Özlemle Bekliyoruz
Güzel günlerdi o mütevazı arabamızda yolculuk yapmak. Arabanın kliması da yoktu, açardık camları. O zaman üç kişiydik.
Özlemle Bekliyoruz
Güzel günlerdi o mütevazı arabamızda yolculuk yapmak. Arabanın kliması da yoktu, açardık camları. O zaman üç kişiydik.
Mektuplar — 22 Kasım 2025 Cumartesi
Son iki haftadır hikâye yazmaya çalışıyorum. Birincisinde öylesine aklıma ne gelirse yazayım dedim; yazdım. Öylece kaldı… İkincisinde aklımda bir fikir vardı: Oradan yola çıkarak bir hikâye yazabilirdim. Yazdım, ayrıntılarda boğuldum. Tıkandım, yazamadım! Öylece kaldı… Bu hafta mektup yazıp dertleşmek istedim.
O kadar da anlıyoruz iyiden kötüden. İlk izlenimin son izlenim; doğru olduğundan şüpheliyim. Biz de biliyoruz o kadar iyi ve kötüyü! İnsan hep bir sarmalın içinde döner durur mu? Allah’ım ne dersin buna? Şimdi Arvo Pärt’ın Tabula Rasa’sından *Silentium dinlenerek yazılmaz ki bu mektup! İşte böyle bir başlangıç yaparsın! En iyisi ben Constantin Moscovici’nin [Dünya Folk Müzikleri](https://www.youtube.com/watch?v=hYRivTgnvvs)*’ni dinleyerek mektubuma devam edeyim.
*Sen Gelmez Oldun diyor ilk parça. Bu parçayı çok severim. Gülay çok güzel söylerdi. Türkiye’deyken Hyundai Accent arabamızın kaset çalarında daima çalardı Gülay’ın Kalan Müzik’ten çıkan [Damlalar](https://www.youtube.com/watch?v=74LAYoqo0p4&list=PLOP8MwvFE7nPAZchyJqAHfHhnqFaxSKdJ)* albümü. Güzel günlerdi o mütevazı arabamızda yolculuk yapmak. Arabanın kliması da yoktu, açardık camları. O zaman üç kişiydik. Sevgili eşim, kızım V ve ben. Ne güzel günlerdi! İşte çağrışımlara kaptırdım kendimi yazıyorum.
Photo by Haktan Gencal on Unsplash
Bir mektup yazdığımı unutmayayım. Ben iyiyim, biz iyiyiz. Umarım bu mektubu okuyan herkes de iyidir. İyilik, öyle lâf olsun diye söylüyoruz. Bilmez miyim hepinizin vardır bir derdi! Dert etmeyin, tasalanmayın, sohbet ettiğiniz her kişiye “Nasılsın?” diye sorun. Dokunun onun yüreğine.
Çalışıyorum, bu sene iyi gidiyor çok şükür. V yeni evine taşınınca rahatladı. Bir iki sağlık problemi ile uğraştı. Ama çok şükür iyi şimdi. B’den iyi haberler alıyoruz. Güzel kızım üniversiteye iyi bir başlangıç yaptı. F derslere devam ediyor. Dersleri çok iyi, dersler biraz hafif kaçıyor. Maşallah kızıma. Bilim projesi yapması gerekiyor. Konuyu seçti, origaminin uzay teknolojilerinde kullanılması ile ilgili. F de her ergen gibi kendi içinde mücadele ediyor. İnşallah bir liseye başlasın o zaman biraz dersler zorlarsa daha iyi olacak. D de çok iyi idare ediyor bu sene. Hep heyecanlı, okulu çok seviyor. Okulda öğretmenleri ve arkadaşları ile zaman geçirmek ve yeni şeyler öğrenmek onu çok mutlu ediyor. Okuldan bütün haberleri getiriyor bize. Hangi arkadaşının ne zaman doğum günü varmış. Spor dersinde ne yapmışlar. Resim dersindeki proje — Cadılar Bayramı için bir iskelet — az kalmış bitiriyorlarmış. Müzik dersinde Japonca şarkıdan sonra, İtalyanca bir şarkı ve şimdi de Afrikan bir şarkı öğreniyorlarmış. Okulun suyu kesilmiş. Okulun içinde tamir varmış. Tamirciler çalışıyormuş, tam anlamamış o boruların ne işe yaradığını! Hergün bize geliyor “Sizinle biraz konuşmak istedim” diyor. “Tabii kızım ne konuşmak istiyorsun? ” Gündemimizde ne varsa onu tekrar tekrar konuşuyoruz. Her akşam oyun oynuyoruz. Önceleri balonu top gibi kullanarak voleybol oynuyorduk, şimdi evin tamamını golf sahası kabul ederek golf oynuyoruz. Biraz da basketbol. Bütün bunları evin içinde birer imitasyon aktivite olarak yapıyoruz. Küçük kazalar da olmuyor değil! Geçenlerde salondaki abajurun porselen altlığını düşürüp kırdık.
Günlük işler insanın zihninini ne kadar meşgul ediyor. Bulaşık makinesi bozulmuştu. Eve servis çağırıp makineyi tamir ettirmek istedik. Sonunda da başardık. İlk gelen servis otuz yaşlarında genç Amerikalı biri, belli ki bu işi tek başına yapıyor. Problemi görünce panikledi: Makine çalıştırıldıktan kısa bir süre sonra alttan büyük miktarada su akıtıyordu. Durum tespitini yaptı:
— Siz zamanında farketmediyseniz, su alta akarak mutfak tezgahının altına sızmıştır. Ben tamir ederim ama sonra problem tekrar ederse siz mutfak tezgahının altındaki su sızıntısının sebep olduğu problemi sigorta şirketine haber verirseniz, sizin sigorta şirketi de ben tamiri düzgün yapamadım diye beni sorumlu tutar. Benim sigorta şirketim binlerce dolar ödemek zorunda kalır dedi.
— Ee ne yapacağız o zaman? Ne önerirsin?
— Siz dedi en iyisi makineyi değiştirin yeni bir bulaşık makinesi alın.
— Daha makineyi üç yıl önce aldık. Tamam dedim, sen öylece bırak.
Yeni bir makine almaktansa ikinci bir servise daha soralım. Başka bir seçenek de Kazak olduğunu anladığım bir tamirci servisiydi. İrtibata geçmeye çalıştım ama başaramadım. Sonra araştırma yapıp başka bir servis çağırdım. Gelen aksanlı konuşan o da otuz yaşlarının başında genç biri. İlkinden ne kadar farklı, işini biliyor. Baktı, teşhisi koydu. Uzunca sosyolojik bir değerlendirmeye yapmadan: Yerellik, rahatlık insanı pasifleştiriyor, çürütüyor. Göçmenlik, zorluk insanı hareketlendiriyor, yaşatıyor. Bir kaç gün sonra ellili yaşlarında, İngilizceyi çok zor konuşan bir servis elemanı gelip makineyi tamir etti. Kapıdan uğurlarkan sordum. Nerelisiniz diye. Ben Kırgızistan’dandanım dedi, ama Kırgız’a benzemiyordu. Rus olup olmadığını sordum, yarım ağızla onayladı, çekiniyordu söylemek için. Bir önceki gelen genç adam damadıymış. Bişkek’de evim var benim diyor, gider gelirim Kırgızistan’a.
Mektuba iki hafta önce başlamıştım. Bugün 22 Kasım, Cumartesi kaldığım yerden devam ediyorum. V ve B yoldalar, bir iki saatte burada olurlar inşallah. Özlemle bekliyoruz. Çocukların okulu bir hafta Şükran Günü, bir anlamda sonbahar tatiline girdi. Benim için de Amerikanca söylersek kısa hafta olacak, iki gün çalışacağım. Bu tatile hepimizin ihtiyacı var. İyi olacak.
Yarım kalan mektup nasıl tamamlanır? Bu sabah Halide Edib Adıvar’ın (1884–1964) Kalp Ağrısı romanını bitirdim. Şimdi bu mektubu notlar yazısına döndürmek istemiyorum ama Halide Edib’i anlıyorum, duyuyorum, okumayı seviyorum.
Geçen hafta annemi aradım. Sağlığı iyi, doktor randevunlarında ne olduğunu anlatıyor, test sonuçları iyi çıkmış. Öyle kendimi evde gezdiriyorum diyor. Havalar fena değilmiş. Ablamlar onu ara sıra köye götürüp bırakıyorlarmış. Köyün havası iyi geliyor, kendimi daha iyi hissediyorum diyor. Canım annem! Ellerinden öpüyorum, hasretle sarılıyorum. Gurbette zor oluyor, kalbimizin bir yarısı hep memleket tarafında. Kısmetse önümüzdeki yaz Türkiye’ye gitme planlarımız var, ailecek istişare edeceğiz.
Neyse bu mektubu daha fazla uzatmayayım. Gönlünüzce olsun her şey! Leyli aile bulaşmamız için leziz yemekler yapıyor. Ben de salona geçeyim.
[embed]
https://medium.com/@TuncayKaraca/list/mektuplar-550bd19c6412
메타데이터
- post_id
- bb930f6ff68f
- slug
- özlemle-bekliyoruz-bb930f6ff68f
- url
- https://medium.com/@TuncayKaraca/%C3%B6zlemle-bekliyoruz-bb930f6ff68f
- canonical_url
- https://medium.com/@TuncayKaraca/%C3%B6zlemle-bekliyoruz-bb930f6ff68f
- author_url
- https://medium.com/@TuncayKaraca
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-15 02:24:45