← Back to list

Arkadaş Ortamı

Anlatacaklarım da tam olarak bununla ilgili. Yıllardan fi… Salak bir genç oğlanım. Ailem yok, param yok, geleceğim yok, tek başıma hayatla…

Rogue in Türkçe Yayın · 2019-10-07 13:52 · 103 claps · 7.6 min read
#türkçe #öykü #hikaye #arkadaş #ortam
Open on Medium ↗

Arkadaş Ortamı

Sevgili güzel ablalarım; dünyanın sizin etrafınızda dönmediğini, karşınızdaki insanın da duyguları, sorunları, planları, hayalleri olduğunu kabul edin. Sevgililerinizin size hizmet etmesi, sizin istediklerinizi yerine getirmesi için yaşayan uşaklar olmadığını hatırlayın. Belki mutlu bir yaşamınız olur. Sizden hiç umudum yok ama, küçük bir belki…

Anlatacaklarım da tam olarak bununla ilgili. Yıllardan fi… Salak bir genç oğlanım. Ailem yok, param yok, geleceğim yok, tek başıma hayatla savaşıyorum ama tüm yokluklara rağmen, aynı zamanda çevremdeki güzel kızlardan da etkilenecek ve aşk hayallerine kapılacak kadar salağım. 20'lerin ortasındayım ve yaşadığım sorunlar çok da umurumda değil. Bir gün hayat arkadaşımı bulacağımı ve onunla mutlu olacağımızı, her sorunu birlikte aşabileceğimizi, yaşadığım zor hayatın mutluluğumuzu engellemeyeceğini düşünüyorum. Niye böyle düşünüyorum, çünkü salağım. Hepinizin annesi gibi, benim annem de beni masallarla büyütmüş, masallarda da birbirini seven iki insan birbirine güç verir, destek olur, aşık olur, tüm zorluklarına üstesinden gelirler ve ömür boyu mutlu olurlar ya, ben de öyle olacağım sanıyorum. Aslında realist yanım, öyle olmayacağını biliyor ama keriz yanım içten içe hala öyle olacağını sanıyor. Ama tabi, ben bu salak hayallere inanırken, çevremdeki kızlar, zengin oğlan görür görmez üzerine atlayıp; Berkecan, çocuğunu doğurmak istiyorum diye anırmaya başlıyorlar. Nasıl bir geri zekalı olduğumu görebiliyorsunuz sanırım. Gerçi görebildiğinizden emin değilim. Neyse güzel ablalarım, eminim hepiniz içinizdeki zengin çocuğu dölü arayan çirkin kadının farkındasınız ve sizin melek olduğunuza inanan keriz damat adaylarına bakıp, yapacağınız evliliklerinizi düşünüp düşünüp acı acı gülümsüyorsunuzdur, o yüzden bu öyküyü en iyi sizin anlayacağınızı ve bana gönülden hak vereceğinizi düşünüyorum. Adınız çıkmasın, varlıklı ailelerin zengin çocuğu damat adayı keriz oğlanları sizin gerçek yüzünüzü fark etmesin diye fav’a basmayacağınızı da biliyorum ama endişe etmeyin, bu öyküyü okuyan bütün kancık karakterli kızların yüreklerindeki sızıyı hissedeceğim ve benim de kalbim sizinle olacak, bunu bilmenizi istiyorum.

Günlerden bir gün, ısrar ve sosyal baskı sonucunda, eski zengin arkadaşlarımın organize ettiği bir doğum günü partisine katılmak zorunda kaldım. Parti de aslında lisedeki en yakın arkadaşımın doğum günü için. Birkaç sene önceye kadar en yakın arkadaşım olan insan. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen insan. Birbirimiz için her riski alacağımız insan. Ama ne hikmetse ben varoşlarda yaşamaya başlamak zorunda kaldıktan sonra, yılda bir kere zar zor görüşür olduk Çünkü fakirim ve onların eğlencelerine ayak uyduramıyorum, para yetiştiremiyorum ve haliyle onlar da benden sıkılıyorlar. Meğer arkadaşlık da, paranız kadarmış. O günden sonra, hayatımda hiç arkadaş bırakmamış olmak ve herkesle ilişkimi, parası kadar bir seviyeye upgrade etmiş olmam da manidardır. Yani, benle arkadaş olmak isteyen biri mi var, parasına bakıyorum. Birader senin ne kadar paran var. Yani senin net worth’ün ne kadar? Şu kadar yüz bin dolar mı? O zaman sana vereceğim haftalık ilgi saati bu kadar. saat dediğime de bakmayın. 1 milyon dolarınız varsa, haftada 10 dakikamı alamazsınız. Hayır, eğer bu tavrım size çirkin geliyorsa, benim param olmadığında bana sizin ne yapacağınızı bir düşünün. Yaaa. Gözünüzde canlandı bir anda, di mi? Offf dediniz, bu herif de ne kadar sıkıcı, dediniz, off ya bu ameleyle mi uğraşacağım, diye yakındınız. Yani mesela, param yok, imkanlarım sınırlı ve haliyle benden bir menfaatiniz yok, sizinle arkadaşlık yapmak istesem, bana vereceğiniz tepki belli. O zaman, param olduğunda ben sizinle neden arkadaşlık yapayım? İşte ablalarım, hayatta size karşı duruşumun temeli de bu. Param yokken gözünüzde bir kuruş değerim yoksa, param varken size neden değer vereyim?

Arkadaşın doğum günündeyiz. Bu benim eski arkadaşlar beni inatla bi kızla tanıştırmaya çalışıyorlar. Kız diyorum ama abla güzeller güzeli bir elf. Bir içim su. Bebeksi yanaklar, uzun bir boyun, doğal sarı saçlar, incecik uzun boynuyla kuğu gibi… Uzun, ince, fit, narin, fidan gibi kız derler ya, öyle bir şey. Çipil çipil gözleri, pembe pembe dudakları… ve o her an kırılacakmış gibi narin tavırları… Ben çok narin ve hassas bir prensesim! Ay, ay ay ay, aaay, ay bana çok sert baktınız ve kalbim incindi diye oturup ağlayacak bir zengin çocuğu prenses. Babişkosunun narin, kırılgan, hassas bünyeli biricik prensesi.

Kızı tanıştırdılar, ya he he dedim geçtim, sonra baktım inatla kızı bana öteliyorlar, sürekli bizi yalnız bırakıyorlar, sizin de çok ortak yönünüz var aslında falan diye beyinsiz beyinsiz sohbetler açıyorlar. Ulan benim bu kızla nasıl bi ortak yanım olabilir, sabah 6'da kalkıp sigara balgamlarıyla dolu varoş semt sokaklarında çamura bata çıka halk otobüsüne binip, üstü başı sigara kokan low life insanlarla balık istifi onlarca kilometre yol gidip her sabah patronlarımdan azar işitiyorum. Benim bu narin prensesle nasıl bir ortak yönüm olabilir? Böylece beni neden aşırı ısrar ve sosyal baskıyla partiye çağırdıkları anlaşıldı. Meğer bana kız yamamaya çalışıyorlarmış. Zira kız da pek gönülsüz, pek isteksiz, aklı başka yerde, gözleri başka yerde. Belli ki fena terk edilmiş, darbe yemiş çok üzgün, kalbi kırılmış ve kıza bir oyuncak lazım. Gönül yarası kapanana kadar eğleneceği bir sevgili lazım. E bu da kim olabilir? Allah Allah ya bu kim olabilir diye düşünmüşler ve akıllarına gelen ilk kişi ben olmuşum. Karizmatik, sportmen, zeki, eğitimli, zehir gibi ben. Ama tabi ki param yok. O kadarı da olsun canım. Sonuçta abla benimle evlenecek değil, sadece gönül yarasını geçirene kadar eğlenecek benimle. Zaten ben de piçim, ablanın aklını alırım, eski sevgilisini unuttururum. hem parasız olduğum için kız da bulamıyorum diye düşünmüşler, bana da bi iyilik mi olur demişler acaba?

O gün, bu zengin arkadaşlarıma ifrit oldum. Benimle tanışıp gönül yarasını kapatmaya heveslenen ablamıza da ince ince bilendim. Alayınızı severim deyip oradan kalkmak da vardı ama bunların ağzına salıncak kurmaya karar verdim ve hiçbir şey olmamış gibi, gerçekten bir aptalmışım da o gün orada o kızla tanıştırıldığım için çok mutlu olmuşum gibi, ağzım kulaklarıma vara vara gülümsedim ve kızla arkadaş olmayı kabul ettim. Sonraki günler bu kız benimle sohbeti ilerletti. Tabi kızı etkilemem lazım. Tanışırken dünyadan habersiz, güzel kız görünce ağzı kulaklarına varan kerizi oynadım da kızı kendime aşık etmek için kızı etkilemek zorundayım. Onu da keriz rolüyle yapamam. Kız da sürekli o club’a gidelim mi, bu club’a gidelim mi, şu restoranda yiyelim mi diye iş atıyor.Tabi bu mekanlar muhtemelen, babasının altına son model Cabrio Mercedes çektiği eski sevgilisinin sık gittiği mekanlar… Benimle oralarda dans edip oğlana görünmek istiyor. O oyuna gelirsem, kızı kendime aşık etmem mümkün olmadığı gibi, iyice keriz rolüne girmiş olacağım. Ben de aldım bunu uzaklara götürdüm. Çünkü, onların ortamında, onların mekanlarında, onların club’larında, onların pahalı restoranlarında hiç şansım yok. Oyunu kendi bildiğim sahaya çektim.

Şımarık bir zengin kızının hiç farkında olmadığı olağanüstü doğa manzaralarının, huzurun, müziğin, gizli lezzetlerin, yollarda olmanın özgürlüğünü tadabileceği yolculuk fırsatlarının kucağına attım ablayı. Son model kırmızı Cabrio Mercedes’li zengin çocuklarının club’larında onlarla aşık atmak yerine, binlerce yıldır dev orduların güzelliğine sahip olmak için savaştığı Ege’nin eşsiz manzaralarına açılan sahil kasabalarının tali yollarından sakin sakin, usul usul gide gide kızı huzurun, aşkın, romantizmin, daha önce hiç tatmadığı duyguların kucağına attım. Yol boyunca kendini rahatça ifade edebildiği uzun uzun konuşmalar yapmasına izin verdim, yargılamadım, kızmadım, garipsemedim, sözünü bölmedim. Güldük, eğlendik, müzik dinledik, şarkı söyledik, itiraflar yaptık, konuştuk, konuştuk konuştuk, konuştuk ve mıcır yollarda her kilometreyi kat ettiğimizde abla kendini benim yanımda daha özgür, daha canlı, daha dinç, daha hayat dolu, daha mutlu, daha umut dolu hissetmeye başladı ve şu tesadüfe bakın ki, bunlar hep aşka giden yolun kilometre taşları. Ava giderken işte böyle avlanırsın be Naciyem. Biz tabi kısa süre içinde, birbirinin çekimine karşı koyamayan iki aşığa dönüştük. Dudaklarımız ayrı kalamıyor, bedenlerimiz birbirinin teninden diğerinin ruhuna akıyor, ablamız seni tanımadan önce ben yaşamamışım, “iyi ki varsın Deniz!” diye kollarıma uzanıyor. Bu arada, aklıma gelmişken, bu iyi ki varsın meselesi hakkında önemli bir metin okumak isterseniz, ***Kadınların Çok Gizli İyi Ki Varsın Silahı*** adlı öyküme göz atmanızı öneririm.

Olaya dönelim;

Ablayla aşk yaşıyoruz, öpüşüyoruz, koklaşıyoruz, birbirimize şiirler gönderiyoruz, yazarlardan, romanlardan pasajlar atıyoruz, beraber film izliyoruz, sarılıyoruz, uyuyoruz. İşte, o doğum günü partisinde aptalı oynarken kurduğum planın son aşamasına gelirken, kendime sormadan da edemedim: Deniz dedim, tamam kız kötü niyetle, seni kullanmak için ilişkiye başladı ama şimdi seninle vakit geçirmekten, aşk yaşamaktan keyif alıyor, seninle mutlu. İnsanlar hata yapabilir, ama pişman da olabilir. Senin de hataların olmuyor mu, bu kızı affedemez misin? Affetmeyi çok istedim ablalarım. Ama olmadı. Zira ablanın için için hala eski sevgilisini unutamadığını da görmemek mümkün değil. Her fırsatta beni o club’lara götürmek istiyor, çünkü oğlan orada ve abla da o oğlana “Tankutcan bak, beni terk ettin ama ben yıkılmadım, ayaktayım, yeniden aşık oldum,” mesajı vermeden rahat etmeyecek. Hatta bazı durumlarda, belli bir mekana gitmek için abartılı bir ısrar ve baskı kurmaya çalışıyor ki, bu da kız arkadaşlarından gelen, “Naciye, senin Tankutcan şu anda burada,” mesajlarına dayanıyor, o kadarını anlayacak kadar zekam var, çok şükür. Zaten bu hadiseler sırasında, ablanın gözündeki ışık da kaçıyor. O ilk tanıştığımız andaki gibi, eski sevgiliyi anımsayan, onun için yüreği yanan, onun acısıyla kavrulan kız geri geliyor ki, bu da ablanın ömür boyu o oğlanı unutmayacağının en güzel ispatı. Biz ne kadar büyük aşk yaşarsak yaşayalım, ablanın yüreğinde hep o oğlanın yarası kalacak, hep onu özleyecek, hep onu sevecek, beni de ömür boyu yedek tekerlek olarak görmekten vazgeçmeyecek. Bunu da görüyorum ve daha ilk anda içimdeki canavarı dışarı çıkaran şey, bana yapılan bu saygısızlık, beni bu konuma düşürme cüreti değil miydi?

O zaman, salalım mı artık vahşi, yırtıcı, kuduz dev kobrayı ortama? Affeden şefkatli aşkın değil, kalp kıracak büyük çirkinliklerin patlama vakti gelsin mi?

İşte bu çirkin, canavar abiniz ne yaptı biliyor musunuz?

Naciye’yi bir gün o çok istediği lüks restoranlardan birine davet ettim. Arkadaşlarının, akranlarının, eski sevgilisinin tanıdıklarının çok sık gittiği o lüks, elegant, pahalı, rezervasyonu restorandan yer rezerve ettik. Sana bir sürprizim olacak, hazırlıklı gel de dedim. Ablanın gözleri parladı. Düşünsenize, kıskandırmak istediği eski sevgilisinin mekanında, ablaya diz çöküp evlilik teklifi yapacağım. Abla prensesler gibi giyinmiş şekilde geldi, bir kuğu gibi süzülerek içeri girdi, ayağa kalktım, sandalyesini tuttum, elini öptüm, güzelliğine iltifatlar ettim. Yemeklerimizi söyledik, en pahalı şaraptan sipariş verdim. Mum ışıkları yaktırdık. Bütün restoranın gözleri bizde. Belli ki bir evlilik teklifi gelecek, çünkü bütün keriz zengin oğlanları böyle özel hazırlanmış gösteriş masalarında karşılarındaki taze prenseslere evlilik teklif ederler.Kim bilir kaç evlilik teklifi görmüştür o masalar? Kim bilir kaç zengin piçinin çiftleşecekleri kızları evliliğe ikna etmek için diz çöküp çıkardıkları pahalı mücevherleri görmüştür o salon?

İşte yine böyle bir teklif merasimi gerçekleşeceğini düşünüyorduk ki, aman Allah’ım, o da ne? Aman yarabbim! Oh hayııııır! Yıllardır cinsel ihtiyaçlarımı tatmin etmek için profesyonel hizmet aldığım üniversite öğrencisi iki genç ablamız restoranın kapısında belirdiler, kendilerinden emin, yüzlerinde tatminkar bir intikam gülümsemesiyle masamıza geldiler. İki yanıma oturdular. Ama maşallah, o kadar da şıklar ki, o kendini prenses sanan Naciyem, kızların yanında sönük kalıyor. İkisinin de gözlerinde zafer gülümsemesi parlıyor. Yıllarca sevdikleri erkekleri hep zengin prensesler çalmışlar,Bunları da fakir diye hor görmüşler ve şimdi onların zamanı. Ülkenin en lüks restoranında, en etkileyici evlilik teklifinin ortasında, pis bir zengin kızının egosunu yerle bir edecekler. Onlar gülmesin de kimler gülsün be ablalarım? Benim Naciye şaşkın. Deniz bunlar kim diye soruyor? F…buddy’lerim Naciyem, dedim. Naciye şok, Naciye kilit, Naciye iptal… Kızlar da pis pis gülüyorlar ama bir yandan da bana sarılıyorlar, öpüyorlar, sürtünüyorlar. Salonun ortasında sevişiyorlar benimle ve salondaki herkes, evet, Naciye’nin eski sevgilisinin arkadaşları, akranları, da görüyor bunu. Deniz, neden diye mırıldanacak oldu bu salak. Cebimden bir CD çıkarıp verdim. Yanımdaki kızlarla bir gece önceki sevişmelerimizden çektiğimiz en ateşli sahnelerden oluşan, bence dünyanın en çarpıcı uzun metraj film çalışmalarından biri olan, sabaha kadar iki genç ablayla dünyadaki en romantik, en duygusal, en doyurucu, en şehvetli, en ateşli sahneleri içeren bir baş yapıtı, ablanın kucağına bıraktım ve kızları iki yanıma aldım, birbirimize sarılıp evimize döndük, sabaha kadar yeniden, yine, tekrar, defalarca, birbirimize doya doya, birbirimizin ruhlarına aka aka şehvet denizinin dev dalgalarında savrulduk. Sağ olsunlar tek kuruş da almadılar o gece benden.

Naciye mi?

Hiçbir fikrim yok. Adını bir daha duymadım, arayıp sormadım, hiç umurumda olmadı.

Kötü biri miyim?

Evet.

Şarkı mı?

***Seyyal Taner-Naciye (1987)***


메타데이터
post_id
b75bf87bf519
slug
arkadaş-ortamı-b75bf87bf519
url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/arkada%C5%9F-ortam%C4%B1-b75bf87bf519
canonical_url
https://medium.com/t%C3%BCrkiye/arkada%C5%9F-ortam%C4%B1-b75bf87bf519
author_url
https://medium.com/@therogue
status
ok
fetched_at
2026-07-29 11:43:17