← Back to list

İçimizdeki Korku: Sessizlik Fobisi

‘Yapayalnız geçen ömrüm boyunca, yalnızca kendimi duymaktan kaçınmak için konuştum.’

Birsen Akyüz in Türkçe Yayın · 2026-05-18 07:21 · 163 claps · 4.2 min read
#susmak #psikoloji #türkçe #sessizlik-fobisi
Open on Medium ↗

İçimizdeki Korku: Sessizlik Fobisi

‘Yapayalnız geçen ömrüm boyunca, yalnızca kendimi duymaktan kaçınmak için konuştum.’

İzlediğiniz filmleri düşünün. Filmlerde kimsenin konuşmadığı, bakışların konuştuğu uzun, sessiz sahneler olur.

Bu kimsenin konuşmadığı sahnelerde sessizlik sadece bir sesin yokluğu anlamına gelmiyor. Aksine, kelimelerin bittiği yerde, bir karakter sustuğunda biz izleyenler olarak biliriz ki asıl hikaye bu sessizlikle başlar.

Biz o anlarda karakterin ne söylediğini değil, ne söyleyemediğini, neyi bastırdığını ve neyden kaçtığını duyarız.

Sessizlik, gerçeğin kendisini net bir şekilde hissedebildiğimiz bir andır bu sahnelerde.

Sahnelerden gerçek hayata, kendi sahnemize dönelim.

Neden Sessizlikten Bu Kadar Korkuyoruz?: Zihinsel Bulanıklık Çağı (Brain Fog)

[embed]

Biz hayatlarımızda bu sessizlikle nasıl başa çıkıyoruz? Bir otobüse, metroya bindiğinizde hemen kulaklığınıza sarıldığınıza eminim. Evde tek kaldığınızda muhakkak arkada bir ses olur mesela. Siz bir şeylerle uğraşırken arka plan gürültüsü de sizi takip eder.

Çünkü artık biz sessizlikten korkuyoruz. Kendi hayatımızın sahnesinde, sessizliğe, boşluklara katlanamıyoruz. Hemen ileriye sarmak, o can sıkıcı anı 2X ile geçmek istiyoruz.

Gündelik hayattaki her boşluğu, sessizliği bir bildirim sesiyle, bir müzikle, anlamsız bir kelimeyle doldurmak için can atıyoruz. Çünkü sanatın o ağır, anlam yüklü sessizliği, gerçek hayatta karşımıza çıktığında bir fobiye dönüşüyor.

Sessizlik Fobisi.

Neden Sessizlikten Bu Kadar Korkuyoruz?: Zihinsel Bulanıklık Çağı (Brain Fog)

[embed]

Arka planda beynimizi meşgul eden o uğultu bittiğinde, kendimizle baş başa kalıyoruz ve dürüst olalım; çoğumuz için bu karşılaşma, bir yabancıyla asansörde kalmaktan çok daha gerici bir deneyim oluyor.

Çünkü o boşlukta, bugüne kadar gürültüyle bastırdığımız her şey gün yüzüne çıkıyor: Gelecek kaygıları, “keşke”ler ve cevabını vermekten korktuğumuz büyük sorular.

Sessizlik Fobisi dediğimiz bu korku nereden çıktı diye düşündüm.

Neden Sessizlikten Bu Kadar Korkuyoruz?: Zihinsel Bulanıklık Çağı (Brain Fog)

[embed]

Çünkü eskiden telefonun televizyonun olmadığı bir dönemde insanların bu kadar zihinlerini oyalabilecekleri imkanları yoktu.

Bu nedenle bu fobi sadece modern dünyada birden bire ortaya çıkmış bir kapris değil, aslında yüzyıllar süren bir dönüşümün son halkası olmalıydı.

Alain Corbin isminde bir Fransız tarihçi var. Onu ilginç yapan şey “duyuların tarihi” (history of senses) üzerine çalışan en önemli isimlerden biri olması. Duyuların tarihi derken şunu kastediyor:

Tarihin sadece savaşlar, krallar veya politik olaylar üzerinden değil; insanların gündelik hayatını nasıl deneyimlediği üzerinden incelemesi gerektiğini söyleyip kolları sıvıyor:

İnsanlar geçmişte sesleri nasıl duyuyordu?

Şehirler nasıl kokuyordu?

Sessizlik veya gürültü insanlar için ne ifade ediyordu? Gibi sorular soruyor.

Yani duyuların tarihi “sadece ne oldu?” değil, “insanlar bunu nasıl hissetti?” sorusunu sorar.

İnsanlık olarak bu sessizlik fobisini nasıl geliştirdik diye sormuştuk ya. Size bir soru sormak istiyorum. Sizce 19. Yüzyıldaki bir şehirde mi gürültü daha fazladır yoksa şu anki İstanbul’da mı?

Neden Sessizlikten Bu Kadar Korkuyoruz?: Zihinsel Bulanıklık Çağı (Brain Fog)

[embed]

Corbin’e göre şu an verdiğinizi tahmin ettiğim cevabın aksine 19. yüzyılın şehirleri bugünden çok daha gürültülüydü; at arabalarının taş yollardaki çatırtısı, makinelerin ham gürültüsü ve seyyar satıcıların çığlıkları sokakları inletiyordu.

Bugün yasalar ve teknolojiler sayesinde fiziksel dünyayı el birliğiyle daha sessiz hale getirdik. Yani sessizliğe tahammül edemeyişimizin sebebi doğrudan şehirdeki gürültüyle ilgili değil.

En önemli sebep: ‘Hiper-medyalaşma.’

Yani dünyanın artık sürekli medya tarafından konuşuluyor, anlatılıyor ve dolduruluyor olması.

Eskiden, haber almak sınırlıydı, insanlar daha az içerik görüyordu, sessizlik daha “doğal” bir durumdu

Şimdiyse telefonlar, sosyal medya, reklamlar, bildirimler sürekli aktif, sürekli bir bilgi ve içerik akışı var ve insanlar olarak bizler neredeyse hiçbir an “tam bir sessizlik içinde” kalamıyoruz.

Belki eskiden gürültü vardı ama bugün farklı bir şey daha var: Fiziksel gürültüye eklenen sürekli bildirimler, mesajlar…

Dışarıdaki o kaba gürültü gitti, yerine zihnimizin içine sızan kesintisiz bir kelime ve görüntü akışı geldi. Corbin’e göre asıl tehlikeli olan da bu. Çünkü 19. yüzyılın insanı gürültünün içinde bile zihinsel bir sessizliğe sahipti; o sessizlikte dua eder, hayal kurar ya da sadece dururdu.

Bizim ‘sessizlik fobisi’ dediğimiz şey, aslında zihnimizin son kalesinin de işgal edilmesi anlamına geliyor. Corbin’in dediği gibi; modern sistem bize kesintisiz bir ‘bağlantılılık’ vaat ederken, aslında bizi kendimizden kaçmaya mecbur bırakıyor.

Eskiden bilgeliğin ön koşulu olan sessizlik, bu sürekli kelime akışı yüzünden artık bir ‘yoksunluk belirtisine’ dönüştü.

Sessizlikten değil, o sessizliğin içinde yankılanacak olan ‘kendi sesimizden’ kaçıyoruz. Çünkü dünya her zamankinden daha sessiz görünse de, ekranlarımızdan akan o uğultu zihnimizde hiç susmuyor.

Tabii bir de işin bize pazarlanan tarafı var.

Neden Sessizlikten Bu Kadar Korkuyoruz?: Zihinsel Bulanıklık Çağı (Brain Fog)

[embed]

Eğer sürekli sosyal medyada bir şeyler paylaşıyorsan algoritma seni like sayıları ve izlenme ile ödüllendiriyor. Meşgulsen değerli birisindir. Sürekli bir şeyler izliyorsan, bir şeylerle uğraşıyorsan boş vaktin yok ise çalışkansındır ve bu yüzden insanların sana bakışı da farklı olur.

Sen de kendi değerini ispatlamak için işte hayatındaki tüm boşlukları bir bir silme peşine düşersin ki içinde yaşadığımız sistem içerisinde bu düşünce gayet normaldir.

Beynimizin dışarıdan gelen seslerin, fikirlerin ve algoritmaların işgali altında olduğunu bu kanalda konuşuyoruz. Her hafta bu konuyu farklı açılardan değerlendiriyoruz. Ama kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bu sessizlik fobisi; yaşadığımız tüm karmaşaların, zihnimizin bulanıklığının, zihnimizin sürekli dolu olmasının en büyük nedeni.

Üniversiteyi bitirdiğimde aklımdaki onlarca soru işaretiyle memleketime döndüğümde bir yandan iş başvuruları yapıp bir yandan da kendimi geliştirmeye çalışmıştım. O zamanlar bir şeyi fark ettim: Düşüncelerim, Tokyo’daki o meşhur kavşaktan karşıya hızla geçip bir yandan fotoğraf çekmeye çalışan insanlar gibiydi. Hızlı, telaşlı ama odaksız. Kimin ne giydiğini, yüzündeki ifadeyi hatırlamıyordum. Sadece bir sonraki ‘düşünce ordusunu’ bekliyordum.

Neden böyleydi? Yıllar sonra anladım: Evde sürekli açık olan televizyon, ona eşlik eden telefon ve bitmek bilmeyen arka plan gürültüsü… Kendimi duymamak için zihnime bir ‘gürültü kalkanı’ örmüştüm. Sessizliğe ihtiyacım vardı ama sessizlikten de ödüm kopuyordu..

Yaşadığımız sessizlik fobisi aslında bir “evsizlik” meselesi.

Eskiden sessizlik, insanın dış dünyanın keşmekeşinden kaçıp sığındığı, kendi varlığını dilediğince inşa ettiği korunaklı ve huzurlu bir evdi.Tıpkı bir eve girdiğinde dışarıdaki yağmurdan ve rüzgardan korunman gibi, sessizliğe gömüldüğünde de dünyanın taleplerinden, başkalarının bakışlarından ve gürültüsünden korunurdun.

Corbin’e göre sessizlik; düşüncenin, duanın ve hayal gücünün yeşerebildiği güvenli alandı.

Bir ev, senin kim olduğunun, özel eşyalarının ve anılarının olduğu yerdir. Corbin’e göre sessizlik de öyledir. İnsan ancak sustuğunda ve dış uyaranları kestiğinde “Ben kimim?” sorusuna yanıt verebilir. Sessizlik “bir evdi” çünkü birey kendi karakterini, vicdanını ve fikirlerini o sessizliğin duvarları arasında, yani kendi başına kaldığı o içsel odada inşa ederdi.

Ancak bugün, akıllı telefonlar, durmaksızın yağan bildirimler ve kesintisiz medya akışı, zihnimizin içindeki o sessiz odaların duvarlarını yerle bir etti. Artık fiziksel olarak odamızda tek başına olduğumuz anlarda bile aslında evde değiliz; çünkü zihnimiz içeri aldığı gürültülerden dolayı bir sis altında.

Bu durum bizi kendi içsel mekanımıza yabancılaştırarak, sessizliği huzur veren bir yuva olmaktan çıkarıp, içine girmeye korktuğumuz terk edilmiş ve karanlık bir binaya dönüştürdü.

Kendi içine sığınamayan insan, dünyanın neresine giderse gitsin evsizdir.

Artık eve dönme vakti gelmedi mi?

Neden Sessizlikten Bu Kadar Korkuyoruz?: Zihinsel Bulanıklık Çağı (Brain Fog)

[embed]


메타데이터
post_id
b2d4318e68fa
slug
i̇çimizdeki-korku-sessizlik-fobisi-b2d4318e68fa
url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/i%CC%87%C3%A7imizdeki-korku-sessizlik-fobisi-b2d4318e68fa
canonical_url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/i%CC%87%C3%A7imizdeki-korku-sessizlik-fobisi-b2d4318e68fa
author_url
https://medium.com/@birsnakyuz
status
ok
fetched_at
2026-07-14 14:14:34