← Back to list

Sıcak, Kaktüs ve Diğer Küçük Felaketler

Bir yazın ortasında, akılda kalmayı reddeden ve tam da bu yüzden akılda kalan şeyler üzerine.

Sude Çelikel in Türkçe Yayın · 2026-07-11 14:51 · 2 claps · 3.4 min read
#türkçe #diyalog #öykü
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🔧 · Data Engineering 🛠️ · Crafts & DIY

Sıcak, Kaktüs ve Diğer Küçük Felaketler

Bir yazın ortasında akılda kalmayı reddeden ve tam da bu yüzden akılda kalan şeyler üzerine.

Bilmiyorum. Beynimin içinde sürekli bir şeyler dönüp duruyor. Belki de bu kadar heyecanlı olmak bana iyi gelmiyordur. Karnımın içi patlayacak sanki.

İnsan olmanın en tuhaf yanlarından biri, kimin ne düşündüğünü anlayamamak. Belki de delirircesine senaryolar kuran, hiç susmayan bir zihne sahip olmak.

Meditasyon ve kişisel gelişim zımbırtılarını çok denedim. İçlerinde beni rahatlatan tek şeyin yoga olduğunu söyleyebilirim. Ama saatlerce sessiz kalıp ruhsal bir yükseliş beklemekten ve bomboş tavsiyeler okuyup sanki hayattaki tek problem benim bakış açımmış gibi davranılmasından gına geldi gerçekten.

Türkiye’ye döneli çok olmadı. Geçenlerde sokakta yürüyorum, bir çocuk yanıma yaklaşıp aç olduğunu söyledi. Ben de ona yiyecek bir şeyler aldım. Oturttum bir yere, cebine de üç beş kuruş bir şey verdim.

Saçları biraz yağlıydı. Yamuk yumuk toplanmıştı. Her yeri güneşin altında kalmaktan ve toz topraktan kararmıştı. Çocuğa muhtemelen meraklı gözlerden defalarca duyduğu klasik soruları ben de sordum.

Nerede oturduğunu, neden sokakta olduğunu, kardeşlerini, anasını, babasını…

Tahmin ediyorum ki verdiğim biraz para ve yemek yüzünden benimle zoraki oturup konuştu. Bir ara saçlarıma dokundu. Güzel gözüktüğünden bahsetti. Ben de onun saçlarının ne kadar gür ve uzun olduğunu söyledim. İri gözleri, kalın koyu kaşları ve uzun kirpikleriyle ne kadar güzel bir kız olduğundan bahsettim. Elimdeki kitaba baktı. Okula ara sıra gittiğini, matematiği pek beceremediğini söyledi.

Bir süre sustuktan sonra saçlarımı işaret edip,

“İlerde ben de senin gibi yapar mıyım saçlarımı?” diye sordu.

“Neden olmasın?” dedim.

Elindekileri bitirdikten sonra oturduğumuz banktan yavaşça kalktı.

Bana teşekkür etti. Ben de bir şey demeden gülümsedim.

Tam uzaklaşacakken birden arkasını dönüp,

“Abla, benim adım Benay. Bir tek onu sormadın. Seninki ne?” dedi.

“Sude,” dedim.

Tekrar teşekkür etti. “İyi günler abla,” deyip uzaklaştı.

Adını sormamıştım. Çünkü böyle anları bile içselleştirmek gibi lanet bir huyum var.

Benim için sadece bir çocuk olarak kalacak olan bu kız, şimdi Benay olarak kafamın içine kazındı. Benay’a acıyarak mı yaklaştım, meraktan mı, yoksa içimdeki iyi bir insan, işe yarar bir insan olma dürtüsüne hakim olamadığımdan mı, bilmiyorum. Büyük olaylardan ya da hayatımda daha çok abartılabilecek şeylerden ziyade, bu küçük ve sıradan anlar değiştiriyor sanki beni. Bu denli kafamın içinde büyüttüğüm olaylar dönüp dolaşıp tekrar karşıma çıkıyor. Aynı sahneler, aynı cümleler, aynı yüzler…

Benay’ı bir daha görür müyüm bilmiyorum. Ama bu şehrin oldukça küçük bir merkeze sahip olduğunu hesaba katarsak, karşılaşma ihtimalimiz yüksek.

Yürürken yaktığım ve yanıma aniden gelişi yüzünden yarıda bıraktığım sigara ise cebimin bir köşesinde büzüşüp içilmeyecek hale gelmişti.

Nedense eve döndüğümde aklımda kalan şey buydu.

Cebimde ezilmiş duran o sigara.

En başında da söyledim ya, bilmiyorum diye.

Gerçekten bilmiyorum.

İçimden bir “of” çektim. Boşa gitmiş bir dal sigara için.

Sonra da o tanıdık his geldi.

Histerik sayılabilecek bir iğrenme duygusu.

“İşe yarar” olmaya çalışmanın, kültürün iyice yozlaştırdığı zihnimle, sadece hayatta kalmanın ötesine geçmeye çalışan dürtülerimin birleşiminden doğan o tuhaf iğrenme hissi.

Bunaltıcı sıcaklar ve evin etrafında, nedenini bilmediğim bir şekilde artan kedi leşleri daha çok canımı sıkıyor. Bizim baktığımız kedilere de bir hastalık bulaşır diye ödüm kopuyor. Bir de böcekler dalaştı. Her yerdeler resmen. Kurtulamıyorum bir türlü.

Ne kokuşmuş, ne iğreti bir his. Ayrıca bitmeyen inşaat gürültüsü, alerji ve migren ataklarımı hesaba katmayı unutmamak gerek.

Güzel bir yaz mevsimi, bu gerçeklerle karşılaşınca insana kafayı yedirecekmiş gibi geliyor.

Kuraklık sanki tenime de işliyor. Parmaklarım geriliyor, ellerim kuruyor. Gözlerimin içleri kavruluyor. Bazen bütün şehir susuz kalmış da ben onun belirtilerini kendi bedenimde taşıyormuşum gibi hissediyorum.

Yine de yaz akşamlarının getirdiği esinti, bu mevsimin kalbimde dolaştırdığı heyecanlar, gelip geçen günler ve yeni anıların verdiği keyif içindeyim.

Sevdiğim herkesin yüzünü daha çok inceler oldum.

Yapaylığa o kadar alışmış ki gözlerim; yüzdeki bir kırışıklığa, tebessümden oluşan çizgilere, küçük lekelere hasretim.

Özellikle gülümserlerken bakıyorum insanlara.

Daha dikkatli, daha uzun.

Babaannemin balkonunda büyüttüğü, her yeri sarmış dolu dolu bitkiler, bahçede çıkan birkaç sebze ve onların getirdiği ferah yeşillik, annemin yine bahçeden topladığı taze nanenin kokusu, uzun süre sonra çoğunlukla yalnız yemek yemekten kurtulmak. Sevdiğim, yıllara yayılmış arkadaşlarımla yeniden bir araya gelebilmek. Deniz, yolculuk, çimen…

Bütün bunların içinde, ortaya çıkan pürüzleri göz ardı etmeye çalışıyorum.

Eskiden kalma, kimseye utancımdan anlatamadığım bir anı var kafamda.

Dolgun görüntüsünden midir, merakımdan mıdır bilmiyorum. Bir gün bir kaktüsü ısırıp çiğnemeye çalıştığımı hatırlıyorum. Sonrasında da evde kimsenin olmamasını fırsat bilip, dişlerimin arasına sıkışan dikenleri cımbızla gizli gizli temizlemiştim.

Yaşım küçüktü. O yüzden anı biraz bulanık. Yine de tadını hâlâ hatırlayabiliyorum. Daha doğrusu, tadından çok ağzımın içinde bıraktığı acıyı ve garip uyuşmuşluk hissini. Sonrasında aynanın karşısına geçip kendime attığım o tuhaf bakışları düşününce şimdi kahkahalar alıyor yerini.

Belki de bütün bunların ortak bir noktası yoktur. Zaten başından beri, bilmiyorum diyorum ya size.

Belki Benay’ın yüzü, cebimde ezilen sigara, bahçedeki nane kokusu, kedi leşleri, kavrulan gözlerim ve çocukken ısırmaya çalıştığım o kaktüs aynı hikâyenin parçaları değildir.

Ama zihnim onları aynı çekmeceye atıyor.

Ne yaparsam yapayım bundan vazgeçemiyorum.

Aynı şeylere bakıp durmak.

Aynı sorulara geri dönmek.

Yaz bitmeden bunların hiçbirinin cevabını bulacağımı sanmıyorum. Benay’ı tekrar görmeyi istiyorum. Kafamın içindeki gürültü dinsin istiyorum. Ama bu akşam yine babaannemin balkonundaki bitkilere bakacağım.

Ve her şeye rağmen, bu anlamlandıramadıklarım içinde bulunmaktan memnun olacağım.

En azından bugünlük.


메타데이터
post_id
984bb618a48c
slug
sıcak-kaktüs-ve-diğer-küçük-felaketler-984bb618a48c
url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/s%C4%B1cak-kakt%C3%BCs-ve-di%C4%9Fer-k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk-felaketler-984bb618a48c
canonical_url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/s%C4%B1cak-kakt%C3%BCs-ve-di%C4%9Fer-k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk-felaketler-984bb618a48c
author_url
https://medium.com/@celikelsude
status
ok
fetched_at
2026-07-16 03:23:07