← Back to list

Beden Kime Ait?

Disiplin, norm ve yoga pratiğinde bedenle kurulan görünmez müzakereler üzerine.

Tuğçe Köse · 2026-02-11 09:30 · 0 claps · 2.6 min read
#yoga #philosophy #beden #felsefe
Open on Medium ↗
Wiki topics: PHI · Philosophy

Beden Kime Ait?

Disiplin, norm ve yoga pratiğinde bedenle kurulan görünmez müzakereler üzerine.

Bedenle kurduğumuz ilişkinin sadece kişisel bir mesele olmadığını söylemiştik. Şimdi buradan devam edelim.

Çünkü baktığımızda beden, sadece hissettiğimiz bir şeydense aynı zamanda şekillendirilen, ölçülen ve sürekli değerlendirilen bir alandır. Ve bu değerlendirme anı çoğu zaman sessiz olmuştur. Günlük yaşamımız içine sızan, normalleşmiş ve görünmez hâle gelmiştir.

Michael Foucault ’ya göre iktidar, yalnızca cezalandırarak ya da yasaklar koyarak işlemez. İktidar elbette, bedenler üzerinden çalışır. Nasıl durduğumuzla, ne kadar çalıştığımızla, ne zaman dinlendiğimizle. Bu anlamda beden iktidarın en verimli çalışma alanı olmuştur. Foucault’ nun disiplin kavramı burada belirleyicidir. Disiplin, bedeni bastırmak değil; onu üreten ve yönetebilir hâle getirmektir.

Bu yüzden beden eğitilir ve hizaya sokulur. “Doğru” duruşlar öğretilir. “İdeal” bedenler dolaşımına girmesi gerekir. “Yeterince iyi” olmanın sınırları baştan çizilir. Ve biz bu süreci çoğu zaman özgür irade zannederiz.

Modern insanın bedeniyle kurduğu ilişki tam burada çatallanır. Bir yandan bedeni “ben” olarak görürken öte yandan onu sürekli iyileştirilmesi gereken bir proje gibi ele alırız. Daha güçlü, daha esnek ve daha fit olması gereken bir beden…Yoga pratiği de bu gerilimin tam ortasında durur.

Şöyle kişisel bir deneyimimden bahsetmek isterim ki; yoga pratikleri esnasında gelen bir yorum oluyor. “Bugün hiç yapamıyorum galiba.” Bu cümledeki yorum fiziksel durumdan çok suçluluk ve eksiklik hissi. Daha çok sanki beden, üzerine düşen göre yapmamış gibi bir mahcubiyet. O anlarda şunu fark ediyorum beden başarısız olmuyor sadece bir değişimde, değişiyor yalnızca. Ama bunu genelde bir kusur gibi algılıyoruz. Bazı zamanlar matın üzerindeyken aklımdan geçen tek şey “Bugün burada olmak yeterli.” düşüncesi oluyor. Ve bunu kabul etmek açıkçası çoğu zaman pozu derinleştirmekten çok daha zor oluyor. Çünkü en nihayetinde modern zihne göre durmak ilerlememek demektir. İlerlememek ise geride kalmak. Ve sonrasında pratik esnasında o cümle aklıma geldi “Pozları yapamıyorum ama ilk kez güvende hissediyorum.” Yoga felsefesinde svadhyaya, yani kendini gözlemleme pratiği, bedeni düzeltmek için değil; onu anlamak için vardır. Ancak biz çoğu zaman bu pratiği performans listesine çeviririz. Bugün nefesim nasıl? Bedenim nereye kadar açılıyor? Bu soruların cevabı her gün değişir. Ve yoga tam da bu değişkenliği kabul etme pratiğidir. Kendi pratiklerimde bunu sıkça yaşıyorum. Ve bana bunun öğretisi şu ki; bedenle kurduğumuz uyum, güçle değil; dürüst bir yerden kuruluyor. Yoga matı bu sebeple benim için bir başarı alanı değil, bir karşılaşma alanıydı. Bedenle ve nefesle o gün hangi halimdeysem onunla…

Yoga bir yandan bedeni disipline eder gibi görünür. Pozlar ve hizalar vardır ve bir de elbette süreler. Ama öte yandan, yoga bu disiplinin mantığını kırma potansiyelini de taşımaktadır. Çünkü yoga onu ne yapması gerektiğini söylemeden önce ona bir soru yöneltir: “Şu anda burada mısın?”

Bu soru, performanslar mantığıyla yetişmiş olan bir zihin için oldukça rahatsız edici bir sorudur. Çünkü performans, devamlılık ister. Aynı hareketi her gün aynı performans ile yapabilmeyi önceler. Oysa beden, devamlılık değil, döngüsellik taşır. Gücü de direnci de değişir. Yoga pratiğinde sıkça karşılaşılan şu cümle boşuna olmayacaktır: “Dün yapabiliyordum, bugün olmuyor.” Bu cümlede oluşan gizli hayal kırıklığında aynı zamanda çok kıymetli bir farkındalık da saklıdır. Çünkü beden, dünün bedenine borçlu değildir.

Yoga felsefesinde ahimsa yalnızca başkasına zarar vermemek anlamına gelmez. Kişinin kendi bedenine uyguladığı şiddeti de kapsamaktadır. Bastırmak, zorlamak ya da görmezden gelmek işte bunların her biri bedenle kurulan şiddet biçimleri olmuştur. Modern disiplin anlayışı bedeni sustururken yoga, bedeni konuşmaya davet eder. Ancak zannetmeyelim ki bu davet kolay bir davet olsun. Çünkü bedeni dinlemek fiziksel bir eylem olmanın dışında aynı zamanda politik ve etik bir duruş oluşturur. Dinlemek demek, her gün aynı performansı göstermemeye izin vermektir. Yorulmaya ve değişmeye alan açmak demektir. Ve bu, verimlilik üzerine kurulu düzen için sessiz bir direniştir aslında. Tam da bununla bağlantılı olacaktır ki yoga matı kişisel bir alan olmaktan çıkar. Orası tekrar ve tekrar beden ile yeniden müzakere edilen bir yer olarak karşımıza çıkar. Ne kadar ileri gideceğim? Ne zaman duracağım? Zihnin mi, bedenin mi sesini dinleyeceğim?

Belki de içten içe düşünerek sormuş olacağım ki asıl soru: Beden bize aitse, neden onunla konuşmayı yeniden öğrenmek zorunda kalıyoruz?

Bir sonraki yazıda bedenin tamamen susturulmadığı yere bakmak istiyorum. Ağrıya, bitmeyen yorgunluğa ve huzursuzluğa. Belki de bedenin direnişi tam da burada başlıyordur.

felsefe #yogafelsefesi #bodypolitics #mindfulness #philosophy #yogaphilosophy


메타데이터
post_id
b034ea50acbc
slug
beden-kime-ait-b034ea50acbc
url
https://medium.com/@tugcekose230/beden-kime-ait-b034ea50acbc
canonical_url
https://medium.com/@tugcekose230/beden-kime-ait-b034ea50acbc
author_url
https://medium.com/@tugcekose230
status
ok
fetched_at
2026-06-22 17:31:34