ATİYE: “HAFIZANIN KİLİTLİ ODALARI”
“Erhan’ın inanması için Atiye’ye bakması ve Göbeklitepe’deki gizemli geçitte Atiye’yle etkileşmesi gerekir. Hafızanın kilitli odaları tek…
ATİYE: “HAFIZANIN KİLİTLİ ODALARI”

“Erhan’ın inanması için Atiye’ye bakması ve Göbeklitepe’deki gizemli geçitte Atiye’yle etkileşmesi gerekir. Hafızanın kilitli odaları tek tek açılmalıdır yani Atiye’nin de dediği gibi: “Biz ne vakit hatırlarız birbirimizi, o vakit birleşiriz.”
Atiye’nin ilk sezonunu 2019 Aralık’ta izlemiştik. Merak ettirici bir sonla biten ilk sezondan sonra ikinci sezon, 2020 Eylül ayında Netflix’te gösterime girdi. Atiye, ilk sezon sonuyla bizi sorularla baş başa bırakmıştı. Sarıldığımız kardeşimizin ismi değişebilir, bizi tanıyamayabilir ve nereden geldiğimiz belli olmayabilir. Biz, bir kapının eşiğinden geçtik ve dünyanın başka bir hikâyesinde bulduk kendimizi. Dizi, bunu Erhan karakterinin çocukluğunda yaptığı bir seramiğin içinden bize özetliyor: “İki dünyanın birbirine dokunduğu kapının eşiğinden insanlar girip çıkıyor, kapı dönüyor ve açılıyor. Sakın uykuya geri dönme.” Uykuya dönmeyen ve mücadele veren ise Atiye karakteri.
Atiye; Arapça kökenli bir kelime ve hediye, ödül anlamı taşıyor. Beren Saat’in canlandırdığı bu karakter; ilk sezonda derin bir uyku evresinde gösterilmişti. Ailesinden, annesinin güçlerinden ve anneannesinin varlığından bile haberdar olmayan Atiye, kendini keşfetme yolculuğuna dahil olmuştu. Mehmet Günsür’ün canlandırdığı Erhan’ın da Atiye’ye yol gösterici bir karakter olarak var olması ana mevzuydu. Atiye’ye bahşedilecek olan bir hediye vardı, onun hayatta var oluşundan gelen bir hediye. Dizinin ilk sezonunda Göbeklitepe’de kazıda bir simgenin ortaya çıkması ve bu simgeyi yıllarca değişik formlarda çizen Atiye’nin hayatını gerçekten altını üstüne getirmesi anlatılıyordu. İkinci sezonda ise gerçekten gökyüzü yeryüzüyle yer değiştirdi ve Atiye bilmediği bir evrenin içinde buldu kendini. Bu evrende ne babası kendi babası ne Erhan arkeolog Erhan’dı. Dahası, bu evrende kadınlar doğum yapıp yeni bir insan dünyaya getiremiyorlar. Atiye ise, sadece kendi içgüdülerine güvenerek yol alıyor ve dizinin bazı handikaplarından da olan şeylerden biri olarak istediği her şeyi kolaylıkla halledebiliyordu.

Clarissa P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabında, “Hepimiz yola kumun altında yatan dağınık bir iskelet olarak başlarız. Bizim işimiz geçmişi yeniden gün yüzüne çıkarmaktır.” diyor. Atiye, ilk sezonda kendi kimliğini, kendi soyunu bulma yolunda ilerlerken ikinci sezonda hatırlamanın keşfine, geçmişi gün yüzüne çıkarmaya ve bu sefer kendi kadınlığından dolayı diğer kadınlara da yardım edebilme yoluna giriyor. Dizinin anaerkil bir yapısı olduğunu ilk sezondan beri anneanne, anne ve kızı üzerinden ilerlemesinden görürüz. Kadınların sezgi gücünün kutsanması, anneden kıza bir kuşaktan diğer kuşağa miras bırakılıyordur. Çünkü, hafıza da kolektiftir ve nesilden nesle devam eden bir güce sahiptir. Atiye, çoğu durumda arkasındaki hiçbir şeyi önemsemeden “yabanıl” benliğinin yoluna doğru ilerleyen bir karakterdir. Orada ne bulacağını bilemese de çevresindekileri inandırma yolunda çok güçlü bir çaba sarf etse de amacını gerçekleştirmek ister.
Göbeklitepe’de tek dişil simge olan doğum yapan kadın simgesi, Atiye’nin bu sezondaki anahtar imgelerinden biri. Göbeklitepe’ye adını veren göbeğin ise hamile bir kadının göbeğinden geldiği söyleniyor. Doğum, doğurganlık, anne olma ve bebeğini koruma odaklı bir sezon diyebiliriz. İlk sezondaki kendi yolunu çizen bir kadının, zaten ataerkil bir düzende sadece doğum yapabilenler olarak algılanması düşüncesinin sürdürülmesine ve kutsallaştırılmasına devşirilmesi dizinin kadın izleyicilerinde bir hayal kırıklığı yarattığını söyleyebiliriz. İlk sezondaki kadının anneden kopuşu, sevgiliden kopuşu ve kendini buluş cesareti; ikinci sezonda yerini tekrar anneye ve rahme dönüşe bırakıyor. Burada bir kısırdöngünün olduğu aşikâr. Keza kadınların kullandığı cümlelerin her daim bomboş bir romantiklik barındırması da rahatsız ediyor.

Doğanın incelikli yapısı, bize göründüğünden daha incelikli olduğunu gösterir. Atiye, sezgileri kuvvetli bir karakter olarak rasyonel bir karakter olan Erhan’a, geçmişte ya da paralel evren dediği başka bir dünyada sevmiş, sevilmiş, sevişmiş olduğunu hatırlatmaya çalışır. Bunu da zamanın doğrusal olmadığını söyleyerek ya da kuantumun bilimselliğiyle açıklamaya çalışır. Carlo Rovelli’nin Fizik Üzerine Yedi Kısa Ders kitabında kuantum fiziğinden de bahsedilir. Buna göre elektronlar yalnızca biri ona baktığında ya da daha doğru bir ifadeyle, bir başka şeyle etkileştiklerinde var olur. Erhan’ın inanması için Atiye’ye bakması ve Göbeklitepe’deki gizemli geçitte Atiye’yle etkileşmesi gerekir. Hafızanın kilitli odaları tek tek açılmalıdır yani Atiye’nin de dediği gibi: “Biz ne vakit hatırlarız birbirimizi, o vakit birleşiriz.”
Diziye göre Atiye ve Erhan, Adem ile Havva, İsa ile Magdalena, doğum tanrısı İsis ile onun eşi Osiris, isimleri ne olursa olsun kadın ve erkek; zamansız bir zamandan beri birbirlerinin aradılar. Spiral şeklindeki simgeyi ise iki insanın birleşmesinin sembolü olarak okuyabiliriz. Yerin ve göğün kapısı olan gizemli nokta, kadın ve erkeğin birleşerek oluşturdukları bebek ürünü olarak anlatılıyor. O yüzden iki sezonda da tekrar edilen şey: Yerin altının üstünden daha güzel olduğunu bilmememiz. Bu bilinmezliğin, kafa karışıklığının üreme odaklı olarak okunması ise sorun teşkil ediyor. Çünkü bir kadının, erkekten tek farkının üreyebilmesi ya da Göbeklitepe’de dişil imge olarak sadece doğum yapan kadın olduğunun belirtilmesi dizinin yönünü tamamen değiştirmiş. Atiye’ye onun buradaki yolunun aile mirasını sürdürmek olduğunun söylenmesi de kadının geriye doğru dönüşünün bir göstergesidir.
Stephen King, Hayvan Mezarlığı romanında önce ölen kedisini geri getirmeye çalışan karakter, daha sonra ölen çocuğunu geri getirmeye çalışıyor ama olaylar istediği gibi gelişmiyor; hiç kimse eskisi gibi kalmıyor. Dizinin Göbeklitepe’yi manyetik bir geçiş mekânı olarak kullanmasının yanında asıl önemli teması da sevdiğimiz biri öldüğünde onu tekrar geri getirmeye duyduğumuz istek. Bu getirmelerin ise farklı dünyalarda yarattığı birtakım komplikasyonları var. Tanınmamak, parmak izinin bile olmaması, nefessizlik, doğuramama dizideki başlıca unsurlar. Atiye, yaşanması gereken bir düzeni bozup yeni bir düzen yarattığında, o düzende dünyaya yeni ürün getirilemiyor. Burada belki şunu sorabiliriz kendimize: Yaşadığımız bu evrende gerçekten biz kimiz ve hayattan tam olarak ne istiyoruz.
Arka Pencere Mecmua Ekim 2020 sayısında yayımlanmıştır.
메타데이터
- post_id
- a514b3474c5e
- slug
- ati̇ye-hafizanin-ki̇li̇tli̇-odalari-a514b3474c5e
- url
- https://medium.com/@zeynepsarhan/ati%CC%87ye-hafizanin-ki%CC%87li%CC%87tli%CC%87-odalari-a514b3474c5e
- canonical_url
- https://medium.com/@zeynepsarhan/ati%CC%87ye-hafizanin-ki%CC%87li%CC%87tli%CC%87-odalari-a514b3474c5e
- author_url
- https://medium.com/@zeynepsarhan
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-28 04:21:46