“SICAK PARA”YI YENİ FARKEDEN BAŞBAKAN!
Muhsin Er Tuğrul
“SICAK PARA”YI YENİ FARKEDEN BAŞBAKAN!
Muhsin Er Tuğrul
[Bu yazı, aynı başlık ve imza ile, 14 Aralık 2010 tarihinde furkandergisi.com(&) adresinde yayınlanmıştır. Bugünün “kur/faiz sarmalı”nın öncüsü olan “sıcak para”nın, şimdi parti başkanı olan dönemin başbakan yardımcısı ve devlet bakanı Ali Babacan’ın sözlerine dikkat edin. Suçu o dönem “global krize” yıkmaya çalışan Ali Babacan’dır. Ve aslına bakarsanız, bugünün suçu da 2013'lere kadar ekonomiyi elinde tutan Babacan’ındır. Ve elbette yeni yetme birine ekonomiyi emanet edip kontrol mekanizmalarını hiç çalıştırmayan, önüne konulan “notlara” dikkat etmeyen şimdiki cumhurbaşkanındadır! Ülkeyi batıran “inşaat”çılara o dönem de, şimdi de “yüz vermeye” devam etmektedir, tuhaf olarak! / İbrahim Haceviç]
Bir ülkenin cari işlemlerinde borçlarının toplamının, alacaklarının toplamını aşması halinde oluşan ödemeler bilançosu açığına “CARİ AÇIK” denilmekte.
Borç yiğidin kamçısıdır sözü meşhurdur; insan-yiğit, niye borçlanır? Bir ihtiyacı (sağlık, eğitim, konut vs.) vardır, ama o an yetecek parası yoktur fakat küçük küçük ödeyebilecek durumdadır, kendisine güvenir ve borçlanır, işyeri vardır, bir tane daha açmak ister, elindeki sermayeyi acil ihtiyaç için tutar, kredi-borç bulur, hem çalışır hem de öder vs… Yani ne olursa olsun insan, borçlanmak için önemli bir mazerete sahiptir ve ödeyeceğine emin olduğundan yükümlülüğün altına girer. Zaten, size borç verecek olan da borç vermeden önce sizi araştırır, eti ne bu du ne diye bakar, senet-sepet ister, varsa mal-mülk ipotek ister, bir de faiz ister, ona göre de borcu verir veya vermez.
Devletin resmi haber ajansı (burası ne zaman ‘özelleştirilecek’ acaba diye de soralım) “AA”nın geçtiği bir haberi verelim:
“- Türkiye’nin cari işlemler açığı, bu yıl Ocak-Eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 232,7 artış gösterdi. Geçen yıl dokuz ayda 9 milyar 761 milyon dolar olan cari açık, bu yılın aynı döneminde 32 milyar 479 milyon dolara ulaştı. Merkez Bankasının açıkladığı Ödemeler Dengesi Bilançosu’na göre, bu yıl Eylül ayında cari açık 4 milyar 79 milyon dolar oldu.
2009 yılı Eylül ayında cari açık, 1 milyar 19 milyon dolar olarak hesaplanmıştı. Buna göre Eylül’de, cari açıkta yüzde 300,3'e ulaşan bir artış kaydedildi.”
Okuduğunuz gibi devletin (yani bizim) cari açığımız, yani “borçlanmamız” dokuz aylık dönemde 232 kat artmış, bu da kabaca bir hesapla oniki ayda 300 katı da geçeceği demektir.
Basit bir mantık güdelim…
Bir evvelki sene 9 birim borç istemiş ve almışken, bir sonraki sene 32 birim borç istemek ne demektir? Evvelki borcu ödemiş veya yarılamışız ki, aynı miktar değil dört katı miktar borç istiyoruz ve “ne demek canım, ne demek, senin gibi borçlu borçlu sayılmaz, tıkıt tıkır ödüyorsun, mennuniyetle” denilerek paralar önümüze yığılıvermiş, demektir herhalde… Ve herhalde, aldığımız borçlarla yaptığımız yatırımımız-açmış olduğumuz işletmeler fevkalade güzel bir gelir sağlamış ki, işimizi daha da büyütmek için, bunlara güvenerek 9 değil 32 birim borç istiyoruz!
Fakat herhalde herkes farkındadır, daha şu geçtğimiz kurban bayramındaki “durumun”; memleket o kadar zenginleşti ki neredeyse 80 milyonun yarısından fazlası kurban kesebilecek duruma geldi de onun için “sıkıntı” yaşandı felan diye düşündürtecek kurbanlık hayvan sıkıntısını… Oysa memlekette hayvancılık ÖLDÜRÜLDÜĞÜ için yaşandı o sıkıntı. “Dönemsel bir sıkıntı” diye küçümsenecek bir durum değildir o, “kasaplara” sorun, “et tüccarlarına” sorun, normal dönemdeki vaziyetin nasıl olduğunu da anlarsınız, Gebze limanından kimlerin kaçak et girişi yaptıklarına dair “wikileaks”e benzemez sağlam “tüyolar” alırsınız.
Keza aynı dönemde birdenbire DOMATESİN 7 LİRAYA yükselmesi… Fiyatını-ateşini düşürecek miktar domatesin elde bulunmaması nedeniyle -üstelik bir de bu mevsimde!- domatesin (domatesçilerin) “şımarıklığı”nı herkes gördü; bunun nedeni de TARIMIN DA KATLEDİLMESİ!
Tam bu esnada, bir dizifilm propagandasına kurban giden ama mesele veya meselenin FAİLLERİ ile alakalı bir olay da yaşandı. İstifa ettim demesine rağmen -açıklama yaptığı tarihde- hala üzerinde gözüken bir şirkete ait TIR’da UYUŞTURUCU YAKALANMASI ile bakanlıkdan istifa etmek zrunda kalan AKP milletvekili Mir Dengir Fırat’ın oğlu “iş seyahati” yapmak için uçakla İsraile gidiyor ama “felanca dizinin senarisiti ile arkadaş” olduğu için kapıdan yüzgeri ediliyor! Şimdi adamın facebookda kiminle “arkadaş” olduğuna kadar inceden tetkikini yapan İsrail’in, onun AKP Genel Başkan Yardımcılarından, milletvekillerinden birinin oğlu olduğunu atlamasının muhal olduğunu, KAPIDAN YÜZ GERİ ETMENİN sadece o milletvekili oğluna yönelik bir somut hareket olmakla beraber “soyut” yani SEMBOLİK olarak da AKP’YE BİR MESAJ olduğunu bir kenara bırakalım, milletvekili oğlunun “iş seyatinin” kendisinin açıklaması ile “GIDA SEKTÖRÜ” ile alakalı olduğu, ailesinin Çukurovanın “toprak ağaları”ndan birisi, yani sebze-meyve ile uğraşan bir aile olduğunu ilave edelim, İsrail’in ise GIDA GENETİĞİNDE bir numara olduğunu, bilhassa o bölgemizde “tohum satışı” ile meşgul olduğunu, yani TARIMDA KULLANILAN TOHUM İÇİN İSRAİLE MUHTAÇ OLDUĞUMUZU da hatırlatalım.
Pekala, “borçlanmışız” da, aldığımız borçlarla nasıl bir yatırım yapmışız?
Bu sorunun cevabını herkes köyünde, kasabasında, şehrinde bacaları tüten fabrikalara, nehirlerin üzerindeki barajlara, -ara ki, bula ki!- bakarak(!) görebilir(!) verebilir, diyelim ve bu yazıyı yazmamıza vesile olan konuya doğru ilerleyelim.
Evet.
Şu yukarıda bahsettiklerimiz bilinen gerçekler.
Herkesin bildiği gerçekler.
Herkesin bildiği ama bilmesi gerekenlerin ise bilmemezlikten geldikleri gerçekler.
Sahi, siz hiç bugüne kadar hangi hükümetin cari açığın tehlikeli olduğunu kabul ettiğini hatırlıyorsunuz ki, AKP hükümetlerinin bunu kabul ettiğini söyleyebilirsiniz?
Bir ara, “Kemal abi” döneminde bundan bahsedilmişti de “babalar gibi satıyoruz, paramız var, hiçbirşey olmaz” türünden ve ancak mahalle kahvesinde pişti oynayanların verecekleri bir cevap(!) alınmıştı; başka hatırlayan var mı?
Başka hatırlayan olmaması gerekir ki, internetde bol miktarda bulunan “AKP muhalifi websiteleri”nden biri olmayan, tam aksine hükümete destek veren “www.tümgazeteler.com" sitesi de -cidden enteresandır- TAM BİR MUHALİF GİBİ konuya dikkat çekmiş ve 8 Aralık tarihi ititbariyle de hala duran (1) bir haberi “manşet” yapmış:
“Sıcak Parayı yeni farketti!”
Burada “farketti” kelimesindeki istihza yüküne dikkat diyoruz ve “farkeden”in de Başbakan Erdoğan olduğunu söylüyoruz, yazının tamamını da alıyoruz:
“- **Sıcak Parayı yeni farketti!**
Başbakan Erdoğan, ekonomi uzmanlarının yıllardır dikkat çektiği tehlikeyi yeni farketti.
Cari açık, 2010 yılı Ocak-Eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 232.7 artışla 9 milyar 761 milyon dolardan 32 milyar 479 milyon dolara yükseldi.
Merkez Bankasının açıkladığı Ödemeler Dengesi Bilançosu`na göre, bu yıl Eylül ayında cari açık 4 milyar 79 milyon dolar oldu.
2009 yılı Eylül ayında cari açık, 1 milyar 19 milyon dolar olarak hesaplanmıştı. Buna göre Eylülde, cari açıkta yüzde 300,3e ulaşan bir artış kaydedildi. Buna göre, 2010 yılında toplam olarak 45 milyar dolar civarında cari açık oluşması bekleniyor.
Evini satıp aldığı parayı harcayan insanın rahatlığı
Ekonomi uzmanları, hükümetin uyguladığı politikayı “Evini satıp aldığı parayı harcayan insanın rahatlığı”na benzetiyor.
Evini satarak eline geçen para ile harcama olanağı birdenbire artan kişi, para bitene kadar rahattır. Herşey güllük gülistanlıktır. Fakat çalışmasından değil, elindeki hazır değeri satarak elde ettiği bu rahatlığın bir sonu olması kaçınılmazdır.
Türkiye`de son yıllarda uygulanan politikalar bu durumun benzeridir.
Hükümet, özellikle yabancılara sattığı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile büyük paralar elde etti. Bunlar da yetmedi, tarihin en büyük mali aflarını çıkarıp para topladı.
Diğer yandan, özel sektör dışardan tarihte görülmemiş miktarlarda borçlandı.
Asli üretimden gelmeyen, çoğu aslında borç olan bu kazançlar halkta geçici bir rahatlık, bolluk, ferahlık hissine yol açtı.
Borç parayla gerçekleşen GSMH artışı ile övünmüştü
İşin daha da ilginç kısmı, Başbakan, özelleştirme ve borç paralar ile elde edilen büyük Gayri Safi Milli Hasıla artışı ile övünmüş, Cumhuriyet Tarihi boyunca böyle bir artışın yaşanmadığını böbürlene böbürlene meydanlara haykırmıştı.
O zaman için övünç vesile olan sıcak paranın aslında kötü olduğunu geçen gün açıkladı.
Başbakan sıcak paranın tehlikesini yeni farketti
Bugüne kadar, ekonomi uzmanları ne zaman sıcak para tehlikelidir diye uyaracak olsa, nerdeyse tüm hükümet tek bir ağızdan sermaye düşmanlığı, yabancı düşmanlığı, hükümet düşmanlığı diye karşı çıkıyordu.
Ne olduysa oldu, Başbakan Erdoğan Lübnanda “Sıcak para felaket getirir açıklamasını yaptı.
Zararın neresinden dönülse kardır da … Umarız geç olmaz.
Suçu global krizin üzerine yıkmaya çalışacaklar
Şimdi bu hazır para tükeniyor, kaçınılmaz son geliyor.
Ali Babacan suçu “Global kriz”e yıkmak derdinde.
Gelmekte olan kriz, uygulanan ekonomi politikalarının doğal sonucudur. Bu borç ve hazırdan paralarla sanayi üretimi desteklense idi durum farklı olabilirdi. Fakat ısrarla uygulanan finans kesimini şişirme politikalarının sonu hüsrandır.
Reel ekonomiyi büyütemeyen hükümet, işsizlik sorununu kamu sektöründeki istihdamı artırarak gidermeye çalışıyor ki … Bu daha büyük bir felaket ve bağımlılığın habercisidir.
Söz konusu hatalardan kaynaklanacak olan krizin global bir ekonomik kriz ile çakışması hükümeti sorumluluktan ne derece kurtarır?
Vatandaşını iki keçi bir dana besleyecek şekilde teşvik edemeyip, et pazarının kontrolünü spekülatöre kaptırıp pahalı ete mahkum eden de mi global kriz?
Mübarek kurban bayramında millete ucuza hayvan kesebilmek için eziyet çektiren de mi global kriz?
İki keçi ile bir dana besletemeyecek, milleti pahalı ete mahkum edeceksin. Sonra da, “global kriz”den medet umacaksın!
Yaşlı bir kadın Hz. Ömerin karşısına dikilip “Allahdan kork” diye bağırdığında, mübarek atından atladığı gibi sakalını toprağa sürmeye başlamış: “Ömer kim ki Allahdan korkmasın! Ömer kim ki Allahdan korkmasın” diyerek.
“ALLAH`DAN KORKUN” DİYESİMİZ VAR AMA, KARŞIMIZDA HZ. ÖMER YOK Kİ!”
Yazı bu; doğru tespitler, doğru eleştiriler…
Özellikle “Hükümet, özellikle yabancılara sattığı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile büyük paralar elde etti. Bunlar da yetmedi, tarihin en büyük mali aflarını çıkarıp para topladı.Diğer yandan, özel sektör dışardan tarihte görülmemiş miktarlarda borçlandı. Asli üretimden gelmeyen, çoğu aslında borç olan bu kazançlar halkta geçici bir rahatlık, bolluk, ferahlık hissine yol açtı.Borç parayla gerçekleşen GSMH artışı ile övünmüştü.” demesi; evet, KİT’lerin özelleştirilme yoluyla yabancılara satılmasıyla 2002–2008 yılları arasında 31,5 milyar dolar gelir elde edilmiş ama bu bütçedeki açığı kapatmaya bile yetmemiş, 2009 yılında bütçe 53 milyar dolar açık vermişti. Buna bir de özel sektörün almış olduğu çoğu bankacılıkla veya “altın”la alakalı borçlanmayı eklerseniz, yazıda bahsedildiği gibi, işin aslını bilmeyen “halkta geçici bir rahatlık, bolluk, ferahlık hissine” yol açmasını garip karşılamamak gerekir. Sormak anlamsız ama, kimin kredi kartı yok, hatta kimde sadece bir kredi var, bu sorunun cevabı “rahatlığı” çok net olarak anlatmaya yetecektir. İnsanların köşe başlarında dağıtılan kredi kartları ile harcama “zevkine” ulaştırıldığı, olmayan paralarını savurdukları, ardından o kredi borcunu ödemek için bir başka bankadan kredi kartı ile “nakit” çekerek tekrar borçlandırıldığı ama artık “sonun kaçınılmaz olduğu” bir anda, YANİ ŞİMDİ, 2011 öncesinde Merkez Bankası’nın zorlamasıyla “kredi kartlarındaki asgari ödeme bedelinin %20'den %30 çıkarılması” ile hükümet keskin, acı ama gerekli bir önlemi almış oluyor fakat ne yazık ki geç demek gerekir.
Olmayan para denilince, ”inşaat sektörünün büyümesinden” bahsetmemek imkansız; büyüyen –misal olsun- Ümraniyede küçük bir yazıhaneden ibaret olan Ağaoğlu İnşaat’ın şimdi Ümraniye’nin komşusu Ataşehir’i ele geçirmesi, Tavukçuyolu’ndaki –sayısız “My…” sitelerinden birisinde- çok ama çok özel 33 Derecelik Ayinleri yaptırma iddiası, yaşına başına bakmadan gece hayatında “çıtır” diye tabir edilen “mankenlerle” haftalık ilişkiler yaşaması, sayılı üretilen ve pahalı ama çok pahalı arabaların koleksiyonunu yapması fakat ama vergi listelerine asla girmemesidir mesela!
Ağaoğlu, TOKİ ile BÜYÜTÜLDÜ! Toki KİMİM? Devletin! Bankalara sadece kredi katı borçu yok insanımızın, “rahatlık, bolluk, ferahlık” hissine kapılanların bu Ağaoğlu gibi firmaların yaptıkları evleri almak için aldıkları kredileri ödeyememeleri nedeniyle de borclananlar, daha borcunu ödeyemedikleri evlerine hacz gelen insanların da borcu var.
İşin garip tarafı burada, bu vahşet üçgeninde kaybeden sadece halk!
İnşaat firması bankalardan kredi alarak inşaatı gerçekleştiriyor, ardından reklam kampanyası ile “bolluk ve rafahlık hissine kapılana” bunları “dosya masrafı şirlete ait yüzde 0,7’lik faizli banka kredi” ile satıyor, “bolluk, refahlık, rahatlık” hissiyle alınan sadece “ev” olmadığından, borçlar, taksitler üst üste geliyor ve bir yerde tıkanılıyor, bu sefer hacz işlemi başlıyor! Bankaların elindeki ev, ev eşyası, araba rakamları dudakları uçuklatacak rakamlarda!
Halk borçlandırılmış, ama Ağaoğlu gibileri HAVADAN para kazanmış, ona kredi veren Bankalar da İKİ DEFA + FAİZ kazanmışdır! İşin çok daha vahim tarafı, Bankalar, kredi verdikleri parayı da DIŞARIDAN BORÇLANARAK ALMIŞ DEVLETİN DIŞ BORCUNU DA ARTTIRMIŞTIR!
Sormak lazım: Bu devran ne kadar zaman döner?
İşte SONDAN BİR ÖNCEKİ DURAK olduğu apaçık ortada ki, Başbakan Erdoğan, “cari açığa dikkat çekiyor!”
Dikkat çekmekle de kalmıyor aslında pratik adımlar da atıyor: Devlete, devlet kurumlarına olan her türlü borca yönelik MALİ AF çıkartılma niyeti, cebinde para olmadığı bilinen şahıslarda da dahil olmak üzere bazı şirketlere elektrik dağıtım şebekelerinin “özelleştirilerek” ama KEŞ-NAKİT PARA ile satılması (16 milyar dolar toplamda) galiba “SICAK PARA”NIN DÜNYA KONJEKTÜRÜ İCABI MEMLEKETDEN ÇIKMA RİSKİ KARŞISINDA BİR HAZIRLIK OLSA GEREK bir yönden de…
Bahsettiğimiz yazının içerisinde “Ali Babacan suçu “Global kriz”e yıkmak derdinde.” denmekte ki, hükümete ilk girdiği yıllarda parlak bir suratı olan Babacan’ın şimdiki yıpranmış haliyle yaptığı başka bir açıklama da önemli aslında:
“- Babacan, Türkiye’nin CARİ AÇIK SORUNUNUN KURLA İLİŞKİLİ OLMADIĞINI, kabarık ithal enerji kaynakları faturasının azaltılmasıyla çözülebileceğini söyledi ve NÜKLEER SANTRAL KURULDUĞUNDA SORUNUN BİTECEĞİNİ belirtti
Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde (TİM) yaptığı konuşmada Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Kur ne olursa olsun, cari açık devam edecek. Ne zaman nükleer santral kurarız o zaman biter. Enerjide dışarıya bağlı olduğumuz müddetçe cari açık devam edecektir. Cari açığı portföy yatırımlarıyla kapatacağız. Aksi durumda bizim bu açığı kapatma durumumuz söz konusu değil” dedi.
Babacan, serbest kur devam etmezse aksi bir politikanın Türkiye’yi uçuruma göndereceğini belirtirken doğrudan yabancı yatırım konusunda bir-iki yılın sıkıntılı geçeceğini belirten Babacan, bu dönemde cari açığın portföy yatırımlarıyla finanse edileceğini vurguladı. Babacan, “Sıcak para istemeyiz falan diyoruz da cari açık ne olacak? Doğalgazın parasını, petrolün parasını nasıl ödeyeceğiz? Türkiye’ye bu açığı kapatması için döviz lazım” dedi.”
Gördüğünüz gibi, cari açığın büyük bir tehlike olduğunu kabul eden bir kişi de Babacan ve bunun kapanabilmesi için nükleer santral kurulması gerektiğini, enerji için ödenen dışarıya verilen paraların bu şekilde azaltılarak açığın kapatılabileceğini söylüyor ki, sadece kurnazlık demek gerekiyor buna.
“Sıcak para” ile “cari açık” arasındaki AHLAKSIZ VE TEKLİFSİZ İLİŞKİDEN bir başbakan yardımcısı olarak habersizce eğer, o koltuğu bırakıp gitsin, yok eğer haberliyse de bu lafları söylüyorsa GERÇEKLERİ SÖYLESİN! Bahsettiği “DOĞALGAZIN PARASINI NASIL ÖDERİZ O OLMAZSA” sözü ise eski defterleri açtırabilir, Hilmi Güler’in doğal gazın metreküp fiyatını BİR TÜRLÜ AÇIKLAMAMASI POLEMİĞİNİ tekrar yazdırabilir, “kur farkı” ile fiyatı nasıl arttırdığını hatırlatabilir, Can Paker-M.Barlas ikilisiyle Belediyeye ait tesislerde yaptıkları “enerji toplantıları”nı gündeme getirebilir, istifa ettirilip şimdi “Köftecilik” yapan eski bir “sır katibi”nin hayatını tekrar yazdırabilir!
Fakat bizim bu yazıyı yazmamıza sebeb olan saik, bahsettiğimiz gibi AKP muhalifi olmayanların da iktisadi tehlikeye dikkat çekmesi ve üstelik bunu biraz da istihzalı olarak yapması! Bugüne kadar AKP’yi herdaim savunanların –sadece bahsettiğimiz websitesinden bahsetmiyoruz- bir kısmının 2010’la birlikte birdenbire özellikle Başbakan Erdoğan ve bazı bakanların üzerine eleştiri oklarını çevirmeleri DİKKAT ÇEKİCİ DEĞİL MİDİR?
Biz mi?
“Belli siyasi hedefleri olan siyasi ve fikri hareketiz”, sucu bucu olamayız, olmayız, “Tarafımız ne şu ne bu; sadece İslam” ve MASLAHATI da buna gore kurar ve oynarız oyunumuzu!
“Cari açık”ın farkına varmak değil de riskini ŞİMDİ ve Lübnan’da açıklamak, son elektirik şebekeleri ihalelerinin gösterdiği gibi ilginç bir şekilde adı çıkmış şirketlere(2) ihaleyi vermek ve “ilişki kurma çabası”nı göstermek, doğu bölgemizde mart ayından itibaren “Serhildan” görüntülerinin, yankısı halinde de “kıtal“lin başlayacağına dair –hükümet karşıtı olması kesin- ilginç beraberliklerin işaretlerinin ortaya çıkması, 2011’in çok ama çok karışık bir havada geçeceğinin ve hatta belki de seçimlerin dahi ertelenmesi ihtimalini ortaya çıkaracağını iddiasız bir şekilde kaydetmek ve bulunduğumuz “taraf”ın en sağlam TARAF olduğunu belirtmek gerekiyor.
Mevlam neylerse güzel eyler!
8.12.’10-Dar’ül Hilafe.
Not:
(&) “furkandergisi.com” adresi şu anda aktif değil; sadece “https://archive.org” araştırmasıyla girebilirsiniz.
2. “Adı çıkmış şirket” meselesinde, ihaleye katılıp İstanbulun iki yakasının, Gediz bölgesinin, Ankaranın tamamının elektrik ihalesini alan şirketin, Ergenekon iddianamelerinde ve delil klasörlerinde Levent Ersöz-İsmail Yıldız-Tuncay Özkan arasında geçen “video çözüm”lerine bakılmasını tavsiye ederiz.
&. Merkezi Borç Stok’unun yıllara gore artış tablosu:
Merkezi Yönetim (İç-Dış) Borç Stoku (Milyar TL)
2002: 242.7 (İç: 149.9; Dış: 92.8 )
2003: 282.8 (İç: 194.4; Dış: 88.4)
2004: 316.5 (İç: 224.5 Dış:92)
2005: 331.5 (İç: 244.8 Dış: 86.2)
2006: 345 (İç: 251.5 Dış: 93.6)
2007: 334 (İç: 255.3 Dış:78.1)
2008: 380.2 (İç: 274.8 Dış: 105.5)
2009: 441.5 (İç: 330 Dış: 111.5)
2010-Ocak: 447.8 (İç: 335.9 Dış:111.9)
2002’den 2010’a artış % 184.
메타데이터
- post_id
- bb5ac2b1a71f
- slug
- sicak-para-yi-yeni̇-farkeden-başbakan-bb5ac2b1a71f
- url
- https://medium.com/@mechula_/sicak-para-yi-yeni%CC%87-farkeden-ba%C5%9Fbakan-bb5ac2b1a71f
- canonical_url
- https://medium.com/@mechula_/sicak-para-yi-yeni%CC%87-farkeden-ba%C5%9Fbakan-bb5ac2b1a71f
- author_url
- https://medium.com/@mechula_
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-06-17 10:21:25