yürüdüğünün iki katını yürü, güldüğünün üç katını gül! Ha, ha! O hayat sensin, benim; ben de senim aslında. Yaşamaktan başka ne gelir elden? Şimdi derin bir nefes al — hele hava şöyle serin ve dinginse — ve yola devam et…
메타데이터
- post_id
- 97f8a50bf5f4
- slug
- yola-devam-97f8a50bf5f4
- url
- https://medium.com/@TuncayKaraca/yola-devam-97f8a50bf5f4
- canonical_url
- https://medium.com/@TuncayKaraca/yola-devam-97f8a50bf5f4
- author_url
- https://medium.com/@TuncayKaraca
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-20 20:29:01