Vedalar ve Eylüller
Vedalar ve Eylüller
Eylül ayının vedalarla bir bağlantısı olduğunu düşünürüm. Oysa bu ayın benim için başlangıçları temsil etmesi beklenirdi; çünkü bir eylül günü dünyaya geldim. Buna rağmen eylül, bende hep yeni başlangıçlardan çok vedaları çağrıştırdı.
Belki de bunun nedeni, bu ayın hiçbir zaman tam olarak bir yerde durmamasıdır. Eylül, yazın içinde başlar; sonbahara akar. İkisine de tam olarak ait değildir. Ve ben de bu eşikte büyüdüm — ne gitmeye alışık ne kalmaya yeterince hazır.
Çocukken eylül, yazın elinden tutup götürülmesi demekti. Sanki hayat, avucundaki bir şeyi usulca geri alıyordu; fark ettirmeden, izin almadan. Sonra büyüdüm. Bu kez eylül, başka tür ayrılıkların ayı oldu. İnsanların şehir değiştirdiği, bavulların hazırlandığı, cümlelerin eksilerek kurulduğu zamanlar. Her veda, sanki kendimden küçük bir parçayı da geride bırakmak gibiydi. Bir insana, bir şehre, bir ihtimale, hatta bazen yalnızca bir anıya veda etmek… Kimse “veda” kelimesini yüksek sesle söylemiyordu; ama her şey biraz daha az görünür hale geliyordu. Buluşmalar seyrekleşiyor, yollar uzuyor, herkes bir yöne doğru dağılırken geride sessiz bir boşluk kalıyordu.

Şunu öğrendim: bazı vedalar bir anda olmaz. Hayat, insanları tek tek götürmez; önce arayı açar, sonra sesi kısar, en sonunda yokluk kendini fark ettirir. Bu yüzden sessizlikler de bana hep vedaları hatırlatır. Çünkü bazı ayrılıklar ses çıkarmaz; konuşmalar bitmez, sadece azalır. Ve insan, en çok azalan şeylerde bir kaybın başladığını anlar.
Gitmekle aram hiçbir zaman iyi olmadı. Ama asıl zorlandığım, sevdiğim insanların gidişlerine tanıklık etmekti. Ben hep sabitliğin verdiği huzura sığındım. Fakat tüm çevreniz hareket halindeyse ve kalan sizseniz, sabitlik size yeteri kadar konfor vermez. Bazen yerinde kalmak bile başka bir tür yalnızlığa dönüşebilir. Belki de bu yüzden eylül, bana yasın yalnızca ölümden sonra yaşanan bir duygu olmadığını hatırlatır. İnsan yalnızca ölenlerin yasını tutmaz. Biten çocukluğunun, geride bıraktığı şehrin, zamanla uzaklaştığı arkadaşlıkların, eski aşkların, hiç gerçekleşmeyen ihtimallerin de yasını tutar. Hayat, çoğu zaman büyük kayıplardan değil; sessiz vedalardan oluşur.
Freud, Yas ve Melankoli’de iki farklı kayıp deneyimini birbirinden ayırır. Yasta kişi, kaybettiği şeyin artık olmadığını yavaş yavaş kabul eder. Bu süreç acı verir; ama libido — yani kişinin duygusal enerjisi, bağlanma kapasitesi — zamanla kaybedilen nesneden geri çekilir ve yeniden hayata, yeni ilişkilere, kişinin kendisine yönelir. Kayıp gerçektir, ama hayat yeniden akar. Melankolide ise bu akış durur. Kayıp içselleşir; kişi kaybettiği şeyi dışarıda bırakmak yerine onu kendi benliğine taşır, adeta onunla birleşir. Bu yüzden melankolik insan yalnızca üzgün değildir; kendini de kaybetmiş gibi hisseder. Dışarıdaki boşluk, içeride bir çöküntüye dönüşür. Libido nesneden kendisine geri çekilmez ve zamanla kişinin kendisine yönelen bir yıkıma dönüşebilir. Freud’un en çarpıcı gözlemi burada yatar: melankolide kişi, aslında kaybettiği nesneye duyduğu öfkeyi — farkında olmadan — kendine yöneltir. Sevdiğini suçlayamaz, bu yüzden kendini suçlar. Belki melankoli tam da budur: kaybın, kaybedene yapışması.
Hangisinin bende ne zaman başladığını, hangisinin hâlâ devam ettiğini ayırt etmek giderek zorlaşıyor. O yüzden yasımı tamamen çözmeye çalışmıyorum artık. Onu olduğu gibi taşıyor, bazen içimde tutuyor, bazen de eylülün serin gri rüzgârına bırakıyorum.
“Her ömrün bir eylülü vardır.” Hepimiz o serin sabahı biliriz; elindeki şeyin usulca geri alındığını hissedip de adını koyamadığın o anı.
Murathan Mungan bunu benden çok önce ve çok daha iyi bir şekilde söyledi:
“yazın bittiği her yerde söylenir söylenmeyen şeyler kalır geriye
ve sonra hiç bir şey olmamış gibi ağır, usul bir hazırlık başlar uykuya benzer yeni bir mevsime
orda, burda, ev içlerinde, kır kahvelerinde, deniz kenarlarında incelen yazın akşam esintilerinde zaman usulca sıyrılır aramızdan ta içimizde duyarız gelecek günlerin geçmişini başka ne gelir elimizden büyük bir uzaklığa gülümseyerek geçiştiririz ıskaladığımız şeyleri …..
yaz bitti bitmeyen şeyler kaldı geride … yalnızca üşüyorum şimdi…”
— Murathan Mungan, Yaz Bitti
메타데이터
- post_id
- bc555a830c3b
- slug
- vedalar-ve-eylüller-bc555a830c3b
- url
- https://medium.com/@gbozcan19/vedalar-ve-eyl%C3%BCller-bc555a830c3b
- canonical_url
- https://medium.com/@gbozcan19/vedalar-ve-eyl%C3%BCller-bc555a830c3b
- author_url
- https://medium.com/@gbozcan19
- status
- ok
- fetched_at
- 2026-07-09 16:18:44