YAŞLANMA CESARETİ: AYNASIZ KALMAK -2-
Kendiyle ve zamanla barışamayanlar için fiziki aynalardan kaçışla karakterize edilir ileri yaşlar.
YAŞLANMA CESARETİ: AYNADAN MAHRUM KALMAK -2-
Bir önceki yazım elli yaşa yaklaşmaya dair düşünceleri içeriyordu. Bu ve devam edenler ise; daha çok, yaşlanma üzerine okumalarıma dair olacak. İflah olmaz bir beyaz yakalı olarak, şeylerin kitaplara bakmadan öğrenilip anlaşılamayacağına dair büyük bir yanılgım var… Epeydir bununla da hesaplaşıyorum (okumanın gereksizliği üzerine daha çok okuyarak:). Okumanın, deneyimleyen öznenin ve deneyimin otantikliğini ketlediğine dair ciddi şüphelerim var. Hastalık, doğum, annelik, yaşlılık, yas gibi eşikleri yaşayarak, yaşayanlarla dertleşerek anlamak ve aşmak yerine bunlar ‘hakkında okumak’ çok kadim bir ritüel değil ne de olsa.
Orta yaşın yüzleştirdiği ve tekrar bakmaya zorladığı iki temel gerçeklik var: Kendindeki sen ve dünyaya yansıyan sen.
Bunları kendinle ve ömrünle ne yaptığına dair sorgulamalar olarak ele almak mümkün.
1-Ben neydim, neyim, ne olabilirim? ‘I am ok’ mi?
2-Ömrümle ne yaptım, diğerlerine ne faydam dokundu? ‘I did my best’ mi?
Bunların kaçınılmaz olarak getirdiği süreç ise bundan sonra ne yapmalıyım arayışı oluyor. İnsan; biyolojik, nörolojik, psikolojik ya da tinsel olması çok da sonucu değiştirmeyen güçlü bir itkiyle **dünyada işe yarar izler bırakmak istiyor.**
Dr. Psikolog Gökhan Özcan, Benlik Etiği: Dünyaya Nasıl Taşabilirim? isimli yazısında bu isteğe uygun olarak şöyle der: “Sonlu benliğin her şeyi kuşatamayacağını biliyor. Benliğinin sonsuzluğu arayan parçası ise diğer benliklere ve nesnelere sirayet etmek istiyor”. Eksik olduğuna dair bu güçlü bilgi ve çaresizce her şeye etki etmeye dair bu güçlü istek ‘trajedi ve çatışma vurgusu yoğun bir okuma’ya müsait olsa ve çoğunlukla öyle okunsa da; aslında bu gerilim güçlü bir kaynak. Var kalmaya dair bir kaynak. Sonlu bir ömürden mümkün olan en sonsuzu çıkartma imkanı. Şapkadan tavşan çıkartmak gibi: Cansız yaşanabilecek ya da sonunda cansızlığa dönebilecek bir ömürden, hayatdar şeyler çıkartmak.
Nesne ve insanlarla etkileşim bir okul. Öznenin bir başka varlığa dahil olduğu, kendine onda yer bulduğu, ona kendinde yer açtığı, onun aynalığıyla değiştiği, kendi aynalığıyla onu değiştirdiği bir okul. Öznenin kendinde olmayan bir simya taşıyor bu ‘etkileşim okulu’. Kömürler elmasa, madenler saf altına dönüşür mü bu yolla orası meçhul ama insanın içinde gizli kalan cevherlerin açığa çıkması için insan aynalarla etkileşime ihtiyacı olduğu kesin.
Bebek ve çocuk için anne baba aynadır (ya da onların yerine bakım verenler). Kişinin kendini; kıymetli, sevilen, anlaşılmaya değer, gelişmesi için uğraşılmaya değer, işe yarar biri olarak görmesinin temeli buralarda atılıyor. Gözlerine baktığında sevgisini, ilgisini, duygularını içtiği bir anne, baba ‘neyim ben?’ sorusunun en güzel cevabı. Bazen cevap çeşitli sebeplerle bozuk ulaşabiliyor minik insan kişiye. Mesela; bitirilip kenara atılmak istenen bir şey gibi gösterebiliyor aynalar, önemsiz biri gibi, yükmüş gibi, çirkinmiş gibi, sadece güzel (ya da başarılı) olduğu için ilgiye layıkmış gibi, sevilmeye layık değilmiş gibi… Bozulmuş aynaların yansımalarının yanlış olduğunu anlamak bebek ve çocuk için kolay olmayabilir. Sağlam bir içgörü ve gerekli sosyal destekle bu ilk yanlış izler daha sonrasında düzenlenecektir (Umalım ki…)
Ya daha da sonrasında neler olur…

Canva ai ile oluşturuldu
Yetişkin olmak, yaşlanmak aynalardan müstağni hale gelmeyi mi getiriyor? İnsan yaşlandıkça aynaya ihtiyacı kalmaz mı? Kendiyle ve zamanla barışamayanlar için fiziki aynalardan kaçışla karakterize edilir ileri yaşlar. Ayna düşman olur birden. Cahit Sıtkı da bunu haykırır:
“Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?”
Fiziki değişimle yüzleşmek ve onunla barışmak orta yaşlar için ilk adım olarak gerekli gözüküyor. Yoksa; kozmetik, estetik, spor, takviye vitamin ve gıda sektörleri hem vakit hem umut kaybettiriyor (para kaybı bunlardan daha çok olsa da bunlar kadar mühim olmayabilir) Aynada görünen her yaşımızdaki benle barışmak aynada görünenin ben dediğimiz şeyin tamamı olmadığını kabulle daha kolaylaşabilir.
Fiziki bene yapılan duygusal yatırım ne kadar fazlaysa, kendimizi ne kadar fazla fiziki görünüşümüzle tanıyor, tanımlıyor ve tanıtıyorsak orta yaşlılık ve sonrasında aynalarla(dolayısıyla kendimizle) barışmak da o kadar güçleşiyor. Aslında; geri adım atmaz disiplinli bir öğretmen olan doğa yasaları fiziken halden hale evirip çevirerek bizi buna hazırlıyor. Dersleri iyi dinlemek gerek. Sende kalan değişmeyen öz en az bu değişen görünümlerin kadar sensin. ‘Özüne bak, kendini bil’ diyor adeta.
Theseus’un Gemisi paradoksunun akla getirdiği, cevaplanması değilse de düşünülmesi gereken sorularla ilintili tüm bunlar: “Ne kadar değişim sonrası gemi artık aynı gemi değildir? Fiziki değişimler geminin aynı gemi olmaklığını ne oranda değiştirebilir? Aynı olunmalı kalınmalı mıdır”…

Canva ai ile oluşturuldu
Gelelim ‘insan aynalar’a. Fiziki halin yansımasını gösteren camdan aynalar kadar; biliş, tutum ve duygu durumunu yansıtanlara da ihtiyaç var. Her halimizin yansıdığı ayna insanlar bulabiliriz etrafımızda aslında fakat onlara bakıyor muyuz? Bakabiliyor muyuz? Gözlerimizi kaçırmayı mı seçiyoruz yoksa yansımalarımızdan. Bir tutumumuzun insanları nasıl etkilediğini ya da etrafa yaydığımız enerjiyi fark etmek için Google Form ile anket yapmaya gerek yok. Yakınlarımızın gözlerine bakmak, sözlerini dinlemek, davranışlarını okumak yeter. Bize ayna olduğunu hissettiğimiz insanlardan kaçış kendimizden kaçışımız. Orta yaşlarda bu kaçış hala devam ediyorsa daha acıklı. Kendini önce gerçekleştirme sonra aşma gibi hala ulaşılabilir hedefleri olan insanın alt basamaklarda oyalanıp durması yürek burkucu.
Son düzlükte en az fiziki halimiz kadar tutumlarımızı da beğenmeyeceğimizi varsaydığımızdan mı kaçıyoruz bu aynalara yansıyanlardan? Evladımızın, öğrencimizin, sınırlara saygılı da olsa, tespitlerini, eleştirilerini, önerilerini dinlemek zor gelebiliyor. Hala varsa bizden büyük ve akranımız olan yakınlara bile kulak kesilmek güçleşiyor. Oysa bizi bilen kişilerden daha çok şey duyabilmeliyiz. Yaşla birlikte tutumlarının, bilgi ve tecrübelerinin veri olarak iyiye gittiğini, zenginleştiğini zannetmek aynalara bakmayı daha da güçleştiriyor galiba. Zira kişi, kendi durumunu herkesten iyi bildiğini vehmettiğinde herhangi bir aynaya gerek kalmıyor (kalmadığını düşünüyor). Her insan bir aynaya bakamıyor. Acıklı…
Peki herkes ayna olabilir mi? Hayır. ‘Sır’rı olmayandan ayna olmaz. Cam aynalar için geçerli bu kuralı insan aynalar için de söyleyebiliriz. Işığı yüzde yüze yakın yansıtabilmesi gerekir bir cismin ayna özelliği taşıyabilmesi için. Gelen ışığı kırmaması, eğip bükmemesi gerekir. Alınmadan, gücenmeden, öfkelenmeden, kıskanmadan, kurmadan, kurgulamadan … tamamiyle kendi yüzünü karşıdakinin yüzüne açmakla mümkün böyle bir iş. Kişi aradan çekilmeden başka birine ayna olamaz. Bizim Yunus gibi düşünürsek açığa çıkacaklar için ‘sen’ aradan çekilmelisin. Bu denli şeffaf bir yansıtma tek bir iksirle yapılabilir; sevgiyle. Belki de camı ayna yapan ‘sır’ sevgidir. Bu paragrafın bitememesinden anlaşılıyor ki ayna metaforunu başka bir yazıda ele almak gerekecektir…
Yetişkinlik ve yaşlılık yansımalarımızla bizi yüzleştiren ‘ayna insanlarımız’ın kayıplarını beraberinde getiriyor. Anne babamız, dostlarımız, sevdiklerimiz… Bizi erken yaşlarımızdan itibaren tanıyanlar yıllar ilerledikçe birer birer gidiyor. Dostlar ayrılıyor masadan… Kalanlar hayatımızın sonraki yaşlarında bize katılanlar oluyor genelde; eş, çocuklar, sonradan edinilen arkadaşlar, öğrenciler… Bunların bir kısmı yaşça bizden küçükler, bir kısmı da hayatımızın sadece bir kesitine (sıklıkla en son kesitine) şahit olmuş akranlar. Belki bu sebeple onların yansıttıkları, kişisel tarihimizin daha azını bildikleri için, çok da sahici gelmiyor. Yeterince tanımıyorlar ki bizi…
Hoş, bizim farklı evrelerimiz bizi ne kadar biliyor ve kabul ediyor o da ayrı mesele. Şimdi farklı yaşlarımızı buyur edip herhangi bir mesele üzerine sohbet edecek olsak Can Yücel’in Davet şiirinde olduğu gibi hır gür çıkmadan kapatamayız meclisi. Yine kol kırılır yen içinde kalır. Farklı yaşlarım kavga etse de farklı kişilere karşı yine de benim onlar…
Çok yıllar önce izlediğim İris (2001) filminde unutamadığım bir replik vardı. Hemen hemen şöyleydi: İnsan yaşlandığında yanında, gözlerine bakınca gençliğini de gören (bilen) biri olsun istiyor. Yıllar önce nedenini bilmediğim şekilde belki sadece romantik tınısıyla hafızamda kalan bu repliğin yeri, yıllar geçtikçe derinleşti. Replikteki isteğin sebebi olan çok şey sayılabilir: Sadece şimdiden ibaret olmadığının bilinmesi isteği, katettiğin yolun görülmesi isteği, kendini yeniden ve en baştan anlatma yorgunluğu, birinin gözlerinde kalan eski ‘ben’leri de görmeye devam etmek… Sebebi ne olursa olsun bu güçlü isteğe yıllar karşı çıkıyor. Giderek azalıyor gençliğini bilenler. Kişinin kendi kendine ayna olması gereken bilgelik dönemi işte böylece geliyor.
Biyolojisi, psikolojisi, nörolojisi… insanı, yaşlılığını gelecek nesilleri güçlendirmeye matuf bir bilgelik olarak şekillendirmesine hazırlıyor adeta. Mitolojide de bunun izlerini görüyoruz. Yoksa insan neden türün devamına katkı sunma ehliyeti bunca azalmışken hayatta bırakılsın ki? Önceki yazımda söz ettiğim gibi Jung da buna benzer bir soruyla yaşlılığın bilgece bir dönem olabileceğini savunuyor.
Okuduklarımdan söz edemeden biten bu yazı da gösteriyor ki; yaşananlar üzerine okumalar kişinin kendindeki tedaileri de (çağrışım demek isteyenler olabilir) artırdığından, ‘üzerine okumalar üzerine yazmak’ işi uzayabiliyor. ‘Dokuz kısım tekmili birden’ yazı serimin sonraki bölümünde görüşmek dileğiyle… Hala vakit varsa…
메타데이터
- post_id
- 9f7b64bb3140
- slug
- yaşlanma-cesareti̇-aynasiz-kalmak-2-9f7b64bb3140
- url
- https://mediumturkiye.com/ya%C5%9Flanma-cesareti%CC%87-aynasiz-kalmak-2-9f7b64bb3140
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/ya%C5%9Flanma-cesareti%CC%87-aynasiz-kalmak-2-9f7b64bb3140
- author_url
- https://medium.com/@kubraugursaygi
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-18 16:20:06