Napoli Yazıları Bölüm 1: Napoli’de Tek Başıma, Lila ve Lenù’nun Peşinde
Haziran ayının ilk günlerinde Napoli’ye yalnız başıma gitmek üzere yola çıktım ve çok az şey beklediğim gibi ilerledi.
Napoli Yazıları Bölüm 1: Napoli’de Tek Başıma, Lila ve Lenù’nun Peşinde
Seyahat her zaman güzel değildir. Her zaman konforlu da değildir. Bazen canınızı yakar, hatta kalbinizi kırar. Ama sonunda sizi değiştirir.
Anthony Bourdain
Haziran ayının ilk günlerinde Napoli’ye yalnız başıma gitmek üzere yola çıktım ve çok az şey beklediğim gibi ilerledi. Aşina olduğum bir hikâyenin peşinden gideceğimi düşünüyordum, fakat orada kendi hikâyemin bir parçasını yaşamak üzere bulunuyormuşum. Bunu sonradan fark ettim.

Napoli yazılarımın bu ilk bölümünde, Napoli Romanları’ndan, Napoli’deki ilk günlerimden ve kurgunun izinde şehri nasıl deneyimlediğimden bahsedeceğim. Sonraki bölümlerde ise Napoli’ye dair keşiflerimin kitaplarla olan ilişkimi nasıl etkilediğini ve bu minik seyahatimin kişisel hayatımda nasıl izler bıraktığına değinmeyi umuyorum.
Napoli Romanları ve Elena Ferrante ile tanışmamın üzerinden iki yılı aşkın süre geçti. Hayatımın karmaşık bir döneminde, kim olduğuma dair halihazırda bildiğimi sandığım kabüllerin sarsılmaya başladığı, bir kabuğumun pullanıp dökülmeye, içinden bir yenisinin görünür olmaya başladığı bir zamanda hayatıma girdi bu romanlar ve bu yeni oluş halimin sabit bir eşlikçisi olarak yerini aldı.

Napoli Romanları, odağına İkinci Dünya Savaşı sonrası Napoli’nin sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı bir mahallesinde büyümekte olan Lenù ve Lila’nın çocukluklarından yaşlılıklarına uzanan hikâyesini anlatıyor. Lenù ve Lila’nın büyüme yolculuklarına; mahallenin diğer sakinleri arasındaki dolambaçlı ilişki ağı, Napoli’nin ve İtalya’nın 50’li yılların başlarından 21. Yüzyılın ilk yıllarına değişen toplumsal ve politik dinamikleri eşlik ediyor. Bu sebeple Napoli Romanları, özünü bir kadın arkadaşlığının tüm o karmaşık katmanları etrafında şekillendirip bir ömür boyunca yaşadığımız ve yaşayabileceğimiz olası çoğu şeye temas ediyor.

Lila ve Lenu
Lenù, adanmış bir dürüstlükle duyguların, kişilerin ve olayların en temel parçacıklarına kadar inen, yüzleşmekten nadiren kaçan, sevimsiz olmayı cesaretle göze alan bir anlatıcı. Bu kitaplarla ilgili beni ilk çarpan nokta bu olmuştu. Lenù’nun kendini ortaya koymadaki filtresizliğini kişisel hayatıma taşıyabilirim, kendime böylesine dürüst olmayı öğrenebilirim diye düşünmüştüm.
Lila ise Lenù’nun aksine daimi bir gizem. Zaten daha başlangıçta bu gizemin peşine düşerek atılıyoruz hikâyeye. Lila’nın var oluşu ve yok oluşu arka planda aynı Lenù’ya yaptığı gibi bizi de bazen tekinsizlikle bazen hayranlıkla kuşatıyor ve onu tam olarak hiç anlayamasak da fark etmiyor, varlığını hep yanı başımızda hissediyoruz.

Napoli ve apartmanlar arasında kurutulan çamaşırlar
Kitaplarda ilerledikçe Napoli oldukça aşina olduğumuz bir yer haline geliyor, zira Lila ve Lenù’nun yolculuğunu Napoli’den ayrı düşünmek mümkün değil. Bu sebeple bir süre sonra Napoli’ye gitmek benim için bir hayal haline gelmişti. Zihnimde Napoli’ye dair birçok imge taşıyordum artık ve Napoli’ye olası bir ziyaretim bir İtalya şehrine gitmekten çok daha fazlası olacaktı: Arkadaşlarımı ziyaret edecekmişim, kendim için oluşturduğum bir görevi yerine getirecekmişim gibi hissediyordum.
Roma Havalimanı’na ulaştığımda, direkt olarak Napoli’ye aktarma yapacağım otobüse bindim; başka bir şehri solumadan hemen Napoli’de olmak istiyordum. Yolda, kulaklıklarımı taktım ve Storytel’de hayranı olduğum Deniz Yüce Başarır’ın sesinden ilk kitabı yeniden dinlemeye başladım. Napoli yazan tabelaları gördükçe heyecanlanıyordum. Bir yandan da, çok sefer hayal ettiğim bir şeyi yaşıyor olmak bana biraz garip hissettirmeye, gerçeklik algımı çatırdatmaya başlamıştı.

Napoli’ye ulaştığım andan itibaren bu zamana kadar bulunduğum diğer Avrupa şehirlerinden farklı bir yerde olduğumu anladım. Napoli kaotikti, yoğundu, dağınıktı, oldukça sesliydi. (Karşıdan karşıya geçmek İstanbul’da bile bu kadar maceralı değil.) Bu zamana kadar bulunduğum diğer İtalya şehirleri gibi düzenli ve özenli bir mimarisi yoktu. Çekici ve görkemli görünmeye çalışmıyordu, sadece var oluyordu.

Bir yandan aşina bir yandan da tedirgin hissediyordum. Napoli’yi birkaç yönüyle İstanbul’un bazı bölgelerine benzettim. Aşinalık buradan geliyordu, tedirginliğin kaynağı ise Napoli’yle ilgili kötü yorumlardan ve kurguda şehrin karanlık yönüne yakından tanık olmamdan geliyordu diye düşünüyorum. Yalnız bir kadın gezgin olarak seyahatimin ilk günlerinde kendimi endişeli hissettiğim zamanlar sık sık oldu ama sonrasında bu durum değişti. Dönüşüm yaklaştıkça gidecek olmamın hüznüyle bir şekilde Napoli’ye çoktan bağlanmış olduğumu fark ettim, önyargıların çoğunun geçerli olmadığını anladım.
Planlarım arasında kitapların dizi uyarlamasında da set olarak kullanılan mahalleyi (Rione Luzzatti) ve karakterlerin hayatında oldukça önemli bir mekân olan Ischia’yı ziyaret etmek vardı fakat sanki bu deneyimleri sonraya saklamak istedim ve Napoli’deki ilk günümde hiçbir plan yapmadan kendimi sokaklara attım.

2. Sezondan Piazza del Plebiscito

Piazza del Plebiscito
Centro Storico’dan yola çıktım, Lenù ve Lila’nın ergenliklerinde arkadaşlarıyla pizza ve dondurma yemeye gittikleri, Napoli’nin refah seviyesi daha yüksek yerlerini, sokaktaki insanları gözlemledikleri, kendileri ile karşılaştırma yaptıkları Tribunali Caddesi’ne uzandım. Tribunali’ye onların o çocukluk yaşlarının gözleriyle bakmaya çalıştım, Lenù ve Lila’nın aşina oldukları Napoli’nin dışında birkaç Napoli’nin daha var olduğunu, onların gerçekliğinin belki de yalnızca onlara özgü olduğunu keşfettikleri, bunun üstüne fikirlerini paylaştıkları anlar zihnimden geçti.
Ardından yürümeye devam ettim ve yollar beni Martiri Meydanı’na çıkardı. Martiri Meydanı tabelasını gördüğümde hem heyecanlandığımı hem de hüzünlendiğimi hatırlıyorum.

Martiri Meydanı, Lila’nın giriştiği her işte yaptığı gibi tutku ve adanmışlıkla ürettiği ayakkabıların dolambaçlı ve hayaller ile hayal kırıklığı arasında salınan hikâyesini barındırıyordu benim için.
Gözlerimle dükkanları taradım, acaba hangisi Cerullo Ayakkabıları dükkanı olabilirdi diye düşündüm. Lila’nın; Lenù ile düğün fotoğrafındaki yansımasını bozup ondan bambaşka bir eser ürettiği, çevresini saran erkeklerin tüm o çıkar ağını kavradığı, kendini bu ağdan nasıl kurtarabileceğini, nasıl özgür olabileceğini daimi olarak ölçüp biçmek zorunda kaldığı o yer.

Lila’nın kolajı
Tutkuyla bağlandığı biri için bir ayakkabı dükkânından kültürel bir buluşma mekânı devşirdiği, her gün ayakkabılar için değil de onu görmek ve bu olağanüstü parlak kadınla sohbet etmek için gelen müşterileri karşıladığı, içinde bir şeyleri yok ettiği ve baştan yarattığı ayakkabı dükkânının bulunduğu bu yerde dolaşırken, açıkça anlaşılacağı üzere, zihnim Lila ile doldu.

Bu düşüncelerle Martiri Meydanı’ndan aşağı doğru indim ve ilerledikçe beni ön planda deniz, arkada ise tüm görkemli ve gizemli hâliyle Vezüv karşıladı. Vezüv’ün şehir için kuşatıcı bir varlığı var. Bir şekilde gözlerinizi alamıyorsunuz ondan, ilginizi doğallıkla talep ediyor. Diğer yandan da büyük bir bilinmezlik, olası bir yıkımı temsil ediyor. Sanki Lila Vezüv’ün bir yansıması diye düşündüm.
Napoli’ye ve Vezüv’e yaklaştıkça, Lila’nın hayatının önemli bir parçası olan sınırsızlanma hissini daha iyi kavradığımı hissettim. Çevremizdeki her şey, kendimiz dahil olmak üzere, birbirine incecik ipliklerle bağlı sanki ve bazı ipliklerin birbirlerini tutmaya devam edeceklerine, beklediğimiz gibi örüntüler izleyeceklerine dair bir yanılsamaya kapılıyoruz. İçten içe kaynamakta olanları göz ardı ediyoruz, etmek istiyoruz. Buna karşılık Vezüv ile yaşamak her şeyin ne kadar da kırılgan ve kaygan olduğuna göz yummaya izin vermiyor olmalı diye düşündüm.

Vezüv
Şehirde ilk günüm tüm bu yerlerde dolanıp dolanıp Lila, Lenù ve Napoli üzerine düşünerek geçti. Benim için beklenmedik olan ise seyahatimin geri kalanında aslında beni bu seyahate iten en önemli iki mekân olan mahalleye ve Ischia’ya gidememek oldu. Bir şekilde mahalleye gitmeye cesaret edemedim. Ischia’ya ise çoğunlukla maddi sebeplerle gitmeyi hep erteledim ve sonunda günlerim yetmedi. Bu yerlere gidemiyor olmanın ağırlığını seyahatim boyunca üstümde hissettim, cesaretimi toplayamadığım için kendime kızdım, o zaman neden buradayım diye de kendime çok sordum.
Ama şimdi şöyle düşünüyorum; seyahat etmek, özellikle yalnız başına seyahat etmek, tam olarak buna yol açıyor: günlük hayatımızda hayatta kalmaya çalışırken görmeyi ertelediğimiz, yüzleşmekten kaçındığımız yanlarımızla karşı karşıya getiriyor bizi ki bence bir kurgu eser okumak da bunu yapıyor. İlginç bir şekilde bazı şeyleri ancak bize ait olmayan bir dünyanın, bir zihnin içine girdiğimizde görebiliyoruz.
O zaman neden buradayım sorusunun cevabını şimdi şöyle cevaplıyorum: Sadece yaşamak için oradaydım.
Napoli ziyaretimde, planladığım gibi kitap serisinde öne çıkan bazı mekânları hiç göremedim fakat Lenù ve Lila’nın izini yolda karşıma çıkan pek çoğu seri ile alakasız birçok şeyin yansımasında yakaladım. Aslında fark etmeden; kendi hayal gücüm ve kaynaklarımla bu anlamları kurmak, hikâyeyi kendim oluşturmak için zihnime daha özgür bir oyun alanı bırakmış oldum.

Napoli’nin “görmeden gitmeyin yerlerinin” çoğunun yüzüne bile bakmadım, ki böyle bir turizm şeklini zaten bir türlü benimseyemiyorum. Muhtemelen kaçırdığım birçok deneyim, lezzet, manzara oldu ve bunları neden yapamıyorum diye kendimi çok yorduğum birçok an da oldu. Fakat korkularımla karşılaşmış oldum, yapamadıklarıma, yanlış kararlarıma karşılık kendi kendimin iyi bir yoldaşı olabildiğimi, asla yalnız başıma yapamayacağımı düşündüğüm birçok zorlu durumun içinden çıkabildiğimi gördüm. Oradaki karşılaşmalarım sayesinde karşılığında bir şey vadetmeden de sevilebilir olduğumu yeniden hatırlamış oldum, çünkü kolayca unutabiliyorum.
Artık tüm bunları düşündüğümde hayatıma Lenù ve Lila’yı kazandıran, beni çocukluk ve ilk gençlik yıllarıma döndüren, kendimle yüzleşmemi sağlayan, hâlâ bazı duygularımı anlamlandırırken bana rehberlik eden, önüme bambaşka bir dünya açmış olan, sayesinde çıktığım yolculuklar ile hayal bile edemeyeceğim deneyimler ve karşılaşmalar yaşamama vesile olan bu kitapların peşinden çıktığım bir yolculuğun; yapabildiklerimle, yapamadıklarımla, ters giden planlarımla, beklenmedik büyüleyici anlarıyla, tüm o gel-gitli haliyle bir şekilde içime ayna tutan bir yolculuğa dönüşmüş olması bana şaşırtıcı gelmiyor. Aksine, beklentilerimin ötesinde, çok daha anlamlı ve değerli geliyor.

Lila ve Lenu, en sevdiklerim halleriyle birlikte üretirken
Napoli Yazıları’nın devamında görüşmek dileğiyle, sevgiler.
Gökselin
메타데이터
- post_id
- a7a6bf427f6c
- slug
- napoli-yazıları-bölüm-1-napolide-tek-başıma-lila-ve-lenù-nun-peşinde-a7a6bf427f6c
- url
- https://medium.com/@gokselinsena/napoli-yaz%C4%B1lar%C4%B1-b%C3%B6l%C3%BCm-1-napolide-tek-ba%C5%9F%C4%B1ma-lila-ve-len%C3%B9-nun-pe%C5%9Finde-a7a6bf427f6c
- canonical_url
- https://medium.com/@gokselinsena/napoli-yaz%C4%B1lar%C4%B1-b%C3%B6l%C3%BCm-1-napolide-tek-ba%C5%9F%C4%B1ma-lila-ve-len%C3%B9-nun-pe%C5%9Finde-a7a6bf427f6c
- author_url
- https://medium.com/@gokselinsena
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-13 06:23:13