Eldeki kuş / Daldaki kuş
Bu yazıda ihracat, ithalat, dış ticaret açığı kavramlarına değinerek, toplumsal kalkınma için çok basit bir matematik denklemden ve bizim…
Eldeki kuş / Daldaki kuş
Bu yazıda ihracat, ithalat, dış ticaret açığı kavramlarına değinerek, toplumsal kalkınma için çok basit bir matematik denklemden ve bizim bu denklem içerisindeki yerimizden bahsetmeye çalışacağım. Paranın ülkede kalmasının öneminden bahsedecek ve bireysel olarak her birimizin neden yerli malı tercih etmesi gerektiğini anlatacak ve savunacağım :)
Öncelikle bu kavramları hepimizin az ya da çok bildiğini düşünsem de birkaç cümle ile açıklamak istiyorum. Dış ticaret; bir ülkenin sınır dışı ülkeler ile yapmış olduğu her türlü mal ve hizmetin alışverişini ifade eder. İthalat; ülke sınırları dışında bulunan bir mal ya da hizmetin, ücreti karşı tarafa ödenerek satın alınmasıdır. İhracat ise; ülke sınırları içerisinde bulunan mal ya da hizmetin, sınır dışı kişi ya da topluluklara ücreti karşılığında satılmasıdır. İlk durumda ülkeden para çıkışı olurken, ikinci durumda para girişi olmaktadır. Dış ticaret açığından da bahsetmeden olmaz. Dış ticaret açığı; yıl içerisinde yapılan toplam ihracat-toplam ithalat formülü ile hesaplanır. Sonucun negatif çıkması açığın varlığını gösterir. Pozitif çıkması durumunda buna dış ticaret fazlası diyoruz(ülke gündeminde çok duyduğumuz bir terim değil maalesef).

Geliyor gelmekte olan..
Dış ticaret ile cari açık arasında ufak bir hesaplama farklılığı var. Cari açık hesaplanırken farklı birkaç metrik daha giriyor işin içerisine, basit olması için buna değinmeyecek ve yazımda dış ticaret ifadesini kullanacağım. Bu kısımla ilgili detayları merak edenler için Ticaret Bakanlığı’nın sitesinde bulunan bazı raporlar ilgi çekici, bakabilirsiniz. “https://ticaret.gov.tr/istatistikler/bakanlik-istatistikleri/gumruk-istatistikleri/dis-ticaret-verileri”
Peki bu temel kavramların ne olduğunu anladık. Dış ticaret fazlası oluşturmanın ülke ekonomisi için olumlu bir şey olduğunu söylemek zor olmaz sanıyorum. Neden, çünkü ülkeye giren paranın fazla olması ülke sınırları içerisinde artık daha çok al-sat aracı(para) olduğunu gösteriyor ve bu cari fazla durumu sürdürülebilir olursa yıllar geçtikçe toplam sermayesi daha büyük bir ülke inşa etmiş oluyoruz. Yani günümüzde ülkemizde 100 birim para olduğunu düşünürsek, her geçen yılda 5 birimlik cari fazla vermemiz 5 sene sonra 125, 10 sene sonra 150 birim paraya(sermayeye) sahip bir ülke olmamızı sağlar. Öte yandan dış ticarette açık verdikçe ülkede bulunan toplam paranın azalacağını söyleyebiliyoruz.

Ülkedeki paranın dağılımı ve Türkiye’nin diğer ülkelerle para alışverişi ilişkisi(ayrıca bkz.çizim yeteneğim :)
Peki ihracat yapan onca şirketimiz varken neden hala dış ticaret açığı veriyoruz ve ülkedeki para yıllar geçtikçe azalıyor, demeden önce son 8 yıla ait dış ticaret rakamlarını veren grafiği aşağıya ekliyorum.(Son dönemde çok tartışılsa da bunlar TUIK verisi) İşaretlediğim kolona bakacak olursak sadece son 3 yılda 133 milyar dolar üzerinde paranın azaldığını söyleyebiliriz. Yine son sıradaki kolonda ihracat/ithalat oranımızı kolayca okuyabiliriz.

2013'ten önce farklı mıydı diye düşünenler için aşağıdaki tabloyu ekliyorum. Veriler yine TUIK verisi sadece farklı yerlerden aldım. Üzgünüm ama dış ticaret dengesinde gün yüzü gördüğümüz 1 senemiz bile olmamış. Her geçen yıl ülkedeki paranın azaldığını söyleyebiliriz.

Peki ülkedeki para azalırken büyüme rakamları açıklanıyor bir yandan, nasıl oluyor. Büyüme hesabı içerisinde tek metrik ülkenin dış ticaret rakamları değildir. Neler olduğuna çok fazla değinmeyeceğim ama dış ticaretin büyümeye etkisini araştıran bir makalenin sonuç kısmını paylaşmak istiyorum. Uzun bir makale değil, dileyen tamamını buradan okuyabilir.

Peki yıllardır süregelen bir dış ticaret açığını konuşurken, bizim bu hikayedeki rolümüz ne, hiç mi sorumlu değiliz bunu düşündünüz mü? Hadi düşünelim, insanlar yıllardır birlikten kuvvet doğduğunu fark etmiş ve gruplar halinde işbirliği ile çalışarak mal ve hizmet üretmektedir. Bir uçak fabrikasında herhangi bir kişinin tek başına uçağı üretmesi imkansızdır, ama herkes kendi küçük işini tamamladığında komün çalışma neticesinde devasa teknolojiler içeren bir ürün ortaya konulabiliyor. Peki biz de dış ticaretteki açığı bir başımıza nasıl kapatabiliriz diye düşünelim. Tek başına bir mal ya da hizmet üretip bunu ülke sınırları dışına satabiliyorsan çok güzel(yurtdışına freelance iş yapan sayısı her geçen gün artıyor, ilginizi çekiyorsa bu alanı da bir araştırın derim), dış ticaretteki gelir hanemize sayı yazdın ama tek başına yapamıyorsan da, bunu yapan kişi ya da şirketin bir parçası olmak ve ona yardım etmek de aslında dış ticaret geliri hanesine sayı üreten bir yapıya destek olmak ve dolaylı olarak yine dış ticaret fazlası oluşması için çalışmaktır.
Peki ben olmasam da birileri zaten o ihracat yapan şirketlerde çalışacak, o zaman ben ihracat yapan şirkette de çalışsam olur sadece Türkiye’ye mal ve hizmet üreten bir şirkete çalışsam da olur, hatta yurt dışından mal alıp Türkiye’de satan(bu insanları sevmiyoruz artık değil mi :)) şirkette çalışsam da olur mu demeliyiz. Yani bu kısımda büyük resme bakıyorum ve şunu diyorum. Çalıştığım şirket üretim ham maddesinin tamamını yerli kullanıyor ve çıkan son ürünü de ihracat yapmadan Türk halkına satıyor diyelim. Bu durumda ülkedeki toplam para değişmediği için, aslında birilerinin elindeki para bir başkasının eline geçmiş olmuyor mu? Bahsettiğimiz şirket büyük bir şirketse yıllar geçtikçe halkını fakirleştirirken, kendisi zenginleşiyor. Fakirleştiriyor diyorum çünkü ülkedeki sermayeyi artırıcı bir çalışmada bulunmadan, sadece var olan sermayeyi kendi elinde toplamış oluyor esasında. İstihdam da yaratıyor tabi ki ama en iyi model gerçekten bu değil.
İkinci bir alternatif olarak yurt dışından getirdiği malları, Türk halkına satan şirketi düşünelim(Teknosa, mediamarkt gibi teknoloji mağazaları örnek olabilir)Bunlar ülke sınırları içerisindeki parayı toplayıp, yurt dışındaki ana üreticiye götürüyor, ülkedeki paranın azalmasına sebep oluyor. Bu işi yaparken aldığı komisyonla da kendi karını oluşturuyor. Güzel bir gelecek için aradığımız model bu da olmamalı.
Peki nedir güzeli? Güzeli, üretiminde ithal mal da kullanabilir yerli mal da kullanabilir ama ürettiği son ürünü ihracat yaparak yurt dışına pazarlayan şirkettir, ülkeye para girmesini sağlıyordur. Tabi şirket kazandığı bu parayı ülkesinde tutmayıp, yurt dışında bazı yatırımlar da yapabilir, ülkesinde bulunan lüks ithal ürünlerin alımında da kullanabilir, bunu bilmek çok zor. Sık rastlanan bir eleştiri de yerli malı dediğimiz ürünlerin üretim elemanlarının zaten ithal olduğu yönünde. Hadi düşünelim ki gerçekten de yerli malı dediğimiz ürünün bileşenlerinin tamamı yurt dışından alınıyor, bu durumda bile bu ürünün son hale gelmesi için çalışan işçiler Türk ise aslında nihai ürün için %100 ithalata dayalı ürün diyemeyiz. Peki dediniz ki ithal ürünlerin de bazısı zaten Türkiye’de üretiliyor, evet doğru. Bu durumda yerli malının yine bir farkı kalmadı mı, hayır kaldı. Birinde satışı yapılan ürünün kazancına Türk sahip oluyorken, diğerinde kazancı ülke dışından biri sahip oluyor. Peki paranın kimde kaldığı neden önemli, şundan önemli; Parayı kazanan kişi ya da kişiler Türk ise, bu paranın tekrar ekonomideki hareketinin Türkiye sınırları içerisinde olma ihtimali daha yüksek. Yurt dışına giden paranın Türkiye’ye geri dönüşü biraz daha dolaylı ve zor. Her şeye rağmen parayı hak eden(iyi ürün üreten) mi kazanmalı yoksa sırf Türk olduğu için Türk iş insanı mı kazanmalı biraz derin bir soru. Böylesi bir milliyetçilik kesin doğrudur da diyemiyorum elbette ama ülkemin mevcut şartlarını düşündüğümde milliyetçi olmak zorunda hissediyorum kendimi ve ben buna göre alışverişimi yapıyorum, sizlere de yerli malı tüketmenizi tavsiye ederim. Belki farklı bir ülkede yaşıyor olsam böyle düşünmeyecektim kim bilir.
Dış ticaret açığını kapatmak için ben ne yapabilirim sorusuna cevabımız özetle, kendin yapamasan da ihracat yapan birini bul ve ona yardım et, onunla çalış. Baştaki basit denklemi düşünürsek bir ayağı da ithalatı azaltmak ya bu formülün(bundan pek bahsetmedik), yani ithalat azalırsa dış ticaret açığı azalır. Burada ithal malzemenin ne amaçla kullanıldığı da çok önemli. Sen ithal mal alıp bunun tamamını üretiminde kullanıyor ve arada bir katma değer üreterek aynı malı daha fazlasına yurt dışına(bu kısım önemli) satabiliyorsan, ülkene faydalısın demektir. Ama aldığın ithal mal ve hizmeti, kendi konforunu artırmak için kullanıyorsan(telefon, bilgisayar, kamera, araba, netflix, spotify vb.) aslında ülkendeki parayı azaltıyorsun demek oluyor. Bunu yapmamak da, yani imkanın varsa yabancı yerine yerli malı tercih etmek de yine bu yolda atılabilecek adımlardan biridir.
Günümüz dünyasında ticaret çok kolaylaştı ve mesafeler önemini yitirdi. Herhangi bir ülkede üretilen malı almak normal şartlarda hiç yanlış değil. Her ülke neden telefon üretsin ki. Biri telefon üretsin, biri kamera üretsin, biri araba üretsin ama nihayetinde hiçbir şey üretmeden sürekli satın almaya kalkarsak gelecek nesil bizim kadar şanslı olmayacak, çalışıp dursa da alamayacak belki de bizim aldıklarımızı.

Buraya kadar sabredip okuduysan teşekkürler, umarım faydalı olmuştur.
Yazın sözü: Hep denedin hep yenildin, olsun yine dene yine yenil daha iyi yenil / Samuel Beckett
Yazın şarkısı: https://www.youtube.com/watch?v=22lVr2II7as
메타데이터
- post_id
- a72979110dd3
- slug
- eldeki-kuş-daldaki-kuş-a72979110dd3
- url
- https://medium.com/@serdarkaraolu/eldeki-ku%C5%9F-daldaki-ku%C5%9F-a72979110dd3
- canonical_url
- https://medium.com/@serdarkaraolu/eldeki-ku%C5%9F-daldaki-ku%C5%9F-a72979110dd3
- author_url
- https://medium.com/@serdarkaraolu
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-26 22:25:23