← Back to list

Kızıl Geyik Efsanesi — Bölüm:2

Bir plak kapalı bir kapıyı yeniden açar. Can Bilge, Tomris’in evinde Erhan’ın değişimine dair ilk izleri ve siyah günlüğü bulur.

Burak Altınay in Türkçe Yayın · 2026-06-12 20:04 · 16 claps · 7.9 min read
#myths-and-legends #tefrika #anatolian-rock #türkçe #serüven
Open on Medium ↗

Kızıl Geyik Efsanesi — Bölüm:2

Kızıl Geyik Efsanesi

Kızıl Geyik Efsanesi

Belge 3.2 — Bordo Günlük

Can Bilge, 26 Mart 2019, İstanbul

Metrodan Hacıosman’da çıkıp otobüsle Tarabya Bayırı Caddesi’ne yakın bir durakta indim. Yürürken birkaç kez geri döneyim mi dedim. Çünkü Tomris hanım benim adımı duymamış bile olabilirdi. Hem duysa bile Erhan abinin diğer dağcı arkadaşları gibi benimle de görüşmek istemeyebilirdi. Kapıyı hiç açmasa haklı sayılırdı.

Sağlıklı görünen ağaçların yanından bir cadde geçip içlere doğru döndüm ve iki sokak boyunca yürüdüm. Yol hiç de sessiz bir yol değildi. Vızır vızır geçen motorlu kuryelerin, deniz tarafından gelen siren gibi gemi kornasının, iki köpeğin karşılıklı hırlaşmalarının arasından geçip adresteki apartmanın önüne geldim. Doksanlarda yapılan o bej ve beyaz apartmanlardan biriydi. Çıkma balkon dışında hiçbir ayrıntısı olmayan dümdüz bir cephe görünüyordu. Girişte, bahçe olması istenmiş ama dilekten öteye gidememiş küçük bir yeşil alan vardı. En fazla iki kişi geçebilirdi binaya giden patikadan. Mermer merdivenleri geçip zile bastım. Diyafon cızırdadı. Ardından bir kadın için gür sayılabilecek sesle reddedildim. Bunu bekliyordum tabi. Yine de insan küçük de olsa ihtimali düşünüyor. Belki buraya kadar geldiğimi görünce fikri değişir diye düşünmüştüm. Belki de hayatımın özeti buydu: olmayacağını bile bile bir ihtimal demek. Bana da pazar gezmesi oldu diye kendimi avutup çıkıp gitmeye karar verdim. Mermer merdivenlerden inip bahçe kapısına yaklaşmıştım ki diyafonun cızırtılı sesi kesildi. Ardından tiz bir elektrik çarpması sesi geldi demir kapıdan.

Hayır yanılmamıştım. Gıcırtı ile açılan ağır demir kapıyı geçip binaya girdim. Kapı arkamdan ağlarmış gibi yeni bir uzun gıcırtıyla kapandı. Asansörü çağırırken telefonumun ses kayıt programını açıp kaydı başlattım. Asansör geldi ve dört numaraya bastım. Çıkınca kapıya omzuyla yaslanmış Tomris hanımı gördüm. Saçları dağınık olmasına rağmen tepesinde bir topuz vardı. Altında siyah eşofmanı, üzerinde soluk mavi renkten hırka ve çatılmış ince kaşlarıyla misafir kabul etmeyeceğini belli ediyordu.

Ses Kaydı Çözüm — 1

Tarih: 26 Mart 2019

Yer: Tomris hanımın kapısının önü

Bilge: Rahatsız ettim, olanları duydum. Erhan abiyle yakındım. Yani…Eskiden görüşürdük.

Tomris: Sen Can’dın değil mi?

Bilge: Evet Can Bilge, uzun zaman oldu.

Tomris: Madem yakındınız, Erhan’ı neden hiç aramadınız?

Bilge: Yoğundum.

— Sessizlik —

Bilge: Biliyorum… Kulağa saçma geliyor.

Tomris: İnsanlar gidince değeri hatırlanıyor galiba.

— Sessizlik —

Tomris: Öyle oluyor.

Bilge: Ben…

Tomris: Can kusura bakma. Konuşmak istemiyorum. Gerçekten.

— Tomris hanımın daire kapısından gelen gıcırtı —

Bilge: Bir şey soracağım aslında.

— Sessizlik —

Bilge: Size bir kızıl geyik gördüğünden bahsetti mi?

— Uzun sessizlik —

— Sokaktan gelen köpek havlaması —

— Koridorun penceresinden esen rüzgarın uğultusu —

— Ayak sesleri —

— Asansörün hareket sesi —

— Tomris hanımının daire kapısının usulca kapanma sesi —

Belge 3.3 — Bordo Günlük

Can Bilge, 30 Mart 2019, İstanbul

Birkaç gündür restorandan döndüğümde pestilim çıkmış oluyor. Öyle yoğun servis çıkıyor ki ancak yemek molasında düşünmeye fırsatım oluyor. Kızıl geyik ile ilgili soruma beş saniye kadar boş baktıktan sonra kapıyı kapatan Tomris hanım aklıma geliyor. Bir şey bildiğini hissettim. Yeteri kadar kafa yorma fırsatım olduğunda bir kez daha karşısına çıkmayı istiyorum. Önce kalemini Erhan abiye benzettiğim blog yazılarını baştan sona okumalıyım. Gözümden kaçırdığım bilgiler olabilir. Ayrıca kızıl geyiği başka gören var mı diye bakmam şart. Üç gün sonra izinliyim. O zaman erkenden kalkıp araştırmaya başlayacağım.

Ah ulan be. Bir de şu kız var. Gülüşü yanaklarından önce yeşil gözlerinde başlayan kız. Kafam boş kaldı mı bir şekilde yine ona gidiyor. Yatmadan önce lanet cep telefonunu sevgilimmiş gibi iki elime alıp bazen bir saat boyunca kızın paylaştığı hikayelere, beğenilerine, arkadaşlarına bakıyorum. Sanki bana ‘’İşte böyle arkadaşlarım var ve bunları beğeniriz. Böyle konuşur ve böyle eğleniriz. Beni böyle gör.’’ diyormuş gibi kafamın içinde sesini duyuyorum. Onu takip ettikçe, tanımadığım birini tanıyormuş gibi hissediyorum. Doğru düzgün konuşmadığım biri için…

‘’Sevmek Zamanı’’ diye eski bir filmi hatırladım birden. Halil vardı. Kadından çok resmine takılmıştı. Neyse ya…

Bu kızla geçen sene bu zamanlar üniversiteden bir arkadaşımın davetinde tanışmıştım. Yan yana oturmuştuk. Gitmeden önce telefonumu alıp sosyal medya hesabına kendisini eklemiş ardından da telefonunu ve adını yazmıştı. Adı telefon rehberimde duruyor: Cemre

Belge 3.4 — Bordo Günlük

Can Bilge, 2 Nisan 2019, İstanbul

Bugün izinliydim. Güneş doğmadan uyanıp kahve sürahimi yıkayıp tertemiz yaptım ve içine dün çektirdiğim kahveyi demleyip doldurdum. Bu kahve ile akşama kadar gidecektim. Araştırmalarıma başladım. Önceliğimi Erhan abinin yazdığından şüphelendiğim blog yazılarına verdim. Üç saate yakın geçmiş. Bir noktadan sonra kahvenin tadını alamadığımı fark edip cam kenarındaki kanepeye uzandım. Yarım saat kestirdim.

Uyandığımda soğumuş olan kahveyi tekrar ısıtıp ekran başına yeniden kuruldum. Yazılardan birinde 2017’de beraber gittiğimiz Aladağlar kampından bahsetmiş. Hatırlayamadığım detayları da buraya yazmış. Evet bu Erhan abi, artık eminim. O kampa gelmeden önce Sündiken Dağı’nda gördüğü bir kızıl geyiğin onu derinden etkilediğini, ardından girdiği kayalık bölgede altı gün boyunca kamplar kurarak tek başına aradığını yazmış. Bana bunu anlatmamıştı. Oysa yakındık sanıyordum.

Yazılara bu noktada ara verip haber ajanslarının arşivlerini araştırmaya başladım. Üçüncü kahve kupamı bitirdiğimde bir haber buldum. Tek başına çıktığı yürüyüşlerle tanınan bir gezginden bahsediyordu. O haberin altında, habere konu olan adamın kişisel internet sitesinin linki vardı. Kişisel sitesindeki notların çoğu Tavan Bogd’daki yürüyüşlerinden kalmıştı.

İngilizcesi zor anlaşılıyordu. Üç kez okumak zorunda kaldığım cümleler oluyordu. Bazılarını çeviri programıyla birlikte anlamaya çalıştım. Bir yerden sonra ne anlatmaya çalıştığını anladım.

Üç sene önce gördüğü geyiği bir türlü aklından çıkaramamış gibiydi. Aralıklarla birçok notta ondan bahsetmiş. Bir noktada şiir yazmaya başlamış. Sonra uzun süre ortadan kaybolmuş. Yedi ay kadar hiçbir şey yazmamış. Döndüğünde ise enstrüman öğrenmeye başladığını anlatıyordu. Yeni rotalarda yalnız başına yürüyüşler planlamış. Gittiği yerlerden fotoğraflar çekmiş. Nedenini anlayamadığım ama hoşuma giden bir uzaklık hissi vardı fotoğraflarının. Sanki nereye giderse gitsin aynı şeyi arıyordu. Bir noktadan sonra neden baktığımı bilmeden aynı fotoğrafların karşısında oturup öylece düşüncelere daldım.

Belge 3.5 — Bordo Günlük

Can Bilge, 9 Nisan 2019, İstanbul

Bu hafta başlarken bir siparişi yanlış götürdüm. Elimde iki masanın siparişi vardı: Sağıma aldığım 12 numaranın karidesli spagettisi, solumda ise 7 numaranın mantarlı risottosu. Ne olduysa o anda oldu. Risottoyu verince siparişler birbirine girdi. İçecekler de karıştı. Şef geldi, yüzüne o şaşmaz gülümsemesini takınıp masalardan özür diledi. Sonra bana dönüp yüzündeki ifadeyi bir gram değiştirmeden, “Can Bilge, uykunu almayı ihmal etme” dedi ve topuğunun üzerinde dönerek mutfağa giden hole doğru yürüdü. Bu sahneyi diğer mesai arkadaşlarım da izlediler. Arka masamdaki arkadaş yanındakinin kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı. Olan oldu anlayacağınız.

Yemek arasında kimseyle konuşmadım. Aklıma Tomris hanımla yapacağım konuşmanın provası geliyordu. O beş saniyelik sessizliğini sorarak başlayacaktım söze. Belki Tavan Bogd’daki adamdan söz açarsam konuşur diye düşündüm. Erhan abinin ikinci blogundan ise bahsetmemeye karar verdim. Her şeyi anladıktan sonra belki söylerim. Kafamda bunları kurarken sık sık gözlerim daldı, seslenenleri ikilettim. Yalnız bunlar olsa belki toparlayacaktım da gece yatmadan elime aldığım cep telefonumun ekranından gördüklerim ve okuduklarım da eklenince işte...

Cemre saçlarını platin sarısı rengine boyattı. Güzelliği bir kat daha ortaya çıktı. Yaptığı paylaşımlar ise iki katına çıktı. Öznesi belli olmayan bir takım naif yazılar yazıyor, bazen de söyleyemediklerini bir Amerikalı şarkıcıya söyletiyor. Kafam karmakarışık oluyor. Belki de bana değildir diye düşünüyorum ama yine de üstüme alınmaktan kaçamıyorum.

Ardından gelen günlerde de pek şanslı başladığımı söyleyemem. İki gün önce yemek arasından sonra patron odasına çağırmıştı. Unutmuşum. Dalgınlıkla kalan on beş dakikada mutfağa gidip aşçı arkadaşla lafladım. Doğal olarak şefin hedefi haline geldim. Yüzünün hali bu kez renk veriyordu. Artık masaları dolaşma ve servisleri kontrol edip düzensizlikleri bulup çıkarma bahanesiyle etrafta daha sık görünüyordu. Gözü üzerimdeydi. Neyse ki dün, kaybettiğimi sandığım itibarımı geri kazandım. Son servisimden sonra müşterinin yüzünü görünce keyfinden parmaklarını şıklattı. Erken çıkmak için izin isteğimi kabul etti. ‘’Uyku önemliymiş değil mi?’’ diye eklemeyi ihmal etmedi.

Bulduğum bu fırsatı iyi kullanmak istiyordum. Trafik hareketlenmeden otobüse atlayıp eve geldim. On gündür ertelediğim temizliği yapmaya koyuldum. Kamp eşyalarımın dağınıklığına gözüm takılınca onları da yeni bir düzene soktum. Sırt çantamın yanında duvara yaslanmış bir plak buldum. Üzerinde “Ala Geyik Destanı” yazıyordu. Erhan abi, Aladağlar yolunda geri almak üzere bana vermişti bu plağı. Üç senedir buradaymış demek ki. Belki Tomris hanım bunu görmek ister diye düşündüm. En azından kapıyı yüzüme kapatmadan önce elimde bir bahanem olurdu.

Plak kapağının tozunu aldım. İçine baktım, gayet sağlam görünüyordu. Yarın işime yarayacağını hissediyordum. Masanın kenarına koyup bilgisayara kuruldum. Erhan abinin blogunda kaldığım yerden devam ettim. Bir yazıda, 2016’daki metro kazılarından söz ederken durup dururken eski step topluluklarına ve hayvan figürlerine geçmişti. Geyikler de bu figürlerden biriydi. İlk başta ne okuduğumu anlayamadım. Sonra fark ettim. Erhan abi bazı şeyleri yıllardır birbirine bağlamaya çalışıyormuş galiba.

Şu Tavan Bogd’u gezen adamın yazdıklarına bakayım dedim. Bir de ne göreyim. Kendisine bir müzik topluluğu bulmuş, onlarla beraber karavan gezisine çıkmışlar. Geçtikleri rotada bulunan yerleşim yerlerine uğrayıp ücretsiz konserler vererek yollara düşmüşler. Adam step turnesine çıkmış. Ben ise hala ekranların başında birini izleyip başkasının hayatını okuyorum.

Belge 3.6 — Bordo Günlük

Can Bilge, 10 Nisan 2019, İstanbul

Tarabya’nın havası bugün tertemizdi. İyi geldi. Tekrar kapıdan kovulmak istemiyordum. Apartmanın önündeki küçük patikadan yürüyüp zile bastım. Diyafon cızırdadı ve Tomris hanım duyuldu: ‘’Kargo ile yollasaydın ya’’ dedi tekrar cızırdadı ‘’Ne gerek vardı buraya kadar gelmene?’’. Kadın doğru söylüyordu. Haybeden iş çıkarmıştım kendime. Ne diyeceğimi bilemedim. Birkaç saniye durduktan sonra ‘’Efendim’’ dedim, ‘’Plak narin bir parçaydı. Ne olur ne olmaz’’. Tomris hanım diyafona bastı ama konuşmadı. Bir süre sadece cızırtı geldi. Ardından tekrar bastı ve bu kez cızırtıyla beraber, ‘’Buraya kadar geldin madem…’’ dedikten sonra kesik bir elektrik çarptı kapının kilidine. Telefonumun ses kayıt programını açıp kaydı başlattım. Asansörle dördüncü kata çıktım. Tomris hanım yine misafir istemiyor gibi görünüyordu. Plağı uzattım. Kapağın içinden siyah daireyi çıkarınca gözleri doldu. Yerine koyup cebinden küçük bir peçete çıkararak gözlerini sildi. “Sende mi unutmuş bunu?” dedi kendi duyacağı bir tonda. Sonra kapıyı biraz araladı. Kendisi bir adım geri çekildi. “Bir çay ikram edeyim Can, içeri gel.” dedi.

Ses Kaydı Çözüm — 2

Tarih: 10 Nisan 2019

Yer: Tomris hanımın evi

— Terlik sesi —

— Su ısıtıcısından gelen fokurdamalar —

— Terlik sesleri —

— Kütüphanenin kapağının açılma sesi —

— Terlik sesleri —

— Kitapların yere düşme sesi —

Tomris: İyi misin? Sert çarptın başını.

Bilge: Bir şey olmadı. Teşekkür ederim. Ben oturayım en iyisi.

— Sessizlik —

Bilge: Efendim ben kitaplara meraklıyımdır. Görünce dayanamadım.

Tomris: O kitaplık Erhan’ın. Üst rafı plak koleksiyonu için ayırmıştı. En sevdiği 45liği de sen getirmiş oldun.

Bilge: Moğollar’ın Ala Geyik Destanı

Tomris: Evet, Anadolu Rock koleksiyonu yapmıştı kendine.

Bilge: Bir de filmi vardı galiba bu destanın.

Tomris: Cüneyt Arkın oynuyordu… Aliye Rona da vardı. Güzel filmdir. Erhan pek sevmezdi ama ben hala bazen açar izlerim.

— Çay yudumlama sesleri —

Bilge: Antredeki fotoğraflara bakabilir miyim?

— Terlik sesleri —

Tomris: Beni de sürüklediği birkaç araziden fotoğraflar da var orada.

Bilge: Bu kadar gezen biri olduğunu bilmiyordum.

Tomris: Durduğu zaman huzursuzlaşırdı.

-Sessizlik —

Tomris: Bak salon kapısının yanında düğün fotoğrafımız var.

Bilge: Erhan abiyi böyle görmek tuhaf geldi… Ne kadar gençmişsiniz.

— Sessizlik —

Bilge: Bu oda onun eşyalarının olduğu oda mı?

Tomris: Evet. Baltası, matarası, kaz tüyü eldivenleri ne ararsan hepsi çantasının içinde.

Bilge: Birkaç dakika girip baksam?

Tomris: Fazla oyalanmazsan sevinirim.

— Terlik sesleri —

— Fermuar sesi —

— Eski batonların tıkırtısı —

— Karabinaların şıkırtısı —

— Eski haritaların hışırtısı —

Bilge: Burada ahşap kalın flüt gibi bir enstrüman buldum Tomris hanım.

Tomris: Geyik düdüğü diye hediye almıştım ama hiç kullanmadı.

— Sessizlik —

— Terlik sesleri —

Tomris: Sündiken’e gitmişti 2016’da. Oradan döndüğünde başladı geyik sevdası.

Bilge: Orada bir geyik mi görmüş?

Tomris: Bir geyik görmüş ve bir hafta ertelemiş dönüşünü. Bulmak istemiş ama bir daha görememiş.

— Sessizlik —

Tomris: Ben o günlerde Beşiktaş’taki arkeolojik kazılarla ilgiliydim. Anlattıklarını pek hatırlamıyorum. Gelip gidip geyiğin çıkardığı sesten bahsediyordu. Kuzu gibi melemiş, onu bir dağın yamacına çağırıyormuş. Ritmi olmayan davul gibi bir ses duymuş.

Bilge: Gerçekten öyle düşündüğünü mü sanıyorsunuz?

— Uzun sessizlik —

— Çay bardağının tabağa bırakılma sesi —

Tomris: Ne bileyim Can… Tuhaf konuşuyordu. Ben de pek aldırış etmedim açıkçası.

— Uzun sessizlik —

Bilge: Yazmayı severdi galiba… Defterleri duruyor mu?

Tomris: Kitaplığın alt çekmecesinde siyah bir günlük var. Bak ama kafanı çarpma bu sefer.

— Terlik sesleri —

— Çekmecenin raylarından gelen minik tekerlek sesi —

— Sayfa çevirme hışırtıları —

Bilge: Bu kadar ayrıntılı tuttuğunu bilmiyordum.

Tomris: Elinden kalem düşmezdi ki.

— Çekmecenin raylarından gelen minik tekerlek sesi —

— Sayfa çevirme hışırtıları —

Bilge: 2016’daki her şey var burada.

Tomris: Hem de günü gününe.

— Sessizlik —

Tomris: İstersen sende kalsın ama geri göndereceğin zaman kargo ile gönder. Buralara kadar zahmet etme.

Bilge: Çay ve günlük için teşekkür ederim. Ben müsaade isteyeyim.

Tomris: Müsaade senin, esas ben teşekkür ederim plak için. Hoşça kal.

— Ayakkabı sesleri —

— Asansörün hareket sesi —


메타데이터
post_id
b60f1db7f107
slug
kızıl-geyik-efsanesi-bölüm-2-b60f1db7f107
url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/k%C4%B1z%C4%B1l-geyik-efsanesi-b%C3%B6l%C3%BCm-2-b60f1db7f107
canonical_url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/k%C4%B1z%C4%B1l-geyik-efsanesi-b%C3%B6l%C3%BCm-2-b60f1db7f107
author_url
https://medium.com/@Burakaltinay
status
ok
fetched_at
2026-06-16 19:09:56