Bira
“Gerçekten kıvançlı bir adamın ağzı bira dolu olur.” -Hathor Tapınağı
Bira

François Jaques: Fribourg’daki bir pub’da bira içen köylüler (İsviçre, 1923)
“Gerçekten kıvançlı bir adamın ağzı bira dolu olur.”
-Hathor Tapınağı, Dendera (MÖ 2200)
Sayısız medeniyetin doğuşuna ve çöküşüne şahit oldum yirmi bin yıl içerisinde. İnsanlık çok değişti, ancak ben özümü hep korudum. Ben, soğuk ve muhafazakâr bir bardak bira. Siz bana ne anlam yüklüyorsunuz? Beni, sadece arpa maltı, şerbetçiotu ve mayadan oluşan basit bir içecek mi sanıyorsunuz? Oysa ben bundan fazlasıyım. Bir zamanlar bu topraklarda bana hürmet duyardınız.
Tarımı keşfettikten sonra, siz insanlar göçebe hayatlarınızı geride bıraktınız, toprağa bağlı kaldınız. Tarlalarınızın yanına evler, köyler ve şehirler inşa etmeye başladınız. Sonra din dediniz, bayrak dediniz, ticaret, hukuk, teknoloji dediniz. Neyse, bu bir tarih dersi değil. Bilesiniz ki buğday ve arpa gibi yüzlerce bitkiyi kontrol altına aldığınızda, arpa ve buğdaydan ilk olarak beni ürettiniz, evet ekmek ve şaraptan önce ben var idim! Mesela Sümer ve Babil’den kalan yazıtları okursanız göreceksiniz ki bana dair birçok kelime vardır. O vakitler ben, hayatın devamlılığını sağlayan bir nimettim. Pek fazla kaloriyi uzun süre saklayabildiğim için, antik çağlarda büyük önem taşıyordum. Beni tanrılardan bir hediye olarak gördünüz, size binlerce yıldır hizmet ediyorum.
Mısır piramitlerini inşa eden işçiler, taşları sürüklemek için gerekli enerjiyi benden aldılar, evet. O dönem işçilerin yevmiyesi bira olarak ödenirdi ve hatta her gün üç kez bira verilirdi onlara çalışırken. Daha yoğun bir kıvama sahiptim ancak bol bol protein ve B vitamini içerirdim, işçinin destekçisi oldum hep. Heyhat, ne günlerdi, duygulandım!
Bu arada bilesiniz ki antik mısırda yaşayan bir köle işçinin günlük yevmiyesi, benim üzerimden hesaplar iseniz bugün malum ülkenizdeki bir asgari ücretli işçiden daha yüksektir. Medeniyetiniz bu konuda beni hayal kırıklığına uğratıyor. Sahi söyleyin bana, neden böyle oldu? Ben bu topraklarda doğdum, gençliğim, anılarım buralarda geçti. Neden bana yüz çevirdiniz? Anlayasınız ki bu benden çok size zarar verdi, neden şehirleriniz bu kadar mutsuz sanıyorsunuz. Yediden yetmişe herkesin güle oynaya vakit geçirebileceği geleneksel barlarınız yok artık. İnsan sosyal bir varlıktır; bunu sizden iyi bilirim, bu kuyruksuz maymunu uzun süredir tanıyorum. Bir araya gelmek, kahkahalarla ve bazen gözyaşlarıyla paylaşılan anılar, hayatın gerçek tadıdır.
Ben, rengimde Anadolu topraklarının kokusunu taşırım. Benim her yudumumda, sizin geçmişiniz, umutlarınız, hayal kırıklıklarınız ve sevinçleriniz saklı. Hâlâ buradayım, bekliyorum ancak siz bana bakmıyorsunuz. Toprakla gökyüzü arasından gelen o kutsal mesajın beni yasakladığına hükmettiniz. Bu yanlış çıkarımdan dönmenizi diliyorum. İşte o zaman, belki şehirleriniz bu kadar acı çekmez. Sadece bir içecek değilim ben, kurduğunuz tüm bu medeniyetin temelinde ben varım, tarım yapan insanın hafızasıyım ben.
Sizinle konuşmak güzeldi, Anadolu insanı. Hatırlar mısınız Gılgamış Destanını? Orada vahşi Enkidu karakteri, tapınak fahişesi Şamhat ile geçirdiği iki haftanın sonunda bira içmeyide öğrenerek uygarlaşmaktadır. Bunu sık sık örnek verir bira seven insanlar, mesela şuan benim ağzımdan bu yazıyı kaleme alan yazar gibi… Ancak yazardan bağımsız şunu eklemek istiyorum: Bilesiniz ki Enkidu uygar olmak istemedi ve o vahşi yaşamında mutluydu. Enkidu’nun birayı içmediği, Adem’in elmayı yemediği ve insanın tarıma başlamadığı bir hikayede malasef ben var olmayacaktım. Na Zdrowie!
메타데이터
- post_id
- bb48d6919442
- slug
- bira-bb48d6919442
- url
- https://medium.com/@barancansonmez/bira-bb48d6919442
- canonical_url
- https://medium.com/@barancansonmez/bira-bb48d6919442
- author_url
- https://medium.com/@barancansonmez
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-27 07:40:21