ÖZGÜRLÜK NEDİR!
Lise sıralarında edebiyat hocamız sorduğunda verdiğim cevap şuydu:
ÖZGÜRLÜK NEDİR!
Lise sıralarında edebiyat hocamız sorduğunda verdiğim cevap şuydu:
“ Maddi olarak kimseye bağlı olmadan, kendi kararlarınla yaşayabilmek, istediğini başkasının da sınırını bilerek hareket edip yapmak, sorumlukların bilincinde olmak.” Bugün 40’lı yaşlarımın eşiğinden geriye dönüp baktığımda gülümsüyorum. Gerçekten öyle miydi? Özgürlük, sadece bir “yapabilme” yetisi miydi?

Hangimiz Daha Hürüz?
Sahi, kim daha özgür? Mesaisi saate bağlı olmayan, her sabah alarm sesiyle uyanıp bir patrona zamanını satmayan, mekandan bağımsız çalışan dijital göçebeler mi? Birçoğumuz bunun mutlak özgürlük olduğuna yemin edebiliriz.
Peki ya aile evinden ayrılıp kendi hayatını kuranlar? Akşam eve kaçta geleceğinin hesabını vermeyen, o görünmez “ev prangalarından” kurtulanlar, aile evindeki birine göre çok daha özgür görünüyor, değil mi?
Cinsiyet rollerine girdiğimizde tablo daha da ağırlaşıyor. Bir kadının, akşam eve dönüş saatini bir erkeğe göre bin kat daha fazla düşünmek zorunda kaldığı, iş, ev ve çocuk üçgeninde sıkıştığı bir dünyada “hareket özgürlüğü” kimin tekelinde?
Hatta o karanlık ironi: Bugün cahilliğin verdiği cesaretle, yüksek rütbeliye laf yetiştirmeyi ya da “Artık doktor dövebiliyoruz” demeyi özgürlük sananlar var. Ya da altına bir araba çekip istediği yere gitmeyi… Sorsak, cezaevindeki demir parmaklıkların arkasındakiler için dışarıdaki herkes mutlak hürdür.
Arabası olup istediği yere gidebilen gezginci insanlar mı daha hür?
Peki ya hiçbir şeyi düşünmeden, sorgulamadan yaşayanlar? Onlar sırf ‘mutlu’ oldukları için bizden daha mı hür, yoksa o gelişme sancılarını çekip kendine dert edinenler mi gerçeğe daha yakın?
Aslında bizi kandırıyorlar. Kanmamızı istiyorlar… İstediğimiz her şeyi satın alabilecek kadar çok para kazanmayı özgürlük sanmamızı bekliyorlar. El alemin sesine kulak verip onlar gibi olmamızı istiyorlar ki; özentilerin peşine düşüp daha çok harcayalım, daha çok gösteriş yapalım. Kapitalist sistemde özgürlüğün tanımını bize bambaşka bir ambalajla satıyorlar ve ne yazık ki birçoğumuz bu paketi sorgusuz sualsiz satın alıyoruz. Oysa satın aldığımız her şeyle birlikte, ruhumuza bir kilit daha vuruluyor.
Acı Bir Uyanış: Bireyselleşmek
40’ lı yaşlarıma gelince anladım ki asıl özgürlük; “ Bireyselleşmek ! “ Tek kelimeyle bu.
Eğer bireyselleşemediyseniz, dünyanın en zengin insanı olsanız bile hür değilsinizdir. Kararlarınızı alırken hala geçmişin gölgeleri üzerinize düşüyorsa, ailenizin onaylamayan sesi zihninizde yankılanıyorsa ve adımlarınızı hala “onlar ne der?” korkusuyla atıyorsanız, altın kafesinizde yaşamaya devam ediyorsunuz demektir.
Bu yaşta, aslında hiç bireyselleşemediğimi fark etmek bana acı veriyor. Bir milyar dolarınız bile olsa, insanın kendi içsel gelişimini tamamlaması, o görünmez kordon bağlarını koparması şart. Aksi takdirde hayat, başkalarının yazdığı bir senaryoda başrol oynamaktan öteye geçmiyor.
Umarım bu yaşam yolculuğunda, yolu henüz yarılamışken bu prangaları kırmayı ve gerçekten “kendim” olmayı başarabilirim. Çünkü gerçek hürriyet, insanın kendi iç dünyasında verdiği o büyük bağımsızlık savaşını kazanmasıdır.
메타데이터
- post_id
- bb1c5a5b6f80
- slug
- özgürlük-nedi̇r-bb1c5a5b6f80
- url
- https://medium.com/@ferathatice541/%C3%B6zg%C3%BCrl%C3%BCk-nedi%CC%87r-bb1c5a5b6f80
- canonical_url
- https://medium.com/@ferathatice541/%C3%B6zg%C3%BCrl%C3%BCk-nedi%CC%87r-bb1c5a5b6f80
- author_url
- https://medium.com/@ferathatice541
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-13 06:23:13