← Back to list

Faili ‘hala’ meçhul: Cezaevinden yeni çıkan Hizbullahçı, Kuriş ve Sincar’ın katili mi?

Yakın bir zamanda Hamit Çöklü ve Şehmus Alpsoy adında iki Hizbullah hükümlüsü “sürekli hastalık” gerekçesiyle, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip…

Büşra Cebeci · 2025-12-20 12:21 · 0 claps · 11.7 min read
#hizbullah #konca-kuriş #edip-gümüş
Open on Medium ↗

Faili ‘hala’ meçhul: Cezaevinden yeni çıkan Hizbullahçı, Kuriş ve Sincar’ın katili mi?

Yakın bir zamanda Hamit Çöklü ve Şehmus Alpsoy adında iki Hizbullah hükümlüsü “sürekli hastalık” gerekçesiyle, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla serbest bırakıldı. Kalp hastası Mahir Polat’ın, cezaevi koşulları sebebiyle hayatını kaybetme riski bulunurken; 301 genç darpla, işkenceyle gözaltına alınıp tutuklanırken, insanlar Anayasa ile güvence altına alınmış “Boykot” haklarını kullandığı için yine gözaltına alınırken 90'ları kana bulayan Hizbullah’ın iki militanın sağlık durumundan dolayı serbest kalması epey de manidar oldu hakikaten.

Benim dikkatimi çeken bir diğer nokta, Çöklü hakkındaki iddialar oldu. Serbest kalan Çöklü’nün, Yazar Konca Kuriş ve DEP Milletvekili Mehmet Sincar’ın da aralarında bulunduğu 24 kişiyi öldürmekten hüküm giydiği iddia edildi. Dayanak yok, kaynak yok, bilgi kim tarafından nereden sağlandı bilmiyoruz. Ben bugüne kadar adını hiçbir şekilde duymadım.

Bu iddiayı ilk gördüğümde aklımda geçen şuydu: Bu kadar insan, her şeye rağmen nasıl bu kadar iyi niyetli olup hukuka güvenebiliyor, nasıl oluyor da Kuriş’in de Sincar’ın da katilinin 27 yıldır cezaevinde olduğunu düşünebiliyorlar?

Bu haberi biraz daha sık görmeye başlayınca bir iki mevzuyu hatırlatmak istedim ve biraz uzun bir metin çıktı ortaya.

KİM BU HAMİT ÇÖKLÜ?

Dediğim gibi ismini bu zamana kadar ben duymadım ancak “belki benim gözümden kaçmıştır” deyip kimdir diye biraz bakındım. Hizbullah’a yakın haber sitelerine göre Çöklü, 1998 yılında yakalanarak cezaevine konmuş. Kuriş’in 18 Temmuz 1998’de kaçırılıp 35 gün süren işkencelerin ardından öldürüldüğünü düşünürsek evet, Çöklü bu tarihte Kuriş’i kaçıran veya öldürenler arasında olabilir. Ancak Kuriş’in 2000 yılında bulunduğunu düşünürsek de muhtemelen bu kişi yakalandığında Kuriş’in kaçırılması ya da öldürülmesiyle suçlanmıyordu. Kuriş’in de kaçırıldıktan ne kadar zaman sonra öldürüldüğü muamma…

Çöklü, 2007 yılında hüküm giydi ve “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs”ten müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Çöklü ile ilgili dikkatimi çeken bir diğer detay da Çöklü’nün 2014 yılında yaptığı bir Anayasa Mahkemesi başvurusu oldu. Avukatlığını HÜDA-PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Batman Milletvekili Serkan Ramanlı’nın üstlendiği başvurunun konusu pek manidardır ki “İşkence”ydi.

İşkenceci Çöklü, 1999 yılında Tarsus Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde 8 gün boyunca dayak, falaka, Filistin askısı, vücuda elektrik verilmesi, aç ve susuz bırakma, hayaların sıkılması, aç-susuz bırakılma ve hakaret gibi işkencelere maruz kaldığını iddia etmiş, “işkence yasağının ihlali” ve “Hak arama hakkının ihlal edilmesi” iddiasıyla AYM’ye başvurmuştu.

Tam burada Konca Kuriş’in en az 35 gün boyunca korkunç işkencelere maruz kaldığını, bulunduğunda cesedinin teşhis edilemeyecek durumda olduğunu da hatırlatmakta fayda var.

KURİŞ’İ KİM KAÇIRDI, KİM ÖLDÜRDÜ?

Konca Kuriş, silahlı üç Hizbullah militanı tarafından evinin önünden kaçırıldı. Kuriş’in katil zanlısı olarak medyada yer alan kişi ise Züheyir Timur’du. Kimi haber sitelerinde Zübeyir Timur adı geçiyor ancak anladığım kadarıyla bu maddi bir hata. Züheyir’in Zübeyir adında yine Hizbullah üyesi olan bir kardeşi de bulunuyor, o sebepten isimlerin karıştırılması muhtemel. Ayrıca kardeş Zübeyir de 2002 yılında yakalanıp yaklaşık iki yıl tutuklu kalıyor.

Kardeşi Zübeyir’den sonra, 2003 yılında yakalanan Züheyir’in ifadesi ilginç. Zira Züheyir ifadesinde, Kuriş’in kaçırılması emrinin örgüt içinde bağlı olduğu Mehmet Emin Ekici tarafından kendisine verildiğini ancak kendisinin Kuriş’i kaçırmak istemediğini, bu sebepten örgütü bir hafta boyunca oyaladığını ancak örgütün baskı yapması üzerine Kuriş’i kaçırmak zorunda kaldığını söylüyor. Peki Hizbullahçı ailenin çocuğu, Hizbullah’ın tetikçisi, sayısız insanı gözünü kırpmadan öldürebilen Züheyir neden Konca Kuriş’i kaçırmak istemiyor? Yine Züheyir’in ifadesine göre bunun sebebi “Vefa borcu” yani Konca Kuriş’in, Züheyir’in hasta annesini tedavi ettirmesi ve hastanede günlerce başında beklemesi…

Kuriş, onu kaçıran Züheyir’in de kardeşi Zübeyir’in de çocukluğunu biliyor; annelerini, hatta PKK tarafından öldürülen babalarını da tanıyor. Bu yüzden belki Kuriş, o araca binmemek için tüm gücüyle direnmedi. Tanıdığı o çocuğun, onu böylesi korkunç bir sona götüreceğini bilemedi.

Kuriş’in bu güvenine karşılık Züheyir’in yaptığı en büyük ‘iyilik’ ise Kuriş’in ellerini bağlamamak. Züheyir ifadesinde, Kuriş’i kaçırdıktan sonra ellerini bağlamadığı için Ekici’nin kendisine çok kızdığını, bunun ardından da Ekici yokken Kuriş’in ellerini çözdüğünü, geldiğinde geri bağladığını da anlatıyor. Züheyir, Kuriş’in beş gün boyunca kendisiyle birlikte hücre evinde kaldığını, ardından Ekici’nin Kuriş’i nereye olduğunu bilmediği bir yere götürdüğünü, sonrasında ne olduğunu bilmediğini söylüyor.

Hizbullah üyesi olduğunu bildiğimiz, en azından Konca Kuriş’i kaçıran silahlı militanlardan biri olduğuna emin olduğumuz Züheyir ile ilgili emin olduğumuz birkaç şey daha var. Yakalandıktan sonra kanlı eylemlerini bir bir anlatan Züheyir’in Hizbullah’ın elinde büyüdüğünü söylemek yanlış olmaz. Zira Züheyir, babası “Mele Fehim” olarak da bilinen Fehim Yönden’in Hizbullah’a katıldığı 1989’da 9 yaşlarındaydı. 12 yaşındayken babasının PKK tarafından öldürülmesinin ardından Züheyir’in Hizbullah ile bağının kesilmediğini, aksine onların elinde büyüdüğünü 22 yaşına değin yaptığı eylemlerden, işlediği cinayetlerden çıkarabiliriz.

Peki 22 yaşında, bunca suç isnadı ve itirafıyla tutuklanan Züheyir şimdi ne yapıyor? Kendisi çoğu Hizbullah hükümlüsü gibi şu an cezaevinde değil ve kardeşi Zübeyir ile birlikte HÜDA-PAR’a yakın kimi haber sitelerinde kimi zaman “28 Şubat mağduru” olarak, kimi zaman “Filistin destekçisi” olarak röportajlar vermeye devam ediyorlar.

TEK SORU İŞARETİ KATİLİN KİM OLDUĞU MU?

Züheyir’in işaret ettiği Mehmet Emin Ekici’nin, yakalandıktan sonra verdiği ifadeyi hatırlayanlar olacaktır. O dönem itirafları dolayısıyla medyada “Hizbul bülbül” olarak yer alan Ekici, 1992 yılında “JİTEM’in patronu benim” diyen, binlerce faili meçhul cinayetin sorumlusu olan ve kendisi de bir suikast sonucu ölen Binbaşı Ahmet Cem Ersever ve yine sayısız faili meçhul cinayetin faili “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’la birlikte Batman, Bingöl, Bitlis ve Diyarbakır bölgesinde birçok eyleme karıştığını itiraf etmişti.

Züheyir gibi Ekici de ifadesinde, Kuriş’in kaçırılması olayında dahlinin olduğunu ancak öldürülmesi olayına karışmadığını, Kuriş’i Gaziantep’te bir benzinlikte örgütün kuryelerine teslim ettiğini ve akıbetini bilmediğini söyledi. 22 Ocak 2000 tarihli Hürriyet haberinde Ekici’nin ifadeleri şu şekilde yer aldı:

‘‘Kuriş, Hizbullah’tan ayrılınca aleyhimize çok konuşmaya başladı. Kamuoyunda bizi rencide etti. Kuriş’i kaçırınca Mersin’de seri operasyonlar başladı. Bu yüzden iyi organize olduğumuz Gaziantep’e götürdük. Sorgudan sonra infaz edilmesi kararını da ben ilettim. Velioğlu’nun talimatı, Edip Gümüş aracılığıyla bana bildirildi ben de Gaziantep’teki hücrenin başındaki Bülent kod adlı sorumluya bildirdim. Bülent kod adlı arkadaş ve onun adamları Konca Kuriş’i sorguladıktan sonra sorgu kasetini bize gönderdiler, daha sonra dağlık arazide bir mağaraya götürerek infazı gerçekleştirdiler.’’

Yine Hürriyet’in haberine göre, gelen ihbarlar üzerine Gaziantep’te 15 kuyuda Kuriş’in cesedi arandı. Ancak nasıl olduysa ceset Konya’nın Meram ilçesindeki bir villanın bodrum katında bulundu. Hikaye burada tam oturmuyor mesela. Ekici yalan söylemiş olabilir mi? Pek tabii olabilir. Fakat yalan söylemiyorsa ve Konca sorgu için Gaziantep’e götürüldüyse ceset nasıl Konya’dan çıktı? Konca’yı kaçıran Züheyir Timur, 2003 yılında Konya’da tren garında yakalanınca hikaye biraz kafaya oturuyordu, “Kaçırmış, öldürmüş, hayatına devam etmiş ve kaçıyor” dendi belki. Ancak Züheyir, Kuriş ile yollarının Mersin’deki hücre evinde ayrıldığını söylüyordu. Konya’da bulunan ceset, Kuriş’e ait olmayabilir miydi? Kuriş’in tanınmayacak halde olan naaşı, ancak diş yapısından teşhis edilmişti. Öte yandan aileye cesedin ortalama 6 ay önce ölmüş olabileceği söylenmişti. Kuriş, kaçırıldıktan 555 gün sonra bulundu. Cesedin 6 ay önce ölmüş olması Kuriş’in tam 1 yıl örgütün elinde sağ olduğu anlamına mı geliyor? Hadi doktorun yanılma payı olsun, 6 ay da biz ekleyelim, ceset bulunduktan 1 yıl önce ölmüş olsun. Bizim yıllardır bildiğimiz hikayeye göre Kuriş, kaçırıldıktan 35 ila 38 gün arasında öldürüldü. Kuriş’in ölümünün ardından aileye yapılan, ailenin de basına yaptığı açıklamaya göre “Konca, 35 gün işkencelere direnmiş” idi. 35 gün direndi, sonra ne oldu? Yaşadı mı öldü mü? Öldürüldüyse kim öldürdü? Konya’da mı Gaziantep’te mi öldürüldü? Konya’da bulunan ceset başka birine ait olabilir miydi?

O dönem yapılan haberlerde Kuriş’in cesedinin bulunduğu Konya’daki adresi Edip Gümüş’ün emniyetteki sorgusunda itiraf ettiği yer alıyor. O halde etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyen, yani itirafçı olan, Hizbullah tarafından öldürülen iş insanlarının gömüldüğü yerleri dahi tek tek polise gösteren, dönemin gazetelerinde yaptığı itiraflardan dolayı “Hizbul bülbül” olarak yer alan Emin Ekici mi doğruyu söylüyor, yoksa örgütün ikinci adamının emniyette şak diye çözüldüğüne mi inanmalıyız?

Peki en az 30 kişinin sorgusuna katıldığını, 15 kişiyi kendi elleriyle öldürdüğünü, pek çok eylemde sorumlu olarak yer alan, kimliği deşifre olduktan sonra örgütün Akdeniz bölge sorumlusu olarak örgütlenme çalışmaları yapmaya devam eden ve 2000 yılında tutuklanan Ekici cezaevinde mi? Tabii ki hayır.

Ekici, tutukluluk sürelerini kısaltan yasanın çıkmasının ardından 4 Ocak 2011’de diğer 9 Hizbullah tutuklusu ile birlikte adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Yargıtay, 2011 yılında salıverilen Ekici’nin ağırlaştırılmış müebbet cezasını bir ay geçmeden onadı onamasına da Ekici ve pek çok diğer sanığın üzerine bir soğuk su içilse yeriydi. Zira Ekici de diğer salıverilen militanlar gibi çoktan firar etmişti… Ekici’nin adı hala İçişleri Bakanlığı’nın terör arananları listesinde bulunuyor.

‘SÜREKLİ BULUNAN’ BU KATİL NASIL 27 YILDIR KAYIP?

Ne yazık ki faili meçhul cinayete kurban giden Konca Kuriş’in cinayeti halen aydınlatılmadı. Aydınlatılamadı değil, aydınlatılmadı. Yıllardır kesin bir dille yapılan, “katil bu”, “işkenceci bu”, “burada bulundu”, “bu itiraf etti”, “katil serbest bırakıldı” haberlerine rağmen aslında Kuriş’in katili hiçbir zaman bulunamadı. Milyonlarca sayfa dökümana, video kasetlere, yakalanan yüzlerce militana, onlarca itirafçıya rağmen Konca Kuriş’in katili bir türlü bulunamadı. Bulunduysa da açıklanmadı.

Kimse de çıkıp “Her yıl bir katil bulunuyor, hangisi öldürdü bu kadını?” diye de sormadı. Bırakın katili, bu cinayetin nerede ne şekilde işlendiği bile hala muamma.

Haklı tepkinin yalana ihtiyacı yoktur. Daha ilgi çeksin diye yalanla süsleyerek gösterdiğiniz tepki, mevzuyu cıvıtmaktan başka bir işe de yaramaz. Yani, Hizbullahçıların serbest kalmasına tepki gösterirken önce bir sakince oturup “ortaya attığım iddia nereye gider, neye sebep olur” diye düşünmekte fayda var. Zira bu kadın ağaç kovuğundan çıkmadı, bir ailesi vardı ve öldüğünde onları da yanına alıp gitmedi. Birilerinin evladı, eşi, annesi, kardeşiydi Konca Kuriş. Ailesinin yanı sıra milyonlarca kadının, özellikle de Müslüman kadınların travmasıdır cinayeti. Ne zaman Konca Kuriş’le ilgili bir laf etsem, bir haber yapsam annemin “Yapma” diyen korkusundan bilirim bunu da.

MEHMET SİNCAR İLE KURİŞ’İN KATİLİ AYNI KİŞİ Mİ?

Serbest bırakılmasının ardından çıkan haberlerde, Çöklü’nün Eski DEP Milletvekili Mehmet Sincar’ın da faili olduğu bilgisi yer aldı. Bu iki önemli suikaste rağmen Çöklü’nün adının bu kadar gözden kaçmış olması çok daha garip. Sincar, 4 Eylül 1993’te faili meçhul cinayetleri araştırmak üzere gittiği Batman’da faili meçhul bir cinayete kurban gitti. Vücuduna sekiz kurşun isabet eden Sincar’la birlikte DEP yöneticilerinden Metin Özdemir de saldırıda hayatını kaybetti.

Suikast, 1996 yılına kadar aydınlatılamadı. Susurluk kazasının ardından hazırlanan raporda suikastin “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım ve iki PKK itirafçısının gerçekleştirdiği tespiti yer aldı. Hizbullah Çatı Davası’nda ise Sincar’ın faillerinin Hizbullah militanı olduğu iddia edildi. Bu iddia Beykoz operasyonunda ele geçiren dökümanlara dayanıyordu. Buna göre eylem talimatı Musa Özer tarafından verilmişti, eylemin sorumlusu Sinan Yakut’tu ve tetikçiler de Rıfat Demir ile “Hüseyin” kod adlı Cihan Yıldız’dı.

Faillerden biri gerçekten Hamit Çöklü ise durum epey ironik bir hal alıyor. Zira 93'te Batman Milletvekili Sincar, Hizbullah militanları tarafından öldürülüyor, 20 yıl sonra ise failinin avukatı Batman milletvekili oluyor…

Öte yandan geçmişte olaya ve davaya dair yapılan hiçbir haberde Kuriş ile Sincar’ın failinin aynı kişi olduğuna dair bir ibare yer almıyor, Çöklü’nün adı geçmiyor. Yanlış anlaşılmasın. Bu, Hamit Çöklü’nün masum olduğu anlamına gelmiyor.

Aksine adaletin terazisinin bugün, yani bu iki Hizbullah militanının serbest bırakılmasıyla bozulmadığı anlamına geliyor. Kuriş, Sincar ve yüzlerce faili meçhul cinayetin failleri, Çöklü gibi yaklaşık 30 yılını cezaevinde geçirmedi. Nasıl bir teraziyse örgütün yönetim kadrosunun mahkumiyeti bile 10'ar yılı aşmadı.

Yıldız da Sincar cinayetinden 15 yıl sonra, 2008'de Avusturya’da yakalanıp Türkiye’ye iade edildi. Sincar suikasti de dahil 6 cinayet ve 2 silahlı yaralama eyleminden sorumlu tutularak müebbet hapse mahkum edilen Yıldız’ın 2019’da yaptığı yeniden yargılama talebi kabul edildi ve Yıldız serbest bırakıldı. Sonuçta Yıldız 6 cinayetten yalnızca 11 yıl yatmış oldu.

Hasılı, Hamit Çöklü denen kişinin kimin ya da kimlerin faili olduğunu bilmiyoruz ancak Kuriş’in de Sincar’ın da katili olmadığı aşikar. Bugüne kadar Kuriş’in katili diye sorumsuzca ortaya atılan birkaç isimden biri belli ki ancak cezaevinden ilk çıkan Hizbullahçı olmadığı kesin. Yeni serbest kalanlar, çok daha önce özgür bırakılanlardan daha ağır suç işlemiş de sayılmaz. Bugüne kadar kimler çıktı o cezaevinden, şimdi neler yapıyorlar bir bakalım.

“CEZAEVİNDEN ŞU AN ÇIKSAM YİNE ÖLDÜRÜRÜM” DEDİ, ÇIKTI…

2000'den itibaren ANAP, DSP ve MHP’nin koalisyon hükümeti iktidardayken tutuklanan Hizbullahçılar, 2011 yılından itibaren yani AKP iktidarında bir bir serbest bırakıldı… Hala haberleri takip edebiliyorsa her iki dönemde de iktidar ortağı olan Devlet Bahçeli’nin her bir Hizbullahçı serbest bırakıldığındaki hissiyatı da kişisel merakımdır.

Yukarıda adı geçen isimler, Hizbullah’ın ‘basit’ birer tetikçisi yahut kuryesi ve bunlardan yüzlercesi var örgütte. Asıl Hizbullah’ın suikast talimatlarını veren, “Boğun, parçalayın, gömün” diyen kadroları, ‘ağır top’ları nerede? Yoksa cezaevinde çürüdüler mi? Keşke…

Hizbullah, kanlı eylemleriyle 90’lara deyim yerindeyse ‘damgasını vurdu.’ “Kezzap timleri” okul çıkışlarında kız öğrencilerin yüzüne kezzap attı, bacaklarını jiletle yaraladı. Ülkenin dört bir yanında adeta topraktan ceset fışkırdı. Hizbullah tarafından işkence ile sorgulanıp öldürülenlerin bulunduğu onlarca toplu mezar bulundu. 1992–1994 yılları arasında Diyarbakır’da 169, Batman’da 190, Silvan’da 82 olmak üzere toplam 526 kişi Hizbullah tarafından öldürüldü.

2000 yılında Hizbullah’a ait Beykoz’daki villaya yapılan operasyonda elebaşı Hüseyin Velioğlu polisle girdiği çatışmada ölürken Siyasi Kanat Sorumlusu Edip Gümüş ve Askeri Kanat Sorumlusu Cemal Tutar sağ olarak yakalandı. Villada 20 milyon sayfa örgüt dökümanı, Kuriş’in sorgulandığı görüntülerin de aralarında bulunduğu yüzlerce işkence kaseti çıktığı duyuruldu. Beykoz operasyonun ardından devam eden Hizbullah operasyonlarında militanlar bir bir yakalandı. Yakalanan örgüt üyeleriyse oldukça pişkindi, kan donduran itiraflarıyla birlikte tehditler de savuruyorlardı. Beykoz operasyonunda Gümüş ile birlikte dökümanları imha ederken yakalanan Tutar, “Cezaevinde bize baskı yapılırsa o cezaevinin savcısı, müdürü, emniyet müdürü, bizi yargılayan mahkeme heyetini Gaffar Okkan’ın yanına göndeririz” diye tehditler savuruyor, Kemal Gülşen adlı militan, “Polisin tespit edemediği eylemlerim de vardır, şu an dışarı çıksam gözümü kırpmadan yine yaparım” diyordu.

DEVLET, “KAÇIN, BEN BAKMIYORUM” MU DEDİ?

Örgütün siyasi kanat sorumlusu olan ve Velioğlu’nun öldürülmesiyle birlikte örgütün bir numaralı ismi haline gelen Edip Gümüş var bir de… 17 Ocak 2000 yılında yapılan operasyonu yöneten Emniyet Müdürü Niyazi Palabıyık, yıllar sonra verdiği demeçte Edip Gümüş’ün tam 250 kişinin ölümünden sorumlu olduğunu söylüyordu. Villada ele geçirilen dökümanlarla elde edilen bu bilgi Gümüş’ü cezaevinde tutmaya yetti mi? Pek sayılmaz.

2011’deki tahliye görüntüleri, öldürülen yüzlerce Hizbullah kurbanının yakınlarına, sevenlerine nispet gibiydi. Yüzlerce kişiyi işkence ile öldüren militanlar tekbirlerle, davullarla, zurnalarla karşılandı, cezaevi önünde halaylar çekildi. 2011 yılında tutukluluk sürelerini 10 yıl ile sınırlayan yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte 250 cinayetle suçlanan Edip Gümüş, eylemlerinden pişmanlık duymadığı gibi tehditlerine de devam eden Cemal Tutar, “Şu an çıksam yine öldürürüm” diyen Kemal Gülşen başta olmak üzere 23 Hizbullah militanı tahliye edildi.

Yargıtay, tahliyelerden 21 gün sonra ise nihai kararını verdi ve Edip Gümüş, Cemal Tutar, Fuat Balca, Abdulkerim Kaya, Mehmet Varol, Mustafa İpek, Mahmut Demir, Kemal Gülşen, Sinan Yakut, Şeyhmus Kinay, Yusuf Begiç, Mehmet Veysi Özel, Rıfat Demir, Mehmet Beşir Acar, Mehmet Tahir Ak ve Mehmet Garip Özer’e, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mevcut anayasal düzenini silah zoruyla yıkarak, yerine şer’i esaslara dayalı İslam devleti kurmayı amaçlamak” suçundan verdiği müebbet hapis cezasını onadı. Bu isimlerin sorumlu tutuldukları eylemleri tek tek yazıp yazıyı iyice uzatmayacağım, internette ufak bir araştırmayla öğrenebilirsiniz zaten.

Yargıtay, dönemin gazete ve haber sitelerinde yazdığı gibi “Hizbullah Davası’nda ceza yağdırdı” ancak 21 gün önce verilen tahliye kararları Hizbullah’a kaçmaları için son şansı sunmak gibiydi. Onlar da ikramı geri çevirmedi. Hizbullah’ın en önemli isimleri, hüküm verilene kadar çoktan firar etti. İçişleri Bakanlığı’nın elinden gelen ancak firar eden sanıkları aranan terörist listesine eklemek oldu. Sonraki yıllarda da 100'e yakın Hizbullah üyesi peyderpey aramıza karışmaya devam etti. Çöklü ve Alpsoy gibi…

FİRARİ GÜMÜŞ’TEN BAYRAM MESAJI VE CİHADA DAVET

Arananlar listesinde başı çeken Gümüş ve çoğu militanın İran’a kaçtığı düşünülüyor. 15 yıldır firari olan Gümüş, Hizbullah’a ait internet sitelerinde mesajlar yayımlaya da takipçilerini cihada davet etmeye de devam ediyor. Henüz birkaç gün önce yayımladığı bayram mesajında Gümüş şöyle diyor: “Rabbimiz, aynı mukaddesat uğruna birlikte düşünmeyi, birlikte çalışmayı, birlikte cihad etmeyi ve birlikte zaferler kazanmayı bizlere nasip etsin.”

90'ları kan gölüne çeviren bir örgütün lideri ve 250 cinayetten sorumlu tutulan Edip Gümüş takipçilerini, uğruna bu yüzlerce insanı öldürdükleri ‘cihad’a davet etmeye devam ediyor. 15 yıldır firari olan Gümüş, acaba bir Twitter hesabı açıp insanları “Boykot”a davet etse bulunup gözaltına alınır mıydı diye düşünmeden edemiyor insan.

301 gencecik insanın Anayasal haklarını kullanarak yaptıkları eylemler sebebiyle tutuklu bulunduğu bugünlerde, iki Hizbullah militanının salıverilmesi iyi de oldu esasında. Hizbullah’ın vahşetini de bu vahşetin cezasızlığını da hatırlatmış oldu en azından. İçinde bulunduğumuz abukluğun daha iyi bir fotoğrafı olamazdı. Zira bugün 67 yıllık hayatına yüzlerce cinayet sığdıran Gümüş ve çoğu Hizbullah militanı işledikleri hiçbir suçtan pişmanlık duymadıkları gibi yakalanırız diye de korkmuyorlar. Yüzbinlerce insan ise “Ekmeğimden olur muyum?”, “İşimden edilir miyim?” hatta “Tutuklanır mıyım?” diye korkusundan iktidarı eleştiren bir ‘sosyal medya paylaşımı bile yapamıyor, yapanlar da ‘acayip cesur’ ilan ediliyor. Çünkü şaka ya da evham değil, hakikaten de bu sebepten insanlar gözaltına alınıyor hatta tutuklanıyor.

Firari Hizbullah hükümlüleri hakikaten aranıyorlar mı, bu anlamda bir çaba var mı bilmiyoruz. Hala birer birer salıverildiklerine göre o cephede durum süt liman görünüyor. Bu sırada gazeteciler, 13–14 yıl önce usulsüz bir şekilde dinlendikleri yetmezmiş gibi, tutulması dahi hukuka aykırı olan tapeler sebebiyle cezaevine atılıyorlar. Evet, Elif Akgül, Yıldız Tar ve Ercüment Akdeniz’den bahsediyorum.

Hizbullah firarileri, en az 15 yıldır alay eder gibi “aranan teröristler” listesinde duruyorken, “Terör” soruşturması kapsamında yargılanan ve ‘yakalanan’ İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu oluyor.

BİR “TWEET” MESELESİ

Bu metne başlarken niyetim sadece bir tweet atmak, bu vesileyle Konca Kuriş’i bir kez daha anmak, cinayetinin hesabını sormaktı. Bu tweet’e bugün içinde bulunduğumuz durumun nasıl bir saçmalıklar silsilesi olduğunu; adalet terazisinin yeni değil, çok daha önceden bozulduğunu, bozanın yine aynı yapı olduğunu da katmak isteyince bu sayfalar dolusu metin ortaya çıktı.

Hasılı, yıllar içinde peyderpey verdiğimiz tavizler, sormadığımız hesaplar, aramadığımız haklar, görmezden geldiğimiz haksızlıklar, belki korku, belki de umarsızlık bugünlere getirdi bizi. AKP dışında iktidar görmek bir yana, AKP’nin ‘ılıman’ dönemini bile görmeyen, çocukluğu da gençliği de iktidarın en en saldırgan dönemine denk gelen, buna rağmen hakları için sokağa çıkmaktan korkmayan gençlerin cesareti bir güzel silkeledi hepimizi.

Bu cesaretin de haksızlığa, hukuksuzluğa karşı dayanışmanın da daim olması dileğiyle…


메타데이터
post_id
b3b9753fd81f
slug
faili-hala-meçhul-cezaevinden-yeni-çıkan-hizbullahçı-kuriş-ve-sincar-ın-katili-mi-b3b9753fd81f
url
https://medium.com/@buscebeci/faili-hala-me%C3%A7hul-cezaevinden-yeni-%C3%A7%C4%B1kan-hizbullah%C3%A7%C4%B1-kuri%C5%9F-ve-sincar-%C4%B1n-katili-mi-b3b9753fd81f
canonical_url
https://medium.com/@buscebeci/faili-hala-me%C3%A7hul-cezaevinden-yeni-%C3%A7%C4%B1kan-hizbullah%C3%A7%C4%B1-kuri%C5%9F-ve-sincar-%C4%B1n-katili-mi-b3b9753fd81f
author_url
https://medium.com/@buscebeci
status
ok
fetched_at
2026-07-18 11:01:31