← Back to list

KUSURSUZ PLANIMIN BOZGUNU

Kar altında yarım kalan bir türkü…

Ahmet Haldun UYGUN · 2026-06-01 06:10 · 0 claps · 4.8 min read
#hikaye #yaşam #vicdan #edebiyat #deneme
Open on Medium ↗

KUSURSUZ PLANIMIN BOZGUNU

Kar altında yarım kalan bir türkü…

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/karli-bir-gecede-sokakta-yalniz-bir-yuruyus-35840589/

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/karli-bir-gecede-sokakta-yalniz-bir-yuruyus-35840589/

Kış her zaman insanın tenine dokunmuyor, bazen yüreğini de üşütüyordu. Bazen soğuktan sızlayan eller, ayaklar değil; vicdanın ta kendisi oluyordu.

Hay aksi dedim kendi kendime son sigaramı yakmak üzereyken. Bu karda kışta, hele de bu saatte insanın sigarası mı biter? Saatime baktım, gece yarısını henüz geçmişti. Elimi cebime attım; şıkırdayan birkaç yuvarlak metalden başka bir şey yoktu. Demek param da bitmişti. Yani derdim büyüktü… Sigara yok, para yok; hele de bu saatte bu karda kışta.

Anneme gittim vakit kaybetmeden ve babamdan para istemesini rica ettim. Annem gitti, ben beklemeye koyuldum. Az sonra çıkageldi elinde yirmi lirayla. Artık sadece sigara param değil, yarınki yol param, hatta okuldaki yemek param bile çıkmıştı.

Konfor Alanından Sokağın Ayazına

Artık yola çıkabilirdim. Atkımı sıkıca doladım boynuma, beremi taktıktan sonra montumu da geçirdim sırtıma. Botlarımı giyinirken neşeli bir türkü mırıldanmaya başlamıştım çoktan. Derdimin en önemli kısmını oluşturan para mevzusunu çözmüştüm ne de olsa.

Hızlıca iniverdim merdivenlerden. Demir kapıyı açıp sokağa çıktığımda, soğukla ilk karşılaşmamız pek samimi olmadı doğrusu. Asfalt neredeyse hiç görünmüyordu. Yerdeki kar tabakası gündüz ısınıp gevşemiş ve akşamın ayazında iyice sertleşmişti. Evimin önünden aşağıdaki caddeye kadar hafif bir yokuş inmeliydim. Yerler buzlu olduğu için hızlı hareket edemiyordum. Yolculuğum bu yüzden beklenenden uzun sürecekti.

Nihayet yokuşu inip ilk caddeyi geçtim. Taksi durağıyla Ceyar’ın benzinliğinin arasından geçerek ana caddeye çıktım. Yol üstünde birkaç kuruyemiş dükkanı ve birkaç tekel bayisi vardı. Hepsi çoktan indirmişti kepenkleri. Bu saatte açık bulabileceğim tek yer, merkezdeki benzinliğin marketiydi.

Benzinlik evden yaklaşık iki kilometre kadar uzaktaydı. Yolun çoğunu adımlamıştım buharlaşan melodiler eşliğinde. Ana caddenin diğer tarafındaydı benzinlik. Yolun karşısına geçip pompaların ve araçların arasından yürüyüp girdim markete. İki adımda mevsim değişti sanki. Zira kasadaki gencin üzerinde şirketin logosunu taşıyan mavi bir gömlek vardı. Bense kat kat zırhını kuşanmış bir savaşçı gibiydim.

Sigarayı isterken parayı verdim kasiyere. Önümdeki çikolatalara daldı gözüm. Tam elimi uzatırken vazgeçtim. Okulda yiyeceğim yemeği feda edemezdim çünkü. İşimi halledip çıktım marketten ve dönüş yolculuğum başladı.

Ejderhanın Titrediği Yer

Karşıya geçip kaldırıma çıktım. Ağır ağır yürürken bir yandan da düşünüyordum. En çok soğuk yoruyordu zihnimi. “Bu saatte evimde, sıcak yatağımda olmalıydım” dedim kendi kendime. Sigaram yanlış zamanda bitmişti ne yazık ki.

Bizim tatlı yokuşa varmak üzereydim. Taksi durağının olduğu sokağa girdim. Ceyar’ın benzinliğinin ışıklı, yüksek tabelasına ilişti gözüm. Ağzından ateş çıkaran ejderha soğuktan titriyor gibiydi. Tabelanın içindeki floresanlardan biri yanıp yanıp sönüyordu. “Ejderhayı titreten soğuk bana neler yapmaz” dedim gülerek kendi kendime.

Bu son caddeyi de geçip yokuşa doğru birkaç adım attım. Sonra bir an durdum; sigara paketini açıp bir sigara yaktım. Hesaplamalarıma göre, son türkü ile son sigara aynı anda bitecek ve ben evimde olacaktım. Kusursuz bir plan yapmıştım.

Sokakta benden başka kimsecikler yoktu. Bu soğukta, bu saatte gayet normal bir durumdu tabii. Sigaramdan bir nefes aldım ve tekrar adımlamaya başladım. Ayağımın altında ezilen buzlar ritim tutuyor gibiydi.

Karanlıktan Gelen O Ses: “Abi!”

Tam türküme başlayacaktım ki bir ses duyar gibi oldum.

“Abi!”

Sanki kulaklarıma bir çocuk sesi çalınmıştı. Gecenin ıssızlığını ve ruhumu delen o sesi tekrar duyduğumda olduğum yerde mıh gibi kalakaldım.

“Abiiiiii!”

Yanılmıyordum, artık emindim. Ses hemen arkamdan geliyordu. Arkama döndüm hemen. Sekiz on metre aşağımda, karanlığın içinde küçük bir çocuk silüeti duruyordu. Yanıldığımı düşündüm önce. Sonra aşağı doğru birkaç adım attım. Evet, gerçekten de küçük bir çocuktu karşımdaki. Şaşkınlığıma tekrar tekrar yenik düşüyordum çocuğa yaklaştıkça.

Bir elinde siyah renkli naylon bir poşet tutuyordu, diğer elinde ise bir paket kağıt mendil. İyice yaklaştım ona. Elleri ve yanakları soğuktan kızarmıştı. Ayağında uçları iyice yukarı kalkmış, boyası yer yer solmuş siyah bir kundura vardı. Altında gri renkli kumaş bir pantolon, üstünde el işi mavi-kırmızı desenli bir kazak vardı.

Montunu da tarif etmeyi çok isterdim, tabii olsaydı…

Titreyen çenesini sakinleştirmeye çalışır gibi beni izledi kısa bir süre. Çatırdayan dişlerinin arasından birkaç kelime daha fırladı:

“Abb-bbb-biiii me-me-memmmen-dil aaa-llllll-lıırrr mıssıııınnn?”

“Ulan ne mendili, bir dur” dedim içimden. Amacım olup biteni öğrenmekti. Benim birkaç kilometrelik “acılı” yolculuğum, bu çocuğun çıplak gerçekliğine çarpmıştı.

Adını sordum; Ali’ymiş. Gürler İlkokulu’nda dördüncü sınıf öğrencisiymiş. Bizim evin birkaç sokak üstündeymiş evleri. Bir yandan anlatıyor, bir yandan titriyordu. İstemem dese de üzerimdeki montu çıkarıp sırtına attım. Bunu Ali’yi düşündüğümden mi yapmıştım, yoksa kat kat kuşanıp çıktığım o zırhın sıcaklığından utandığım için mi, bilemiyorum. Yokuşa doğru hem yürüyor hem de konuşuyorduk.

Tekrar sordu: “Mendil alır mısın abi?”. Mendil istemediğimi duyunca, bu kez benden on lira istedi ihtiyacı olduğunu söyleyerek. Ben ise ona, hayatta her zaman dürüst olması gerektiğine dair bir nutuk çekmeye hazırlanıyordum. Bu dondurucu gece yarısında, ihtiyacı olacak en son şeyi yapacaktım yani.

Durdum bir an ve o yorgun gözlerine baktım Ali’nin. “Bak Aliciğim…” dedim. İkinci nefesimi almıştım konuşmaya devam etmek için. Ali omuzlarını kaldırarak hemen söze girdi:

“Abi yemin ederim doğruyu söylüyorum, ihtiyacım var.”

“Hele bir dur bakalım” dedim, “Bu saatte, bu soğukta, bu halde ne işin var senin sokaklarda?”

“Mendil satıyorum abi” dedi. Neredeyse her yer kapalı olduğu için kahvehaneleri dolaşıyormuş. Anlaşılan o kumarbazlardan ekmek çıkmamış, Ali’yi fark eden olmamıştı.

“Ali, gündüz neden satmıyorsun?” diye sordum.

“Okul akşam bitiyor abi, sonra mendil satmak için çıkıyorum.”

“Baban, annen yok mu? Onlar çalışmıyor mu?” dedim. Babası bir süre önce ağır bir kaza geçirmiş, çalışamaz halde ve bakıma muhtaçmış. Doğal olarak annesi de evde onunla ilgileniyormuş.

“Abin, ablan da mı yok?” diye sordum. İkiz bir erkek kardeşi varmış. Bir gün o, bir gün Ali çıkıyormuş mendil satmaya.

“Evde tüp bitti abi! Bu saate kadar denkleştiremedim tüp parasını. Ama artık çok yoruldum ve uykum da geldi” dedi. “Yoksa istemezdim senden.” diye de hemen ekledi kafasını yere eğerek.

Sahte Dertlerin Sonu

Evde tüp bitmiş… Vazgeçtiğim o çikolata, yarınki yemek param meğer Ali’nin nasibiymiş dedim içimden. Onun evinde kaynayacak bir kap çorbanın bedeliymiş. Benim “yokluk” edebiyatım, onun yaşamak ağrısının altında ezilip gitmişti.

Apartmanımızın önüne gelmiştik ve benim yolum bitmişti. Bizim evin hemen önündeki sokak lambasının altındaydık artık. Son cümlelerimi kurmak için dizlerimin üzerine çöktüm. Ali biraz rahatlamış gibiydi ve sanırım artık üşümüyordu da.

“Bak Ali, ben bu binanın dördüncü katında oturuyorum. Adım Ahmet!” dedim. Ali kafasını kaldırıp bizim eve baktı, anladım der gibi. “Ne zaman bir ihtiyacın olursa gel, beni bul” dedim.

Elimi cebime attım ve çıkardım bütün paramı. O geceki sahte dertlerimin tüm sermayesini, Ali’nin minik avuçlarına bıraktım. “Al bakalım” dedim.

Parayı aldığında, yüzüne gözüne bir tebessüm bulaştı. Gülünce de çok sevimli oluyormuş kerata, son anda öğrenmiş oldum. Mont kalsın sonra getirirsin dedimse de dinlemedi beni, çıkarıp verdi geri. “Çok teşekkür ederim Ahmet abi, Allah razı olsun!” dedi. “Rica ederim Aliciğim, hoşça kal” dedim. O kızarmış yanaklarından öperek uğurladım onu.

Eski kunduralarıyla karları çiğneyerek yavaş yavaş uzaklaştı. Sokak lambalarının altından geçiyor, bir görünüyor bir kayboluyordu. Son sokağı bitirene kadar öylece baktım arkasından.

Kapanmayan Hesap

Binanın girişine doğru yürüdüm. Parmaklarımın arasında ne zaman söndüğünü bilmediğim sigarama baktım. Zaten türküm de susmuştu çoktan. Son sigara, son türkü hesabım tutmamıştı bu sefer.

Bu gece bütün hesaplar Ali’nin üzerine kurulmuştu anlaşılan. Bense bu hesabın sadece bir parçasıydım. Sigaramın o saatte bitmesi, annemden para istemem, o saatte o ayazda yola düşmem, markette geçirdiğim süre vs. vs…

Eve girer girmez doğruca odama gittim. Üzerimi değiştirip yatağıma uzandım. Çok uzun bir yolculuk olmuştu benim için. Ellerim, ayaklarım hâlâ çok soğuktu.

“Soğuktan sızlayan eller ayaklar ısınırdı da; ya vicdanım üşüseydi…”

Hayatınızda kusursuz planlar yaparken, sizin de tüm hesaplarınızı altüst eden sarsıcı bir yüzleşmeniz oldu mu? Hikaye burada bitti fakat Ali’nin açtığı o pencere, başka hikayelere vesile olabilir. Aşağıdaki yorumlar bölümünde kendi “bozgunlarınızı” paylaşmaktan çekinmeyin sevgili dostlar; kelimeler paylaştıkça çoğalır. Yolculuğuma ortak olduğunuz için teşekkürler.


메타데이터
post_id
a6a8cfb5af6b
slug
kusursuz-planimin-bozgunu-a6a8cfb5af6b
url
https://medium.com/@ahuygun81/kusursuz-planimin-bozgunu-a6a8cfb5af6b
canonical_url
https://medium.com/@ahuygun81/kusursuz-planimin-bozgunu-a6a8cfb5af6b
author_url
https://medium.com/@ahuygun81
status
ok
fetched_at
2026-06-09 15:37:30