Egosantrizm ve Kozmolojik Bilinç Üzerine…
Kafamda bunca yılda birikmiş sorular yekûnunu tek bir tanesine indirgeyebiliriz aslında: “Neden?”
Egosantrizm ve Kozmolojik Bilinç Üzerine…

Görsel: Gemini (Yapay Zeka) tarafından üretilmiştir.
Kafamda bunca yılda birikmiş sorular yekûnunu tek bir tanesine indirgeyebiliriz aslında: “Neden?”
Neden insanoğlu, başlangıcında nerede olduğunu ve sonunda nereye gideceğini bilmediği bir hayatın dinamiklerine bu denli sıkı sarılıyor? Dahası ölümün kaçınılmaz bir son olma ihtimalinin bulunduğu bu yaşamı neden bunca önemsiyor? Meta biriktirmek, bu birikintinin üzerinde yükselmek için çırpınıyor, güç sarmalına giriyor; eziyor/eziliyor, muzaffer olduğunda sevinç nidaları atıyor lakin içinde bulunduğu evreni anlamak için asla çaba sarf etmiyor. Sanki dünya insanların ekseriyeti için simüle edilmiş bir veri yığını ve bu yığının oluşturduğu gerçeklik algısının dışına çıkmaya çalışan her zihin kurulu olanı baltalıyor, gerçeklik inşasına zarar veriyor.
Meseleyi bir yere kadar evrimsel antropolojiyle yani homo “sapiens”in hayatta kalma içgüdüsüyle açıklamanın bizi asıl cevaba ulaştırmaktan ırak olduğunu düşünüyorum. Türümüz homo “mimeticus” yani “taklit eden” olsaydı bir itiraz elbette üretemezdik ancak bilgiyi taşıyan/yayan bir tür için ciddi bir kalıplar deryasına sıkıştığımız da inkâr edilecek noktada değil.

Görsel: Gemini (Yapay Zeka) tarafından üretilmiştir.
Malumdur ki evrenimiz 13.8 milyar yaşında, Big Bang sonrası kozmik enflasyon ile evren genişliyor, ilk yıldızlar doğuyor, bunlar birer nükleer reaktör görevi görüyor ve elementleri oluşturuyor; sonra bu elementler karanlık enerji etkisiyle genişleyen evrenimize dağılıyorlar ve bugünkü kompleks yaşam formlarına değin hikâye sürüyor. Bu bizim bildiğimiz “Standart Model” ki Big Bang öncesini açıklamaktan tanım yerindeyse aciz. Bu sebeple kuantum fiziğinin verilerine başvuruluyor ve geldiğimiz noktada “M-Kuramı” olarak adlandırılan ve 1995’te Edward Witten tarafından ortaya konan Süpersicim Teorisi evrenin kendi içine çökmemesi için 11 boyutlu bir evren modeli öneriyor. Başlangıç olarak ise karşımıza kuantum dalga denizi çıkarılıyor ama nedensellik, orada duralım, bizi yarı yolda bırakıyor: Bilmiyoruz. Bilinç mi maddeden önce vardı yoksa madde mi bilincin doğal bir neticesi olarak oluştu elimizde yalnızca tahminler var. Peki, insanoğlu olarak anlayamadığımız noktada ne devreye giriyor: İnançlarımız. İster İbrahimî dinler kaynaklı olsun ister Uzakdoğu felsefelerini yahut Hinduizm temellerini baz alsın ister Tanrı’yı evreni tasarlayıp geri çekilen bir aktör olarak değerlendirsin çoğumuz zihnî boşluklarımızı doldurmak için inanç sistemlerine başvuruyoruz ki orada da karşımıza muhafaza edilmesi gerekli etik kurallar bütünü çıkıyor ve sizi temin ederim hiçbirinin özünde dünya gailesine dalıp kendi kârı için diğer bireylerin hayatını zindan etmek yok. Aksine paylaşmak, anlamak, iyiye yöneltmek üzerine derin felsefeler ağır basıyor. Buna rağmen toplumsal hayata karıştığımızda karşımıza doğrudan “hakkını yedirme”, “onlar ezmeden sen ez”, “gözün açık olacaksın bu devirde” kabilinden sözler ve oldukça narsist ve bencil zihinsel kodlar çıkıyor. Sürekli bir adım geride ortamı koklarken buluyoruz kendimizi, biliyoruz ki tehlike her yerden gelebilir. Gücü elde ettiğimiz zamanlar da oluyor ki o vakit bunu elimizde tutmak için yeteri kadar insanı incitmediğimiz için kınanıyoruz, ne kadar katı yürekli olursak o kadar güçlü biri olacağımız algısı yaratılmak isteniyor.
Bence bu noktada sorumluluğumuz, dinamiklerini henüz kavrayamadığımız, yaklaşık iki trilyon galaksiyi içerdiği düşünülen bu evrende nasıl bir toz zerresi olduğumuz gerçeğinin bilincine vararak hareket etmek; bütünden bakmak parçaya, parçalar arasında kaybolup bütünün ihtişamını reddetmek değil. Bunu binlerce yıl boyu mistikler başardı, maddeye hapsolmayı kabul etmediler. Muhyiddin İbn Arabî bizleri okyanustaki bir katreye benzetti, Avilalı Teresa, ruhun Tanrı ile birleşmesini gökten düşen yağmur sularının nehre karışması metaforuyla sundu, Swami Vivekananda, kendimizi küçük görmememizi çünkü o sonsuz okyanusla bir olduğumuzu söyledi. Kurulan tüm bu okyanus/deniz/damla/katre benzetişimlerinin mesajı netti: Çokluğun içerisinde yalnızca bir taneydik ve ister ilahi nazarda ister evrenin büyüklüğünde yok denecek denli önemsizdik. Bilinç sahibi varlıklar olmamız ve evrenin yaratısına katkı sunmamız elbette ki bizi değerli kılıyor ancak bize âdeta bahşedilen bu zihinleri diğerlerinin üzerinde tiranlık kurmak için harcadığımızda eylemlerimiz bizi büyütmüyor; yalnızca aslında ne olduğunu unutmuş birer egosantrik parçacık olarak süzülüyoruz varlık sahasında.
Bilmek ve insan olabilmek zannımca başta bunu engellemektir.
메타데이터
- post_id
- a05cb3de31b3
- slug
- egosantrizm-ve-kozmolojik-bilinç-üzerine-a05cb3de31b3
- url
- https://medium.com/t%C3%BCrkiye/egosantrizm-ve-kozmolojik-bilin%C3%A7-%C3%BCzerine-a05cb3de31b3
- canonical_url
- https://medium.com/t%C3%BCrkiye/egosantrizm-ve-kozmolojik-bilin%C3%A7-%C3%BCzerine-a05cb3de31b3
- author_url
- https://medium.com/@dilanyamac
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-23 17:05:31