“En derin yaralar kapanıyorsa En büyük acılar unutuluyorsa Neden korkulur hayatta söyleyin bana” —…
bu simidi övmeyi bırakmıcam! akıllara kazınmalı. en iyi simit trabzon simididir nokta net. gerçekten nasıl bu kadar iyi bi şey başarmış…
“En derin yaralar kapanıyorsa
En büyük acılar unutuluyorsa Neden korkulur hayatta söyleyin bana” — Candan Erçetin

bu simidi övmeyi bırakmıcam! akıllara kazınmalı. en iyi simit trabzon simididir nokta net. gerçekten nasıl bu kadar iyi bi şey başarmış bizim oralılar hayret ediyorum. fazla iyi! umarım herkes bi gün yer :D

bi de bunu övmeden gidemem. trabzon’a giderseniz bi gün muharrem usta var meydan’da, muhakkak orda bi et döner yiyin olur mu. ben üstüne tanımam. istanbul’da da harika denen yerlere gittim, güzellerdi cidden ama burası da asla azımsanamaz. çok çok çok iyi.
Konumu: https://maps.app.goo.gl/pVSjDYxicpQsRZRL9
elimdeki çiviler de çıktı sonunda. yaşasıııın ya, tenimi gördüm, canım etim kemiğim, canım kolum benim. filmimi de paylaşmak zorundayım çünkü aşırı havalı :D sağdaki plak hala benle, bi sorun olmadıkça almıcaklarmış. garip ama kolum çok zayıfladığı için baya dışardan hissedebiliyorum onu. acayip bi his. çivilerin yeri de aradan geçen 5 günde kapandı gitti. sıfır km bileğimle baş başayım. canım Atatürk’ümün de dediği gibi “Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir.” Yani gazımı Atatürk’ten ve 10.yıl nutku’nda almaya karar verdim. Hadi Bilgeem göreyim seni! :D


25.01.2025. Trabzon. İskefiye.
nazar değmicekse müsaadenizle insanın ailesiyle arasının iyi olmasının mucizevi etkilerinden söz etmek istiyorum :D yakın zamana kadar ailem benim için aşamadığım bir duvardı ve o duvarın arkası harika bir yerdi hayalimde. öyle olmalıydı yani. her şeyi konuşabilen, birbirini dinleyen, merak eden, kültürlü, meraklı, duygularını paylaşmasını bilen ve buna teşvik eden falan filan derken uzuuun bi listem vardı o duvarın arkasındaki aile için. oraya ulaşamadıkça sahip olduğum ailemden uzaklaşıyordum. sonra bir hastalık, felaket oluyordu birleştiriyordu bizi kısa zaman diliminde ama ben zihinsel olarak saygım ve sevgim devam etse de bağlılığımı kaybediyordum. adım atmak isteyip atamadığım, kendimi yorgun hissettiğim çook zaman oldu. sonra babam öldü. daha da uzaklaştım çünkü biz duygularını konuşan bir aile değiliz. hala kim ne hissetti ya da hissediyor bilmiyorum babam konusunda. konuşmadık. 1,5 sene olacak. ben kendimi açmaya, yanlarında ağlamaya cesaret edemiyorum. mezara bile her zaman tek başıma gidiyorum. annemin yanında ağladığımda kötü hissediyorum kendimi. sanki kendimi açıklamam gerekirmiş gibi. ya da annem ağladığında şaşırıyorum. ben zaten annemin gözünden düşen yaşı ilk babamla gördüm. garip yani. yine bak yazınca garip geliyor, bence normali bu olmamalı. benim bir ailem olsa böyle olmayacağımı kendi adıma biliyorum. duygularım şelale benim, zaten gizleyemiyorum da, belli oluyor. ama benim böyle olmam ailemin de böyle olacağı anlamına gelmiyor. gelmemeli. benim direncim onların da benimle aynı yola gelmesini istememdi. gerek yokmuş. adım attığımda karşının da bana milim bile olsa gelmesini istiyorum ben. eşitlik bekliyorum ya. ama bu beklenti saçma bilocum. yani fos çıkabilir ki ben beklenti içindeyim diye beklentimin karşılanma gerekliliği yok. o zaman da ya bu diyardan gidersin ya bu deveyi güdersin derler insana. ben de aldım kendimi karşıma, develer güdülecek, çünkü sen aile olma hissini seviyorsun dedim. böyle hayal ediyorum ki farkındalıklı ve havalı olsun ama böyle olmadı tabii dkah ne oldu anlamadım bile, bir anda baktım ki ben annemle didişirken mutlu oluyorum. eskiden büyük tepkiler verdiğim konulara vermiyorum aynı tepkileri. gülüyorum, dalgasını geçiyorum. çünkü 3 aydır birlikte kalıyoruz benim bu kaza yüzünden. eee noldu bilgecim, alıştın mı sen anana. demek ki biz beraber yaşasak o kadar da delirmicem. gene sinirlenip alanıma müdahale edildiğini hissedicem ama sadece bundan ibaret olmayan bir ilişkimiz de olabiliyormuş. yemin ederim bendeki rahatlamayı size anlatmama kelimeler yetmez. kuş olsam böyle olurdu, gökler benim de bi o yana bi bu yana kanat çırpıyorum gibi. kendimi kafeste görüyordum. bugünkü terapide çağrı bey de dedi, ilk seanslarımızda trabzondaydım ve kötüydüm gerçekten, kendimi sıkışmış hissediyordum, hiç iyi zamanlar değildi. sonra trabzondan gittim ve aylarca kendi kendime kaldım, müthişti. ama yine trabzona geldim ve yine başladı daralmalar. şimdiyse terapiye başlayalı 20 seans olmuş, 6 ay geçmiş aradan. kendimi hiç bu kadar kendime yakın hissetmemiştim. aynı anda başka şeyler de deniyorum, hepsinin bir aradalığı bana iyi geldi ama terapiye başladığım güne şükürler olsun ya dakgdab :D debelenip durduğum yerlerden beni minik minik kurtarıyoruz. şu an da biliyorum her şey bitmiş ya da tüm sıkıntılarımdan kurtulmuş değilim, hiç bir zaman da sıkıntısız olacak bir yer değil dünya. ama baş etme gücü hissediyorum kendimde. babamdan sonra ne kadar güçlendiğimi görmek gözümde yaşlarla kahkaha atıyormuşum gibi bir şey canlandırıyor zihnimde. kim bilir daha neler olacak? sevdiğim çok insan var, önümde bir hayat. sevdiklerinle sınanıyorsun eninde sonunda. zaten sevginin de kaçınılmaz riski bu herhalde. gitme, bitme ihtimali. ama ben sevgimi doyasıya yaşamak istiyorum her zaman. yaşıcam da. iyi ki bu aileye sahibim, şu anki hissim ve şükrüm bu. kendimden de memnunum, aferin bana, bugünlere iyi geldik. gelecek daha da iyi olacak gibi bir görüm var. ki benim pek görüm olmaz, bakacaz dkab :D neşeliyim. ne güzel. sağlam bir sevgiye tutunmanın garantisi güzelmiş. anne, baba, kardeş gibi. arkadaş, sevgili sevgisini çok ayrı tutuyorum. onları anlamaya çalışma aşamasındayım hala. ama aileme karşı olanda bir yerlere varıyorum gibi. dilerim ki bu sağlamlık hep iyi gelsin bize. teşekkürler terapi ve kalan bir sürü etken teşekkürler :D
Mahmut Çınar’dan Satır Satır şarkısına denk geldim. sözleri çok hoşuma gitti. “kalptir, ısınınca büyür” :) ne güzel bi betimleme ya.
Kalptir kalptir ısınınca büyür Mavi, yeşil renklere bürünür Korktuk, kaçtık, aradık da n’oldu? Bulduk mu?
Olmaz mı, bir sabah birlikte uyansak Çapak çapak yüzümüze baksak Sormasan o anda cevapsız soruyu Bu sonsuz mu?
Bazen zamanın benim için donduğunu farz ettiğimi fark ediyorum. Babaannemin tansiyonu yükselmiş ilk defa, hastaneye kaldırmışlar. Bunu duydum ama eve geldiği için iyidir diye düşündüm nedense. Eskisi gibi az konuşur az duyar, belki hali takati yoktur ama ayaktadır. Aynı koltuğunda köşesinde oturur sandım. Ama ne odasında sobasının başındaydı ne de oturma odasındaki koltukta. Uzanmış yatıyor şimdi, geldiğimi duymadı bile, uyuyor. Trabzon ölümle, hastalıkla, yaşlılıkla eş anlamlı hale gelmeye başladı iyice. Babaannem, ananem, dedem, annem, teyzem derken yaşını başını aldı herkes. Benden doğan yaşlandı dedikleri durum. Ben 31 yaşımı bitircem onlar yerinde mi dursun? Yine de düşünmekle görmek çok farklı. Yaşlılık korkutuyor beni. Her ihtimaliyle. Oysaki artık dünyanın dertlerinden kurtulup emekli paramla yazlık evimde oturup denize gireni çıkanı izliyor olacağımı hayal ediyordum. Lisedeyken falan. Sonra Türkiye acayip bi yere dönüştü. Hayallerimde de küçülmeye gittim. Belki de o zaman da zordur bir şeyler alabilmek. Annem babam ev aldıklarında ne kadar zorlanmışlar senelerce. Ama çevrelerinde şimdiki gibi bir hayat da yokmuş ki. Ben de Trabzon’dan çıkmamış olsam bu olabilirdi gündemim. Ama çıktım ve şu an yaşamayı sevdiğim hayat çok anlık. Yarını düşünürsem bocalıyorum. Bunların biri birinden üstün de değil bence. Ne ben deneyim peşinde olduğum için üstünüm ne de birilerinin evi arabası var diye üstte benden. İllaki başımı sokacak bi yer bulurum diye düşünüyorum. Bunca insana yer var ya bana da elbet bulunur. Ve ben bu konuya nasıl geldim shhs :D üzgündüm modum değişti durduk yere.
bu yazıyı yazmamın üstünden geçen 5 günde babaannemin durumunun daha çok psikolojik olduğunu öğrenip ailemde bulunduklarına teessüf ettiğim bazı insanlar olduğunu fark ettim yine. yüzlerine gidip konuşamıyorum ama buraya yazabilirim bence. konuşmama nedenim de benim durumda değişiklik yapabilecek kudrette olmayışım maalesef. konuşsam da takmazlar beni. biliyorum.
şöyle ki, bazı şeytanlar yeryüzünde insan sıfatındadırlar. tısss tıss yılan oldukları da görülmüştür. bizim hikayemizdeki 2 kişi tam olarak bu ayardalar. amcamla yengem diyelim bu kişilere :D babaannemin hastaneye götürüldüğü akşam, ki kendisinin 96 yaşında olduğunu belirtmek isterim, biraz üstünü başını pisletmiş. tansiyonu yükselmiş, öleceğini sanmış, kötüymüş baya. zaten sonradan başka sıkıntılar da çıktı, tansiyon değilmiş tek sorun. neyse, o gece de yengem babaannemin yanında durup yardımcı olmuş, üstünü başını temizlemiş. eve geldiklerinde de babaannem utanmış tabii, teşekkür etmiş. amcam da demiş ki, “bak sen onu istemiyordun eskiden ama geldi o sana yardımcı oluyor.” ya sen nasıl bir bilinç kaybına uğradın be adam. 50 yılın hesabını mı tutuyorsun hasta yatağındaki kadına. bir de sanki ananı tanımıyorsun, eserekli bu kadın, psikolojisi hemen çöküyor. hassas ya. ulan ben bile biliyorum. ağzını tepsinler. terbiyesiz. ya cidden evladın kötüsü de beter oluyor yani. zaten bu amcamla yengemden bir gıdım hazzetmiyorum, ne laflarını biliyorlar ne de nazik, iyi niyetli insanlar. yanlarında geriliyorum. ve sürekli de sanki bizi haklı çıkarmak için başka başka vukuatlarda bulunuyorlar. hep bir sinir harbi. kadının emekli maaşının o kadar bölümünü alıp, sanki lütufta bulunuyor gibi davranamazsınız! neyse ki ilahi adalete inanıyorum ve içimi biraz rahatlatıyor bu. kimse kimseye muhtaç olmasın, ben bunu dilerim. ne halleri varsa görsünler. anan şurda kaç sene yaşayacak, ağzı var dili yok, naif, kırılgan bir kadın ya. ah merhamet, sen ne önemlisin!

Ocak 2025. Trabzon.
son feci bisiklet — elektrot çalıyor. yine aynı eski listelerimi temizleme işinde olduğum için seneler önce dinleyip, beğenip eklediğim ama sonra bir kere bile dinlemediğim ilginç şarkılara denk geliyorum. bu kadar keyifli olmasını beklemiyordum bu sürecin. son 400 şarkı kaldı, kim bilir daha neler çıkacak. elektrot’a da hazırlıksız yakalandım, bi an solistin sesini duyduğum gibi gülümsediğimi fark edince “aaa son feci bisiklet bu” oldum. masal anlatır gibi, hafif tondan, beni asla yormayan, her zaman keyifle dinleyebileceğim bir ses. yumuş yumuş oluyorum hemen hemen her şarkılarında. second mesela şu an tamam en sevdiğim müzik grubu ama dinledikten sonra yorgun hissediyorum çünkü şarkı beni harekete davet ediyor, oram buram sallanıyor, bağırarak söylüyorum falan, performans istiyor :D ama bu gibi şarkılar salın da gel gülüm tarzı. kırık omurgamın veremediği güce dayanarak önümdeki second konserine kadar kendime hafif şarkılar yazıyorum, reçetenizi en yakın spotify yüklü cihazdan edinebilirsiniz bilge hanımcım. yine beklemeyiz.
Bu vesileyle Son Feci Bisiklet’in çok sevdiğim Vesaire albümünü de anmış olayım. Hemen hemen her şarkısına hayranım.
[embed]
Bu işler biraz böyledir Deneyip de tutunamayan bilir Bir yerlerde belli ki umut var Ama onu bulan gizli cebine koyar
**https://www.instagram.com/reel/DExGkW6MUhs/?igsh=aGQ0N2RoZnBlMmhj**
… ebeveynler çocuğum için canımı bile verirdim diyor. peki ama çocuğunuz için yaşar mıydınız? onun için terapiye gider miydiniz? sağlıklı bir birey olur muydunuz? yeme alışkanlıklarınızı değiştirir miydiniz? rehabilitasyona gider miydiniz? alkol almayı bırakır mıydınız? egzersiz yapar mıydınız? bir insan olarak kendinizi daha iyi hale getirir miydiniz? yaptıklarınız için ondan özür diler miydiniz? çünkü biri için ölmek kolaydır. ölürsünüz, olur biter. bu kadar. kendinizi değiştirmek gibi bir zorunluluğunuz kalmaz. başka hiçbir şey yapmanıza gerek kalmaz. yalnızca ölürsünüz. ama çocuğunuz için yaşamak, kendinizi değiştirmek, kendi içinize dönüp bakmak… sevgi budur.
bazen dünyanın güzelliğinin bunca anlamsızlık arasında böyle yüz güldüren, umut veren düşünceler olduğunu düşünüyorum. geleceğe dair kendi adıma genelde umutluyumdur. kaygılardan örülü bir umut ama var işte. fakat insanlara dair umudumu korumakta zorlanıyorum. pireye kızıp yorgan yakmanın saçma olduğunu düşünüp toparlanmaya çalışıyorum ama zor. sonra bir video izliyorum bir şekilde çıkıyor karşıma, oturup da üstüne düşünmediğim ama ceremesini çektiğim bir düşünceme cevap gibi oluyor.
evet benim büyüdüğüm ortamda saçını süpürme etmek ve fedakarlık revaçtaydı. çocuğum için kendimde şunları değiştirdim gibi bir bakış açısı yoktu, hala daha da yok. yeni nesli tenzih ediyorum. ailem adına konuşuyorum. benim üzerimde de hala vicdan yükünü kullanarak yaptırımda bulunmaya çalışıyorlar. ama yemezler beybisi, geri gelmedik bu sefer yeni geldik ve kararlıyız :D çocukları için fedakarlık yapmayanı anadan saymayan bir kafa yapısı bu. her şeyden vazgeçmen gerekiyor bir kadın olarak. ve bunu bilmediğim bir yerden söylemiyorum. daha çok taze konuştuk bunu annemle. bir arkadaşımla tatile gidicez ve çocukları eşi bakacak arkadaşım yokken. bu çok doğal bir durum bence. çünkü bir çocuk 2 kişiyle yapılıyor. ve bu 2 kişinin de belli yaşa gelmiş çocuklara aynı şekilde bakım verebilmesi gerekiyor benim gözümde. annenin babadan ne farkı olabilir ya bakma konusunda. sevgisini gösterme, oyun oynama, ihtiyaçlarını giderme, konuşma gibi şeyler geliyor gün içinde çocuğun ihtiyaç duyacağı maddeler olarak. ve bunlardan hiçbirinde babanın yapamama gibi bir engeli yok bence. var mı? e var işte, kafalarda öyle bir engel var ki, analar muhakkak perperişan olmalı. neyse, burdan da yukarda yazılana bağlıcam. bu analar babalar niye bu kadar perişan ben anlayamıyorum. mantıklı değil. sevgi de bu değil. kesinlikle katılıyorum yukardaki videoda denilenlere. sevgi öyle tekele dönüştürüldü ki, sanki tek şekilde sevilebilir. onu yapmıyorsan yazık o çocuğa. ama bir anne ve baba kendilerine iyi geldikçe o çocuklar da onların bu neşesiyle, hayat enerjisiyle büyür. ne mutlu o çocuklara. geçen yeni bir podcast dinlemeye başladım. tam olarak böyle bir çift olduklarını düşünüyorum podcasti yapanların. daha 4 bölüm dinleyebildim ama birbirleriyle iletişimlerine hayran kaldım. aşağıdaki bölümün sonlarına doğru kendi ilişkilerinden çocuklarının nasıl etkilendiğini de konuşmuşlar. cidden gözüm doldu. böyle destekleyici bir ortamda büyümekten daha kıymetli ne var bir çocuk için bilemiyorum. sonra aklıma “çocuğum için boşanmıyorum” diyen ama evde de huzuru olmayan aileler geliyor, üzülüyorum.
[embed]
Music and Lyrics filmini izleyerek uyucam şimdi. bi antidepresan alacak olsam bu romantik komedi filmlerinden oluşan bir karma set olurdu ve Music and Lyrics de içinde kesinlikle bulunurdu. hugh grant zaten matt damon’ın ardından 2.çocukluk aşkım olur kendisi. gençliği ayrı, yaşlılığı ayrı güzel. hele sesi, yüzündeki hınzır ifade falan, bayılıyorum adama. drew barrymore da müthiş tatlı ve güzel bir kadın. bir de üstüne şarkı söylüyorlar ve benim müzikal aşkım da bi tık gideriliyor. senelerdir kaç kere izledim bilmiyorum bu filmi. “way back into love” şarkısı da aynı şekilde dinlemelere doyamadığım bir şarkıdır. dinlerken sahneler gelir gözümün önüne ve filmdeki ikonik dansı yaparım kendi kendime falan, iyi hissettiriyor bana yani. şimdi de görevi, yukarda amcamla yengemi yazarken gelen siniri okşayarak yatıştırmak. bence başarabilir…
[embed]
I’ve been watching but the stars refuse to shine I’ve been searching but I just don’t see the signs I know that it’s out there There’s gotta be something for my soul somewhere
I’ve been looking for someone to shed some light Not somebody just to get me through the night I could use some direction And I’m open to your suggestions

Güneş her akşam batıp her gün doğuyorsa Çiçekler solup solup tekrar açıyorsa En derin yaralar kapanıyorsa En büyük acılar unutuluyorsa Neden korkulur hayatta söyleyin bana
…
Elbette bazen çiçek açıp bazen solacağım Elbette daldan dala konup sonra uçacağım Elbette bazen hızla dönüp bazen duracağım Elbette bazen söyleyip bazen susacağım
dünyadaki en güzel şarkı sözlerinden biri…
Bus bus buseler.
Sevgiyle :)
메타데이터
- post_id
- a969e82b7253
- slug
- en-derin-yaralar-kapanıyorsa-en-büyük-acılar-unutuluyorsa-neden-korkulur-hayatta-söyleyin-bana-a969e82b7253
- url
- https://medium.com/@bilge-k/en-derin-yaralar-kapan%C4%B1yorsa-en-b%C3%BCy%C3%BCk-ac%C4%B1lar-unutuluyorsa-neden-korkulur-hayatta-s%C3%B6yleyin-bana-a969e82b7253
- canonical_url
- https://medium.com/@bilge-k/en-derin-yaralar-kapan%C4%B1yorsa-en-b%C3%BCy%C3%BCk-ac%C4%B1lar-unutuluyorsa-neden-korkulur-hayatta-s%C3%B6yleyin-bana-a969e82b7253
- author_url
- https://medium.com/@bilge-k
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-08-15 08:54:36