İNSANLAR NEDEN DEĞERSİZ HİSSEDER ?
Değersizliğin birçok sebebi olabilir. Fakat bu duygunun yalnızca kişinin kendi psikolojisinden kaynaklandığını düşünmek bana eksik geliyor…
İNSANLAR NEDEN DEĞERSİZ HİSSEDER ?

Değersizliğin birçok sebebi olabilir. Fakat bu duygunun yalnızca kişinin kendi psikolojisinden kaynaklandığını düşünmek bana eksik geliyor. Çünkü insanın kendisine verdiği değer, içinde yaşadığı çevreden bağımsız değildir.
Bazen bu duygu aileden başlar.
Bir çocuk düşünelim. Resim yapmayı çok seviyor ve bu konuda gerçekten yetenekli. Saatlerini resim yaparak geçiriyor. Fakat ailesi onun yaptığı şeyi sürekli gereksiz buluyor.
“Bunun sana ne faydası olacak?”
“Bırak bunları, derslerine çalış.”
“Bundan para mı kazanacaksın?”
Çocuk bir süre sonra resim yapmayı bırakmasa bile başka bir şey öğrenmeye başlıyor:
Yaptığım şey yeterince değerli değil.
Buradaki problem aslında resim değildir. Çocuk zamanla yaptığı şeyin değerini, ailesinin ona verdiği değer üzerinden ölçmeye başlar.
Belki yıllar sonra çok güzel resimler yapacaktır. Belki birileri onun yeteneğini fark edecektir. Fakat içinde oluşan o duygu kolay kolay ortadan kalkmayacaktır.
Çünkü mesele artık yaptığı resmin güzel olup olmaması değildir.
Mesele, kendisinin yeterli olup olmadığıdır.
Bu yüzden bazı insanlar başarılı oldukları hâlde kendilerini yetersiz hissederler. Çünkü çocukluklarında kendilerine öğretilen şey, yaptıkları ne kadar iyi olursa olsun yeterli olmadıklarıdır.
Fakat insan büyüdükçe bu yetersizlik duygusunun başka bir boyutu daha ortaya çıkar:
Karşılık beklemek.
Çünkü bize zamanla yaptığımız şeylerin bir karşılığı olması gerektiği öğretilir.
Çalışıyorsak para kazanmalıyız.
Emek veriyorsak karşılığını almalıyız.
Başarılıysak yükselmeliyiz.
Yetenekliysek bundan bir şey elde etmeliyiz.
Bu noktada insan yaptığı şeyin değerini, yaptığı şeyin kendisinde değil, ondan elde ettiği karşılıkta aramaya başlayabilir.
Bir ressam düşünelim.
Resim yapıyor, saatlerini harcıyor, kendisini geliştiriyor. Fakat yaptığı resimler satılmıyor.
Bir süre sonra kendisine şunu sormaya başlayabilir:
“Demek ki yeterince iyi değilim.”
Oysa bir resmin para etmemesi, o resmin değersiz olduğunu göstermez.
Fakat içinde yaşadığımız ekonomik düzen bize çoğu zaman değeri karşılık üzerinden düşünmeyi öğretiyor.
Bu durum günümüzde daha da karmaşık bir hâle geliyor. Çünkü teknolojinin gelişmesiyle birlikte daha önce insan emeğiyle yapılan birçok şey artık çok daha hızlı ve kolay üretilebiliyor. Bu da bazı insanların kendi becerilerine ve emeklerine verdikleri değeri sorgulamasına neden oluyor.
Bir insan bir konuda gerçekten başarılı olabilir.
Fakat yaptığı şey artık eskisi kadar para kazandırmıyorsa, başarı hissi de zamanla azalabilir.
Burada başka bir problem ortaya çıkıyor:
Bize çalışırsak başarılı olacağımız, başarılı olursak da istediğimiz hayata ulaşacağımız söyleniyor.
Fakat hayat her zaman böyle işlemiyor.
Çok çalışmak her zaman zengin olmak anlamına gelmiyor.
Yetenekli olmak her zaman para kazanmak anlamına gelmiyor.
Kendini geliştirmek her zaman statü kazandırmıyor.
Çok okumak, çok düşünmek veya kültürlü olmak da her zaman toplum tarafından ödüllendirilmiyor.
İnsan bütün bunları yaptığında bile istediği karşılığı alamadığında kendisinde bir problem aramaya başlayabiliyor.
Çünkü ona yıllarca şu düşünce aşılanmış oluyor:
“Çalışırsan karşılığını alırsın.”
Karşılığını alamadığında ise geriye şu soru kalıyor:
“O zaman sorun bende mi?”
Bence günümüzdeki en büyük problemlerden biri de burada başlıyor.
Çünkü başarı anlayışımız değişti.
İnsanların değerini yalnızca ne bildikleri, ne ürettikleri veya nasıl bir insan oldukları belirlemiyor.
Ne tüketebildikleri de onların değerini belirleyen ölçütlerden biri hâline geliyor.
Bir mekâna gittiğinizi düşünün.
Belki binlerce kitap okudunuz.
Belki kendinizi yıllardır geliştiriyorsunuz.
Belki çok iyi bir sanatçısınız.
Belki çok başarılı bir insansınız.
Fakat eski ve kötü bir arabanız var.
Aynı mekâna pahalı bir arabayla gelen bir insana gösterilen ilgiyle size gösterilen ilgi aynı olmayabiliyor.
Siz değişmediniz.
Bilginiz değişmedi.
Yetenekleriniz değişmedi.
Kişiliğiniz değişmedi.
Değişen yalnızca sahip olduğunuz şey.
Ama insanların size bakışı değişebiliyor.
Çünkü artık başarıyı ve değeri yalnızca insanın kendisinde aramıyoruz.Sahip olduklarına da bakıyoruz.
Tüketim kültürü bize yalnızca bir şeyler satın aldırmıyor. Aynı zamanda bize, sahip olduklarımız üzerinden bir kimlik kurmayı da öğretiyor.
Ne kadar çok tüketebiliyorsan, o kadar başarılısın.
Ne kadar pahalı şeylere sahip olabiliyorsan, o kadar iyi durumdasın.
Daha iyi bir araba, daha iyi bir ev, daha iyi bir telefon, daha pahalı bir tatil…
Bütün bunlar zamanla başarı göstergelerine dönüşüyor.
Çünkü bir şeyi tüketebilmek için para kazanman gerekiyor.
Para kazanmak için çalışman gerekiyor.
Çok çalışabiliyorsan başarılısın.
Ve başarılıysan daha çok tüketebilmelisin.
Böylece bir döngü oluşuyor.
Başarı → para → tüketim → daha fazla başarı.
Sosyal medya da bu döngüyü sürekli görünür hâle getiriyor.
İnsanlar hayatlarının en güzel taraflarını gösteriyorlar.
En güzel evlerini, en iyi arabalarını, gittikleri en pahalı yerleri, aldıkları şeyleri ve yaşadıkları hayatı gösteriyorlar.
Biz ise kendi hayatımızı, başkasının hayatının vitriniyle karşılaştırıyoruz.
Sonra kendimize bakıp:
“Ben neden bunlara sahip değilim?”
diye soruyoruz.
Fakat bu soru zamanla başka bir soruya dönüşüyor:
“Ben neden yeterli değilim?”
Belki de insanların kendilerini bu kadar yetersiz hissetmesinin sebebi gerçekten yetersiz olmaları değildir.
Belki de sorun, kendilerini değerlendirdikleri ölçütlerin değişmiş olmasıdır.
Çünkü bir insanın değeri artık yalnızca yaptığı şeylerle değil, yaptığı şeylerin ne kadar karşılık bulduğu ve ne kadar tüketebildiğiyle ölçülüyor.
Bu yüzden insan çok başarılı olsa bile kendisini başarısız hissedebiliyor.
Çok şey biliyor olsa bile kendisini yetersiz hissedebiliyor.
Çok emek veriyor olsa bile kendisini değersiz hissedebiliyor.
Çünkü yaptığı şeyin kendisine değil, karşılığına bakıyor.
Ve karşılığını göremediğinde kendi değerini sorgulamaya başlıyor.
Belki de burada kendimize sormamız gereken soru:
“Yeterince başarılı mıyım?”
değil.
Asıl soru şu:
“Başarıyı ve değeri kimin ölçütleriyle değerlendiriyorum?”
Çünkü belki de sorun bizim yeterince iyi olmamamız değil.
Bize, kendimizi yanlış şeylerle ölçmemiz öğretilmiştir.
메타데이터
- post_id
- b1ee024dfc75
- slug
- i̇nsanlar-neden-değersi̇z-hi̇sseder-b1ee024dfc75
- url
- https://mediumturkiye.com/i%CC%87nsanlar-neden-de%C4%9Fersi%CC%87z-hi%CC%87sseder-b1ee024dfc75
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/i%CC%87nsanlar-neden-de%C4%9Fersi%CC%87z-hi%CC%87sseder-b1ee024dfc75
- author_url
- https://medium.com/@ElifB1502
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-08-28 23:12:03