← Back to list

Özgün Bir Özeleştiri: Tarihle Yüzleşmek

Kabuk bağlamayan bir yara Görmezden gelen hasta

ZARÛRÎ · 2026-07-25 10:18 · 0 claps · 3.2 min read
#armenian #elazığ
Open on Medium ↗

Tarihsel olayları değerlendirirken objektif olmak istiyorsak bazen kendi değerlerimizden uzaklaşmamız gerekir. Günümüzün sorunları, çoğu zaman fi tarihinde gizlenmiş girift bir bilmeceden ibarettir. Şimdi tarihte biraz geriye gideceğiz. Asri Mezarlığın girişinde yazan dörtlükte ne diyor Nâzım Hikmet:

​”Dörtnala gelip Uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan

Bu memleket, bizim.”

​Bir yerlerden geldik bu topraklara. Savaşarak veya göç ederek… Ne fark eder? Dünyaya da aynı şekilde gelmiyor muyuz? Çulsuz gelip hak iddia etmiyor muyuz?

​Gelip yerleşmişiz buralara. Belli ki varmış birileri bu topraklarda; bizler gibi olmayan, bizler gibi düşünmeyen ve bizler gibi inanmayan. Belki görünüşleri benzemiyordu bize, belki de benziyordu. Ama bizden önce de bu topraklarda hikâyesi olan insanlar yaşıyordu.

​Mesela bir göz atalım köy isimlerimize. Hangimiz biliyoruz mahalle isimlerimizin ne manaya geldiğini? Gözümüzün önüne getirelim: Hüseynik’i, Kesrik’i, Hırhırik’i…

​”Yahu geç onları,” derseniz, gidelim memleketin en tepe noktasına. Ne var orada? Harput. Bir anlamı var elbet tüm bu adlandırmaların. Bakmak istemesek de aynı yere işaret ediyor tüm kelimelerin kökeni. Çevirsek de kafamızı, kapatamıyoruz koca hakikati. Yaşamış birileri buralarda ve bizden değillermiş. Hem biz kimiz ki?

​”Vatan haini” demesinler diye susacak değiliz. Hakikati söylemek en asli görevimiz. İnan, niyetim “Şu oldu, bu oldu,” diye tartışmak değil; sadece düşünmek ve uzaklaşmak politikadan. Kulak verebilsek ayak bastığımız topraklarda saklı hikâyelere, belki o zaman ereriz tarihin buruk hakikatine.

​Hâlbuki yaşadık yıllarca beraber. Papaz emmiyle aynı mahallede oturur, âşık olurduk kızı Ahçik’e. Kim bu Ahçik? Düşündük mü hiç? Bu kadar yöre adı nereden? Yakılan türküler hangi hikâyelerden? Yapılan yemekler kimlerin tenceresinden? Şorrik, kofik, hırnik kelimeleri hangi kültürün harabelerinden? Tısdımbilik nasıl olunur? Gındırlanıp gitmek hangi dilden?

​Ne olduysa oldu işte. Haklı bizdik belki, ne fark eder? Hangimizin örfünde var zulüm ve eziyet? “Yok çağam, onlar da bize çok zulmetti ha!” diyor bana, arabasını kiliseye park eden. Sahi, nereye gitti bunca insan? Bu kadar yerin yörenin adı mı kaldı sadece? Türkülerdeki yaşanmışlıklar bir de… Sağolsunlar sürgüne giderken orciği de bırakmışlar bize.

Sürekli deşip durduğumuz topraklarımızı düşünelim. Gömü aramayı meslek haline getirmiş yüksek ahlaklı muhterislerimiz. Öldürmediysek ne olmuş? Sürgün edip geride bıraktıkları altınları kazıp çıkarmak mıdır bizim irfan öğretimiz? Bundan mıdır taşına toprağına kurban oluşumuz? Kaç kuyumcu çıkardı gömülerle bu şehir? Kaç Müslümanın karnı ateşle doymuş olsa gerek?

​Nereye gitti bunca insan? Bu kadar şeyi bırakıp kendi isteğiyle gider mi kimse? Belli ki pek de istememişler gitmeyi. Gitmek neyse de, yok olmayı kim arzular? Ne adı var ne sanı bu vatandaşların. Küstüler mi acaba bize? Nasıl küsmesinler ki? Elâzığ merkezde vardı bir kiliseleri. Pazar yeri, ahır, en son da otopark olarak kullanmadık mı o mabedi? Restore etmesek de olurdu ama gördüğümüz her mezarlarını ve yapılarını kazıp altın aramasaydık, bize sıcak yaklaşırlardı belki.

​Hadi şimdi gelelim günümüze. Çıkıp gezinelim meşhur Gazi Caddemizde. Yürürken görür müyüz mütebessim bir yüz? Yahut denk gelir miyiz hoş bir sohbete? Ne oldu bu şehre? Üzerinden alınmış sanki bütün pozitif duygular. Selam versek herhangi bir esnafa, alabilir miyiz bir cevap bu samimi selamımıza?

​Çatık kaşlı olmayan kaç kişiyi görürüz? Yanlışlıkla birine çarpsak mesela, kaç sopa yeriz? Anlayış ve hoşgörü beklemek hayalperestlik mi olur bu şehirde? Aynı kelimeler dolanır meclislerde: “Elâzığlılar ele iyi… Biz bizi sevmik!” derler. El olacak kim kaldı ki şu küçük memlekette? Ermeni’yi sürgüne, Alevi’yi ateşe göndermedik mi? Süryani’yi görünce yüzümüzü çevirip, Türkçeden başka bir dil duyunca yüzümüzü ekşitmedik mi? Yabancılar gitti şimdi. Kaldık biz bize; el ele, baş başa…

​​Peki niye mutlu değiliz o zaman? Gönderdik Ermeni’yi, Alevi’yi, Rum’u. Onlar gitti gitmesine de; gitmedi memleketten arsızlık, hırsızlık ve kötülük. Yanlış kişileri mi gönderdik dersiniz? Onlar gidince zanaat da gitti, sanat da. Biz böyle olacağını doğrusu hiç düşünmemiştik. Kötüyü kendimizde aramadık ki hiç. Ne yapsa da yaranamazdı bize el. Kovduk tüm kötü olanları, kovduk bizden olmayanları. Kaldık kendi kendimize. Baktık, yerli yerinde durmaya devam ediyor tüm kötü duygular. Yanı başımızdan ayrılmıyor arsızlar, hırsızlar ve yolsuzlar. Buna rağmen dönüp bakamadık özümüze. Sineye çekip sustuk. Koca bir şehir, açık hava tımarhanesi olduk. Cehaletin sonucuyla yüzleşmeyip kendimizi avuttuk.

​Etnik milliyetçiliğin, ırkçılığın ve kendinden olmayana duyulan düşmanlığın kalesi olduk. İyi bakın bu şehre, iyi bakın böyle şehirlere. Kraldan çok kralcıdırlar. Büyüyüp gelişemezler, kemale eremezler kendinden başka herkese iğrenerek bakanlar. Yüzleşebilse bu şehir kendisiyle, tarihiyle ve acılarıyla… Sürgüne yolladıklarımıza kırmızı halı sersek mesela, bombaladığımıza gül versek… Otoparka çevirdiğimiz kiliselerini temizleyip restore etsek, kurtulabilir miyiz geçmişin günahlarından? Müslüman gibi davransak mesela; kırmasak, dökmesek ve incitmesek. Tebessüm etmek gibi Peygamber sünnetlerini yerine getirsek… Belki o zaman inşa ederiz yeniden bir medeniyet. Yaşadığımız köyün ismine bile olmayız yabancı.

Başkasından kalan bir harabeye yerleşip

Oradaki tüm imkânlardan faydalanan,

İsmini bile bilmediği şeyleri sahiplenen

Bilinçsiz bir insandan

Ne farkımız var bu denklemde?

​Yedi ceddimizin nüfusa kayıtlı olduğu memleketin

Çeşmesinden tepesine,

Nehrinden gül bahçelerine,

Her şeye mi yabancı olur bir insan?

Biraz olsun istemez mi yüzleşmek,

Geçmişteki kırgınlıkları çözmek?

Bu kadar mı zor olsa gerek;

Yaptığın yanlışı fark edip

Acılarla yüzleşmek,

Yıkık dökük bir şehri

Ve medeniyeti

Yeniden inşa etmek…

Elazığ Ermeni Protestan Kilisesi (Ermenice: Հայաստանեայց Աւետարանական Եկեղեցի)

Elazığ Ermeni Protestan Kilisesi (Ermenice: Հայաստանեայց Աւետարանական Եկեղեցի)


메타데이터
post_id
b58c7007f5ee
slug
özgün-bir-özeleştiri-tarihle-yüzleşmek-b58c7007f5ee
url
https://medium.com/@yildirimakadir23/%C3%B6zg%C3%BCn-bir-%C3%B6zele%C5%9Ftiri-tarihle-y%C3%BCzle%C5%9Fmek-b58c7007f5ee
canonical_url
https://medium.com/@yildirimakadir23/%C3%B6zg%C3%BCn-bir-%C3%B6zele%C5%9Ftiri-tarihle-y%C3%BCzle%C5%9Fmek-b58c7007f5ee
author_url
https://medium.com/@yildirimakadir23
status
ok
fetched_at
2026-08-02 10:13:22