Zamanın hızı ve iyileşmenin gecikmesi
Zamanın bir yerinde benliklerimizi ter ettiğimiz var sahteliklerle yaşadığımız dönemler var. Sanırım sahte olmaya itiliyoruz. Bunu bilinçli…
Zamanın hızı ve iyileşmenin gecikmesi
Zamanın bir yerinde benliklerimizi ter ettiğimiz var sahteliklerle yaşadığımız dönemler var. Sanırım sahte olmaya itiliyoruz. Bunu bilinçli seçmiyoruz. Çağımızda da aslında bir sahtelik söz konusu. Yavaş yavaş bu sahtelik kırılıyor. Bir sürü tanımlamalar, teşhisler ve yöntemler. Aslında bunların hepsi ilk başta olumlu gelişmeler gibi görünebilir. Tıp ilerliyor ve hastalıklarını düzeltilmesi için de alan açılıyor. Ama bu ilerlemeye karşın neden anksiyete ve depresyonumuzda artıyor. İşte paradoks burada. Galiba özümüzü aradığımız bu hayat yolculuğunda kaybolmamızla ilgili. Yani o kadar tanımın içinde boğuluyoruz. Anlamak ve bilmek yaşamanın önüne geçmiş durumda. Peki eskiden böyle miydi? Elbette ki herkes hayat hakkında bir fikre sahip olmuştur. Herkesin yaşam felsefesi kendine ama bazıları var ki galiba ben de bunlardan biriyim daha derin bir şeyler seziyoruz. Nasıl yaşanmalı diye dayatımın olduğu bu düzende peki ben nasıl yaşayacağım sorusu geliyor? Bu sorunun cevabı aslında yok bana göre. Çünkü bu bir süreç. Yaşam amacı olmalı mı yoksa insan bu yolculukta araçlar mı icat ediyor? Nihai hedefin mutlu olmak olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Nihai hedefin tüm duygularla beraber var olmanın olduğunu düşünüyorum. İnsan bazen bir fikri kaybedince de veya yaşadığı şeye bir anlam bulunca ama onun yanlış olduğunu görünce de üzülür. Ben bunu yaşadım. O kadar acı çektiğim zaman oldu ki ve dedim ki bu genel durum, bunun başkalarına faydası olması lazım anlatmalıyım. Sonra b u fikirden vazgeçince o kadar mutsuz oldum ki. Ha dedim demek ki anlam bulmak ve o olmadığını anlayıncada insn acı çekermiş. Şimdi dönüp bakınca tüm sürece acı çektim o kadar. Artık anlam olayına pek takılmıyorum. Sorgulamıyorum da sadece başıma geldi ve yaşandı gitti. Bu halimi de seviyorum baya. Yaşıyorum bunu biliyorum bu yeterli. Yazdıklarım okunmuyor bunun bir önemi var mı? Bence yok. Şu an yazarken ben keyif aldıysam, tüm bu yaşam sürecinde yazma özgürlüğüne sahipsem ve istediğim tuşa basıp kelimeler bir araya getiriyorsam daha ne olsun. Aslında anlam arayışı baskısı da aynı şekilde yoruyor insanı. Her şeyin bir anlamı olması gerrekmez. İnsan içinden geldiği gibi yaşamalı. Ama benim burada sözünü ettiğim kendini oyalamak değil. Bu iki şey bence günümüzde karıştırılıyor. Nerden mi tahmin yürütüyorum bazen arkadaşlarım film felan öneriyorlar ama ben derin konulardan bahsedince genellikle bunu söylüyorlar. Bakıyorum hepsi günlük sohbetlerden bahsediyor ve kimse de açıkçası beni sallamıyor. Üzülüyor muyum o anlarda evet. Çünkğ kendimi gereksiz konuşuyor muşum gibi düşünüyorum. Sonra da üzüntüm geçince kendimin gayet makul bir insan olduğu konusunda mutabık kalıyorum. Evet görünüşe göre benim hayatım ve söylediklerim yorucu. Ama oturupta sürekli öğretmen, öğrenci konuşmak bana göre de bu sıkıcı. Yani insanlar kendilerini anlatabilirler sorun yok. Ama anlatmıyorlar. Takmıyorum ya diyorlar. Takıyorum ben de. Neyse konudan sapmaya gerek yok. Anlam aramadıktan sonra baya kendimi rahat hissediyorum. Çünkü hayat bazen boktan, bazı insanlar çok kötü ve bu hiç değişmeyecek bir gerçek. Tanrı’nın isteği de diyemem yani 5 yaşında bir çocuğun istismara uğrayışını heralde kader ve Tanrı isteği veya sınavı diye açıklayamayız. Bu bence Tanrı kavramına da ters. Neyse derine inmeyelim. Hayat aynı zamanda eğlenceli de. Boktan bir sürü tarafı var, aynı zamanda kendimizin saadetler içinde geçirdiği bazı güzel anlar var. Mesela şu an gibi. Uyumak, yemek yemek, spor yapmak en güzeli de yazı yazmak gibi. Geriye kalan zamanlar işte sıradan insanlar arasına karışıp muhabbet sohbet. Yazmayı seviyorum. Galiba kendimi akış içinde ifade ettiğim en güzel zamanlar. Kim yargılayacak beni yazdıklarımdan. Kendimi ispat etmeme gerek kalmadan veya insanların sığlıklarına maruz kalmadan mutlu olduğum zamanlar. Birine bu dediklerimi anlatmaya çalışsam kafa açmaya başlardı. Aksini söylerdi. Bir susmazdı, hemen teşhis koymaya çalışır kendi aptalca fikrini söylerdi. İtiraf edeyim insanların çoğunun muhabbetini boktan ve yüzeysel buluyorum. Çok aptalca geliyor. Hatta çoğu saçmalıyor. Hemen beni düzeltiyorlar. Bir susun sadece kendimi betimlemek istiyorum diye bağırasım geliyor. Konu bensem sizin nasıl fikriniz olabilir benim hakkımda mantıken. Benden bahsediyoruz ve sen benim hakkımda yorum yapıyorsun be ahmak. İnsanların çoğu boş bomboş. Bu beni yalnızlığa itmiyor. Bilakis onlarla yaşadığım sürece bu aptallıkları kabul etmem ve hoşgörülü olmam anlamına geliyor. Ama artık kendimi tanıdım. En fazla bir aptal bulunduruyorum çevremde. ahahah Ne kadar kibirliyim dimi. Olsun hiçbir önemi yok. Kendilerini çevremde akıllı sanan aptallarla zaman geçiriyorum. Her şeyi görüp susuyorum yetmez mi bu hoşgörü. Ama aynı aptal bana sen mükemmeliyetçisin demekten utanmaz. Ben dönüp sen takıntılısın ve kaygı problemin var demiyorum. Bence bu hoşgörü. Demek ki sandığınız kadar kibirli değilim. Artık mükemmel olmakla uğraşamam. İçimden nasıl gelirse öyleyim. Bundan suçluluk duyduğumda oldu. Ama sanırım bir bıkkınlık hali geldi. Mükemmel olmaya çalışan yorucu bir tip olmaktansa hata yapmış kendimi daha çok seviyorum. Günün sonunda mükemmel olamamış halime kızıp sıkıntıya girmektense hata yapmanın normal olduğu bir insan olmayı kabul ediyorum. Zamanınızı boşa harcamayın sözü. Neye göre kime göre. Mesela ben ev temizliğini de seviyorum. Boşa mı harcadım zamanımı şimdi. Tabi ki değil. Neyse bu gecelik yeter.
메타데이터
- post_id
- a6779b4f8ed7
- slug
- zamanın-hızı-ve-iyileşmenin-gecikmesi-a6779b4f8ed7
- url
- https://medium.com/@edlplt/zaman%C4%B1n-h%C4%B1z%C4%B1-ve-iyile%C5%9Fmenin-gecikmesi-a6779b4f8ed7
- canonical_url
- https://medium.com/@edlplt/zaman%C4%B1n-h%C4%B1z%C4%B1-ve-iyile%C5%9Fmenin-gecikmesi-a6779b4f8ed7
- author_url
- https://medium.com/@edlplt
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-11 00:24:18