Arkadaşlığa Dair: Tanımadığımız İnsanlara Verdiğimiz İsim
Arkadaşlık kavramının içinden bakarak aidiyet, ayrımcılık ve gerçek bağlılık üzerine bir düşünce yolculuğu…
Arkadaşlığa Dair: Tanımadığımız İnsanlara Verdiğimiz İsim

Bu zamana kadar içerisinde en derin anlamı bulduğum, yaşadığım ilişkinin arkadaşlık olduğunu söyleyebilirim. Zamanla değişmeyen aksine daha çok derinleşen bir şey oldu benim için. Kendinle ilgili paylaştığın ve karşındaki kişiyle ilgili duyduğun en ufak bir bilgiyle şekillenen, biçim kazanan ve zamanla derinleşen bu ilişkiyi, adeta iki insan arasında görünmeyen bir köprüye benzetebiliriz. Her karşılaşmada, her sessizlikte, her yeni bir anlatıda bir tahta daha eklersin o köprüye ve günün sonunda arkadaşının çıkardığı ufak bir sesle köprünün başında durup çığlık atarak ne olduğunu anlamaya çalışmak yerine, zamanla tahtaları birleştirerek kurduğunuz koca köprüden usul usul yürüyerek arkadaşına ulaşırsın. Bu yürüyüş, yalnızca fiziksel bir yakınlaşma değil; duygusal bir tanıma, bir tanıklık ve destek halidir. Adeta gülüşüne eşlikçi, acısına sessiz bir yoldaş olursun. Bazen konuşmadan anlar, bazen sadece varlığınla yanında durursun.
Böylesine güçlü bir bağın kolay kurulmayacağını tahmin etmek güç olmamalı; zaman vermek gerekiyor, biraz daha anlatmak, biraz daha dinlemek gerekiyor. Her anlatı bir parça kendinden vermek demek, her dinleyiş ise bir parça onunla büyümek… Bu yüzden, bu eylemleri gerçekleştirmeyi sürekli “daha uygun bir zamana” erteleyen insanlar bana hep komik ve bir o kadar da anlaşılmaz gelmiştir, sanki ilişki dediğimiz şey, zamanı geldiğinde raftan indirilecek bir eşyaymış da bekletilebilirmiş gibi. Oysa köprüye taşıdığımız tahtalar, eşlikçi bulamayınca havada asılı kalıyor. Taşıyacak bir el, dinleyecek bir kulak, birlikte yürüyecek bir beden olmayınca, o köprü de yavaş yavaş çatırdamaya başlıyor. Ve işin en acı tarafı şu ki, bu çatırdayış çoğu zaman sessizce oluyor — kimse duymuyor, kimse fark etmiyor.
Yaş aldıkça bu kelimenin — arkadaşlık — herkes için aynı anlama gelmediğini görüyorsun. Birçok kişi için bu bağ, duygusal bir derinlikten çok, anlık bir boşluğu doldurmanın yolu hâline gelebiliyor. İçsel yalnızlığını bastırmak, günü biraz daha katlanılır kılmak ya da zamanın boşluğunu oyalamak için kullanılan bir ilişki biçimi ve buna da “arkadaşlık” deniyor. Yani bir nevi zamanına anlam katmak için değil; zaman öldürmek için kurulan bir bağ. Ama ne gariptir ki, üzerinde tesiri kalmayacak bir şeyi bu kadar büyük bir kavrama sığdırmaya çalışmak, insanda bir tür duygusal gürültü yaratıyor olmasından da öte koca bir kargaşaya sebep veriyor.
Arkadaşlık kavramı üzerine sorgumun böylesine derinleşmesine sebep olan şey bu kavramın içerisindeyken hissettiklerimin yanı sıra izlediklerimde ve okuduklarımda karşılaştığım hikayelerin içerisinde gördüğüm arladaşlık kavramının yarattığı tezatlıktı.
6–7 Eylül Olayları Üzerine
Geçtiğimiz sene aldığım bir derste 6–7 Eylül olayları işlenirken arkadaşlık kelimesinin geçtiği cümlelerle çokça karşılaştım.
6–7 Eylül 1955 gecesi İstanbul Ekspres gazetesinin, Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba atıldığını duyurmasının ardından binlerce insanın sokaklara dökmesiyle kitlesel bir pogroma dönüşen olayları gördük; başta Rumlar olmak üzere, Ermeni ve Yahudi azınlıkların evleri, dükkânları, ibadethaneleri hedef alındı. Dört saat içinde İstanbul’un çeşitli semtlerinde binlerce dükkân yağmalandı, onlarca kilise yakıldı, insanlar dövüldü, tecavüze uğradı ve öldürüldü. Elbette o dönemde yaşanan şeyleri ve yönlendirmeleri okuyunca bu tepkinin, spontane bir öfke patlamasından çok, önceden planlanmış ve yönlendirilmiş bir şiddet organizasyonu olarak görebiliyorsun.
Ancak yine ‘Bir arkadaş, bir komşu, bir tanıdık, nasıl olur da bir gün sonra senin evini yağmalayan bir kalabalığın parçası hâline gelir?’ sorusu muğlakta kalıyor
Söz konusu bir organizasyon sonucu milliyetçi damarların artması olsa bile meselenin sadece milliyetçilik değil, “arkadaşlık” sandığımız bağların ne kadar yüzeysel kurulabildiğiyle de ilgili olduğunu görebilmek gerekiyor. Bazen birine “arkadaşım” demek, birlikte birkaç kahkaha atmış olmaktan ibaret kalabiliyor. Onun gerçekten kim olduğunu, nereden geldiğini, neye ait hissettiğini bilmeden, sadece ortak anılara dayalı bir ilişki kuruluyor. Bu noktada da “Benim de Ermeni arkadaşım var” gibi söylemlerin ne kadar anlamlı olduğu sorgulanmalı. Bu cümle çoğu zaman bir suçsuzluk belgesi gibi sunuluyor, peki o kişinin kimliğine yönelik bir tanıma, bir yüzleşme, bir sorumluluk taşıyor mu?
Bu durumla ilgili karşılaştığım en net örneği izlediğim bir röporajda görmüştüm. Bir adam, 6–7 Eylül gecesi Ermeni arkadaşını evine aldığını, ona Türk kıyafetleri giydirip onu sakladığını anlatıyordu. Arkadaşını seviyordu, onu korumak istiyordu ama aynı röportajda, sabah olduğunda sokağa çıkıp başka Ermenilerin evlerini yağmalayan kalabalığın içine karıştığını da hiç çekinmeden itiraf ediyordu. Bu ikili hâl beni daha çok sorgulamaya itti. Çünkü aynı anda hem birini koruyup hem onun gibi olanları yok etmeye kalkmak, sadece bireysel bir çelişki değil, çok daha derin bir toplumsal kopuşun göstergesiydi.
Bu adam için arkadaşı belki “iyi bir Ermeni”ydi ama diğerleri isimsiz, tanımsız, kolektif bir tehditti. Arkadaşına dair kişisel bir sevgi taşıyordu; ama o sevgiyi arkadaşının kimliğine, tarihine, ait olduğu topluluğa uzatmamıştı. Peki ya gerçeken bahsettiğimz arkadaşlık kavramı içerisinde olsaydı — ailesinin hikâyesini, mahallede nasıl fısıltılarla anıldığını, okulda hangi kelimelerle yaralandığını bilseydi... iyi arkadaşının da dahil olduğu ermenili kimliğini böylesine büyük bir tehdit olarak görür müydü?
Kadın Düşmanlığı Üzerinden Örnekleme
“Benim de kız kardeşim var.”
Kadın düşmanlığı konuşulduğunda sıkça duyduğumuz bu cümle, tıpkı “Benim de Ermeni arkadaşım var” gibi, bireysel bir sevgi ilişkisinin, yapısal ayrımcılığı ortadan kaldırabileceği yanılsamasına dayanır. Ama bir kadını sevmek, seni otomatik olarak kadın haklarını savunan biri yapmaz. Tıpkı bir Ermeni’yi tanıyor olmanın, seni Ermenilerin tarihine, acılarına, maruz kaldığı adaletsizliklere duyarlı kılmadığı gibi.
“Benim de kız kardeşim var” diyen biri, bir kadının giyimi, davranışı ya da sesi üzerinden öfke duyarken, kız kardeşini bu öfkenin dışında tutabilir. Onu “farklı”, “temiz” ya da “masum” ilan ederek diğer tüm kadınlara karşı duyduğu önyargıyı sürdürmeye devam eder. Bu tam da röportajdaki adamın yaptığı şeydir: Bir Ermeniyi korur ama diğerlerini tehdit olarak görür; çünkü sevgisi bireyseldir, politik değildir, çünkü onun için arkadaşlık, bağ kurmaktan çok, ayırma biçimidir.
Oysa arkadaşlığı oluşturan şey, sadece bir eli tutmak değil, o elin nereden geldiğini de bilmektir. Birlikte kurduğumuz köprü, sadece bana doğru uzanıyorsa; sadece benim güvenli kıyımı gözetiyorsa… Bu, bağ değil ayrıcalıktır. Onu severim ama kimliğini görmem. Yanımda isterim ama sesini duymam. Ve sonra “Sen farklısın” derim — çünkü kalanlara hâlâ yabancıyım.
Fareler ve İnsanlar Üzerine
Bu kavramdaki çelişkili hâl bana Fareler ve İnsanlar’daki George ve Lennie’nin ilişkisini hatırlatıyor. George, zihinsel engelli Lennie’nin en yakın arkadaşıdır. Onu sever, onu korur, onunla birlikte yaşar. Ona sürekli olarak birlikte kuracakları düşsel hayatı anlatır ama Lennie, istemeden birini öldürdüğünde, George onu kalabalığın eline bırakmak yerine kendisi öldürmeyi seçer. Sevgiyle, acıyla ve çaresizlikle…
Bu hikâye, arkadaşlıkla sahiplenmenin, sevgiyle yok etmenin birbirine ne kadar yakın olabileceğini anlatır. George’un Lennie’yi öldürmesi bir koruma gibi görünse de, sistemin öngördüğü sonu kabullenmekten başka bir şey değildir. Tıpkı 6–7 Eylül gecesinde Ermeni arkadaşını saklayan ama sokağa çıkıp diğer Ermenilere saldıran adam gibi: Bireysel sevgiyi kolektif öfkenin önüne koyamamak. Birini tanımak ama onun kimliğine dair hakikati taşımamak. Arkadaş olmak ama o arkadaşlığı yalnızca kendi duygusal çerçevemizde tutmak…
The Sopranos Üzerine
Bu mesele üzerine düşündükçe, aklıma The Sopranos dizisi de geliyor. Tony Soprano’nun etrafındaki herkes ona sadıktır — ama bu sadakat dizinin birçok yerinde sevgiden çok, korkuyla, çıkarla, karşılıklı sessizlikle kurulur. Orada arkadaşlık, gerçekten tanımaya ya da anlamaya değil, birlikte güçlü kalmaya ve sistemin içinde kaybolmamaya dayanır. Yani bir tür korunaklı suç ortaklığıdır. Birbirlerini severler mi, bilinmez. Ama birbirlerine mecbur oldukları ise aşikardır.
Ve bu bana bazen bizim “arkadaşlık” dediğimiz ilişkileri hatırlatıyor. Gerçekten bağ kurmak yerine, karşılıklı olarak susmaya, görmemeye, rahatsız etmemeye dayanan o yüzeysel ittifakları… Birinin ne hissettiğini sormadan yanında durmak, onun ne yaşadığını merak etmeden “iyiyiz” demek. Böyle bir arkadaşlık da çoğu zaman, yalnızca düzeni bozmamak için sürdürülür.
Ama gerçek bağ, düzeni bozma pahasına kurulur. Sistemin sana öğrettiği ayrımı görüp, onun karşısında durmayı göze almakla başlar.
Toplumda gerçekten bağ kurmak, birlikte düşünmek, birlikte dönüşmek kolay bir şey değildir. Yalnızlığı ve çokça düşünmeyi beraberinde getirir. Bu yüzden çoğumuz, “arkadaşlık” gibi kavramları kendi içimizde yeniden şekillendiriyoruz — en işe yarar, en az acıtan, en az yalnızlaştıran hâliyle.
Belki ben de bu yüzden “arkadaşım” dediğim insanlarla hep bir kırılma yaşıyorum. Kavramın anlamına göre var olmaya uyum sağlamaya çalışıyorum ancak hep bir şey eksik kalıyor, hep ben fazla geliyorum. Kendimi saklamadığım her yerde, yanlış anlaşılabiliyorum. Sesimi yükselttiğimde “sorun çıkaran”, geri çekildiğimde “soğuyan” oluyorum. Bu sebeple genelde oluşturmaya çalıştığımız köprüden ilk düşen de ben oluyorum.
Ancak yine de kendimi sormaktan alamıyorum:
Gerçekten bir bağ mı kuruyoruz, yoksa sadece düşmemek için tutunduğumuz geçici dengeler mi bunlar? Ve yine soruyorum kendime: Yan yana durmak mı arkadaşlık, yoksa birbirinin yükünü sessizce taşımak mı?
Photo by Hert Niks on Unsplash
메타데이터
- post_id
- b3f533e2df24
- slug
- arkadaşlığa-dair-tanımadığımız-i̇nsanlara-verdiğimiz-i̇sim-b3f533e2df24
- url
- https://mediumturkiye.com/arkada%C5%9Fl%C4%B1%C4%9Fa-dair-tan%C4%B1mad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z-i%CC%87nsanlara-verdi%C4%9Fimiz-i%CC%87sim-b3f533e2df24
- canonical_url
- https://mediumturkiye.com/arkada%C5%9Fl%C4%B1%C4%9Fa-dair-tan%C4%B1mad%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%C4%B1z-i%CC%87nsanlara-verdi%C4%9Fimiz-i%CC%87sim-b3f533e2df24
- author_url
- https://medium.com/@esma.unal271
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-15 11:38:27