14 Şubat’ta Yalnızsanız Bu Metni Okumalısınız
Yalnız değilseniz bile bu metne bir şans verin; belki kendi körlüğünüzle yüzleşme vaktiniz gelmiştir.
14 Şubat’ta Yalnızsanız Bu Metni Okumalısınız
Yalnız değilseniz bile bu metne bir şans verin; belki kendi körlüğünüzle yüzleşme vaktiniz gelmiştir.
Photo by Priscilla Du Preez 🇨🇦 on Unsplash
Medium üyesi değilseniz, yazının tamamını buradan ücretsiz okuyabilirsiniz: https://medium.com/dili-turkce-in-turkish/14-%C5%9Fubatta-yaln%C4%B1zsan%C4%B1z-bu-metni-okumal%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1z-a1c996fd39be?sk=33fe1a620d719b66d1815ddf62a219f3
Gece saat çok geç. Şimdi uyumazsam güne başlamam gereken saatte çokça huzursuz ve verimsiz olacağım ancak duygularım çok taze. Bunları şimdi anlatmazsam birkaç saat sonra yaşayacağım huzursuzluktan daha büyük bir kayıp hissedebilirim.
29.11.2025
01.26
Bir hafta geçti, şimdi daha iyiyim. Öfkem o kadar da taze değil, zihnim biraz daha dingin. Kendimi dinlemek için kendime zaman tanımış olmam, ilk anda yaşadığım şokla yazmamdan daha iyi olacaktır.
?.12.2025
Bugün 13 Şubat. Metin taslaklarına göz atarken karşıma çıkan bu satırlarla 14 Şubat’a bir gün kaldığını fark ettim. Bu taslak bana 14 Şubat’ı hatırlattı; çünkü 29 Kasım sabahı berbat bir tecrübeyle gözlerimi kapatmaya çalışmıştım. Bu, ne kadar yalnız olduğumu değil; yalnız kalmamak için kendimden ne kadar vazgeçebileceğimi gösteren bir tecrübeydi.
O gün hissettiğim duyguları şu an tam hatırlamıyorum. Gerçek olmadığının farkında olduğum ancak kendimi kandırmaya çalıştığım bir senaryonun sonu olduğu için olabilir.
Hayatınızda sahip olduğunuz en değerli şeyi ansızın yitirdiğiniz oldu mu hiç? Benim oldu. 2023’te biricik dostumu, hayatı el birliğiyle kolaylaştırdığım o tek ruhu, kardeşimi sonsuzluğa uğurladım. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi “kolay” olmadı.
Zamanında beni karşısına alıp büyük bir şefkatle akıl verdiği, “Yapma,” dediği ne varsa, o gittikten sonra kendimi tam tersini yaparken buldum. Sanki onun doğrularına ihanet ettikçe yokluğunun yarattığı o sağır edici sessizliği bozmaya çalışıyordum; onunla başka türlü iletişim kuramadığım için ona en çok kızacağı yerden cevap veriyordum. Bu bir nevi, hayatta kalmış olmanın verdiği o tuhaf suçlulukla kendimi cezalandırma biçimiydi.
Bu “kendine zarar verme” mesaisinde ise en çok ilişkilerimde ustalaştım. İçimdeki devasa boşluğu, yanlış insanların geçici ilgileriyle yamamaya çalışırken saçmalamakta sınır tanımadım. Kendime zarar vermekte üstüme yoktu; sanki canım ne kadar çok yanarsa onun yokluğunun acısını o kadar az hissedecektim.
Metnin konusu 14 Şubat Sevgililer Günü’yken bunları anlatmam ne garip değil mi? Değil aslında. Birçoğumuzun doldurmaya çalıştığı boşlukları, dindirmeye çalıştığı yaraları vardır. Çoğu zaman içimizdeki o ağır kaybın ve dinmeyen acının panzehrini bir başkasının varlığında ararız. Sanki bir ilişki kurarsak her şey sihirli bir değnekle iyileşecek, o boşluk bir başkasının ilgisiyle dolup taşacakmış gibi gelir. İşte tam bu noktada, aslında hiç aşık olmadan, sadece “aşık olmaya aşık” bir körlüğe hapsoluruz.
Bu öyle bir kaybolmuşluktur ki karşımıza çıkan ilk sığınağa, orası bir uçurum kenarı olsa bile kendimizi bırakmak isteriz. Gözlerimizdeki o körlük; karşımızdaki insanın bize zarar veren cümlelerini, nezaketsiz tavırlarını ve hoyratlığını bile bir şekilde meşrulaştırır. O bize bağırdığında ya da bizi aşağıladığında suçluyu dışarıda değil, yine kendi içimizde ararız. “Kesin ben bir şeyi yanlış yaptım, kesin ben çok üstüne gittim,” diyerek celladımıza bahaneler üretiriz. Bu durumun sebebi tek cümleyle açıklanabilir: O an o sığınaktan kovulmak, içimizdeki o devasa ve karanlık boşlukla yeniden baş başa kalmaktan çok daha korkutucu gelir.
Kendi hikâyeme bakınca da 2023’ten sonra bir tür “duygusal enkaz toplayıcısı” gibiydim. Öyle bir körlüktü ki bu bendeki; bana nefret kusan, başarımı şansa bağlayan, hatta varlığıma lanet eden sesleri bile “yalnız kalmamak” uğruna birer fon müziği gibi dinledim. Karşımındakilerin kendi hayatlarındaki başarısızlıkların faturasını bana kesmesine, beni birer günah keçisi olarak kullanmalarına razıydım; yeter ki o sessiz odada kendi yankımla baş başa kalmayayım.
En sonunda biri çıktı karşıma; kendi yaramı gördüğümü sandığım, hikâyesi hikâyeme benziyor diye sığındığım bir yabancı. Gözleri çok güzeldi, aksini söyleyemem ancak 29 Kasım gecesi — duygularımı bile anlatamadığım o gece — bu kişinin “gerçek” bir yabancı olduğunu çok ağrılı bir şekilde fark ettim. Bazen bazı insanlarla benzer şeyleri yaşamış olmanız, sizleri aynı hikâyenin benzer karakterleri yapmıyormuş.
Beni sevip sevmediğini bir türlü anlayamıyordum. Sevdiğini söylemeye çok uzaktı ama “git” de demiyordu. “Git” demediği her anı, kalmak için bir sebep sanıyordum. Muhtemelen benim bu nezaketimi bir zayıflık, şefkatimi ise “fazla istekli” bir arsızlık olarak okuyan naçizane bir şahıstı. Kendini ifade etmekteki bu acizliğini ve aslında kim olduğunu kendisinin bile henüz keşfedemediğini fark ettiğimde anladım: Biz aynı kitabın asla karşı karşıya gelemeyecek, farklı bölümlerine hapsedilmiş karakterleriydik.
29 Kasım gecesi, o hoyratça kurulan cümlelerin ardından saatlerimi kendimi anlatmaya harcamak, gözyaşlarımı o sağır duvarlara çarpmak yerine sessizliği seçtim. Böylesine naçizane bir ruh için daha fazla nefes tüketmediğim, kendimi o değersizlik hissinin içinden çekip aldığım için bugün kendimi tebrik ediyorum. Şimdi o, hayatımda sadece “gözleri güzel olan” bir yabancı; ötesi yok, olamaz da. Onu tanımıyorum, artık tanışmamıza da gerek kalmadı.
Gözleri güzel dediğime bakmayın; gözleri benim gözlerimin rengindeydi ve onun gözlerinde kendi gözlerimi görebilmenin vermiş olduğu bir etkiydi sadece…
Şimdi şubat ayındayız. Her yerde güller satılıyor; bazılarınızın küfrettiğini duyar gibiyim. Yalnız ben de şunu fark ettim: Son üç yılımın her 14 Şubat’ında yanımda biri vardı ama o üç yıl boyunca bir kez bile çiçek almamıştım. Şimdi ise yalnızım ve henüz 14 Şubat gelmeden beşinci nergisimi çoktan suya koydum. Birinin bana almasını beklemeden, o kokuyu duyduğum anda en sevdiğim şeyi kendime vererek…
İyileşiyorum; bunu bu yazıyı yazarken bardağımda bira değil de bir bitki çayı olmasından, zihnimin dinginliğinden anlayabiliyorum. Kelimelerle sizlere ulaşmaya çalışırken geçirdiğim bu sancılı dönemdeki kendime biraz acısam da “Yalnız değilsiniz,” diyebilecek kadar tecrübe elde etmiş olmanın gücüne bırakıyorum şimdiki beni.
Tüm bu koca metnin özeti, aslında basit bir hatırlatmadan ibaret:
14 Şubat’ta yalnız olduğunuz için kötü hissetmemelisiniz. Hayatınızda biri varken hayal ettiğiniz o huzuru bulamayıp ağlamak yerine; yalnızlığın içinde o gizemli ve doğru kişiyi beklemek, bu sessizliğin içinde mutluluğu aramak aslında çok daha asil bir şey. Çoğumuzun sevgi sandığı o hâl, aslında içimizdeki boşluğu bir başkasıyla kapatma telaşından başka bir şey değil. Karşındakinin dertleriyle meşgul olup kendi yasından kaçmak, sevgiyi bir uyuşturucu gibi kullanmak sadece o körlüğü besliyor. Karşımızdakinin nezaketsizliğini, hoyratlığını ve ruhsal yükünü; sırf yalnız kalmamak adına “sevgi” adı altında meşrulaştırabildiğimiz o körlük…
Gerçek sevginin ne demek olduğunu düşünürken başka bir sayfa açmak gerekiyor sanırım. Bu konunun derin ve uzun bir yolculuk olacağına eminim; bu sebeple gerçek sevgi üzerine bu metinde daha fazla düşünmek istemiyorum.
Ancak şu an için verebileceğim tek öneri şu: Metro çıkışlarında veya sokakta yürürken beş adımda bir satılan çiçeklere bakıp “Acaba bana ne zaman alınacak?” diye sorgulamak yerine gidin ve o çiçeği kendinize alın. Bir başkasının elini tutmak için beklediğiniz o boşlukta kendi elinizi tutmayı deneyin. İyileşmek buna benzer bir şeydir bence; birinin size çiçek getirmesini beklemekten vazgeçip o kokuyu kendi hayatınıza bizzat davet etmek gibi bir şey. 14 Şubat’ta yalnız olmanın burukluğunu değil, o çiçeği kendinize alabilmenin asaletiyle gününüzü en iyi şekilde geçirmenizi umuyorum.
메타데이터
- post_id
- a1c996fd39be
- slug
- 14-şubatta-yalnızsanız-bu-metni-okumalısınız-a1c996fd39be
- url
- https://medium.com/dili-turkce-in-turkish/14-%C5%9Fubatta-yaln%C4%B1zsan%C4%B1z-bu-metni-okumal%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1z-a1c996fd39be
- canonical_url
- https://medium.com/dili-turkce-in-turkish/14-%C5%9Fubatta-yaln%C4%B1zsan%C4%B1z-bu-metni-okumal%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1z-a1c996fd39be
- author_url
- https://medium.com/@esma.unal271
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-08-05 05:05:25