Fatma İsa’nın ardından
“Fatma İsa’nın adı özellikle ‘De Miho’ adlı kilamı ile Kürt toplumunun zihnine ve yüreğine kazınır. Kürt anonim müziğinin eşsiz…
Fatma İsa’nın ardından

“Fatma İsa’nın adı özellikle ‘De Miho’ adlı kilamı ile Kürt toplumunun zihnine ve yüreğine kazınır. Kürt anonim müziğinin eşsiz kilamlarından olan ‘De Miho’, kaynağını bir Kürt aşk efsanesinden alır. Kürt derebeyinin kızı Telli ile yoksul bir aşiret köylüsü olan Miho’nun dillere destan aşkını anlatır.”
**RAHMİ YAĞMUR***
Kürtlerin kaybolmaya yüz tutmuş nadide portrelerinden ve özel hayatlarından biri olan Fatma İsa, sürgünde bulunduğu Rusya’ya bağlı Krasnodar’ın Platnirovskaya köyünde geçtiğimiz ay hayatını kaybetti. İsa’nın ölümü hem Krasnodar kenti ve çevresinde yaşayan Kürtleri, hem de basın üzerinden olayı öğrenen herkesi üzdü. Bu O’nda dengbêjlikten fazla bir şey olduğunu gösteriyordu. Öyle ya; kaç kişi 6 yaşında ailesini kaybeder, 14 yaşında evlendirilir. Hiç çocuğu olmamasına ve iki sürgün yaşamasına rağmen yine de bir hayat kurmayı başarabilir. Kaç kişi okuma yazma bilmez, ama yine de dağınık bir coğrafyaya yayılmış Kürtlerin sevgilisi olmayı ve sesini halkına duyurmayı başarabilir.
Fatma İsa ömrünü, yaşadığı çağın bir kenarında geçirmiş, onun suni yaşam biçimlerine katılmamış bilgeliğini yaşamın kendisinden almış tarihin orijinal şahsiyetlerden biriydi.
Diğer tüm yaşıtı olan Kürtler gibi sadece hangi mevsimde doğduğunu biliyordu. Babasının askerliğinden iki yıl sonra, yani 1933'te harman mevsiminde Azerbaycan’ın Nahçıvan bölgesinde Arazdahanê köyünde dünyaya gelir. Yoksulluğun özel ve dramatik olmadığı bir dönemde yaşar. 6 yaşındayken annesini, 8 yaşındayken de babasını kaybeder. Kendisinin yaşarken sebebini hiç çözemediği bu talihsizliklerin sonu, ‘kara büyü’ yapılmışçasına hiç gelmedi. Ailesini kaybedip kızkardeşi ile bir başlarına kalınca amcası Mehmedê Ûsiv onları yanına alır. Bana daha küçükken tüm köylerinin ve çocukluk arkadaşlarının nasıl alınıp sürgün edildiğini anlattığında, yalın Kürtçesiyle “êla me bi zorê rakirin birin” (kabilemizi zorla alıp götürdüler) demişti. Bir tek amcasının, köyün muhtarı olduğu için kalmasına izin verilir. Onu da köyde bırakmayıp, yakın bir yere sürgün ederler. Fatma İsa’nın köyünün sakinleri ise Karabağ’a yerleştirilir.

Kendi isteğiyle eşinin kuma getirmesini söyler
Fatma İsa, bu baskı ve korku yıllarında okul okuyamaz. Daha oyun oynama çağındayken, yani 14 yaşına geldiğinde evlendirilir. At sırtında duvağıyla Ermenistan’ın bir köyüne gelin gider. Kötü talih burada da peşini bırakmaz. Uzun süre geçmesine rağmen çocuk sahibi olmaz. Bu Kürtler arasında büyük bir sorundu. Onlar için evin çocuksuz kalması ailenin soysuz kalması demekti ve sorumluluğu ağırdır.
Bütün bunları bize bilge bir duruşla anlatıyordu. Çektiği birkaç fotoğrafta bile başı dik ve gururlu duruyordu. Çünkü yaşadığı onca zorluğa rağmen onurunu, gururunu korumuştu. O şüphesiz ki gençken öyle değildi ve yaşadıklarından acı çekiyordu. O dönemini anlatırken söylediği cümle kendisinin tüm yaşamını özetler gibiydi: “Ben o yaşımda o kadar çaresiz kalmıştım ki akşama kadar kilam söylerdim.”
İsa geleneksel bir Kürt kadınıydı, ona göre bir ailenin çocuksuz kalması kabul edilemezdi. Eşiyle konuşarak kendi isteğiyle ikinci bir eş (kuma) getirmesini söyler. Ardından, eşinin çok sayıda çocuğu olur ve çoğuna kendisi bakar.
Erivan radyosuyla tanışma
Bu dönemde bir özelliği ortaya çıkar ki, bu herkesin dikkatini çekmeye başlar. Fatma İsa geniş bir çevrede altın sesiyle konuşulmaya başlar. Bütün köyler onun sesindeki duyguyu, zarafeti ve içtenliğini anlatmaya başlar. Eşsiz müzik kulağına sahip Fatma İsa’nin bir türküyü bir defa duyması yeterli olur. Sözlerini, notasını hemen alır ve eşsiz sesiyle söylemeye başlardı. Bu onun kısa sürede tüm çevresinden sevilmesine yol açar. Çünkü müzik ruhun fısıltısıydı. Kendisi o dönemi şöyle anlatır: “Benim için önemli olan söylemekti. Bir kadın sohbetinde, bir köy evinde, bir ölünün ardından ya da yaylalarda telli duvaklı bir gelinin yanında söylerdim. Ama hep türkü söylerdim.”
Ermenistan’da Kürtçe yayın da yapan Erivan Radyosu o dönemde sesi güzel olan dengbêjleri stüdyoya götürerek şarkı söylettirmeye çalışır. Fatma’nın sesi güzel olduğu haberi kısa sürede yayılır ve Erivan Radyosu da bundan haberdar olur. Orada yaşayan Müslüman Kürtler arasında sesi güzel olan kadınlar vardır, fakat o dönemde Müslüman bir Kürt kadınına radyoda şarkı söylettirmenin ne kadar zor olduğu da biliniyordu. 1972 yılında artık yaşı ilerlediği için radyoda şarkı söylemesine engel görülmez. Bu dönemde radyo da sesi güzel olan Kürtleri tespit edip onlara şarkı söylettirmek için bir dizi çalışma başlatır. Fatma İsa da bir yakınının aracılığı ve radyonun yoğun ısrarları üzerine stüdyoya gidip şarkı söylemeyi kabul eder. İsa bu dönemi şöyle anlatır: “Erivan Radyosu’nda stran söyleyen Susika Simo, Zadina Şekir ve diğer bazı Kürt kadınları, Êzidî Kürtlerdendi. Ama Erivan Radyosu Müslüman Kürt kadınlarının seslerinin de tanınması için bir dizi çalışma başlattı. Radyo yetkililer bu amaçla bizim bölgeye de geldi. Benim de artık yaşım ilerlemişti. Eşimin kardeşi radyo çalışanlarına beni dinlemelerini önermişti. Ben de birkaç Kürt klasiği söyledim. Erivan Radyosu’nun çalışanları beni dinledi ve çok etkilendiler. Hemen sonraki günlerde beni radyonun redaksiyonuna götürdüler.”
‘Dervêşê Evdî’yi söylemesine izin yoktur
Kürt klasik dengbêjlerin korunmasında ve arşivlenmesinde Erivan Radyosu’nun payı ve emeği büyüktür. Her ne kadar kısa bir dönem Kürtçe yayınlar yapmışsa da, Karabetê Xaço, Şeroyê Biro, Efoyê Eset, Paşîke Efo, Memoye Pîr, Keremê Anqosî, Ahmedê Tecîr, Mecîdê Sileman, Aramê Tîgran gibi güçlü Kürt sesleri bu dönemde bu radyo sayesinde seslerini bütün Kürdistan’a duyurarak, tanınmaya başlandılar. Fatma İsa’nın sesi radyonun redaksiyonunu yürüten Xelil Muratov, ve Xelilê Çaçan tarafından çok beğenilir. İsa, redaksiyonda ‘De Miho’, ‘Dîna min’, ‘Şerê Reya Beşer’, ‘Gedê Mirzo’ ve Karabetê Xaço’nun radyoya ilk gittiğinde söylemek istediği, fakat içinde kahramanlık var diye söylemesine izin verilmeyen ‘Dervêşê Evdî’ gibi kilamları seslendirir. Fatma İsa’nın adı özellikle ‘De Miho’ adlı kilamı ile Kürt toplumunun zihnine ve yüreğine kazınır. Kürt anonim müziğinin eşsiz kilamlarından olan ‘De Miho’, kaynağını bir Kürt aşk efsanesinden alır. Kürt derebeyinin kızı Telli ile yoksul bir aşiret köylüsü olan Miho’nun dillere destan aşkını anlatır. Kilam, Telli’nin Miho’ya duyduğu sevgiyi ve ona methiyelerini uzun ve trajik bir havayla anlatır. Fatma İsa’nın Erivan Radyosu’nda sadece bir defa söylediği bu şarkı, uzun yıllar Kürtlerin en çok dinlediği klasikler arasında yer alır. Kürtlerde kökenini Zerdüşti söylencelerinden alan Kürt anonim müziğinin kilam olarak adlandırılan klasiklerini özgün sesleri ve eşsiz kadınca duygularıyla söyleyen az sayıda kadın dengbêj çıkmıştı. Mesela bunlardan biri olan Meyremxan, kilam söylediği için ağır baskılara uğramıştı. Aynı yaklaşımdan dolayı sesini yeterince değerlendirmeyen Fatma İsa da, sadece bir defa söylediği bu şarkılarla Kürt toplumunu sesiyle büyülemeyi başarır.
Fatma İsa daha sonra gerek Erivan Radyosu redaktörü ve çalışanları, gerekse yakınlarının tüm ısrarlarına rağmen bir daha radyoda söylemez.
‘Miho’ Fatma İsa ile yeniden hayat buldu
Şüphesiz ki ‘Miho’ eşsiz bir aşk efsanesinin hikayesiydi ve bir kadının aşktan ve töreden isyanını anlattığı için bir söylenceydi, ama bu türkü Fatma İsa’nın trajik yaşamıyla ve yeniden yorumuyla yeniden hayat bulmuştu. Bu yüzden bir daha kimse bunu onun gibi söyleyemedi. Töreyi o icat etmemişti, ama töre bir zihniyetti.
Bu kilam Ermenilerin de dikkatinden kaçmaz. Ünlü bir Ermeni yönetmeni Kürtlere yönelik olumsuz kodlar da taşısa “Nar’ın Rengi” filminde ‘Miho’yu fon müziği olarak kullanıe.
1998 sürgününe o da katıldı. Fatma İsa Ermenistan’dan sürgün edilir ve yaşamının geriye kalanını Rusya’nın Krasnodar kenti yakınlarındaki Platnirovskaya köyünde geçirir. Sürgününden söz ederken ülkesiz ve vatansız yaşamanın anlamında konuşurdu. O’na göre ülkesinden uzaklaşanın kaderi belirsizdi.
İsa, sadece bir dengbêj değildi, belli bir yaştan sonra bulunduğu köyün çocukları için bir masal anlatıcısıydı. Bu yüzden de köydeki Kürtler, çocuklarının Kürtçelerinde onun büyük emeği olduğunu söylüyor.
Fatma İsa’nın yaşamı kadar ölümü için yapılan geleneksel tören de bir ayini andırır. Öldüğü 15 Ocak 2010 günü, kendisi gibi kofi takan kadınlar dönüşümlü olarak çevresinde oturarak bir gün boyunca Kürtçe ağıtlar yakar. Hala İslami ibadet yerine bu geleneksel ayinleri sürdüren Sovyet Kürtleri İsa için en duygusal anmayı düzenler. Yaşlı ve kofili kadınlar oturmuş halde çevrelerinde dönerek okudukları ağıtlarla yapılan ayin bittiğinde, İsa trajik yaşamın son töreni olarak toprağa geri verilir.
Şüphesiz ki, onları farklı kılan baskı altındaki bir halkın kültürünü yaşatmaları, evrensel müzik açısından da dengbêj geleneğinin öğrettiği çok şey vardır. Sunileşen popülist kültüre karşı otantik ve yerel trendleri taşımaları ve ayrıca anonim kültürün son örnekleri olmaları açısından özeldirler. Köklerini tarihten almış halktan beslenmiş bu müzik ve söylence tarzı içinde insanlığa önemli mesajlar taşıyor.
*Bu yazı PolitikART’ın 33. sayısında (2010) yayımlandı.
메타데이터
- post_id
- bb07116e0cf0
- slug
- fatma-i̇sanın-ardından-bb07116e0cf0
- url
- https://medium.com/@PolitikART/fatma-i%CC%87san%C4%B1n-ard%C4%B1ndan-bb07116e0cf0
- canonical_url
- https://medium.com/@PolitikART/fatma-i%CC%87san%C4%B1n-ard%C4%B1ndan-bb07116e0cf0
- author_url
- https://medium.com/@PolitikART
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-28 23:30:16