← Back to list

Tebrikler hocam, ODTÜ seni kazandı!

ODTÜ’den mezun olmamın ilk yılı. Büyüdüğüm ülkeye dönüp yüksek lisans yapmaya başlamışım. Yeniliğin heyecanı ikinci dönemle beraber…

The All Circle · 2026-06-04 22:01 · 0 claps · 4.0 min read
#odtü #üniversite
Open on Medium ↗

Tebrikler hocam, ODTÜ seni kazandı!

ODTÜ’den mezun olmamın ilk yılı. Büyüdüğüm ülkeye dönüp yüksek lisans yapmaya başlamışım. Yeniliğin heyecanı ikinci dönemle beraber üstümden silkeleniyor. Geriye yenideki eksikler gözüme batıyor — insan bu ya.

Neyse, gelelim sadede. Aylardır ODTÜ’ye gitmemiştim ve yüksek lisansımın 2. döneminde ODTÜ’yü, kampüsü, arkadaşlarımı ne kadar özlediğimi fark ettim. Objektif bir bakışla diyebiliriz ki ODTÜ’ye olan aidiyetim daha fazla zaman geçirdiğim için daha çok — veya arkadaşlıklarım daha sağlam. ODTÜ’de geçirdiğim 4 yıl başta çok sancılı oldu — bana çok yeni ve çoğu yerde çok ters bir kültüre adapte olma veya var olma çabaları vs. Ama aslında bu kültür cidden bana çok mu tersti? Şu sıralar ODTÜ mezunlarının neden hep ODTÜ’ye bağlı kaldıklarını o kadar iyi anlıyorum ki… ODTÜ öğrencisiyle, hocasıyla, kültürüyle büyük bir kimlik inşa ettiriyor ve siz farkında olmadan büyük bir bağlılık kuruyorsunuz. Şu an olduğum üniversite her ne kadar akademik olarak çok iyi olsa da bu kültür, böyle bir öğrenci kitlesi yok. ODTÜ’de yürürken kampüsün canlılığını hissedersiniz — emekle ve düşünceyle konulmuş küçük detaylar gözünüze çarpar ve bunlar o kadar doğal dururlar ki sanki insan eliyle yapılmış bu şeyler ODTÜ kampüsünün doğal bir parçasıdır. Bu ahenk içinde siz farkında olmadan bu doğanın bir parçası haline gelirsiniz. Mesela Fizik çimlerinin üzerindeki heykel, veya yemekhanedeki eski çok da lüks gözükmeyen piyano, veya yemekhane yolundaki bazen kafasına elma koyulan Newton heykeli, Fizik bölümünden kenar yoldan yürürken yapılmış o patika yol, veya çatıdan mühendisliğe doğru giderken mevsimlerle değişen ortadaki o koca ağaç. Seversiniz ODTÜ’de mevsimlerin değişimini izlemeyi, baharda çimlerin bitkilerle ve öğrencilerle doluşunu, Fizik’in yanındaki pembe erguvan ağacının açılışını, sonbaharda patika yollara dökülen yaprakları, bilim ağacını, efsanevi C heykeli önünden geçip CC’leri hatırlamayı, Devrim’de arkadaşlarla oturmayı, çarşının arkasından yürümeyüp gün ışığının turuncu tuğlalı yapıların arasındaki yoldan sızışını izlemyi, lojmanların arasından geçmeyi, rastgele yeni bir tablo görmeyi. Bunlar ve öğrencilerin stili ve duruşu belleğinize kazınır. Mimarisiyle, doğasıyla, kültürüyle, tarihiyle, öğrencisiyle, tarzıyla bir ODTÜ’lü olursunuz.

Kendimi bunları derken bulacağımı pek düşünmezdim. Her zaman ODTÜ’lülerin gündeme ve küresel sorunlara karşı olan proaktifliğini takdir etsem de onlar ve ben farklıydık. ODTÜ’yü seviyordum, kampüsü çok seviyordum ama bu kampüsü bu kampüs yapan öğrencilere karşı hep bir adım geri duruyordum. Bazen duvarlar örmem gerekiyordu onlar ve ben arasında. Bu habitatın organizmaları arasında kendimi habitatı seven dış bir tür olarak görmeye başlamıştım. İnancım ve onların kültürleri arasında büyük zıtlıklar vardı. Onların bir parçası olmak istiyorsan inancından ödün vermek garantiydi. İçkiler, sigaralar; özetle İslami hayata/kimliğe aykırı bir çok şey. Kendimi çoğu zaman bu ikilem arasında arafta kalmış hissediyordum. Onların bir parçası olmaya çabaladığımda kendimden ve dinimden uzak, onlardan uzak durduğumda ise bulunduğum habitattan uzak ve ayrı hissediyordum. Bu yüzden ben tam bir ODTÜ’lü (veya geleneksel ODTÜ’lü) olamıyordum kendimce.

Ama insan bu ya, kendi şahsiyetine karar verince Allah yardım ediyor; yavaşça ODTÜ’lü olup inançlı olanlar çıktı karşıma, veya beni inancımdan yargılamayanlar. Isınmaya başladım yeni dostluklarla. Evet, hâlâ tam bir ODTÜ’lü değildim ve onlarla aramda duvarlar örmüştüm, ama en azından kendim gibi bulduğum veya kendimi yakın hissettiğim arkadaşlarım vardı.

ODTÜ’lüler sadece benim inancıma çok zıt yaşayanlardan (bazen de dalgasını geçenlerden) ibaret değildi; proaktif prensiplere sahip farklı inançları olan diğer ODTÜ’lüler de vardı. Bizi bağlayansa bu habitatımız, dayanışmamız ve kendimizi ait hissettiğimiz bu kültür. ODTÜ’den uzaklaştıkça biraz da bunu anladım.

Ve artık ODTÜ’ye girdiğimde sanki ben ve onlar arasında ördüğüm o duvar yıkılmıştı. Önceliklerim ve inancım bilincinde dik durarak, sosyal baskıyla bunlardan ödün vermeyeceğimin özgüveniyle duruyordum. Bu özgüven yıkmıştı o duvarları. Uzaklaştıkça ODTÜ’yü biraz daha özlüyordum. Artık ODTÜ’lü olarak özlüyordum o kültürü, arkadaşlarımı, çok yönlülüğümüzü, hayata bakışımızı, parçası olduğum o doğayı. 4 yıl bana çok şey katmış, büyütmüş; dostluklar, yeni bir kültür ve en önemlisi de çok daha genişlemiş bir dünya görüşü.


메타데이터
post_id
afec52d48beb
slug
tebrikler-hocam-odtü-seni-kazandı-afec52d48beb
url
https://medium.com/@kevsercivek/tebrikler-hocam-odt%C3%BC-seni-kazand%C4%B1-afec52d48beb
canonical_url
https://medium.com/@kevsercivek/tebrikler-hocam-odt%C3%BC-seni-kazand%C4%B1-afec52d48beb
author_url
https://medium.com/@kevsercivek
status
ok
fetched_at
2026-06-27 07:40:21