← Back to list

Galadriel ve Celeborn’un Hikayesi

Okumalarım ve karşılaştırmalarım sonucu oluşturduğum tek, baştan sona bir Galadriel ile Celeborn hikâyesi

Işık Topçuoğlu in Mitoloji Notları · 2025-02-27 05:26 · 136 claps · 16.1 min read
#galadriel #tolkien #middle-earth #türkçe #lore
Open on Medium ↗

Galadriel ve Celeborn’un Hikayesi

Okumalarım ve karşılaştırmalarım sonucu oluşturduğum tek, baştan sona bir Galadriel ile Celeborn hikâyesi

Lída Holubová — Rings of Power — Nenya

Lída Holubová — Rings of Power — Nenya

Galadriel ve Celeborn’un hikayesi Tolkien’in yazmış olduğu karakterler içinde en karmaşık hikayeye sahip olan karakterlerden. Ortada tam olarak tamamlanmış bir hikaye yok ve buna karşın bir sürü farklı varyasyon var. Bu farklı farklı notların, metinlerin de bir sürü çeliştiği nokta var doğal olarak. Bitmemiş Öyküler kitabında Christopher Tolkien bu konuyu gerçekten çok detaylı bir şekilde ele almış. Bütün metinlerden faydalanarak karşılşatırmalı bir anlatım sunmuş, kendi notlarıyla güçlendirmiş. Yine de bunları herhangi bir şekilde sıraya sokarak tek bir öykü haline getirmekten kaçınmış, olduğu gibi bırakmıştır. Söylemek gerekir ki Christopher Tolkien’in açıklamalarına ve notlarına rağmen bu bölümü okumak ve okurken bütün bu farklı metinleri birleştirip karşılaştırıp, derli toplu bir hikayeye indirgemek oldukça uğraştırıcı ve zorlayıcı.

Bu yüzden ben de oturup çelişkileri inceleyip, Christopher Tolkien’in notlarına bağlı kalarak kendimce tek bir hikaye oluşturmaya çalıştım. Olabildiğince tutarlı olmaya çalıştığım bu yazıda genelde referans aldığım nokta Yüzüklerin Efendisi romanı oldu. Her ne kadar Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi’ni tamamladıktan sonra değiştirdiği birçok detay (bunlar hikayenin ana detaylarından çok önceki çağlarla ilgili detaylar) olsa da bunlar arasında herhangi bir metine yansımamış olanları bulunmakta. Bu yüzden ben de daha güncel olsalar bile yer yer tutarsızlıklar yarattıkları için bazı detayları yoksayıp biraz daha eski metinleri doğru kabul ederek bu metni oluşturdum.

Hikayeyi burada (ufak istisnalar dışında) herhangi bir analize veya karşılaştırmaya girmeden baştan sona bir hikaye olacak şekilde aktaracağım. Fakat bu Galadriel ve Celeborn’un hikayesini derinlemesine okumak ve Tolkien’in bu hikayeyi konu edinen çeşitli metinleri arasındaki farkları ve karşılaştırmaları görmek isterseniz Bitmemiş Öyküler kitabının Galadriel ve Celeborn kısımlarını incelediğim, anlattığım ve kendimce yorumlar ve çıkarımlar yaptığım yazıyı okuyabilirsiniz. O metinde bir üst paragrafta bahsettiğim güncel ve eski detaylardan hangilerini yoksayıp hangilerini kabul ettiğimi görebilirsiniz.

[embed]İnceleme ve Karşılaştırmalarla Galadriel ile Celeborn’un Hikayesi Galadriel ve Celeborn’un belirsiz, karmaşık hikayesini öğrenebilmek için verdiğim çabalar.mediumturkiye.com

Evrene ve kitaplara hakim olmayan birisi için yukarıdaki upuzun yazı hiçbir şey ifade etmeyebilir. Ama şu an okuduğunuz yazının biraz daha genele hitap edecek şekilde olduğunu söyleyebilirim. Yine de yazıda yer yer ince ve altyapı gerektiren detaylar yer alıyor elbet.

Şimdi ise sizi Galadriel ve Celeborn’un hikayesiyle baş başa bırakıyorum, iyi okumalar.

Feanor’dan sonra Noldor’un en üstünüydü. Hatta akıl olarak Feanor’dan da ileri bir konumdaydı Galadriel. Beden, ruh ve irade bakımından da oldukça güçlü olması onu Eldar bilgeleriyle denk kılardı. Ayrıca boy olarak da Noldor kadınlarından daha uzundu. Upuzun sarı saçları çok parlak, çok doygundu; Valinor’daki iki ağacın ışığını saçlarında taşıdığı söylenirdi. Feanor’unsa Silmarilleri Galadriel’in saçlarından esinlenerek yaptığı söylenirdi zira Feanor, Galadriel’in saçlarına büyük hayranlık besliyordu. Her zaman ona saçlarından bir tutam vermesi için yalvarır, Galadriel ise bunu asla kabul etmezdi.

(Yüzüklerin Efendisi’nde ise Gimli’ye saçlarından bir tutam vermiş olması da gülümsteden bir detay.)

Güçlü, gururlu, hedefinden şaşmayan bir karaktere sahipti Galadriel. Her ne kadar doğduğu vakitlerde Valinor huzur içinde olsa da sonrasında Melkor yüzünden büyüyen karanlığın yarattığı kaos içerisinde savuruluyordu. Kendisine en yakın gördüğü akrabası, kardeşi Finrod gibi o da uzak diyarlarda kimsenin buyruğu altından olmadan o toprakları sahiplenme isteğini taşıyordu. Yine de Valar’a duyduğu saygı bu isteğini biraz olsun bastırıyordu.

Hayret edilesi bir şekilde, çocukluğundan beri akıl okuma yeteneği vardı Galadriel’in. Herkese karşı merhametli ve anlayışlı davranırken Feanor’a hiç bu şekilde yaklaşmazdı çünkü onun içindeki karanlığı görebiliyor, nefreti hissedebiliyordu. Yine de her nasıl oluyorsa o karanlığın işin sonunda bütün Noldor halkının üstüne düşeceğini sezemiyordu.

Feanor’un başlattığı isyana Galadriel de dahil oldu. Feanor’dan haz etmese de Feanor’un o gün o tepede söylediği şeyler gönlünde bir kıpırtı yaratmıştı. Yine de Feanor ve oğullarının ettiği yemini kendisi etmemişti, onların dışında pek yemin eden yoktu zaten. Feanor ve oğullarının Orta Dünya’ya olan yolculuğu başladıktan sonra Feanor’un bu yolculuğu gemi olmadan tamamlayamayacaklarını fark etmesi, onu Teleri Eflerinden yardım istemeye yöneltti. Teleri’nin bu isyanla bir alakası ya da Feanor’un yolculuğuna katılma gibi bir dertleri yoktu. Feanor ve oğullarının Valar’ın onları bu Ölümsüz Diyarlar’da tutsak ettiğine dair hastalıklı düşüncesine karşı durmuşlar, her şeyden çok önem verdikleri gemilerini onlara vermeyi reddetmişlerdi. Bunun üzerine kara kara düşünen Feanor geri dönüp Teleri’ye karşı savaş açtı. Teleri’nin şehri olan Alqualonde’de Arda tarihinin ilk akraba kıyımı yaşandı.

Galadriel bu savaşta Feanor’a karşı savaştı. Çünkü annesi Earwen, bir Teleri Elfiydi. Annesinin soyunu korumak adına Feanor’a karşı dursa da Galadriel, yolundan vazgeçmedi. İki tarafın da büyük kayıplar verdiği savaşı kazanan Feanor ve oğulları olmuştu. Gemileri alıp kuzeye doğru ilerlemeye başlamışlardı. Savaştan sağ çıkabilen Galadriel, Feanor’a karşı büyük bir kin beslemeye başlamış olsa da geri dönmeyecekti.

Kuzeye doğru ilerledikleri vakit, Mandos’un elçisi onların önünde belirdi. Teşebbüs edilen akraba kıyımı ve Valar’a karşı yapılan isyana ithafen son bir uyarı verdi, hala daha geri dönüp affedilmeleri için bir şans olduğunu söyleyen elçinin sözleri üzerine Galadriel’in babası Finarfin (en başından beri bu yolculuk için isteksizdi zaten) yolculuğu bırakıp geri döndü. Hatrı sayılır bir kesim de onu takip etti ve geri döndüklerinde affedildi. Finarfin’in çocukları ise yolculuktan vazgeçmediler.

Mandos’un elçisi, bu uyarıya uymamaları takdirde bu yolculuğa devam edenlerin Mandos’un Hükmü’nü taşıyacağını, ebediyen suçlu sayılacağını söyler. Feanor ve oğulları elçiyle dalga geçtiler, hiçbir şey onları yeminlerinden vazgeçiremezdi. Galadriel de yolculuğa devam etmekte kararlıydı ama bunun sebebi herhangi bir yemin değil, gururu ve kibiriydi. Bir “ezik” gibi hatasını kabul edip pişman olarak geri dönmeyi kendine yedirememişti. Yine de Mandos’un Hükmü kafasını karıştırıyor, biraz da korkutuyordu.

Mandos’un elçisini geride bırakıp yola devam eden Elfler iyice kuzeye gelmişti ki artık karşıya geçmeleri, Orta Dünya’ya varabilmeleri için gemileri kullanmaları gerekiyordu. Fakat herkesi tek seferde taşıyacak kadar gemi yoktu. Herkesden habersiz bir gece gemilere atlayan Feanor, belli sayıda adamını ve oğullarını da alıp karşıya geçmiş, gemileri de karşı tarafta ateşe vermişti. Onlarla beraber olan kardeşlerini, akrabalarını geride bırakmıştı.

Bunun üzerine geride kalan Elfler Orta Dünya ile Ölümsüz Diyarlar’ın kara yoluyla birleştiği tek lokasyon olan en kuzeydeki Helcaraxe buzulları üzerinden akılalmaz zorluklarla mücadele ederek Orta Dünya’ya gelmek durumunda kaldılar. Bu zorlu yolculukta grubun liderliğini Feanor’un kardeşi (Galadriel’in amcası oluyor) Fingolfin yapmıştı.

Babası Finarfin’in Olwe soyundan gelen Earwen ile evli olması onları Orta Dünya’daki Doriath Kralı Thingol ile akraba olduğu anlamına geliyordu. Thingol, ya da eski ismiyle Elwe, Olwe’nin kardeşiydi. Bu sebeple de Orta Dünya’ya geldiklerinde Doriath’ta çok sıcak karşılanmışlardı.

Doriath Kralı Thingol ile Finarfin çocuklarının arasındaki bağı kuvvetlendiren bir diğer unsur ise Galadriel’in kardeşi Angrod’un Ölümsüz Diyarlar’da yaşanan olayları, akraba kıyımını anlatmasıydı. Çünkü Kral Thingol, Orta Dünya’ya gelen Elflerin Valar tarafından kendilerine yardım etmeleri için gönderildiğini düşünüyordu. (O sırada Doriath, Morgoth’a karşı Beleriand tarihinin ilk savaşını veriyordu.) Bunun üzerine Feanor ve oğullarına karşı bakışı iyice değişen Thingol onların dili olan Quenya’yı Beleriand’da yasaklamıştı.

Doriath’ta Thingol’ün kardeşi Elmo’nun torunu Celeborn ile tanıştı Galadriel. Gazap Savaşı’ndan sonra hem Celeborn’a olan aşkı hem de kendi gururu ve biraz da kibiri yüzünden Batı’ya dönmeyi reddedip Celeborn ile Ered Luin’i aşıp Eriador’a gitti. Beraberlerinde kendileri gibi Batı’ya dönmeyi reddeden Noldor halkı, Gri Elfler ve Yeşil Elfler de vardı. Eriador’a geldikleri vakit Neunial, bir diğer adıyla Evendim Gölü kenarında yerleşim kurdular.

Bir tane kızları oldu, Celebrian. Fakat Celebrian’ın doğum tarihine dair bilinen bir şey yok.

Morgoth yenilmiş ve dünyanın dışındaki boşlukta hapsedilmiş olsa da, Galadriel Evendim Gölü civarlarında yaşadıkları dönem hala daha bir kötülüğün Orta Dünya’da olduğunu sezinleyebiliyordu. Bu Sauron’du, Morgoth’un en büyük yaveri.

Sauron o dönemde tek bir isimle anılmadığı ve Melkor’un sağkolu olması dolayısıyla faaliyetlerini tek bir kötülük kaynağından aldıgı komut larla yürütüyor oluşu başkalannca gereği gibi algılanamadığı için, Galadriel’in o an için sezebildigi, dünyadaki tüm kötülükleri kontrol edip yönlendiren bir gücün varlıgı ve kötülügün doğuda, Eriador’un ve Dumanlı Daglar’ın ötesinde bir yerden doğduğuydu.

Bitmemiş Öyküler, İthaki Yayınları, Kasım 2012, sf. 391

Bunun üzerine doğuya doğru hareket eder Celeborn ile beraber ve orada Noldorin Krallığı’nı kurar. Bu olay İkinci Çağ’ın 700. senesinde gerçekleşir. Eregion’un hemen yakınındaki Khazad-dum (Moria) şehrindeki Cüceler ile iyi bir dostluğa sahip oldular zaman içinde. Her ne kadar Celeborn Doriath’ın yıkılışında oynadıkları rolden dolayı Cüceleri hiç sevmese de Galadriel’in onlara yaklaşımı farklıydı. Çünkü kendisi de bir Noldor ferdiydi, Aule ve Yavanna’nın öğrencisi olarak yetişmşti. Dolayısıyla Aule’nin yarattığı ırk olan Cücelerin zanaat bilgisine hayranlıkla yaklaşıyor, büyük ilgi duyuyordu.

Aslında Celeborn Khazad-dum’daki Cüceleri Doriath’ın yıkılışından sorumlu tutsa da Doriath’a karşı savaşan Cüceler Nogrod halkıydı. Buradakiler ise o işlere bulaşmamış olan, Gazap Savaşı sonrasında hayatlarını kurtarabilmek için doğuya kaçmış Belegost Cüceleriydi.

Buradan hareketle, Moria Cüceleri nin Doriath’ın feci akıbetinde pay sahibi olmayıp aklandığı ve Elflere düşmanlık beslemediği varsayılabilir.

Bitmemiş Öyküler, İthaki Yayınları, Kasım 2012, sf. 391

Galadriel ise Celeborn’un bu tutumunu pek tasvip etmiyor, Orta Dünya’daki kötülüğü alt edebilmenin ırk fark etmeksizin tek güç olacak şekilde birleşmekten geçtiğini biliyordu. Ayrıca Galadriel, Cücelerin gücü ve direncinin savaşlarda kendileri adına çok büyük bir fayda sağlayabileceğinden ötürü askeri anlamda da ayrı bir ilgi duyuyordu onlara.

Galadriel ve Celeborn’la beraber Eregion’da Celebrimbor da vardı. Dökümcülük, mücehvercilik ve diğer el sanatlarında uzmandı. Celebrimbor, Feanor’un oğullarından Curufin’in oğluydu. Mevzilendikleri doğu bölgesine saldıran Morgoth’tan kaçıp Finrod Felagund’un krallığı olan Nargothrond’a sığındıkları vakit babasıyla fikir ayrılığına düşmüş, onların yeminini takip etmemeye karar verip orada kalmıştı. Babası Curufin ise oradan ayrılıp savaşa devam etmişti.

Celebrimbor Khazad-dum Cücelerinden biri olan Narvi ile güçlü bir dostluğa sahipti. Narvi dışında diğer Cüceler ile de sıkı bir ilişkisi vardı Celebrimbor’un ve bu ilişkilerin hem kendisine hem Noldor halkına hem de Cüce halkına çok faydası dokundu. Celebrimbor zaman içinde Eregion’daki zanaatkarların başı haline gelmiş, bu irfanı korumak ve yaymak için Gwaith-i-Mirdain adı altında lonca benzeri bir kardeşlik oluşturmuştu.

Ufak bir anekdot: Yüzüklerin Efendisi’nde Moria’ya girmeye çalışan yüzük kardeşliği üyeleri, girişte bir yazıya rastlar. Gandalf onu okur,

Ennyn Durin Aran Moria, pedo mellon a minno. Im Narvi hain echant: Celebrimbor o Eregion teithant i thiw hin: “Moria Diyarının Efendisi Durin’in Kapıları. Söyle, dost ve öyle gir içeri… Ben, Narvi, yaptım bunları. Ama bu işaretleri tasarlayıp çizen, Eregion’lu Celebrimbor’dur.

Donato Giancola — Walls of Moria

Donato Giancola — Walls of Moria

İkinci Çağ’ın 750. yılında ise Eregion’un ana şehri olan Ost-in-Edhil’in inşasına başlandı. Hem bu gelişmeyi hem de Numenor Kralı Tar-Meneldur’un oğlu Aldarion’un Orta Dünya’ya yaptığı seferleri ve güney bölgesinde kurduğu limanları duyan Sauron belli bir süre onlarla uğraşmaktan çekindi, gücünü toplamak adına doğuda ileride Mordor olarak anılacak olan bölgeye yerleşti. Sauron’un Mordor’a çekilişi hakkında bu metinde herhangi bir tarih verilmese de Yüzüklerin Efendisi eklerine göre bu, İkinci Çağ’ın 1000. Yılı civarlarında olmuştur.

Gücünü toplayınca Eriador’a elçiler göndermeye başlayan Sauron, 1200 yılı civarlarında ise kendisi bizzat farklı bir kılığa bürünerek oraya gitti. Eriador’a Annatar ismiyle gitmişti, Hünerlerin Efendisi. (Bu kısımda, Sauron’un Eriador’a gelirken takındığı isim adında birkaç farklı isim daha var. Artano, Cevherlerin Ustası ve Aulendil, yani Aule’nin soyundan birisi. Bu isimler farklı kaynaklarda karşımıza çıkıyor ama genelde Silmarillion’da bahsedilen isim olan Annatar kabul ediliyor.) Sauron’un büründüğü görünüş çok alımlı, bakımlı ve güzeldi. Bir elçi süsü vermişti kendisine, oradaki halkları kandırabilmek için. (Kendine elçi süsü vererek ileride Arda’ya gönderilecek olan Istari’yi, yani Büyücüleri tahmin etmiştir.)

O zamanlar Sauron’un tamamen kötülük peşinde olmadığını söyleyen, okumaya değer bir mektubu da var Tolkien’in. 1954 yılına ait.

“Ikinci Çag’ın başlannda o (Sauron) hala yüzüne bakılacak kadar güzeldi, diger bir deyişle, göze hoş gelen bir dış görünüme halen bürünebiliyordu . . . Hem tümüyle kötülügün safianna geçtigini söylemek de zor; kibirleri ve is tediklerini elde etme tutkulan kendi kendilerini yemelerine yol açana dek ‘yeniden yapılanma’ ve ‘yeniden örgütlenme’ işlerini aceleye getiren şu bildigirniz ‘reformcular’ tümden kötü sayılmıyorsa tabii. Burada işin içinde gördügümüz Elf kavmi olan Yüksek Elfler, yani ‘Bilginler’ diye de nitelenen Noldor, günümüzde ‘bilim ve teknik’ olarak adlandırdıgımız ögeler söz konusu oldu mu tedbiri elden bırakır ve zaaflanna yenik dü şer: Sadece Sauron’un bildigi mesleki sırlan ögrenmeye can atıyorlardı ve içlerinde Eregion’da yaşayanlar, Gil-galad ve Elrond’un bu konuda kendilerine yönelttigi uyanlan hiçe saydı. Eregion Elflerinin bu ken dine özgü ‘tutku’su -bunu günümüzde mekanik aledere ve teknik araç gerece olan baglılıgımıza benzetirsek hiç de kinaye yapmış olmayız ka nısındayım-Moria Cüceleriyle aralarında kurdukları dostluk bagları ve yakın ilişkilerden de anlaşılabilir.”

Bitmemiş Öyküler, İthaki Yayınları, Kasım 2012, sf. 423

Galadriel ve Celeborn ile doğuya gitmemiş olan, hala daha Ered Luin dağları civarında yaşayan Elflerin kralı Gil-Galad, Sauron’un elçilerini hiçbir şekilde umursamamıştır hatta ülkesi Lindon’un sınırlarından içeri bile sokmamıştır.

Yine de şansı Eregion’da yaver gitmiş, Celebrimbor ile zaman içinde iyi bir ilişki kurmuştu Sauron. Bu sayede Sauron yavaş yavaş Celebrimbor’un kurmuş olduğu Gwaith-i-Mirdain loncasına içten içe hâkim olmaya başlamıştı. Topluluğun kontrolünü tamamen ele geçirmesi uzun sürmedi zira Sauron’un inanılmaz zanaat bilgisi ve yeteneği oradaki Elfleri oldukça etkilemişti. Elfler sürekli ondan bir şeyler öğrenmek istiyordu. Annatar bir öğretmen, bir bilgeydi. Ama gözlerinde bir gölge vardı — ve bunu Galadriel görebiliyordu. Annatar’dan uzak duruyor, onun dediklerine hiç yanaşmıyordu.

Alan Lee — Galadriel in Moria

Alan Lee — Galadriel in Moria

Sauron’un önderliğindeki bu lonca ileriki süreçte Eregion’un başında olan Celeborn ve Galadriel’e karşı isyanlar başlattı. Bunun üzerine Galadriel kızı Celebrian’ı da alıp 1350–1400 yılları civarında Moria’daki Cücelerin de yardımıyla Dumanlı Dağlar’ın öteki tarafına geçti; orada bulunan Nandorin Krallığı, yani Lorinand (Yüzüklerin Efendisi’nden bildiğimiz ismi ile Lothlorien) ile temasa geçti. Orome önderliğinde başlatılan ve Elfleri Valinor’a götürmeyi hedefleyen Büyük Yolculuk esnasında Teleri halkı içerisinden bu yolculuğu bırakıp Ulu Nehir etrafında yerleşke kuran Elflerin, Silvan Eflerinin krallığıydı burası. Krallıkları, Ulu Nehir Anduin’in her iki tarafını da kaplayacak şekilde Dol Guldur civarlarındaydı.

Çok rahat bir yaşam sürüyorlardı zira Morgoth dünya üzerindeyken odağı tamamen Beleriand üzerindeydi, kendilerini tehdit eden bir unsur yoktu. Başlarında Kral Amdir vardı. Silvan Elfleri, Gazap Savaşı sonrası doğuya doğru yönelen ve aralarına katılan Sindar ve Noldor yüzünden zamanla biraz kendi benliklerinden uzaklaşmaya başlamışlardı. Bu elflerin ne zaman ve nasıl Lorinand’a geldiği bilinmiyor. Christopher Tolkien’in notuna göre bu elflerin Galadriel ile beraber Khazad-dum üzerinden gelmeleri en olası durum.

En başından beri Annatar’ın kötü işler peşinde olduğunu sezebilen Galadriel sayesinde Lorinand’ın gücü kuvveti artmış, Sauron’a karşı bir tavır sergilemeye başlamışlardı. Sauron da zaten Galadriel’in kendisi için zorlu bir düşman olacağını sezinleyebiliyor, onun gönlünü almak için yalandan mütevazı hareketlerde bulunuyordu.

Celeborn ise Cücelere duyduğu nefret yüzünden Khazad-dum’dan geçmeyi kabul etmemiş, Eregion’da kalmıştı. Sauron’un etkisi altında Eregion’da gittikçe daha da baskın bir karakter haline gelen Celebrimbor yönetimi ele almış; orada kalan Celeborn ise hiçe sayıldığı, aşağılandığı bir hayat geçirmeye başlamıştı.

İşte bu dönemde dövülmeye başladı Yüzükler. Sauron önderliğinde Mirdain üyeleri tarafından yapıldı bu yüzükler. Fakat Yüzüklerin dövülmesinden sonra 1500 yılı civarında Sauron Eregion’dan çekilmiş, kendi meskeni Mordor’a gitti. Orada Tek Yüzük’ü yapmaya başladı. İlerleyen zamanda Celebrimbor Sauron’un Tek Yüzük’ünden haberdar olunca ona karşı isyan başlattı. Ne de olsa kendisi tamamen Sauron’un etkisi altına girmemişti, Sauron onu sadece girdiği güzel kılıkla kandırmış, kendisine benimsetmişti.

Bunun üzerine Lorinand’a gidip Galadriel ile konuştu Celebrimbor. Aslında Yüzükleri yok etmenin tam sırasını ama kendilerinde bu kuvvetin olmadığını itiraf eder Galadriel’e. Bunun üzerine Galadriel Yüzükleri uzaklaştırmasını söyleyerek Elfler için yapılmış olan Üç Yüzük’ten beyaz olanı, Nenya’yı kendisine alır. Diğerlerini ise Gil-Galad’a götürmesini söyler. Böylece diğer ikisini de Gil-Galad almış olur.

Galadriel’in kendisine aldığı Nenya, Lorinand’a inanılmaz bir güç ve ihtişam sağlar; Lorinand’ın güzelliği gittikçe artar. Fakat bu yüzüğün Galadriel için kötü tarafları da vardı. Bu yüzüğü taktığından beri içindeki deniz hasreti iyice artmış, Ölümsüz Topraklar’a, Valinor’a geri dönme isteği gittikçe artmıştı.

Alan Lee — The forging of the Rings

Alan Lee — The forging of the Rings

Celebrimbor’un bu isyanlarından haberdar olan Sauron, 1695 senesinde Eriador’u işgal etmeye başladı. Rohan üzerinden, Eregion’un güneyinden Eriador’a giriş yapan Sauron güçlü bir orduyla gelmiş, ortalığı yakıp yıkarak ilerliyordu. Haberi alan Gil-Galad, komutasını Elrond’a verdiği büyük bir orduyu Sauron’a karşı yola çıkardı. Gil-Galad’ın krallığı Eregion’a bir hayli uzaktı. Elrond’un ordusu gelene kadar Sauron kuzeye doğru yönlenip Eregion’a saldırmaya başlamıştı. Eregion’a yaklaştıkları vakit Celeborn’un orduları onları geri püskürttü. Güzel bir başarı sayılabilirdi bu ama Sauron sayıca üstünlüğü kullanarak Celeborn’un ordularının etrafından dolaşarak Eregion’daki şehir ile Celeborn ordularının arasında girmeyi başardı. Celeborn ve ordusunun şehirle olan bağlantısı kesilmiş, oracıkta kalmışlardı.

Celeborn’un ordusunu ekarte ettikten sonra Sauron şehre girmeyi başardı ve direkt olarak amacı olan şeye, Yüzüklere yöneldi. Gwaith-i-Mirdain’in atölyeleri ve hazine dairelerine doğru gitti ve orada Celebrimbor bizzat Sauron’un karşısına dikildi. Direkt olarak Celebrimbor’un üzerine atlayan Sauron’un adamları onu esir aldı. Bu sırada Sauron Dokuz Yüzüğü ve diğer Mirdain mücevherlerini ele geçirdi.

Celebrimbor’a çeşitli işkenceler yaparak diğer Yüzüklerin yerini öğrenmeye çalıştı, bunlar Yedi ve Üç Yüzük’tü. Yedi Yüzük’ün yerini söylemişti Celebrimbor Sauron’a zira Dokuz Yüzük ve Yedi Yüzük, Elflere ait olan Üç Yüzük kadar değerli değildi çünkü Dokuz ve Yedi Yüzük’ü Sauron ile birlikte yapmışken Üç Yüzükler tamamen Celebrimbor’un eseriydi.

Öykünün bu aşamasında Sauron’un Yedi Yüzük’e sahip olup olma dığı tam olarak belirtilmese de senaryodaki işaretler kesinkes öyle olduğu yönünde. Yüzükleıin Efendisi Ek A (III)’te, Durin’in Halkı’na mensup Cüceler arasında, Khazad-düm Kralı Durin Ili’ün her daim taktığı yüzüğün kendisine Sauron tarafından değil de Elf döküm us talan tarafından verildiği inanışının yerleşik olduğuna vurgu yapılır. Ama şu an okumakta olduğunuz metinde Yediler’in nasıl olup da Cücelerin eline geçtiğinden bahsedilmiyor.

Bitmemiş Öyküler, İthaki Yayınları, Kasım 2012, sf. 396–397

Bundan sonra odağını batıdan gelen Elrond’un ordusuna çevirdi Sauron. Elrond’un Sauron’u alt edecek gücü olmasa da onlara arkadan saldırarak ciddi bir hasar verebilmiş, savaşın devam eden sürecinde de çekilip kuzeye doğru ilerlemişti. Kuzeye vardıkları dönem, 1697 yılında Imladris’i yani Ayrıkvadi’yi (Rivendell) kurdu. Ayrıkvadi, önemli bir karargah haline geldi. Elrond’un ordusu işe Sauron’un savaşı sırasında doğudan Lorinand Kralı Amdir’in oğlu Amroth önderliğinde Lorinand’dan gelen Elf ordusu ve Khazad-dum’dan gelen Cüce ordusu birleşerek Sauron’a saldırmaya başladı. Bu sayede zor durumda kalmış olan Elrond ve ordusu kaçıp kuzeye gidebildi. Fakat Sauron tüm gücüyle doğudan gelenlere saldırdı ve geri püskürttü. Onları doğuya doğru takip eden Sauron Moria’nın duvarlarıyla karşı karşıya kaldı ve devam edemedi.

Lorinand ve Cücelerin sonraki önceliği olduğuna kanaat getiren Sauron hedefini Gil-Galad’ın krallığına çevirmiş, oraya doğru yönelmişti.

Gil-Galad’ın ülkesi Lindon’a çok yakın bir konumda bulunan Lhun Nehri’ne kadar dayanan Sauron’u Numenorlu insanların desteğiyle geri püskürtmeyi başarmıştı Elfler. Geriye doğru çekilmeye başlayan Sauron’a son darbe ise yine Numenorlu insanlardan gelmişti. Numenorlu insanların amirali, birkaç gemiyi Sauron geri çekilmeye başlamadan hemen önce güneye göndermişti. Bu gemiler çok uzun zaman önce Numenor Kralı Tar-Meneldur oğlu Aldarion tarafından yapılan Vinyalonde limanına çıktılar ve Sauron’un arkasına geçmeyi başarmış oldular. Sauron’u iki yönden de sıkıştırıp oracıkta yok etmişlerdi. Elrond ve yanındakilerin olası bir saldırısını engellemek için Imladris civarında kalan Sauron’un birlikleri de aynı şekilde sıkıştırılarak yok edildi.

Mysilvergreen — A cold morning in Rivendell

Mysilvergreen — A cold morning in Rivendell

Savaşın hemen ardından Imladris’te toplanan ilk Divan’da, Eriador’un doğusunda devamlı surette bulunması tasarlanan Elf karakolunun Eregion’a değil, lmladris’e konuşlandınlmasına karar verildi. Bununla beraber, Gil-galad Vilya ismini taşıyan Mavi Yüzük’ü Elrond’a verip onu Eriador’da kendisi adına Kral Naibi ilan etmiş, Kızıl Yüzük’ü ise Son İttifak sırasında Lindon’dan ayrılacağı zaman Cirdan’a emanet edinceye kadar kendinde saklamıştı. (Bu detay Silmarillion ve Yüzüklerin Efendisi’nde daha farklı anlatılıyor. Oradaki bilgilere göre Gil-Galad bu yüzüğü Cirdan’a Son İttifak Savaşı’ndan hemen önce değil, yüzük eline geçtiği zaman çok önceden veriyor. Pek mühim bir detay olmadığı için hangisinin kabul edileceği kesin değil.)

Galadriel’in ise içindeki deniz özlemi öyle şiddetlenmiştir ki Sauron tam olarak yenil mediği sürece Orta-Dünya’da kalmayı kendisine görev edinmişse de Lorinand’dan ayrılıp deniz kıyısında bir yere yerleşmeye karar verir. Lorinand’ı bırakıp beraberinde Celebrian ile bir defa daha Moria’dan geçerek Celeborn’u aramak üzere lmladris’e gelir. Celeborn’u Imladris’te bulur ve orada uzunca bir süre birlikte yaşarlar. Elrond ilk defa o zaman Celebrian’ı görüp ona aşık olursa da, bunu hemen belli etmemeyi uygun görür. Sonraki bir dönemde, tarihi bilinmiyor, Galadriel ve Celeborn Celebrian’ı da yanlarına alarak Imladris’ten ayrılır ve Gwathlo Nehri’nin agzı ile Ethir Anduin arasındaki tenha bölgeye giderler. Oraya ulaşınca, gelecekte Dol Amroth şeklinde anılacak olan Belfalas’a yerleşirler. Bu süre boyunca, Lorinand’dan gelen Nandorin Elflerinin katılımıyla beraberlerindeki topluluğun mevcudu artmıştır.

Galadriel ve Celeborn’un İkinci Çağ’ın sonundaki Son İttifak Savaşı ile herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır. Bu Son İttifak Savaşı’nda Lorinand Kralı Amdir’in ölmesi sonucu Kral olarak oğlu Amroth başa geçer.

Celeborn ve Galadriel Son İttifak amacına ulaşıp da İkinci Çağ bitene kadar birkaç kez daha Lorien’e dönmüştü. Üçüncü Çağ’ın başlarında (109 yılında) kızları Celebrian, Ayrıkvadi’nın Kralı Elrond ile evlenir. Bir süre sonra ise kızları Arwen doğar.

Üçüncü Çağ’da Galadriel, Sauron’un toparlandığı ve korkunç gölgesinin yeniden başladığı söylentisi üzerine Celeborn ile Sauron’un bulunduğu söylenilen Dol Guldur civarını araştırmaya başladı. Bu süreçte beraber uzun süre Lorien’de ikamet ettiler. Üstün öngörü yeteneği sayesin de Galadriel, ufukta beliren ve Sauron’un bir defa daha sebep olacağı savaş sırasında Lorien’in, Gölge’nin Anduin’in batısına yayılmasına karşı önemli bir engel işlevi göreceğini ve bir güç odağı olacağını hissediyordu. Ama bunun için Lorien’in Silvan Elflerininkinden daha sağlam temellere dayanan güçlü ve akılcı bir idareye ihtiyaç duyduğunu düşünüyordu.

Lorien halkı Üçüncü Çağ’ın 1981 senesinde Sauron’un birliklerinin Moria’ya saldırıp bir felaket meydana getirmesi sonucu dört bir yana dağıldı. Galadriel ve Celeborn aynı dönem Amroth’un, aşkı Nimrodel’in peşinden gitmesi sonucu yöneticisiz de kalan Lorinand halkına yardım etmek amaçlı oraya yerleşti. Sauron’un tehlikesinin de büyüdüğünü biliyorlar, Galadriel’in Lorien’in konumu ve savaşta oynayacağı rol hakkındaki düşünceleri yüzünden orayı güçlendirmeye bakıyorlardı.

Hiçbir zaman Lorien’in kral ve kraliçesi olmadılar, kendilerini oranın koruyucuları ilan ederek Lorinand’ı güzellikler içinde yaşatmayı görev edindiler. Üçüncü Çağ’ın sonuna kadar (Sauron yok edilene kadar) Lorinand’da kaldılar.

Galadriel ile ilgili çok önemli bir öykü daha var. O da Elessar. Bu Elessar, Yüzüklerin Efendisi’nden bildiğimiz, Arwen’in Aragorn’a verdiği taş.

Feanor’dan sonra Noldor’un en hünerli zanaatkarı olan Enerdhil isimli bir Elf yaşardı Gondolin’de. En büyük zevki, gün ışığının ağaç dallarının arasından süzülüşünü izlemekti. Zaman içinde, gün ışığını taşıyan bir mücevher yapma isteği doldu içine. İşin sonunda bu tasarısını icraate döküp o hayalindeki mücevheri yaptı. Bir yaprak gibi ince ve yeşildi. Noldor halkının bile aklının alamayacağı güzellikteydi bu mücevher. Bakan kişinin cildinin tazelendiği, yaralarının iyileştiği, gençleştiği ve onu tutan kişiye şifa verdiği söyleniyordu.

Enerdhil bu mücevheri Gondolin Kralı Turgon’un kızı Idril’e hediye etti. Gondolin’in düşüşü sırasında kaçmayı başarabilen Idril’le beraber bu taş da kurtulmuş oldu.

Gondolin’den kurtulup güneyde, Sirion Nehri’nin ağzına yerleştikleri vakit Idril taşı oğlu Earendil’e emanet etti. Earendil’de bulunduğu süreç boyunca gerçekten de etrafında bulunan halkın yaraları iyileşmiş, yanıp yıkılan ormanlar tekrardan canlanmıştı. Earendil Valar’la konuşmak üzere Valinor’a giderken bu taşı bir başkasına bırakmamıştı çünkü bu taşın manevi değeri büyüktü, annesi Idril’i ve Gondolin’deki huzurlu günleri hatırlatıyordu. Earendil’in gidişinden sonra Elessar bir daha Orta Dünya’ya geri dönmemiştir.

Fakat ilerleyen çağlarda başka bir Elessar çıktı ortaya. Bu taşın nereden geldiğine dair bilgisi olanlar çok azdı. Bu taşın Üçüncü Çağ’da, Valar tarafından gönderilen Olorin (Orta Dünya’daki adıyla Mithrandir, yani Gandalf) tarafından Orta Dünya’ya getirildiği söylenir.

Olorin Orta Dünya’ya geldiğinde bir vakit Galadriel’in yanına gider, Lorien’de bulunan Galadriel ile uzunca bir muhabbete dalar. Olorin’e artık Orta Dünya’nın kendisini hüzünledirdiğini, gönlünün Ölümsüz Diyarlara gitmek istediğini söyler.

“Orta Dünya beni hep hüzünlendiriyor; çünkü burada yapraklar dökülür ve ağaçlar yaşlanır. Bense geride bıraktığım top raklardaki o hiç ölmeyen ağaçları ve yeşillikleri anımsayınca hisleniyorum. Onlara burada, evimde de sahip olmayı öyle isterdim ki . . . “

Bitmemiş Öyküler, İthaki Yayınları, Kasım 2012, sf. 416

Olorin buna karşılık ona “Elessar’ın şu an sende olmasını arzu eder miydin?” diye sorar.

Bunun üzerine Galadriel kendi kendine konuşmaya başlar.

Earendil’in Taşı şimdi nerede acaba?” diye yüksek sesle geçirdi içinden Galadriel. “Hem onun yaratıcısı Enerdhil de artık burada değil.” “Kimbilir?” diye ona katıldı Ol6rin. “Tüm güzel şeyleri de yanlarına alıp Büyük Deniz’in ötesi ne gittiklerine şüphe yok,” diye devam etti Galadriel. “Yani böylece, Orta-Dünya sonsuza dek solmaya ve çürümeye terk edilmiş mi oluyor?” “Onun kaderi bu,” dedi Ol6rin. “Ama Elessar geri getirilebilseydi, bu kötü kader bir sü reliğine de olsa düzeltilebilirdi. . . En azından Insanların Hükümranlığı başlayana kadar.” “Keşke . . . Ama bu nasıl mümkün olabilir ki?” dedi Galadriel. “Görünen o ki, Yalar buradan elini eteğini çekmiş ve Orta-Dünya ile ilgiyi kes miş durumda; bu kıtaya tutunup yaşamlarını burada sür dürmek isteyenler gölgenin tesiri altına girmeye mahkum.”

Bitmemiş Öyküler, İthaki Yayınları, Kasım 2012, sf. 416

Olorin bunun kesinlikle öyle olmadığını, böyle düşünmemesi gerektiğini söyleyerek elini gösterir. “Bunu sana Yavanna’dan getirdim.” Elinde tuttuğu şey Elessar’dan başka bir şey değildir. Havalanmak üzere kanatlarını iki yana germiş kartal şeklinde işlenmiş gümüşten bir broşun içine yerleştirilmiş yemyeşil, parlayan bir taştı.

Bu taşla beraber yaşadığın toprakları Orta Dünya’nın en güzel yeri haline getirebilirsin ama bu taş sonsuza kadar sende kalmayacak” diye ekler Olorin. “Zamanı gelince senin de bunu uygun kişiye vermen gerekecek. Vakti gelince bu taşla aynı ismi taşıyan biri devralmak için gelecek: Elessar diyecekler ona.”

Elessar’ı böylece almış olan Galadriel taş sayesinde yaşadığı toprakları güzelleştiriyor, Orta Dünya’nın en güzel yeri haline getiriyordu. İlerleyen dönemde, Yüzüklerin dövülmesinin ardından Üç Yüzük’ten biri ola Nenya’yı Celebrimbor’dan alan Galadriel, artık ona ihtiyaç duymadığına kanaat getirerek kızı Elessar’ı Celebrian’a verir. Elrond’la evlenen ve sonrasında Arwen’i doğuran Celebrian, Elessar’ı Arwen’e vermiştir. Arwen ise bunu Aragorn’a yani bir diğer adıyla Elessar’a verecektir.

Vakti gelince bu taşla aynı ismi taşıyan biri devralmak için gelecek: Elessar diyecekler ona.

Tatyafinwe — Galadriel wearing the Elessar

Tatyafinwe — Galadriel wearing the Elessar

Kaynakça:

Bitmemiş Öyküler, İthaki Yayınları, Kasım 2012, sf. 380–425

Kullandığım görsellerin tümünü tolkiengateway.net üzerinden aldım.


메타데이터
post_id
af7746f8a0cf
slug
galadriel-ve-celebornun-hikayesi-af7746f8a0cf
url
https://medium.com/orta-d%C3%BCnya-t%C3%BCrk%C3%A7e/galadriel-ve-celebornun-hikayesi-af7746f8a0cf
canonical_url
https://medium.com/orta-d%C3%BCnya-t%C3%BCrk%C3%A7e/galadriel-ve-celebornun-hikayesi-af7746f8a0cf
author_url
https://medium.com/@isiktopcuoglu
status
ok
fetched_at
2026-07-21 18:21:00