← Back to list

k.A-2

Arif ve Kemal’in evine gün doğmuştu Evin yapısından sebep Arif’in odası kuzey cephesi Kemal’in odası ise güney cephesine bakıyordu. Her…

Raci · 2022-06-18 09:41 · 1 claps · 2.9 min read
#nihilism #sanrı #oblomov #aidiyet
Open on Medium ↗
Wiki topics: PHI · Philosophy 🛠️ · Crafts & DIY

k.A-2

Arif ve Kemal’in evine gün doğmuştu Evin yapısından sebep Arif’in odası kuzey cephesi Kemal’in odası ise güney cephesine bakıyordu. Her ikisi de bu durumun farkında olarak seçmişlerdi evi ve odayı. Güneş Arif’in yaşam alanına pek uğramazdı cepheden dolayı Kendisi de ışığı sevmezdi pek fazla. Hatta sabahları gün ışığı odasına vurmasın diye kornişlere tül perde yerine de kalın perde takmıştı. Bu hareketi uykusuzluk probleminden ve Ay’a yüklemi olduğu sofistike anlamlardan öte geliyordu. Çünkü bilirdi ki ışık ayanı ortaya çıkarırken gece pinhanı ortaya çıkartırdı. Okyanusun dibinde kalmış sırlı anlamları keşfetmek en büyük tutkularından biriydi şüphesiz. Bundan olsa gerek ki daktilosundan çıkan yazılarda gece metaforuna sıkça karşılaşılabilirdi. Seviyordu da geceyi ama bir o kadar da tereddüt ve korkuyla yaklaşıyordu ona. Haklıydı zira ay, güneş gibi bedeni değil ruhu terletiyordu. Yazılarının birisinde bu durumu gece ve mahpusluğu aynı kefeye koyarak anlatmıştı. Ona göre insan, yalnız kendini iki yerde fark eder, buhran yahut inanç yolculuğuna iki zaman ve mekanda çıkılabilirdi: uykusuz bir gecede veya hapishanede bir hücrede.

Arif için; geceler hem uykusuz hem de odasından dışarıya temel ihtiyaçları dışında(su, sigara, tuvalet) çıkmadığı için, özgürlük çabasında olan dünyada dört duvar arasında yaşardı. Yaşantısında adeta bir Oblomov’un düşlerinde umut dolar ve kurduğu düşlerin ulaşılmazlığında boğulurdu her sabah. Bu sabah vakti de öyle geçmeyeceğe benziyordu. Zira genellikle öğlene doğru yarım yalpak uykusundan uyanırken, bugün tan ağırmasında uyandı, ışıktan değildi bu. Uzunca bir müddet sonra ilk defa böylesine şiddetli bir karabasana maruz kalmıştı. Olayın dini tabuların çok uzağında bir uyku felcinin olduğunun farkındaydı. Buna rağmen korkarak uyandı. Bağırmıştı dakikalarca ama hiç sesi çıkmamıştı. Uzuvlarını istemesine rağmen ettirememişti bir süre. Çığlık atıp duyulmamak, Aksiyon isteyip hareketsiz kalma mecburiyetinde kalmak adeta fiziksel bir ölümdü. Tanrım ne kadar da büyük bir çaresizlikti. Yatağından doğruldu yazı masasının yanındaki sürahiden bir bardak su koyup içti. Neden olmuştu böylesine bir hastalık. Uyku düzensizliğinden olsa gerekti. Sabahın bu saatinde seslere alışkın olmayan patik(kemal ona patrick derdi, daha havalı oluyormuş) yuvasından çıkıp miyavlayarak geldi Arif’in yanına. Ayaklarına sürtündü biraz. Arif’in sevgisinden günün ilk payını almıştı odanın sessiz sakini. Ardından yavaş adımlarla geri orkideçiçeğiköşesinin yanındaki kırmızı paşa minderine uzandı. Bugün ki erken kalkmanın şaşkınlığı hala üzerindeydi. Bir de bunun üzerine ek olarak perdeleri kenara çekerek günün ilk ışıklarının odasına girmesine izin vererek şaşkınlığı gizlenemeyecek dereceye ulaştı. Bugün sıradan bir gün olmayacaktı en azından yazmak için malzeme birikiyordu bu olaylar silsilesinde. Masasına doğru geçti küllüğünü sağ elinin ulaşabileceği yere koydu ve her zamanki gibi günün ilk aç halde içtiği sigarasını yaktı. Daha birkaç çekişlik duman teneffüs etmeden alelacele daktiloya kağıt yerleştirdi. İlklerin içinde voltaja sebep olduğu kıpırdanışları ve duygu kırıntılarını yazmalıydı. Bir nefes daha.

Tak, taktak, taktaktak…

Ben arif. Kimliği belirsiz. Kendisini anlayamamış. Anlayamadığı noktalarda çözüm sağlayamamış. Büyük idealler peşinde koşan mükemmeliyetçi bir Ştolts, zincirlerini kırmayı arzulayıp, kendi değişim isteğinin içerisinde değişemeyen bir zakhar Evim dediğim ter bir odanın içerisinde birkaç çiçek, masa, koltuk, kedi ve yazı masasından oluşmakta. Aile, dost, arkadaş kavramlarına karşı uzunca zamandır, aidiyetsiz ve yabancıyım yapabildiğim tek şey yazmak ve bunu yapıyorum. Yazmak dışındaki hayatta nasıl yaşanılır bilmiyorum Dünyanın değer bilmez oluşuna karşı koymanın mümkün olmadığını yenice öğrendim. İşin asıl ilginç yanı ömrümün orta yaşlarına gelmeme rağmen ben kendimi yeni tanıyordum nevrozlarım ve zaaflarımla. HAHA! Buraya alaycı bir gülüş bırakıyorum. İnsan kendisini yarı-ömürde tanıyamaz mı? Bir de yeni fark ettiklerim var içimde: geçmişimi diri diri toprağa gömmüşüm. Hissedilmesi gereken duyguları zaaf görüp onları betonla örtüp, geçip gitmişim. Gömdüğüm hayaller hayalete yerinin bırakmış mezar taşlarımda. Şimdi ise es geçtiğin ne varsa bir bir hortlak gibi karşıma çıkıp gecemi gündüze katmakta.

“Arif neler yazıyorsun sen?“ diye iç geçirdi kendine. Şöyle süslü cümlelerle alıcı bir şiir bıraksana şuraya. Arif iç sesini bastırmak adına, oda sakinlerinin duyması ve onların da kendisine olan inancı pekiştirmek için seslendi kendi kendine. Bunca zaman satır ve insan aralarında kendimi bulmaya çalıştım. Bırak kendimi yolumu aydınlatacak bir fener bile bulamadım. Kendimi yazamadığım için insanları, olayları ve hisleri yazdım Şimdi bir kerecik olsa da kendimi yazmak istiyorum.

Arifin sesi avazı çıktığı kadar bağıran bir aç kalmış bebeğinkinden farksızdı. Seslere duyarlı olan kemal, bağırma üzerine kapıyı çalmadan içeriye daldı.

İyi misin Arif? Kiminle konuşuyorsun sabahın bu saatinde bağırarak? Hiçç. Hiç mi? Ariff… Bir ömür yazarak ve bir odada geçmez.

Kemal geldiğinden daha sakin ve yavaş adımlarla odadan çıkıp kapıyı kapattı ve suskunluk çöktü odaya. Arif daktilosuna yöneldi kaldığı yazıyı tamamlamak adına

Tak, taktak, taktaktak

Ne hiç ’im ne de hep. Hem hiç ‘im hem de hep.


메타데이터
post_id
a3d577966c2
slug
k-a-2-a3d577966c2
url
https://medium.com/@samsenca/k-a-2-a3d577966c2
canonical_url
https://medium.com/@samsenca/k-a-2-a3d577966c2
author_url
https://medium.com/@samsenca
status
ok
fetched_at
2026-07-26 23:43:52