← Back to list

Tarihyazımında Bilgisizlik Sözleşmesi

Barış Ünlü Türklük Sözleşmesi kitabında Türklerin belirli görme, duyma ve bilme hallerinden bahseder. Hızlı bir özetle ve biraz yorumla…

Efe Can Akdeniz in Türkiye Yayını · 2026-07-01 06:24 · 51 claps · 3.8 min read
#tarih #tarihçiler #tarihyazımı #tarih-felsefesi #felsefe
Open on Medium ↗
Wiki topics: 🔧 · Data Engineering

Tarihyazımında Bilgisizlik Sözleşmesi

Osmanlı Sarayında Vakanüvisler

Osmanlı Sarayında Vakanüvisler

Barış Ünlü Türklük Sözleşmesi kitabında Türklerin belirli görme, duyma ve bilme hallerinden bahseder. Hızlı bir özetle ve biraz yorumla, “Türk”ler için hazırlanmış bir başlangıç paketi bulunur, bu paket neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu belirler. Dolayısıyla bu pakete tabi olanların akıllarını kullanmaları, konfor alanından çıkmaları, üstün konumlarını terk etmeleri gerekmez, her şey onlara sunulmuştur. Paketin belirlediği tarihyazımı doğru, geri kalan tarihyazımları yanlıştır. Paketin belirlediği makul kişi tipi güvenilir, dost ve vatansever; paketin dışında kalanlar düşman ve vatan haini vesairedir. Paket, bu şekilde kategorik ayrımlar üzerine kuruludur; ve bir anlamda düşmanlık, nefret, aşağılama ve kin üzerine.

Tahmin edeceğiniz üzere bu paketin mahiyeti epistemolojiktir. Mesele, bir bütün olarak epistemolojiktir zaten, öyle değil mi? Bir bilgi hiyerarşisi ve otoritesidir bu. Onların dediği mi kabul görecek yok bizim dediğimiz mi? Tabii ki de bizim iddia ettiğimiz bilgiler bütünü kabul görecektir, çünkü biz güçlüyüz, haklıyız, asarız keseriz. Anlayış bundan ibarettir.

Ünlü’nün kitabını okumadıysanız okumanızı öneririm, onun deyişiyle “sözleşme-dışı”na çıkabilmek (Anlatıya Fırlatılmışlık yazımda buna “anlatıdan arınmak” demiştim, sanıyorum benzer şeylerden söz etmişiz) ve ufkunuzu, zihninizi genişletmek adına iyi bir girişim olabilir bu kitabı okumak. Keşke ben de yıllar önce okuma fırsatı bulabilseydim, fakat bulamadım. Bulamamın sebebi neydi peki? Kitabı satın alamamam mı? Kitaptan haberdar olmamam mı? Yoksa kitap okumamam mı? Cevabı söyleyeyim, sebep bunların hiçbiri değildi; sebep, kitabı almak istemememdi. Çünkü bana bu kitabın “yanlış” olduğu öğretildi. Bu kitabın yazarının amacının kötü olduğu, kitabı okumaya değmeyeceği, zaten çarpıtma olduğu vs. öğretildi. Tabii ki biri gelip de bana bunları öğretmedi, bu kavrayış, toplumsal ve tarihsel olarak kuruldu. Çünkü her Türk genci gibi, bu kitap benim okumamam gereken bir kitaptı.

Burada Türklük Sözleşmesi kitabı üzerinden ilerledim, ancak mesele bir tek bu kitap değil, kastettiğim şey daha geniş ve kavramsal. Mesele bir başka pencereden bakabilmenin olanaklılığı bu memlekette. Bu bir meseledir, problemdir, çünkü bunun önü kesilmiştir her daim. Bu topraklarda doğan her Türk, belirli bir bilgi otoritesine tabii kılınır, öyle de ilerler, eğer başka bir bilgi anlayışının zihnine dahil edilmesine izin vermez ise.

Bu yazıda Barış Ünlü’nün “görme, duyma, bilme” halleri dediği kavramları Türkiye’deki tarihyazımı üzerinden ele almak istiyorum, kendisi de kitabında biraz değiniyor bu konuya. Ancak tartışmayı körüklemekte, insanların sinir uçlarına dokunmakta ve anlatıda çatlaklar açmakta fayda var. Kısaca atsinekliği.

Şimdi gelelim yerli ve milli tarih bilimimize. Konuyla bağlantılı aklıma ilk gelen şeylerden biri Teke Tek programında eski Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun ettiği bi laf geliyor. Halaçoğlu, Ermeni Soykırımı (onun deyişiyle “Sözde Ermeni Soykırımı”) için “Biz bu konuyu küçüklüğümüzde bilmezdik, bize okulda öğretilmedi, uluslararası kamuoyunda tartışma konusu olunca biz de gerçekleri araştırıp öğrenmek zorunda kaldık” diyor (mealen) programda, bu bir marifetmiş gibi. Sözümona gerçekleri araştırıp yazdığı eserleri de malumunuz. Mesela The Story of 1915 kitabı vardır, “Ermeniler çete kurdular, isyan ettiler, biz de haklı olarak ‘tehcir’ ettik” şeklinde özetlenebilecek bir tarihyazımı anlayışına sahiptir.

Halaçoğlu burada bir gerçeği önümüze seriyor, bekli istemeden. Bu konuyu bilmemezlikten geldiğimizi, unuttuğumuzu, üzerini örttüğümüzü söylüyor. Peki neden böyle oldu? Neden Gıyaseddin Keyhüsrev’in 1243 yılında Kösedağ Savaşı’nda Moğollar karşısında orduyu terk etmesi unutulmadı da Ermeni Soykırımı unutuldu? Neden Eflak ve Boğdan’ı nasıl kaybettiğimizi herkes ezbere biliyor? Ya da İstanbul’un fethinin dünyayı inanılmaz değiştirdiğine, yeni bir çağ açtığına falan neden inanıyoruz? Nedir bu konuları belirleyen? Politikadır. Çünkü tarih politiktir, tarihçiler ise politik aktör.

Halaçoğlu’nun marifet olarak anlattığı 1915’i unutma durumunun sebebi, tarihte neler yaşandığı ve bunun bedelinin neler olacağındandan ibarettir. Mesele, uzun yıllardır inkar edilmekte ve daha da gergin bir hale getirilmektedir. Her neyse, bunu geçelim. Diğer yerli ve milli tarihlerimizi ve tarihçilerimizi konuşalım.

Türk tarih tezinin dokunulmazlık perdesinin arkasında bazı tabular bulunur. Bunları konuşmak, resmi tezin aleyhinde iddialar öne sürmek, anlatıda çatlaklar açmak yasaktır. Kısaca bahsetmek gerekirse bunlardan bazıları, Ermeni Soykırımı, Diyarbekir-Ağrı-Dersim katliamları (Şeyh Sait, Seyit Rıza vs.), TC’nin “Doğu” politikaları, varlık vergisi, 6–7 Eylül olayları, 70–80–90’lı yıllardaki her türlü olay, 2015–2016 ve bütün bir ideoloji olarak Kemalizmdir.

Dikkat ederseniz popüler tarihçiler bu tartışmalı konulara girmezler. Girseler bile, belirli yollarla girerler: A) Eveleyip gevelerler. B) Resmi tezin argümanlarını tekrar ederler. C) Resmi tezin aleyhinde konuşanları cahil, bölücü olarak tanımlarlar. Bu maddeleri okurken size tanıdık gelen isimler oluyor mu? Mesela İlber Ortaylı, Murat Bardakçı, Yusuf Halaçoğlu ve bir sürü “tarihçi”… Açın bir bir izleyin programlarını ya da kitaplarını okuyun (muhtemelen çoğunluk yalnızca izleyecektir), o zaman bu saydığım maddelerle birebir örtüştüklerini göreceksiniz. Peki nedir bizi bu tarihçi habitatına mecbur kılan? Burada iki önemli nokta var: 1) Devlet politikasının ne istediği. 2) İnsanların neler duymak istediği. Sanıyorum ki bu iki madde üzerinde tarihçiler arasında bir konsensüs var.

Bunların dışında, dediğim gibi bu konulara hiç girmeyi tercih etmeyenler de var. Ki bu konulara hiç girmeyenler, Ünlü’nün deyişiyle “Türklük Sözleşmesini yeniden üretirler”. Yani bu konuları tartışmamak isteyen bir tarihçi, resmi tezin savunucusu olmasa dahi onu yinelemiş ve desteklemiş olacaktır. Peki bu konuda aklınıza biri geldi mi? Mesela Emrah Safa Gürkan olabilir mi? Kendisini severim çünkü başka bir tür tarihçiliğin mümkün olduğunu göstermiştir bize son yıllarda. Bir bilgi havuzuna sahip olup bununla kendini otorite ilan eden, belli başlı ezberleri sürekli tekrar eden, eveleyip geveleyen sıkıcı kişilerin aksine Gürkan, daha analitik bir yöntem benimsemekte ve tarihteki bazı ezberleri bozup bir anlamda “eleştirel tarih” yapmaktadır. Fakat yaptığı bu tarih ne yazık ki yine resmi tezin, sözleşmenin sınırları içerisindedir. Çünkü bu yöntemini resmi tez için tabu olan konularda uygulamamaktadır. Bunun sebebini bilemem, fakat demin söylediğim gibi bu yaptığı sözleşmeyi yeniden üretmekten başka bir şey değildir.

Peki yediden yetmişe tarihsel ve toplumsal olarak işlenmiş bu bilgisizlik sözleşmesini nasıl bitireceğiz, nasıl aşacağız, nasıl yıkacağız? Sanıyorum ki bunu yapmanın tek yolu alternatif anlatıları, tezleri, eleştirileri sürekli olarak ileri sürmektir. Bu yolla insanların zihinlerine “kuşku tohumları” serpiştirmektir. İnsanları düşünmeye, eleştirmeye ve kabuklarını kırmaya davet etmektir… Eğer ideolojiniz gereği bunu yapmak istemiyorsanız bile, en azından, zihinlerin temizliği ve sağlığı için isteyin. Bırakın nesiller belli bir bilgi otoritesine boyun eğerek ve onun dikte ettiklerini ezberleyerek yetişmesin. Ne zarar gelir ki bundan? Otoriteniz ve üstünlükçülüğünüz sarsılır en fazla.


메타데이터
post_id
b9601d6ba32d
slug
tarihyazımında-bilgisizlik-sözleşmesi-b9601d6ba32d
url
https://mediumturkiye.com/tarihyaz%C4%B1m%C4%B1nda-bilgisizlik-s%C3%B6zle%C5%9Fmesi-b9601d6ba32d
canonical_url
https://mediumturkiye.com/tarihyaz%C4%B1m%C4%B1nda-bilgisizlik-s%C3%B6zle%C5%9Fmesi-b9601d6ba32d
author_url
https://medium.com/@efecannakdeniz
status
ok
fetched_at
2026-07-09 09:01:30